Şubat 2019 işkence günlüğü-Islıkçılar yine gözükmeye başladılar

  • 1-2-3 Şubat cıvarı siftah ve bedel muhabbetleri doruklardaydı. Günün her saniyesi ‘Şunun için bunun için’ diye bir işkenceyle geçti. O’na yönelik aşağılamalar da aynen devam etti.
  • 3 Şubat günü çalışmadım. Uykusuzdum. Telefonlara bile bakmamaya, hiçbir iş yapmamaya karar verdim. Farklı illerden, hatta farklı ülkelerden 20 dakika içinde 10 farklı mağdur aradı ya da yazdı. Aynı zamanda sözüm ona mağdurlar toplanacaktık. Beni uyutmadılar. Sonradan anladık ki 2 mağdur daha gece boyu işkenceye maruz kalmış. Sonra birinin baş ağrısı, birinin böbrek sancısı falan aynı anda olacak şekilde 3-4 gün falan devam etmiş. Toplantıyla alakası olmayan mağdurlar da sinirli sinirli bir şeyler yazıyorlar. Büyük işkence altındalar. Örgütlenmeden, bir arada olmamızdan hiç hoşnut değil zihin kontrolcüler.

4 Şubat 2019 Pazartesi

  • Ben işkence başladığından beri böyle bir gün yaşamadım. O’na yapılanlar, o sinir, o hezeyan, bütün gün nefes alamamam… Sadece bir iki ıvır zıvırı halledebilecek kadar çalıştım. Çalışmayı bırak günüm nasıl geçti anlamadım. En sonki günlüğü 3 Şubat’ta yayınladım. Ona istinaden yazdığım şeyleri canlandırarak misliyle işkence yaptılar bütün gün. Hem o yüzdenmiş, hem de ayın 3’ünden 4’üne geçişinin gecikmeli faiziymiş, hem de hep işkence yaptıkları sayıların 1 eksiği ve 1 fazlasında işkence yapılması ve ayın 3’ü yerine 2’si ve 4’ünde işkence yapılacakken, 2’sinde yapılmaması sebebiyle bütün bunların toplu ödemesiymiş. Bir de o güzlüğü yazarak tepkimeye, işkencenin lehine olacak şekilde bileşen eklemişim. Öyle diyorlar…
  • Dün de yine tıpkı halamda olduğu gibi bu sefer de amcamın resmini gösterdiler. Bir süre sonra haber geldi. O amcamın oğlu olan kuzenim, 3 gün önce, yani Şubat ayının başında boyun fıtığından ameliyat olmuş. Hem günlükte eniştemi öldürmelerinden bahsetmemin, hem de Şubat ayına geçişin siftahıymış. (Bu olaydan sonra ay boyunca dalga geçmek için bütün akrabalarımın resmini gösterip duruyorlar.)

5 Şubat 2019

  • Geçen günlükte anlattığım şu Termodinamik Oyunu gereği; zihinsel olarak yaptıkları işkencelerin sarsıcılığı azaldıkça ufaktan ufaktan vücuduma zarar vermeye başladılar. Karaciğere sancı, sivilceler ve cilt sağlığı, vs. vs. Bu sürecin bir ürünü olarak da yazın kızamık çıkartacağımı söylediler. Not aldım buraya bakalım…
  • Çok şiddetli bir baş ağrısı eşliğinde, genel olarak bütün gün süren Voice to Skull’lardan ve acı verici, aşağılayıcı hipnotik işkenceler sabahın ilk saniyelerinden gün sonuna kadar her ay olduğu gibi devam ediyor. Verdikleri düşüncelerin, konuştukları konuların ise ana hatları şöyle:
  1. Bütün emeklerim boşa gidecekmiş. Niye? Okuluma devam etmeyecekmişim. Kanıtlasam bile bulduklarım hakkında Türkiye’de konuşmam yasaklanacakmış. İltica başvurusu yapacakmışım ve gidecekmişim. Yer de Almanya imiş.
  2. O’nun da mağdur olacağını, mağdur halini, acı çekmesini göreceğini söyleyip korkutuyorlar.
  3. Tecavüzcülerden biri olan esmer köşeli suratlı telegramcı resimlerini göstererek ‘Yakışıklıyım ama di mi? Bari onu kabul et..’ diye erkeksi şeyler yapıp sinir bozuyor. O’nun, ailemin, sevdiklerimin hakkında ileri geri konuşuyor.
  4. Çeşitli hastalıklar ve musibetlerle tehdit ediyor.
  5. Mağdurlarla bulunduğum her etkileşimde de aynı şekilde; konuştuğumuz şeylerin uyarlanarak bana işkence yapılması gibi şeyler yaşıyorum. Bugün sabah uyandığımdan beri akşamdan kalmalığı taklit ettiler. Ama öyle böyle değil, bildiğiniz dün içki içmiş gibiydim. Zar zor geçirdim bütün günü.

(Edit: Ve günlüğü temize çekmeye başladığım şu an; her zaman yaptıkları sağ göz ağrısı yine başladı. ‘Al.’ diye bir ses geldi ve düğmeyle basılmış gibi sağ gözüm zonklamaya başladı.)

6 Şubat 2019

  • Yaptıkları işkenceler üzerinden bana hastalıkları tanıtıyorlar. Zihnimde benimle konuşmaları, zihnimde canlandırdıkları ve hezeyan, kriz yaratıcı sahnelerden ötürü ‘Bak mesela şizofreni böyle bir şey. Ve kağıt üzerinde şizofrensin sen şu an. Ben de otorite boşluğundan yararlanıyorum. Ondan oluyor bütün bunlar.’ diyor. Sonra geçen hafta çok yoğun çalışıp bu hafta işkencelerden ötürü çok az çalışabildim. Bunu da bipolar kişilik bozukluğunun tanıtımı diyor. Ayrıca bu bipolar kısmı özellikle Eski Dost içinmiş. Bundan öncesinde de Obsesif Kompülsif bozukluğa benzeyen huylar yaratmışlardı. Yani doktora gitmiş olsam hem şizforen, hem bipolar, hem obsesif, illa ki bunlardan biriymişim.
  • Şimdi hatırlamıyorum ama o sıralar çok belirgin hatırlayacağım yapay rüyalar yapıyorlar.
  • O’nunla ilgili çok ağır işkenceler yapıyorlar.
  • Uzun süredir tuvaletteyken falan eskisinden çok çok daha fazla konuşuyorlar. Şimdi çok belirgin bir şekilde siftah ve bedel oyununu buraya da taşıdılar. Ve bir işkencenin ardından beklenen bomba geldi: ‘S.çtığın için, niye s.çıyorsun ki?…’
  • Taa aylardan beri yaptıkları iğrenç, mide bulandırıcı işkenceler var. Gönderdikleri resimlere beynimin verdiği tepkiyi açıklaması çok güç.. Böyle gözenekleri düzenli olarak devam eden içi irin-yağ-iltihap gibi şeyler dolu desenler, vücut üzerinde lezyon tabakası gibi, çok rahatsız edici görüntüler. Böyle tüylerim dikeliyor, ürperiyorum, bazen midem bulanıyor. Bunları yiyormuşum gibi gösteriyorlar. Yediğim içtiğim şeyler onlarmış gibi hissiyat veriyorlar. Bunlar daha çok babamın üzerindeymiş gibi gösteriyorlar nedense. Şimdi de babama elektromanyetik saldırılar yapacaklarını, cildinin o hale geleceğini, cildinin kızaracağını, iltihaplanacağı gibi şeyler söylüyorlar. Ayrıca; aynı görüntüleri yaparken bazı bazı kolumda, gövdemde hafif yanma hissediyorum. Şimdi de bu olayın bana tesir edeceğini, benim derimin fiziksel saldırılar sonucunda aynı şekilde kızaracağını iltihaplanacağını söylüyorlar. Az önce bahsettiğim cilt sağlığı ve sivilceler gibi ani değişiklikler, yazın kızamık olacağımı söylemeleri de bunun bir devamı niteliğinde..

9 Şubat 2019

  • Aşağı yukarı aynı işkenceler, hakaretler, vs. vs. devam
  • O’na yönelik aşağılamalar ve işkenceler her gün olduğu gibi istisnasız devam ediyor
  • Uyuşukluk, baş ağrısı gibi efektlerle zihin kontrolü üzerinde çalışmamı engellemeye çalışıyorlar.
  • Çok keskin bir şekilde anlık karaciğer sancısı yapıyorlar.

13 Şubat 2019 02:22

  • Özellikle 10-11 Şubattan beri, 3-4 gündür çok kötü işkencelere maruz kalıyorum. O’nunla ilgili tabi…
  • Ve yine son günlük yazımı yazdığımdan beri orada yazanları tekrar canlandıracak şekilde işkenceleri tazeliyorlar.
  • Şu Evrim Oyunu işlemeye devam ediyor.
  • Okulun yarıyıl tatilinin en son haftasında 3’ten 4’e geçiş işkencesinin, tam işin %99’unu 1 günde tamamlayıp ses çıkarmazken, son anda kalan %1’lik ıvır zıvırın işkenceler yüzünden 10 gün sürmesi işkencelerinin doruklarını yaşıyorum. Tatilde bitirmeyi planladığım her şeyi bitirdim. Sadece 3-5 tane angarya iş kaldı, sadece bir yarım gün alacak, yarım gün… Ve 3 gündür bitirmeye çalışıyorum. Sonra hesapta olmayan ve acil halledilmesi gereken bir iş çıkıyor, onu da bitireyim o da aradan çıksın diyorum, sonra bir önceki büyük %99’luk kısmın kalan %1’lik işkence periyodunda iken, bu sefer işkence içerisinde son dakika işlerinin kalan %1’lik işkencesini de çekiyorum. Öyle diyorlar. 3-4 gün şöyle safkan, hiçbir şeye bakmadan tatil yapayım diyorum, tatilim her gün verilen 3’er 5’er saatlik abuk sabuk molalara dönüşüyor.
  • Ruhsal durumumla uğraşmaya devam etmeyi bırakana kadar bu hayat böyle devam edecek gibi gözüküyor.
  • Ha bir de; yine dün spor sonrası işkencelerde rutin hiç değimesi, aynen devam ediyor.

19 Şubat 2019 19:53

  • Dün, yani 18 Şubat günü, okulun başlangıcı olması sebebiyle işkenceler had safhaya çıktı. Öyle böyle değil… Gelmiş geçmiş en ağır işkencelerden.. O’nunla ilgili işkencelere devam ediyorlar. Okula gidiş geliş yolunda hiç değişmiyor, her şey aynı… Bir de şimdi derslerde de uğraşmaya başladı. ‘Okuyamazsın!!! Senin neyineymiş okumak!!!’, ‘Hayır ya, istemiyorum okumasın, öğrenmesin.’ diye cırtlak cırtlak bağırıyor. ‘Sen kimsin lan benim sırlarımı öğreneceksin?’ gibi sözlü yorumlar eşliğinde. Sanki ben aşiretten kurtulup okumaya çalışan biriymişim de o da beni okuldan almaya çalışan aşiret mensubuymuş gibi davranıyor.
  • ‘O kim lan?’, ‘Ne biliyormuş lan o…’ gibi sözlerle okuldaki hocalarımız da aşağılamaya başladılar.
  • Siftah ve bedel, ‘Şunu şunu yaptığın için.’ diye yapılan işkenceler; Eski Dost’un olayından yapılan intikam işkenceleri iyice b.ku çıkmış şekilde devam ediyor. Günün her anında, her bir hareketinde bir çağrışım yapılarak mutlaka O’na yönelik bir aşağılama yapılıyor.
  • Son 3 senedir sürekli olmak (Ve tam şu anda aynı işkenceler başladı) ama özellikle son bir senedir daha fazla olmak kaydıyla sağ beyin aktiviteme yönelik inanılmaz bir işkence var. En ufak bir müzikte, kazara bir sokak müzisyeninin çaldığı müziği duysam bile hemen işkence başlıyor. Anlatılır gibi değil. Müziğin tamamen yasak olduğu, buna rağmen zihnimin içine zorla müzik verip bununla birlikte işkence yaptıkları bir diktatörlükte yaşıyorum. Film, kitap falan mümkün değil. Tatil günlerimde zorla tavana baka baka yatırıyorlar en iyi ihtimalle. Kendi kendime uzaklara daldığım zamansa ‘Gevşediğin için.’ diye aynı işkenceler devam ediyor. Yaratıcılığım ve hayal gücüm artıdan eksiye çevrilerek bana işkence yapmak için kullanılıyor. 3 senedir böyleyim şaka maka… Sebebi de şuymuş: ‘Eski Dost’un sağ beyinden nefret etmesi, görüştüğümüz zamanlarda bana sürekli ‘mantıklı düşün.’ demesi ve benim onu dinlememem.’
  • Son 10 gündür falan kafamda çok ağır küfürler duyuyorum. Bir başlıyor 30-40 saniye boyunca ‘Sen kimsin lan. a… çocuğu! Sen kimsin lan!’ falan falan diye. Telegramcıların ve yardakçıların bana ettikleri küfürlermiş bunlar. Bir taraftan arada sırada beni güldürmek için kendilerine de küfür ediyorlar. İşkenceleri yapan ve zihnime kendi pornografik görüntülerini veren, ilk yazıda anlattığım şu esmer, köşeli suratlı ıslıkçıdan bahsederek ‘Asker o asker.. Sen bir askere bir şey yapamazsın şey, Feyyaz.. O tecavüz eder istediği kişiye, hesap da vermez, karışamazsın…’ diyor. Sonra bir ara ‘Üff al bak bal sarı tanga giyiyorum. G…ü s…k ast subayım ben bak.’ diye iddiaını kanıtlar nitelikte resimlerle kendisini aşağılıyor. Sonra sözüm ona karısıyla beni pornografik olarak resmediyor. ‘Al g…ü s….k ast subayın karısını da sen s…..’ diyor…
  • Bu aralar bir de sürekli yaptıkları işkenceleri itibarsızlaştırmaya, sanki önemli bir şey değilmiş gibi algılatmaya, unutturmaya yönelik telkinler alıyorum çaktırmadan. İşkenceyi hem gittikçe ağırlaştırıp, hem de daha ağır bir senaryoyu hayal ettirerek ‘İstesem yapabilirdim, yapayım mı lan şimdi! Şanslısın bence sen…’ diyor. ‘Ya işte kanıtlarsan dava edersen falan yapacağız bir şeyler, rahat bırakacağız, sen de unutup gideceksin.’ diye senelerce çektiğim işkenceleri unutturup basitleştirmeye çalışıyor. Bayanları keyfi olarak gözetledikleri, mahremlerinin, çıplak görüntülerinin saklanıp koleksiyonlarının yapıldığını inkar ediyor, vs. vs.
  • Uzun süredir devam eden bir unsurun devamı olarak; ne zaman ailemle oturup iki laf etmeye çalışsam bin bir işkence içerisinde yapıyorum bunu. Hep bir hezeyan, hep bir sebepsiz panik, hep bir taciz, beni muhabbetten alıkoyacak, salıverip konuşmaya devam edemeyeceğim ağırlıkta işkenceler… Hipnoz çok ağır olduğu zaman annemin babamın aniden öksürmesi, hapşırması falan bile beni sinirlendirmeye yetiyor bazen…
  • Bütün bunları yaparken kendisinde ‘kekoluk sendromu’ denen bir çeşit sendrom olduğunu; doğru düzgün işine devam eden, kendi halinde yaşayıp giden insanları, huzuru baltalamadan duramadığını, bu yüzden kendisine anlayış gösterip bir süre idare etmemi rica ediyor.

20 Şubat 2019 saat 21:30

  • O’nunla ve özel hayatla ilgili yaptıkları işkencelerde hem daha fazla sinirlendirici, hem de önemsizmiş gibi gösteren telkinleri devam ediyor.
  • ‘Ya bakıyoruz işte beğendiğimize arada sırada ne olacak? Kimin haberi olacak?’
  • ‘Allahını seversen Feyyaz, senin elinde o kadar dinleme, izleme imkanı olsa; bütün kadınları izlesen, mahremlerini vücutlarını merak etmez misin? Şu konumda olsan ne yaparsın yani, elini vicdanına koy…’
  • ‘Normalde amacımız mahrem değil, gerçekten… Ama güzel bir şeyler denk gelirse faydalanıyoruz azıcık…’
  • ‘Hem hakkım var ki zaten benim buna… Hakkım olduğu halde açıklama yapıyorum, şanslısın bence.’
  • ‘Daha önemli şeylerle uğraşıyoruz. B.k püsür bunlar. Nolmuş yani iki g.t m.me görüyorsak, çok mu?’
  • ‘Geçen gün baktık O’na; hiiç keyfi yerinde öyle, sağlığı da. Aynı takılıyor. Anladın sen ayrıca…’
  • ‘Mahrem bizim için önemli değil. Mahremine s.kayım ayrıca…’

gibi….

TÜM DÜNYA, TÜM TARİH, TÜM KANITLARIYLA SİZİ PORNOCU VE TECAVÜZCÜ OLARAK BİLECEK VE BUNDAN KAÇAMAYACAKSINIZ!!!!

Hiç olmadığı kadar ıslıkçı bombardımanına maruz kalmaya başladım, takip ediliyorum düzenli olarak….

Vee bugün olay patlak verdi. Sabahtan beri aşırı iyi davrandılar. Birkaç pürüz dışında iyi bir gün geçirdim diyebilirim. ‘Kesin öleceğim herhalde. Bir iyilik çökermiş ya insana ölmeden önce.’ diye düşünürken uzun süredir ortalıkta olmayan ıslıkçılar yine piyasaya çıktı. Eve dönüş yolunda; mahalleme yakın yerlerde, imalarıyla beni takip ettiğini apaçık belli eden hareketlerle başladılar yine tacizlere. Bakın zihin kontrol manipülasyonu değil, mağdurlara tuzak kurmak için yaptıkları benzerlikler değil. Takip ettiklerini ve rahatsız etmek istediklerini apaçık belli eden ıslıkçılar…

Bir tanesi lise öğrencisi kılığına girmiş bir muhbir, bir figüran. Diğeri de gözlüklü, mühendisimsi tipi olan; 35-40 yaşlarında bir dallama. Tecavüzcüler piyasaya çıkmaya başladılar. Havaların ısınmasıyla ortaya çıkan haşereler gibi.

Lise öğrencisi kılığında olan ıslıkçı metrodayken taa yolda bir iki tane şüpheli harekette bulundu. Tipi özellikle seçilmiş. Suratı hafiften köşeli, saç şekli aynı Eski Dost gibi, geniş alınlı, geniş suratlı, esmer tenli bahsettiğim bütün tecavüzcülerin bileşimi olan bir tecavüzcü bir tip adeta. Zayıfça bir şey. 1.75 boylarında. Pantolonu siyahtı, beyaz zeminde siyahlı bir ayakkabısı vardı. Lacivert bir mont, siyah bir çanta. Daha çok meslek liselilerin kullandığı cinsten ufak, sportif olanlardan. Her iki gözü de birbirine o kadar paralel ki, hiçbir şehlalığı asimetrikliği falan yok. Yalnız konuşmasını pek bilmiyor, ergenliğine veriyorum. Asansöre binerken son anda yetiştim, teşekkür ettim beklediği için. ‘hhmhmmhm’ diye bir şeyler mırıldandı rica ederim anlamında… Yaşı küçük olan röntgenci sapık tecavüzcülerden biri. Metrodayken arada sırada kontrol etmek ister gibi bana bakıyordu. Bir tarafta ‘Ya oğlum liselinin biri işte ya.’ diye düşünürken bir taraftan da bunların her kesimden adamı olabileceğini aklıma getirmeye çalışıyorum. Derken kendini belli etti zaten. İneceğim durak geldi, kapıya yaklaştım, o da kalktı, kalkınca birkaç saniye bana baktı. Tanıdığım biri gibi, ya da dalga geçer gibi… İmalı yani… İnsana neye baktın diye sordurtacak cinsten. Aynı kapıdaydık. Sonra birdenbire metroda hıphızlı yürüdü ve iki kapı yana gitti, oradan indi. İnerken de bir işaret çaktı. Asansöre binişten itibaren takip etmeye başladım. Dışarı çıkılan merdivende zaten belli eden hareketi bilerek yaptı. Daha telefonlar çekmeye başlamadan cebinden telefonu çıkarttı, doğru düzgün tuşa falan basmadan ‘Alo alo nerdesin.’ falan diye konuşur gibi yapmaya başladı. Merdivenden çıktık, 2-3 metre önümde yürüyor o. Yürümeden önce bildiğin kafasını 180 derece çevirip özellikle bana baktı. Gözleri beni arıyor yani, normal değil hareketleri… Sonra hızlı yürümeye başladı, köşeyi dönmek üzereyken arkasını dönüp yine bana doğru baktı, 10-15 metre mesafe varken. Sonra o döndükten sonra ben de biraz hızlıca yürüyüp caddeye çıktım. Aramızda bu sefer 25-30 metre vardı. Sonra arkasını dönüp yine bana baktı… Yolda başka kimse yok… Sonra ben de aynı telefon harekatını başlattım, koşar adımlarla telefonla konuşurmuş gibi yapa yakaladım, yanına kadar gittim. Sesimi duymaya başlayınca yolun karşısına geçti. Biriyle konuşurmuş gibi yapmaya devam ediyor. Ben de artık rahatsız etmekten çekinmiyorum. Gepgeniş bir alanda telefonla konuşmak için tam dibine gidiyorum, yanında konuşuyorum. O esnada da görüyorum yan yan sürekli bana bakıyor. O vakitten sonra yüzü biraz değişmeye başladı. Bilmiyorum ona söylenen amaç neydi, bana öyle sürüngenlik yapıp gidecek miydi, benim onu takip etmem planda var mıydı yok muydu bilmiyorum. Ama birazcık endişeli, sıkılgandı hareketleri. Sonra yürümeye devam edip bir tane markete girdi. Marketin ötesinde bir sigara içip bekledim. O gün zaten spora gidecektim, vakit sorunum yoktu. Marketten gözleri fellik fellik beni arar şekilde çıktı ve gördü.. Marketten hiçbir şey almadı bu arada… ‘seni seni…’ diye takibe devam ettim. Sonra da yine arada sırada telefonla konuşuyormuş gibi yaparak yürümeye devam ediyor. Bu sefer alel acele başka bir markete girdi yol üzerinde… ‘Bekleyeceğim ulan seni.’ dedim. Görülmeyecek bir yere geçerek yaktım sigarayı başladım beklemeye. Tam 20 dakika, evet tam 20 dakika çıkmadı marketten. Ve elinde de sadece bir cips vardı. Çıkınca beni aramadı gözleri bu sefer. Bilmiyorum biri haber verdi mi hala orada diye yoksa gittiğimi mi düşündü. Muhtemelen etrafta benim fark etmediğim bir iki adamları daha vardı. 20 dakika markette bekledikten sonra, elinde sadece bir cipsle, yüzünü kameralardan saklamak ister gibi hareketlerle yürümeye başladı. Sonra ben de artık 2 metre falan arkasındayım. Beni görmesinde, rahatsız etmekte bir sakınca görmüyorum. Bir ara karşıdan karşıya geçerken gözüme bir karartı, bir sersemlik geldi. Kaybeder gibi oldum… Manipülasyonun etkisi geçince baktım karşı yola geçmiş yürümeye devam ediyor telaşlıca…Cadde boyunca yürüyor öyle… Bir taraftan da diyorum ‘Şimdi ben bunu akşam boyu takip etsem nereye götürecek? Muhtemelen atlatır, sokakta kalır ama üstüne götürmez, mümkün değil. Ulan uyuzluk olsun diye geceyi ben de sokakta geçirsem? Maksat kapana kısılsın öyle…’ Hayır bunları ‘Kim olduğunu biliyorum, söyle kim gönderdi lan seni diye bildiğiniz dövsem falan konuşurlar mı konuşmazlar mı çok merak ediyorum, hiç denemedim… Yetkim yok sonuçta.. Başım belaya girebilir muhtemelen.. Zaten işlerine gelince varlar işlerine gelince yoklar. İşleri güçleri nerede mutlaka kara geçecekleri bir fırsat var ancak orada kendilerini göstermek ‘top secret’ diye… Kaypak, silik herifler..’

Neyse… En son bir ara kaybedip tekrar yakaladığım sırada koşa koşa giderek hemen dibine girdim. Telefonla konuşuyormuş gibi yaparak bağıra bağıra ‘Oğlum adam avcumun içinde, dalıyor muyuz dalmıyor muyuz karar verin hadi.’ diye birinden talimat bekliyormuş gibi yaptım oyunu bitirmek için. Bu cümleyi duyduğu anda birazdan dayak yiyeceğini sandı, anında sola kırdı, karşıda bir dükkanın orada oturmaya başladı…:)) Sonra bir öte sokağa girerek biraz gözükmedim. 1 dakika sonra döndüm, baktım hala aynı yerde, elleri cebinde endişeli endişeli bekliyor. Beni gördü. Aynı beklemeye devam. Tam yanından geçerken ‘Yaa ben dedim işte bir daha geçme buralardan s….ler belanı’ diye telefonla konuşuyormuş gibi söyleyerek yoluma devam ettim. Sonra muhtemelen cadde tarafından değil orada ara sokaklardan yol bula bula kurtuldu oralardan…

İkinci tecavüzcü de aynı günün akşamı spordan çıkınca gözüktü… Ama gün bütün gün bana o kadar bir hezeyan, o kadar şüphe duygusu veriyorlar ki, elimde olmadan 3 senedir tanıdığım birinin bile aslında ıslıkçı olduğu düşüncesini ısrarla aşılıyorlar. Muhakememi yanıltmak için. Spor salonunda da tam o gün enteresan enteresan tipler gelmiş. Bir de beni gören herkes bir daha bakıyor alıcı gözüyle… Yani normal insanlara da bu şekilde baktırtıyorlar. Islıkçıyı sadece size dönüp manalı bir şekilde bakmasıyla ayırt etmeniz mümkün değil… Spor salonunda %99 yoktu bir şey, hepsi zihin kontrol ürünüydü. Kalan %1’lik ihtimalle varsa da fark edemedim demektir…

Neyse; çıktım spordan, tam o sıralar mağdur bir arkadaşla konuşuyorum telefonda eve doğru giderken… ‘Napıyorsun?’ dedi. ‘Hiiç ıslıkçılarla yakalamaca oynuyorum sabahtan beri sen?’ dedim. Sonra muhabbet devam ederken bir baktım şu gözlüklü ve sakallı olan yine aynı hareketlerle falan önünden geçerken bana bakıyor. Yaşı 34-35 cıvarı. Koyu mavi, yağmurluk benzeri uzunca bir montu var. Siyah bir çanta, yine siyah bir pantolon. Hafiften kır sakallı, sadece çene kısmındaki sakallar beyazlamış özellikle. Mavi çerçeveli ve köşeli ve kalın bir gözlük. Dolgun dudaklı…:))) Biraz masum bakışları var. Saçları da özellikle yan taraflar kırlaşmış hafif beyazlı siyahlı. Ön tarafı dik saçlarının.Onu geçip birkaç metre yürüdükten sonra aniden arkama döndüm. Direk döndüm ama. Bir baktım beni izliyordu ve hemen kafasını çevirdi. Sonra da telefonda mağdur arkadaşla konuşmaya devam ederken ‘Ahanda buldum bir tanesini daha hemen burada şu an.’ diye falan imalı ve orada bulunan birini telefonda başka biriyle konuşurken aşağılar bir şekilde konuştum. Biraz üzerine alındı. Ağzında sakızı caklata caklata karşıda az önceki ıslıkçının girdiği markete doğru yürümeye başladı. Arkadaşa ‘Ben arayacağım seni şimdi.’ dedim ve kapattım. Sonra da ben de karşıya geçtim, ona hiç doğrudan bakmadan markette olan bir arkadaşımı bekliyormuş da telefonla onu arıyormuş gibi yaptım. Gayet akıcı bir konuşma şeklinde. Bir baktım o da beni yan yan süzüyor, hafiften gülüyor falan… Tamam seni de tescilledik. Sonra da ben oradan adım adım uzaklaşırken kenardan kenardan, park etmiş minibüslerin arkasına arkasına geçerek kaybolmaya çalıştı, peşinden gitmedim…

O gün muhtemelen başka başka ıslıkçılar da vardı ama sadece bunlar kendilerini bana fark ettirdiler ve zihin kontrolcüler de sadece bunları fark etmemi engellemediler…

Bir diğeri de 28 Şubat tarihinde oldu. Yine metro çıkışı…. Yolda genelde kitap okurken bu sefer aşırı bir dalgınlık oluştu, okuyamadım. Koydum kitabı çantaya uyuklamaya başladım. Sonra hangi durakta metroya bindiğini takip etmediğim birisi vardı. 25-30 aralığındaydı yaşı. Yine saçlar Eski Dost gibi, yine köşeli suratlı. Burnu düz. Siyah dar paça bir pantolonu vardı. Omuza asılan bir bilgisayar çantası, gri ayakkabısı. Açık renkli bir montu vardı, içinde de koyu kahve rengi iç fermuarlı ikinci bir üst vardı. Tip olarak aynı cool mühendislik öğrencilerine benziyordu. Zihin kontrolcüler dikkatimi ona çektiler, ama çok hafif bir şekilde. Liseli ıslıkçıya benziyor, onun büyümüş hali gibi. Bana yönelik çok ciddi bir iması da olmadı. Bir kereliğine bütün yolculara baktığınız şu genel hareket esnasında göz göze geldik o kadar. Hareketleri diğerlerine göre daha seriydi, kendini fark ettirmek istemiyordu. Ama öyle bir an dikkatimi çekti, sonra unuttum gitti yolda uyukladım. Sonra ineceğim durak geldi. İnmeye hazırlanırken toparlandım, ayıldım. Bu yine bana şöyle bakıp bıyık altından güler gibi, beni tanır gibi bir bakış attı. Bu sefer dikkat çekti yani. Sonra da merak ettim. Benim ineceğim durakta mı inecek… Ve evet… Uzun süre normal davrandı davrandı, tam metro durduğu zaman inmek üzere kalktı. Önceden kalkmadı, bekledi. Yanımdayken de benim hareketlerimi taklit etti üstünü başını düzeltirken. Güzel…

Ben de metrodan inerken sadece bir adım attım. Gideceğim yöne dair hiçbir ip ucu vermeden, telefona baka baka çıktım metrodan. Küçük bir adım attım ve bir süre bekledim. Yoluna transit devam etmedi. Ben bir tarafa yönelmediğim için bir süre o da bekledi, ne tarafa gideceğini bilemedi. Şöyle yan gözle baktım, hafiften sırıtıyordu, tabelalardan yönünü bulmaya çalışıyormuş gibi yaptı ve sola döndü. Evet… Sen de hoşgeldin… Ama bunun hiç öyle tip tip hareketleri yoktu. Son derece yüzeysel bir iki ima ile belli etti sadece. Fark etmeyebilirdim yani. Zihin kontrolcüler uyardılar dikkat etmem için… Sonra ben buna uzak mesafeden aynı tarafa yöneldim. Hiç arkasına bakmıyor. İlginç… Birinci merdivende 10 metre kadar arkasından ben de çıkmaya başladım. Hiç arkaya bakmasa da şöyle milimetrik hareketlerle benim olduğum tarafı merak ettiği belliydi. Hani otobüste biri sizi rahatsız eder de hafiften dönersiniz ya rahatsız olduğunuzu belli edercesine, onun gibi… Sonra ikinci yürüyen merdivende biraz daha arayı açtım. Dedim ki orada arkasına bakacak ve beni kontrol edecek. Eğer mesafe uzun olursa arkasını dönerken belli bir çapa kadar kimseyi görmeyince kendine güvenecek ve tamamen dönecek. Benim orada olup olmadığıma bakacak. Biraz daha bekledim. Merdiven daha uzundu bu sefer. O son dörtte birlik kısımdayken ben yeni çıkmaya başladım. Ve evet… Kafası usul usul, usul usul arkaya döndü ve bana baktı. Ben de zaten dikkatlice tecavüzcünün kendisine bakmaktaydım. Beni görünce aniden döndü önüne, iğne batmış gibi… Sonra da önündekileri geçip merdivenin sol tarafından yürümeye başladı. Çok hızlı yürüyordu.

En son çıkışa geldiğimiz zaman turnikelerden geçip U dönüşü yapılan bir yer var. Oradan dönüşü yaparken de doğrudan kafasını çevirmeden, benim kıyafetlerimi, tipimi tanımak istercesine hafif yan bakışlarla geçti. Sonra da dışarı çıktığımızda hızlı hızlı ilerlemeye başladı. Dedim yine biraz eğlensem mi? Ama haftanın son günüydü, yorgundum, uğraşamadım, bıraktım…

Taa ilk karşılaştıklarım, karşılaşıp da buraya yazmadıklarım, yazmayı unuttuklarım ve bunlar… Hepsinde gerçekten insanı iğreti eden bir yön var, bir his var açıklayamıyorum. Böyle sizi rahatsız edercesine, sizi huzursuz etmek istediklerini belli ederek yaptıkları tacizler ve sürüngenlikler sırasında yüz hatlarından okunan o kibir, o ‘Sen kimsin, sen benim kim olduğumu biliyon mu?’ diye içten içe sizi özelinizden, sizi fişlemeleri üzerinden aşağılayan halleri, bıyık altından gülümsemeleri, genel hal ve hareketleri ile insanları küçücük birer cisim gibi gören karakter(sizlik)leri… Sizin özel hayatınızın gizliliği kurallarını çiğneyerek her bir şeyinizi fişleyip sonra da ‘Bak ben seni izliyorum.’ diye gelip size imalı imalı yaptıkları kibir şovlar, bakışlarından o kadar anlaşılıyor ki… Yani hepsinde bu iğrençlik, tecavüzcülük, sapıklık, sübyancılık, bayanların mahremine yönelik saplantılı, şişme bebekçi sapıklara benzeyen durumları çok rahat bir şekilde anlaşılıyor. Algılayabiliyorsunuz o kibirlerini, megalomanlıklarını. Islıkçıların hepsinde var bu… Tüylerinizi diken diken ediyor. Adeta hipnotize edilmiş, büyülenmiş gibiler… Aynı kendilerinden olmayanların dışlanmasına sebep olan ve tarihin en korkutucu deneylerinden olan şu Stanford Deneyindeki öğrenciler gibiler…O çetecilik, o sübyancı, röntgenci, tecavüzcü FETÖ’cülük… Ve ben o günlerde, yani şu saydıklarımda; benim bütün mahremimi bilip bana işkence yapan, daha da önemlisi, çok daha önemlisi; O’nun gözetleyip O’nun mahremini izleyip gelip bana bunun tacizini yapanlarla, O’nu gözetlemiş olanlarla karşılaştım. Sinirlenmemeye çalıştım, sadece yapabileceğimin en iyisini yaptım. Kendi kendime sürekli karşındaki o kişinin O’nu gözetleyen ve sana bu işkenceleri yapanlardan biri olduğunu, karşındaki kişinin gözlerinin en ufak bir gözetleme, röntgenleme amacıyla O’na kast ettiğini kendi kendime defalarca söyledim. Kabullendim ve içselleştirebildim. Biliyorum ki günlerden bir gün sinirlenmemem için hiçbir neden olmayacak… Uzun bir süreden sonra tecavüzcülerle sokakta tekrardan yüzleştim….Dikkatimin biraz açılmasını sağladı. Bir sorun yok, şu an için sabırla gerekeni yapıyorum… Lise öğrencisi yaşında birinin olması zaten bütün mahremin, bütün gizli bilgilerin lise öğrencisi veya yaşında olan çete üyelerine ve arkadaşlarına kadar yayıldığını, eğlence için paylaşıldığını gösteriyor. Herkes için geçerli bu…

Sadece şunu diyeceğim. Ben kolay kolay insanlarla dalga geçmem ya da aşağılamam. Üstün bir özellik olarak söylemiyorum. Dikkat etmem insanların giyimlerine kuşamlarına. ‘Ay şuna bak hala Converse giyiyor.’ diye bir cümle falan geçmez aklımdan yani. Fazla dikkat etmem insanların tiplerine, konuşmalarına falan… Ama yemin ederim ki, ekmek Kuran çarpsın ki bunlar kadar şerefsiz, iğrenç, boşuna Oksijen, boşuna para ve kaynak tüketen, bunlar kadar parazit insan yığını görmedim….

Ve tabii işkence bu tecavüzcülerle de devam ediyor zihnimde… Onları takip ettiğim esnada da yavaşlatıcı unsur olarak yaptılar….

Şubat ayının son haftası

Günlerini tam hatırlamayıp not aldığım birkaç şey daha var:

  • Özellikle son günlerde yapay rüyaları çok yoğun bir şekilde yapıyorlar. Rüyaları o kadar gerçekçi bir şekilde yaşıyorum ki, uyanınca bir süre gerçekliği algılamakta zorlandığınız cinsten rüyalar oluyor. Çok iyi hatırladığım bir tanesinde abim kör oluyordu. Senaryoyu hatırlamıyorum ama böyleydi. Kabustan öyle bir uyandım ki; birkaç saniye abimin gerçekten kör olup olmadığını hatırlamak için en son görüştüğümüz zamanı anımsamak zorunda kaldım. Sonra uyku sersemi tam rahat bir nefes alacakken şu kriz geçirten işkenceyi yapmaya başladılar. Aynı su içen birinin boğazına tekme atmaya benziyor bu. Bilinçaltınız gevşerken o işkenceye başlamak… Sonra da bir sahne gönderdiler. Beni yakalamışlar. Kendisini temsil ettiği bir adam var. Abim de az ötede bir sandalyde elleri bağlı, bir tane telegramcının adamı elinde kızgın demir tutuyor, gözlerini kör edecek. Sonra da konuşmaya başlıyor ‘Sen şimdi yapay kader var. Zaten benim bu mücadeleyi yürüteceğim de belli. Zaten kimin ne başına geleceği de belli diyorsun ya. Ben uğraşmayı bıraksam da yine imalı rakamlarla imalı tarihlerle yakınlarımın başına bir şey gelecek, matriks değiştirilemez, hatta mücadele etme isteğim dahi onların elinde diyorsun ya..’ diyor. ‘Şimdi ben o adama o emri versem, gözlerini kör etse onun. Hala diyecek misin yapay kader’ diye tehditler söylemeye başladı…. Sonra da bir baş ağrrısıyla gecenin 4’üne doğru tekrar uyuyorum. Sabah uyanınca da ‘Öyle bir şey olmuş olsa zaten korkup vazgeçmen de yapay kaderin bir parçası. Öyle bir şey yok yani…’ diyor… Bu arada kabustan uyandığımda saat tam 3:51 oluyor… Yine yatmaya karar verdiğim saatlerde yine 23 gibi, 19 gibi sayılar, sabah dışarı çıkmadan önce saate baktığım zaman yine 13, gibi, 16, gibi, 41 gibi küsüratlar… Hep böyle geçiyor…
  • Sürekli geleceğe dair tehdit senaryoları devam ediyor. Daha şimdi bana ‘Kör olan sen olacaksın sen…’ diye söylediler yazarken mola verdiğim sırada…
  • Yine sözüm ona bir kehanet olarak Tayyip Erdoğan’dan sonraki Cumhurbaşkanının Berat Albayrak olacağını söylediler. Yazıyorum bakalım…
  • Şu Evrim Oyunu ya da Termodinamik Oyunu diye uydurdukları işkence tamamen suyunu çıkartmış bir şekilde devam ediyor.
  • 23 Şubat tarihinde çok şiddetli, şimdiye kadar hiç olmamış derecede kulak çınlaması ve uğultusu verdiler. Nasıl ama? Çın, çın, çın… Kafamın içinde duyuyorum bildiğiniz…
  • Dışarıdaki ıslıkçıların yanı sıra bir sürü trol de kendini açık etti Facebook’ta… Hele ki bir tanesi… Herkese ‘Ben de mağdurum ben de mağdurum’ diye yaza yaza aramıza girmeye çalışıyor. Ondan sonra birinden ‘Durumum kötü dişçiye gidecek param yok diye üstü kapalı bir şekilde yardım istiyor. Arkadaş da tam kıyamayıp verdiği adrese para göndereceği sırada bir bakıyor ki Facebook’ta bunu engellemiş. Sonra da benimle trol olduğunu belli eden bir konuşma yapıyor. Sonra bazı bazı trol hesaplar yine çağrışımlı kelimeler ve ifadeler yardımıyla trol olduklarını söylüyorlar. Baya baya salça olmaya başladılar yani… Bilhassa sosyal medya çok yoğun.
  • Gelirim arttıkça işkence yapıyorlar. Bir gün daha fazla para geliyor, işkence artıyor. Genelde ay sonu gelen para artar. Ay sonu kapanış diye daha fazla işkence yapıyorlar.
  • İnternet ile alakalı olan bir derse çalışıyorum. Daha doğrusu çalışmaya çalışıyorum. Bin bir türlü aksiliğin ürünü olarak ilk quizlerden 20’li 30’lu notları ancak alıyorum hiç çalışamadan. Sonra ‘İnternet bizim oğlum.’ diye işkence yapmaya başlıyorlar. Yine bakayım konulara diyorum. Yorgunluk veriyorlar, çalışmama engel oluyorlar. İlk sınavlardan siftah niyetine düşük notları aldıktan sonra biraz çalışmama engel olmuyorlar. Ama bu sefer de bakın itinayla söylüyorum: Çalıştığım sırada bana Facebook’tan veya Watsapp’tan mesaj gelmeden saniyeler önce işkence yapıyorlar. Yani dersime çalışıyorum. Sonra kısa bir işkence, birkaç saniye zihinsel acı çekiyorum. Bu birkaç saniyenin sonunda da bana mesaj geliyor. Bu böyle 10-15 kere falan oldu. ‘Bana ne bizim konulara çalışıyorsun korkuyorum ben de…’ diye işkence yapıyor. Şimdi diyeceksiniz ki bu adeta Sefiller kadar roman olan günlüklerden sonra ‘dediğinin doğru olduğunu nereden bilelim?..’ Bunu diyenlere şimdilik bir diyeceğim yok. Yemin etmek dışında.. Belki de siz yıllar sonra bu günlüğü okurken diyeceğim bir şey mevcuttur, bilemem. Ama bu noktaya dikkat çekiyorum tekrardan: Birkaç saniyelik acı veriyorlar. Acı sonlanınca mesaj geliyor. Veriyorlar, sonlanınca mesaj geliyor. Ben müneccim miyim? Hepsinin benim bir hezeyanım, şizofrenim ya da farklı bakış açım olabileceğini düşünen bir insana; nasıl oluyor da beynimin mesaj gelmeden birkaç saniye önce kriz yaşamasını sağladığımı sormak istiyorum. Hem de ders çalışırken, yani yüksek zihin aktivitesindeyken…
  • Yine son günlerde uykulu uykulu yattığım zaman; tam uykuya dalacakken uyandırmaları moda oldu. Tam uykuyla uyanıklık arasındaki evre vardır ya… Hem ayıksınız hem değilsiniz… O sırada ya korkutuyorlar, ya O’nunla ilgili bir şey söylüyorlar falan.. Birkaç kere tam uyuyacakken uyanıyorum böyle. Ya da stresli bir olay karşısında tam rahatlayacakken yine basıyorlar işkenceyi…

Diğer günlük yazılarını tam liste halinde görmek için buraya tıklayabilirsiniz.

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?


BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

About Feyyaz Yükselci 122 Articles
Elektronik Haberleşme Teknolojisi öğrencisiyim. 1993 doğumluyum. Maruz kaldığım telegram zihin kontrol işkencesini not aldığım günlükleri, araştırmaları Düşünce Polisi'nde yayınlıyorum ve diğer tüm zihin kontrol mağdurlarının çalışmalarını da paylaşıyorum. Sitedeki yazılardan telegram zihin kontrolünü ilk defa duyan birisi olarak rahatlıkla bilgi edinebilir, tüm gelişmeleri birincil kaynaktan takip edebilirsiniz. Telegram zihin kontrolü bir komplo teorisi değildir. Son derece yakınımızda olan bir insanlık suçudur. Elbet bir gün kanıtlanacaktır ve suçlular işlediklerinin hesabını verecektir. Ayrıca; bir çevreci ve doğasever olarak çeşitli yazılar kaleme aldığım www.yer-su.com sitesinde de elektromanyetik kirlilik ve diğer tüm çevre sorunları üzerine yazıyorum.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*