Mart-Nisan-Mayıs 2019’da yaşadığım telegram zihin kontrol işkenceleri

Son günlüğü yazdıktan sonra mart ayındaki telegram zihin kontrolü tabii ki ilk önce yazdığım son günlüğün cezalandırılması ve orada yazdığım şeylerin hızlandırılmış bir şekilde tekrarlanarak tekrar işkencesinin yapılmasıyla başladı. Fakat bu seferki olanlar, şimdiye kadar hiç olmamış cinstendi. Ayın 2’sinde, 3’ünde gün boyu yaptıkları işkenceler, tecavüzlerin derecesi o kadar fazlaydı ki, ne yapacağımı şaşırdım. Uzun süre beyin kilitlenmeleri yaşadım. Pazarı pazartesiye bağlayan gece, yani 3-4 Mart gecesi yatışımdan sabahın 5’ine kadar, abartısız 5 saat boyunca işkenceler ve tecavüzler devam etti, uyutmadılar. Tüm kibirleriyle, iğrençlikleriyle, adeta filmlerde, tarih kitaplarında anlatılan sapık kavimler gibi yaptıkları şeyler… Bütün gece beynime mukayyet olabilmekle, yeminlerimi ederek hipnozlara karşı koymaya çalışmakla geçti.

Islıkçıları rapor ettiğim için en son yazdığım tecavüzcü telegramcılar, kendini g…ü s..k astsubay olarak isimlendiren (adamlarda hiç namus ve şeref yok ki, kendilerine de en aşağılık küfürleri etmekten çekinmiyorlar. Salih Mirzabeyoğlu’nun işkence raporlarında da sık sık geçer bu) telegramcı, kendi suretlerini kullanarak işkence ve tecavüze devam etti. Bir de eskilerden var olan bir tecavüzcü daha işkence yapmaya başladı. Daha önce hiç telegramı kullanmamıştı o. Hani daha önce demiştim ya “Karşıma çıkan bunlar dışında bir sürü ıslıkçı var ama yazmayı unutabiliyorum.” diye. Onlardan biri. Kendi başıma eve çıktığım zamanlarda, yani 2016 yılının yaz zamanları; yolda yürürken, otobüs duraklarının oradan doğru gelirken yanımdan geçerken pis pis sırıtarak yine mahremime yönelik bir imada bulunarak geçmişti. 25-28 yaşlarında, 1,60 boylarında, 1.50 falan da olabilir benden bile bayağı kısaydı, beyaz tenli, kaslı ve kalıplı, kısa boyuyla birlikte tamamiyle bir kare ve orangutana benzer bir tipe benzeyen, kısa ve toparlak, uzaktan aynı top gibi gözüken, top sakallı, siyah saçlı ve sakallı, suratı ne çok köşeli ne de çok toparlak, alt çenesi daha bir geride, yuvarlak ve etrafı biraz karartılı, hafiften pörtlek gibi bir röntgenci ırz düşmanı. Benle karşılaştığı zaman gri bir tişörtü, sırt çantası, yanılmıyorsam da kot olmayan bir pantolonu vardı. Birdenbire o da işkence yapmaya başladı. (Hasta olduğumu düşünecek olan okuyucuya kısa bir not: 2016 yazından bugün 2019’un baharına, ben g…ü s…k astsubayla uğraşırken, birdenbire, yani sıfır milat noktası olacak şekilde, tamamiyle unutmuşken, 2 sene önce gördüğüm birisini kendi kendime zihnimde canlandırıyorum evet… Benim zihnim bu kadar karmaşık bir senaryo oluşturacak, bir de bunu kendi kontrolüm dışında kendi kendine yapacak olsa ben MIT’den falan teklif almıştım, en iyi roman yazarlarına taş çıkartmıştım heralde şu an.)

3-4 Mart günü başlayan ve halen devam etmekte olan işkenceler, verdikleri halsizlik, vs. ruh halleri gerçekten çok zor zamanlar yaşatıyor. Günün her anı, her saniyesi O’nunla ilgili bir küfür duyuyorum. Sürekli “Şunu şunu yaptığın için.” diye siftah, bedel, ödül, cezalandırma işkenceleri devam ediyor. Kafamı çevirdiğim her yönden, gördüğüm her şeyden yaptığı bir çağrışımla O’na küfrediyor. Sahiden, bunun bir hastalık olma ihtimali nedir? 3 senedir falan devam eden ve aynı Bitcoin’in karmaşık algoritmasına sahip bir şekilde her bir adımı diğerini tmaamlayan ve benim kesinlikle dikkatimi vermeden, sadece yaşadıklarımı yazdığım bu sürecin… O zaman ben bildiğiniz yoga master gibi bir şeyim yani, nesneleri falan hareket ettirebilecek düşünce gücüm var o zaman benim… Tek derdim bu, ben bir işkence mağduruyum. Yaşdığım işkencelerin kötülüğünde değilim; bu adamlar sapık, tecavüzcü ve pedofilinin teki ve ben bunun intikamı yolunda tüm gerekenleri başaracağım. Tek derdim bu…

  • G…ü s…k astsubay bana “Sen kimsin lan bana ordan uluorta küfrediyorsun. Ben sana uluorta işkence ettim mi? Haksızsın sen. Şimdi bunun için de cezalandıracağım seni. Hem ben seni aşağılamıyorum ki, O’nu aşağılıyorum. Haksızsın.” diye konuşarak işkence yapıyor.
  • Bu uyuşukluk, u ağırlaşmış işkenceler aynı zamanda uzun süredir aralıksız çalışabildiğim içinmiş. Ona da çalışmak denirse, her gün okula gidiyorum, daha önceden bildiğim konuları tekrar edip toparlıyorum. Üç beş yazı falan yazıyorum o kadar. Kırk yılın başı ailemle bir araya geliyorum. Ben dışarıdan normal gözükürken yaptıkları işkencelerin haddi hesabı yok. “Niye mutlusun, niye keyfin yerinde? Sen şu anda mutlu olarak beni siirlendirmeye çalışıyorsun. Kekoluk sendromumla dalga geçiyorsun, görürsün sen.” diye işkence yapıyor.
  • Ayın 2’si, 3’ü gibi yapılan işkenceler; günler önce yazdığım güzel bir yazıyı oturup tekrar okumak istememle başladı. Şöyle bir dikkatle okuyayım, eserimle gurur duyayım dedim. Yazıyı okurken bu nasıl bir işkence, nasıl bir işkence… Okuyacağım bir yazı burnumdan geldi. “Başardığın hiçbir şeyin hazzını yaşatmayacağım sana. Hobi olarak en ufak bir başarı kırıntını bile cezalandıracağım. Bir şey başaracaksın, hayatında bir ilerleme kaydedeceksin, 10 katı musibet başına gelecek. Yaptığım bir işkenceyi sana yapmayı bıraktıysam, bu onu aratmayacak 10 katı bedelinde başka işkencelerin başlamasıyla birlikte olacak. Asla, hiçbir zaman, hiçbir şekilde kurtulamayacaksın bu cezalandırma sisteminden. Canım böyle yapmak istiyor sana. Bugün zihninden, yarın direk canına kast ederek, falan falan…”
  • Ha bir de; 3. ay ve 4. ayda olmamız yani 3-4 arası olması sebebiyle kendisinin sürekli işkence yapma hakkı varmış bana.

2 Mart Cumartesi

  • İşkencelerden ayrı olarak; hiçbir zaman çektiğim işkencelerin karşılığını alamayacağıma dair yoğun bir propaganda ve yıldırıcı çalışmalar yapmaya başladılar. Olay kabul edilse bile bürokratik zırhlarını hiçbir zaman aşamayacakmışım. Olumlu bir gelişme olsa bile bu beni canlı, gerekirse cansız olarak susturacak şekilde olacakmış. Demokratik haklarım görmezden gelecekmiş. “Eee ben gerekli kanıtları araştırmaları toplayıp sizi MİT’e şikayet edince ne yapacaksınız? Kim koruyacak sizi?” diyorum. “Devlet sırrı diye bir duydun mu hiç sen? Devletinin istihbaratı da benim dediğimi yapacak, üzgünüm canım…” diyor… Bu bağlamda tecavüzcüler Türkiye’de artık hangi paravan kurum gibi gözüken bir NSA binasında çalışıyorlarsa oldukları yerde görevlerine devam edeceklermiş, her şey yanlarına kalacakmış. “Sana prim verdirtmeyiz, kimse de vermez. Pardon ben verdirtmem onlara. Tanrıyım lan ben doğru ya, hahahaha.” diyor. Eğer zihin kontrolüyle ilgili bir şey olacağı varsa da bu ben dedim diye oldu gibisinden gözükürse herkesin otoritesi sarsılırmış. Neyin primiyse… Herkesi kendisi gibi babasını bile satanlardan sanıyor adam… Kafa karıştırıp duruyor. FETÖ’ydünüz ya, her yerdeydiniz ya, az daha çırpının bakalım… Son kalıntılarınızı saklayıp da devam edemeyeceksiniz öyle çeteleşmeye… Neyse, neler çıkacak karşımıza göreceğiz bakalım. Hayat uzun, en azından benim için, öldürülmediğim sürece… Sürprizlerle dolu. Bakalım neler olacak… Benim adıma kesin olan tek şey tecavüzün, röntgenciliğin, sapıklığın, vatandaşın yatak odasına yapılan ırz düşmanlığının ört bas edilemeyeceği. Gerisi gram umrumda ise eğer en büyük lafı söylüyorum: Telegramcılara benzeyeyim…
  • Ayrıca yapılan hipnozlar sebebiyle geleceği net olarak göremediğimi, nasıl bir tehlike içerisinde olduğumu henüz idrak edemediğimi, gayet de esrarengiz bir şekilde vefat edebileceğimi söylüyorlar. “Telkinlerden bir kurtul da, şu kafana soktuğum ıvır zıvırlardan bir kurtul da durumunun bir çözümlemesini yap istersen, çocuk oyuncağı değil bu uğraşacağın şeyler…” diyor. Bunu da yine mahremle ilgili tecavüzle ilgili işkenceler yaparken söylüyor. Yani hem çocuk oyuncağı değil derken hem de bana keyfi işkenceleri yapmaya devam ederek 2 kat sinirlendirmeyi amaçlıyor. Hatta 41 yaşımda öleceğim gibi bir kehanet bile salladılar. Bir de bir taraftan 3 senedir çektiğim işkenceleri itibarsızlaştırıcı, unutturmaya yönelik manipülasyonlara da maruz kalıyorum. “Bak rüya gibi hepsi. Yapmayı bıraktığım anda bitti, bu kadar. Ben oynadım sadece seninle, sana hiç, ama hiçbir şey yapmadım. Asıl bir şey yaptıklarım tımarhanede, hapiste şu an. Onlardan biri olman, psikotik bir vaka olman işten bile değildi. Fark etmeni ben istedim ben!…” diye yüzsüz yüzsüz verdikleri acıları önemsizleştirip, bir de üzerine cila niyetine tehdit edip beni vazgeçirmeye çalışıyorlar. Aynı megaloman zenginlerin yaptığı tipik bir ört bas etme şematiği… Nerede olsam tanırım… Bir de bunu zihnimden hipnozla yapıyor. Yani gerçekten 1 gün önce size ne yapıldığının unutturulabileceği bir işkence bu. Gerçeklik algılarınız, modunuz bir anda öyle bir değişiyor ki, adeta farklı bir kişi oluyorsunuz.
  • Evde bir böcek öldürdüğüm zaman falan “Busun lan busun bu kadarlık işin var senin.” diyor ben böceği öldürmeden önce.
  • Dikkat et de şerefini kurtarmaya yemin ettiğin O’na gerçekten bir şey olmasın Feyyaz…” diye tehditlerde bulunuyorlar. Sanki yapay kaderi bilmiyoruz, sanki kös kös otursak bile canın sıkıldığı için insanlarla uğraştığını bilmiyoruz, sanki özgür basına yönelik, kamuya açık çalışmıyoruz ve hiç kimseye bir şeycik yapamayacağını bilmiyoruz. Bir yakınınız manalı bir sayı düşünün mesela, 25 olsun, mesela ayın 25’inde bir hastalık geçiriyor. Sonra size 10-15 gündür yaptığınız bir şeyi hatırlatıyor; “Bunu bunu yaptığın için.” diye olanların sebebini sizi yaptıklarınıza yıkmaya çalışıyor. Teorik olarak 10-15 gündür o cezalandırmaya sebep olan işi yapmayıp gidip gezip tozsanız bu sefer de “Niye geziyorsun, niye çalışmıyorsun? Gezdiğin için…” diye aynısını yapıyor. Yani yazılmış bir kader var, maksat gerçekleşen olayların sebebi sizmişsiniz gibi gösterip psikolojinizi bozmayı amaçlıyorlar. Hepsi şizofrenik bir oyun.

3 Mart Pazar

  • Oturup şöyle tatil gününün (Gerçi normal insanların tatili, bizde belli olmuyor pek) 3-4 saatinde sağlam bir zihnimi dinlendireyim dedim. Gözlerimi kapatayım, müzik dinleyeyim diyorum. Öncesinde 2 saat boyunca bu en ağır işkenceler oluyor. Yazının başında anlattığım şey. Dinlenme teşebüsüm 20 katıyla geri alınıyor. “1 ay sonra taitl yapıyorsun. Bir de hiç biz olmadan dinleneceksin… Bak hele bak… Başka bir arzun?… Ben peşinen vergimi alayım da sonra sıkıntı olmasın.” diyor.
  • Babamla ilgili yaptığı tehditlerin ve işkencelerin bir diğer sebebi de Eski Dost ile babasının arasının iyi olmaması sebebiyle çifte standart yapamayacak olmalarıymış. Bir de neyin çifte standardıysa… Aynı kulvardayız sanki… Neyse; dolayısıyla “Ayrımcılık yok Feyyaz…” diye ben de babam ve aile bireylerimle ilgili işkence yaşamalımışım.
  • Tecavüzcüler, özellikle g…ü s..k astsubay beni öldürmekleü hapse attırmakla tehdit ediyor. Kendisinin bir vatan haini olmadığını, şerefli, namuslu, üniformalı bir TC vatandaşı olarak gözü tutmadığı kişilere işkence ve tecavüz yapabileceğini söylüyor. “Yaz lan! Kime ne yapacaksın? Nasıl kanıtlayacaksın? Kimsin lan sen!” diyor.

4-8 Mart 2019

  • Dünya tarihinde geçmişte sebep oldukları şeyleri hatırlatıp, şu anda tüm başkanların, cumhurbaşkanlarının zihinlerini kontrol etmelerini, uzun zamandan beri dünyayı bir Sims oyununa çevirmelerini hatırlatarak kendisinin bir Tanrı olduğunu söylüyor. Tecavüzcülüklerini, pedofili hastalıklarını, sapık röntgenciliklerini inkar ediyor. Bana yaptıklarını itibarsızlaştırmaya çalışıyor. O’nunla ilgili bir işkence yapıyor. Sonra da mahremin, özel hayatın kendileri için bir b.k kadar bile önemli olmadığına yönelik telkinler yapıyor. “Yapıyorum ama yapacak gücüm olduğu, canım istediği için. Sen kimsin.” çekiyor yani… Beni vazgeçirmek için bir gezegeni ayaklarım altına sersen de, 3. Dünya Savaşını başlatsan da benim tek sorunum senin tecavüzcülüğün olacak; dünyanın en zengin 10 kişisinin toplamı kadar servetim olsa, o serveti seni anlatıp, bütün Rockefellerleri, Rotschildleri bir toplantıya davet edip sonra hepsini tarayıp en son da kendimi öldürmek için kullanırım. Kendi Sims oyunun için kimi indirip kimi yükselteceğin umrumda değil. Anladın mı çakma Tanrı…
  • Ha, ayrıca işkencelerinin ağırlaşmasının sebebi, anlık şok etkisi yapan işkencelerin azalmasıymış. Söylemiştim, önceden engel oluyorlardı çalışmama. Şu an için sürekli devam eden küfürler eşliğinde çalışmaya biraz biraz devam edebiliyorum. Şiddetinin azalmasını dengeleyici bir faktör olarak işkencelerin sansürsüzlüğü, sarsıcılığı artıyormuş. Şu acı sabiti meselesi. Bir gün diyor “Bu iğrenç oyun bitecek, sabret…” bir gün diyor “Özgürlük yok, hep konuşacağım böyle seninle.” Bilmiyorum nereye gidiyor olay.
  • Sitelerime gelen trol yorumlar aracılığıyla O’na ve mahremime yönelik tacizler geliyor. Bir de tecavüzleri ifşa etme sürecinden sonra korkmuş olacaklar ki; apaçık bir şekilde, hem suçlu hem güçlü olarak beni yalancılıkla, uydurmakla suçlayan yorumlar gelmeye başladı.
  • Son ıslıkçı vakalarından sonra verdikleri yapay paranoya o kadar arttı ki; çoğu zaman yapay kaderin sebep olabileceği çok büyük tesadüfleri unutmama; kesin, inkarsız bir işaret görmeden, iki hareket yüzünden birilerinin ıslıkçılığından şüphe etmeme sebep oluyorlar. O kadar ilginç ki; o his bana ait değil, karşımdakinin normal bir insan olduğunu biliyorum ama adeta şırıngayla şüphe ve paranoya enjekte ediyorlar.
  • Uzun süredir bana “Ben FETÖ’cüyüm. En Müslüman benim. Sen benim kölemsin. Sevdiğin kız üzerinde de hakkım var.” diye tecavüz işkenceleri yapıyor. Aynı zamanda evimin hemen yanında bulunan camiden ezan okunduğu sırada hocanın sesinin yükselmesine, alçalmasına, sesinin titremesine göre ritm tutarak zihnime pornografik resimler gönderiyor.
  • Eski Dost’la ilgili son derece ilgincime giden çeşitli iddialarda bulunuyor. Yıllardır benim ona olan sevgimden ötürü onun gerçek bir psikopat, arkadaşlarını kullanan biri olduğunu göremediğimi, onun çocukluğundan beri böyle birisi olduğunu falan söylüyor. “Çocukluğundan beri böyleydi o. Çocukken bulduk. Bayağı bayağı yüzüne güler, arkandan hobi olarak iş çevirir. Annesine de çok çektirdi. Güzel resim yapan çocukların resimlerini falan yırtardı. Sevmediği bir arkadaşına bunu belli etmez, gider diş fırçasını klozete falan batırıp çıkarırdı. Aynı şu filmlerde en masum gözüküp de birine hasedinden büyü işleriyle falan uğraşanlar gibi. Hatta onlarda kaldığım gün bu diş fırçası olayını bana da yaptığını söylüyorlar. Sözüm ona sakinmiş gibi durur, başarılı olanları, ilgi görenleri baltalar, halbuki en çok ilgi görmek isteyen ilgi manyağı kendisidir de onu da beceremez… (Hayır anlarım bu huyu da bana niye yapıyor? Başarı konusundan ben ondan beter durumdayım) Kendinden başkasını düşünmez o. Düşün bir… hala arada sırada onun suçsuz olma ihtimali aklına geliyor. Ben gönderiyorum ayrıca o düşünceyi… Hadi diyelim ki suçsuz, bizimle alakası yok… Senin onu bir zamanlar kardeşin olarak gördüğün gibi görseydi seni; 2 senedir eşşek kadar site, tüm olanlar ortadayken sessiz kalır mıydı? Ortaklığınız bittiğinden beri adamda çıt yok. 6 senedir her gün buluşan bir insan neden birdenbire böyle olur? Olaylar ifşa oldukça oluyor adamdan ses çıkmıyor.. Aynı basına videosu sızıp da cevap vermemek gibi diplomatik bir hamleyi tercih edenler gibi.. Görmüyor musun bizden iki bahsettin seni nasıl tehdit etti, ilişiği nasıl kesti? Mülayimliğine, komikliğine kandın sen onun. Sevdin adamı, biraz da değişik bir çocuk dedin geçtin. Ama böyle bu herif. Bir ajan ve görüp görebileceğin en fesat, en habis, en iblis, en haset insanlardan biri… Ve şu siteyi gördükten sonra bir de halen yüzsüz yüzsüz seni tehdit etmeye, sonra da tamamiyle irtibatı kesmeye yeltenir miydi? Kaçar mıydı? İzin verir miydi acı çekmene? Bir düşünsene, rollerinin değişmiş, o seni suçluyor. Sen ne yapmıştın? Hemen söyle… Gidip gerekirse kolundan tutup zorla evinden çıkarmıştın “Noluyor lan ne bu mesele?” diye zorla anlattırmıştın. Dostun tarafından bir iftiraya maruz kalırsan sessiz kalmazsın, sinirlenirsin, heyecanlanırsın, anlamaya çalışırsın ama verdiğin tepkiler aşırı olur, kesinlikle sessiz kalmazsın… Şimdi bir de onun yaptıklarına bak… Her şeyden önce seni düşünmüyor o… Kaldı ki suçsuz değil zaten. Zorla iyimser ihtimal çıkarıp da onun da seni fişlemediğine, hayatını mahvetmediğine, her şeyin yanlış anlaşılma olacağına dair sebepler çıkarmaya çalışıp durma. Asıl o zaman şizofren olacaksın… Anlıyorum, kolay değil, tüm olasılıkları zorlamaya çalışıyorsun onun bir ihtimal suçsuz olabilmesine karşı ama kabullenmek gerek Feyyaz. Lise çağından beri yollarınız ayrılmayan kişinin böyle biri olduğunu kabullenmek gerek…” şeklinde bildiğin doğru dürüst konuşuyorlar, muhakeme etmeme izin veriyorlar. Ya Eski Dost’u satıyorlar, benim olayları fark etmem de bunun bir parçası oldu, yan ürün olarak… Ya da hiçbir zaman hiçbir şeyi kanıtlayamayacağım ve işkencenin bitmesini umut ederek mücadele içerisinde yaşayacağım.
  • Bu; aynı zamanda şu anda çalışmama ses etmemekle birlikte bir gün bir bahaneyle benim de fişimin çekilmesi demek… Yıllardır en sadık, kişiliğini inkar edecek derecede itaatkar birine bunları yapan, kendisine karşı savaşana neler yapmaz?…
  • AMA UMRUMUZDA MI, TABİİ Kİ HAYIR!… KAZANACAKSAK NE YAPMALIYIZ? SAVAŞMALIYIZ!… KAYBEDECEKSEK NE YAPMALIYIZ? DAHA ÇOK ZARAR VEREREK SAVAŞMALIYIZ!….
  • Ayrıca bir diğer ilginç durum; bunu hiç böyle paragraf ayırarak yazmamıştım. Aylardır bazen direk zihnime, bazen çevredeki yapay kader unsurlarıyla sürekli Eski Dost’un suçsuz olduğunu ya da ona bulaşmamamı ya da hiçbir şey ıspatlayamayacağımı söylüyorlar. Bildiğini bütün kozmos Eski Dost’a dair imalarda bulunarak yine o beni sinirlendirecek işkenceler yapılıyor.
  • Benim birinin ıslıkçı olup olmadığından şüphelenmemden hareketle “İşte biz kimin ne olduğunu anlamak için böyle her bir adımını izleyip, her şeyini gözetlemek zorundayız tamam mı? Mesela sen bir bakışta anlayabildin mi bizden olup olmadığını?… Hayır.. Belki donunun içinde bir şey saklıyor? Bakmam zorundayım. Allahını seversen, sen olsan ne yaparsın?” diye usülsüz takipleri, dinlemeleri savunuyorlar. Bir de bunlar NSA ve köpekleri he… Hadi gerçekten tek kaygısı görevini yapmak olan bir Siber Şube, bir MİT ajanı falan olsa neyse. Onunla bu şekilde muhattap olmazdım zaten…
  • Bir arkadaşımla Facebook üzerinden görüntülü konuşurken parazit yaptılar. Bildiğiniz “Feyyaz naber?” gibi bir ses duydum.
  • Beni davamdan vazgeçirmeye çalışıyorlar. Bırakırsam eğer mücadeleyi, el üstünde tutulacağımın ve hayatımın, kaybolan yıllarımın en kısa sürede telafi edileceği gibi içi boş iddialardan bulunuyorlar. Ya da vazgeçmesem bile siteyi kapatıp, yayınları kesip sadece bilimsel araştırma yapmam halinde uygun bir şekilde anlaşabileceğimizi söylüyor.

10 Mart 2019

  • Şimdiye kadar aynı işkenceler devam. Günün her anı olacak şekilde…
  • “Ya siz zaten tabusu olmayan, uluorta sevişebilen, edep yoksunu insanlar değil misiniz? Ne olacak izliyorsak? Benim hakkım var sizi izlemeye.” diyor. Hayır benim anlamadığım bunlar benim hobilerim olarak gündemimde olan şeyler değilken neden ısrarla zihnimde böyle diyaloglar döndürüyor. Israrla zarf atıyor. İşkence çekiyorum. Ne gerekiyorsa yapacağım işte… Hakkının nerden geldiğini soruyorum. “Güç haktır” diyor. Sonra “al işte girsin sana.” diye falan hareketler yapıyor. Bir de bazen kendi sorusuna kendisi cevap verip, o cevabı ben de benimsemişim gibi hissettirip sonra da ona en isabetli cevabı verip kendini zorla kazanmış duruma getirdiği falan da oluyor. Hatta zihnimde yaptığı işkencelerin, sebep olduğu kavgaların tamamı bu formata dayalı…
  • Elektronik çok değil de; özellikle internet, programlama ile ilgili ders, uğraş, vs. bir şeyle ilgili çalışacağım zaman özellikle işkence yapıyor.

11-12 Mart 2019

  • Annemi hasta ettiler. Annemin rahatsızlığı hakkında onu dinlerken ya da olay hakkında düşünürken bile işkence yapıyorlar. Sağlıklı düşünmeme engel oluyorlar. Annemin hasta olmasına üzülmek istiyorum normal bir davranış olarak. Üzüelmiyorum bile, işkenceler başlıyor, hipnotik boyuta geçiyorum. Aynı anda iki üç sinyali gönderiyor; üzül, beni dinle, üzül, küfürlerimi muhattap al, önce hipnozdan kurtul sonra meseleyle ilgilen, vs. vs… Beni krize sokuyor. Bir embesile dönüyorum. Krizden çıkınca ilgilenmek için içeri gideyim diyorum, bu sefer de güldürüyor… Olayları algılamakta bile güçlük çektirtebilirler bu şekilde…
  • Bana işkence yapıldığı sırada aynı anda annem şiddetli bir şekilde öksürüyor, o sırada o öksürük kafama çekiçle vurulmuş gibi bir etki yaratabiliyor. “Al lan.” diye ses de gönderiyor daha beter oluyor her şey.
  • “Sana kimse kin duyduğu için yapmıyor bunları..” “Neden peki bu ultra ultra sadistlik?” “Canım istiyor. Kin gütmüyorum ben sana. Hem sen kimsin ki kin duyayım sana? Sana niye duyayım?”

13 Mart 2019

Bana aylık bazda yapması gereken bir işkence kotası, bir pasif agresiflik kotası olduğunu söylüyor. Ben fark edemesem bile o işkenceyi yapması gerekiyormuş, yoksa gece rahat uyuyamıyormuş. Mesela bir otobüsü 2 dakikayla kaçırdım diyelim. Ben normal bir aksilik olarak görüp üzülüyorum ama telegramcı o sırada beni uyuz etmek, baltalamak, acı çektirmek için gereken kota listesinden bir maddeyi daha gerçekleştirmiş oluyormuş. Pasif agresiflik kotasını bu şekilde, özellikle dinlenmede olduğum zamanlarda tamamlıyormuş.

14-17 Mart 2019

  • Genel itibariyle O’na yönelik işkencelerle geçti.
  • Ek olarak çalıştığım zamanlarda yorgunluk, baş ağrısı, yapay bir hafif anksiyete ve dikkat eksikliği gibi balatalamalar da yapıyorlar. Bunun bahanesi de çok çalışıyor olmammış. Öyle söylüyor. Her zaman insanların güçsüzlüklerine kamufle olup dışarıdan dikkat çekmeyecek şekilde vurarak işkence yaparlarmış. Mesela şişman birini öldürecek diyelim. Hızlı hızlı merdiven çıktığı sırada kalp krizi geçirterek falan öldürür. O şekilde çalışıyorlar yani.
  • O’na yapılan işkencelerin sebebini, neden bu kadar belaltı, neden bu kadar travmatik cinsel sorunlarının olduğunu soruyorum. “Aslında sen kendine güvensizlikten O’nunla ilgili çeşitli fanteziler üretiyorsun kafanda ve şizofrensin, o yüzden… Doktora gitsen bunu diyecek mesela sana…” diyor… Sabır…
  • Yorgunluk, dikkat dağınıklığı gibi şeyler epey fazla şu sıralar.
  • Bir de hiçbir şekilde anlam veremiyorum ama sürekli Ömer Halisdemir’i gösteriyorlar şu sıralar. “Sen osun.” diyorlar. Ömer Halisdemir şehit olduğunda 41 yaşındaydı. Darbeyi engelleyen kişi olarak onun şehit olması kesinlikle tesadüf değil. Öldüğü gün “16” Temmuz. Bana sürekli, 25 yaşımdan beri, 25’ten 16 yıl ilerde, 41 yaşında öleceğimi söylüyorlar. Öldürülmek şeklinde olacakmış bu… Bazen de bu ölüm dedikleri şeyin çarpık bir şaka olduğunu, hayatımda sadece bir dönüm noktası olacağını falan söylüyorlar. Ölüm diye ona diyormuş. Bazen telegram unutmamı falan da ölüm olarak nitelendiriyor zaten sembolizmi devam ettirmek için. Bir şeyleri anlatıyorlar, bazı durakları belli ediyorlar ama tam olarak ne olacağını anlayabilmeniz mümkün değil…
  • Bakın bunu çok net bir şekilde anlattılar ama mesela:
  • Hayatımda 25 yaşından itibaren 4 blok varmış. 25 benim her şeyden vazgeçip yeni bir okula başladığım, kendimi zihin kontrolüne adadığım yaş. 25+16=41, 41+16=57, 57+16=73, 73+16=89. “16”, genellikle telegramcıların amansız işkencelerinde kullandıkları, her nedense telegramcılar için çok önemli bir sayı. Daha önce de anlatmıştım. Ve 25’ten itibaren 16’lık bloklar halinde gittiğiniz zaman 57 hariç hepsi asal sayı çıkıyor. 57 ise yine bana sürekli işkence yaptıkları sayılar olan 19 ve 3’ün çarpımından oluşuyor. Bazen, 41, bazen 73 yaında öleceğimi, bazense 89’u bile göreceğimi söylüyorlar. Ölüm dedikleri tam olarak ölüm olmasa bile bunların çok önemli dönüm noktaları olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. “Hepsi belli, hepsi yazılı.” diyorlar. Benim ölümümden 200-300 yıl sonraki dünya bile simüle edilmiş, programlanmış Büyük Matris’te… Ayrıca bu 16’lık bloklar da kendi içlerinde 8’er, 4’er, 2’şer olarak alt bloklara ayrılıyor ve her biri çektiğim işkencelerle ilgili ipucu veriyor. Mesela 25-41 arası; 25-33 ve 33-41 şekline 8’li bloklardan oluşuyor. Bunlardan 25-33 arasında zihin kontrol mücadelesinin kanıtlanıp benim tamamen özgür olacağımı söylüyorlar. Kanıt derecesi hakkında bir ipucu vermiyorlar. 33-41 ise zihin kontrolünden kurtulmuş olarak hayatımın daha bir çok kulvarlı olarak yükselişe geçtiği, dinlenme planları yapmaya başladığım zamanmış. 25-33 8’lisi ise yine 25-29 ve 29-33 olacak şekilde 4’lü bloklardan oluşuyor. 25-29 arasında son derece zorlu işkenceler çekerken; 29’da zihin kontrolü için bir milat olacakmış (ki bakınız yine asal sayı) ve 29-33 de hasat zamanı olacakmış. Bu da tüm 25-33 dönemini tamamlıyor işte…
  • Bu matematiksel takıntı neden var. Eski Masonik şeylerde, Kabala büyülerinde, “okült” takısı verilen ve bazıları tarafından “gizli ilimler” olarak nitelendirilen şeylerde sayılara bazı anlamlar yüklemeler, şifrelemeler var evet. Ama bunu neden hala yapıyorlar henüz anlamış değilim. Emin olduğum tek şey hem benim hayatımda hem de dünyadaki tüm önemli olaylarda böyle izler var, gerçekten… Şeması çıkartılabilir. Stephen Hawking’in Galilei’nin 300. ölüm yıldönümünde dünyaya gelirken, Einstein’in doğum gününde vefat etmesi bunlardan sadece biri. Kesinlikle tesadüf değil bunlar… Acaba eski Kabala büyüleri devam ediyor diye milleti mi trollüyorlar, yoksa pozitif bilimin kamuya açık haliyle henüz fark edemediği bazı durumlar gerçekten var mı? Bunun bir büyü falan değil, bilimsel bir gizem olduğunun farkındayım öncelikle yanlış anlamayın. Eğer varsa bir şey; tıpkı 2000 yıl önce insanlar gök gürültüsünden korkarken bugün bizim onun ne olduğunu bilmemiz gibi var. Ama ney?…. (Ömürlük olarak bu araştırma devam edecek, gelişmeleri aktarmaya devam edeceğim.)
  • Ha bir de; şu an için 1980’lerden beri bugünkü haliyle devam ediyor diye kabul ettiğimiz zihin kontrolünün bayağı bayağı eskilere uzanabileceğine dair ciddi ipuçları var, şimdilik kalsın. Batılı mantıklı bir şekilde çözmeden açıklamayalım. (Merak edenler için bir örnek: Titanik kazasının tıpkısının aynısını anlatan -kazada ölenlerin sayısına kadar- bir romanın, kazadan birkaç yıl önce bir yazar tarafından yazılmış olması)
  • Velhasılkelam; sebebini bilmiyorum ama çeşitli anlamlara dayanan bu sayısal döngüler bir gerçek. Hayatım üzerinde de uyguluyorlar bunu… Nasıl kanıtlanır bilmiyorum ama bilimsel bir insan olarak diyorum ki böyle bir gerçek var ve bulunacak… Sonuç olarak; hayatımla ilgili verdikleri ipuçları da her yöne çekilebiliyor. Tam olarak ne olacağını kestiremezsiniz. Ama bu sayılar, 29 olsun, 33 olsun, 41 olsun, kesinlikle bir şeyler olacak buralarda…
  • Ayrıca bir komploya kurban giderek hapis yatacağımı da söylüyorlar. Bu olacakmış 41 yaşındayken. O sıralarda var olan siyasi bir furyada araya beni de katarak bir kumpas ürünü olarak hapis yatıyorum, zihin kontrol araştırmaları yavaşlıyor böylece… (Böyle bir şey olmayadabilir, söylediklerini not düşmek adına yazıyorum)

17 Mart 2019

  • Şu iğreti, gözenekli, iltihap, lezyon gibi şeylerden oluşan rahatsız edici görüntüler devam ediyor. Ders çalışıyorum ve beni lezyon yerken falan çiziyorlar şu an….
  • Önümüzdeki sene sonuna kadar zihinsel işkenceler azalaakmış. Bunun bedeli ve düzenli devam ettiğim sporun bir cezalandırması olarak bir yerim kırılacakmış.
  • Beyaz tenli pasif eşcinsel orangutan tecavüzcü hiç olmadığı kadar çok kötü işkenceler yapıyor. Esmer köşeli suratlı g..ü s..k astsubay da “Spora gittin uzun süre, tekrardan güçlenmeye başladın ya. Hayrını gördürtmem. Sen spor yapmaya devam et bir yerin mutlaka kırılacak senin.” diyor.
  • Beni ısrarla Eski Dost konusunda yine manipüle etmeye çalışıyor. Suçsuz olduğunu vs. söyleyip beni birbirine zıt düşünceler içerisine sokmaya çalışıyor. Ya da birdenbire adamları değil de bizzat telegramcılardan biri olduğunu söylüyor. Hafızamda onunla ilgili güldüren anıları kullanarak, onun bu konuda suçsuz olmasına ve ona karşı mücadele etmek istemeyen bilinçaltımdaki o istemsiz tepkiyi suistimal ederek, kimin kim olduğu konusunda kafamı karıştırarak muhakememi etkilemeye çalışıyor(lar). Sonra da “Bu arada, Eski Dost sana yaptıkları yüzünden işkence çekiyor. İnanmazsın ama hani mutlu eder belki.” diyor. Sonra da “Eski Dost çekiyor da sen niye çekmeyecekmişsin. Sen kimsin ki…” diyerek Eski Dost’un çektiğini “iddia ettiği” işkencelerin karşılığıymış gibi bana işkence yapmaya başlıyor. Bir de böyle bir şey beni neden mutlu edecekse?…
  • Son 2-3 haftadır falan başlayan küfür seansları var bir de. Önce bei kilitleyen şu hipnoz işkencelerini yapıyor. Sonra da ben sersem sersem yatarken abartısız 1-2 dakika boyunca kafamda “Sen kimsin lan o… çocuğu!…A…. çocuğu kimsin lan sen.” diye bir ayin havasında küfür duyuyorum.
  • Beni sürekli işkencenin gidişatına dair düşünmeye, yaptıklarının karşılığını vereceğime dair bir umuda sokmaya çalışıyor. Zorla düşündürüyor bunu. Sonra da yapay bir motivasyon kırıklığı veriyor. “Üzgünüm, sen alacaksın karşılığı alırsan. Sonra onların bedeli de ayrı olacak… İngilizler İrlandalılara kendiliğinden verdi mi hakkını?.. Öyle düşün… Hiç… Armut piş, ağzıma düş… İyi valla…” diye sağlı sollu 3-5 duygu düşünce birden beyin mekanizmamı mahvediyor. İnsanı tükenmişlik sendromuna sokuyor. Sonra da “Ya Feyyaz ilerleme kat ettikçe daha beter olacak işte. Kabul et lanetlisin, elinde her şey olan zengin bir sadistim ben. Ben bıkana kadar çekmek zorundasında bu işkenceyi, kabul et… Uğraşma…” diyor.
  • Tecavüz suçlularına ve katillere karşı mücadele ettiğim gerçeğini unutturup komplekslerime, kişiliğimin zayıflıklarına saldırmaya çalışıyor. Aile bireylerine yönelik tehditlerde bulunuyor. Sanki işkenceler hiç olmamış gibi beni kurtulup kaçmayı düşünmeye zorluyor.
  • Kendisinin bir FETÖ’cü olduğunu; şeriatçıların O’na, aileme tecavüz edeceğini falan söylüyor. Sonra da okunan ezanla ritm oluşturacak şekilde kendi karısıyla bana seks yaptırıyor.
  • İğrenç görüntülerle yaptıkları mide bulandırıcı işkenceler devm ediyor.

18 Mart 2019

  • Sabah uyanınca bir ara düşen gelirimin toparlandığını görüyorum. Seviniyorum. Birkaç saniye sonra gözümün önüne telefondan gelirime baktığım sayfanın resmi geliyor. Sonra da yine o düğmeyle basılmış gibi olan sinirden basıyorlar. Gelirim arttığı için cezalandırıyorlar.
  • Dünden beri O’nunla ilgili çok ama çok şiddetli işkencelere maruz kalıyorum. Çok kötü…
  • 3 senedir durduk yere O’nu aşağılamaları, O’nun mahremiyle ilgili ileri geri konuşmaları, vs. şeklinde işkence yapmalarına cevap olarak “Sen kimsin lan! Hakkım var benim buna, yapacağım tabi.” diyor.
  • Zihin kontrol mağdurlarıyla ne zaman görüşsem, sonrasında konuştuğumuz şeylerle ilgili işkencelere maruz kalıyorum.
  • Staj yönergelerini okuyorum. Maaşlarla ilgili maddelerin yazdığı kısımda “asgari ücretin 2/3’ü” diye miktarı gördüğüğm anda bir işkence başlıyor. Ama nasıl anlatamam… Öyle böyle değil… Sonra da “Ya sen uzun süredir internet dışında para kazanmadın ya, uzun süredir yüklü bir nakit almadın ya. Hayrını gördürtmeyeyim diye bir işkence yapmak istedim. Kusura bakma, söylemiştim hastayım ben sendromum var benim…” diye açıklama yapıyor. Bir de o gün dışarıda Marlboro almıştım galiba. Marlboro’dan son bir tane kalmış. Evde onu içerken “Senin bu sigarayı alacak paran yok ki, niye içiyorsun? Cezalandıracağım seni…” diye işkence yapmaya başlıyor. Sonra da “Yaa hani sen hastasın ya. Para kazanacağın için sevindin. Sonra da heyecanının dışavurumu bu şekilde oldu. Ben sana işkence yapmıyorum. Zihninde yarattığın hayali kişiliklere kendi kendine işkence yaptırtıyorsun.” diye son derece profesyonel bir psikiyatrik açıklamada da bulunuyor.
  • Annemin akrabası olan yakınlarımdan biri; önceden sayılarla rakamlarla yaptıkları çeşitli imalar neticesinde 18 Mart akşamı benim haberim olacak şekilde vefat etmiş. Son derece yaşlı, bunama sorunu olan bir teyzeydi. Ölüm zamanı planlanmış bir şekilde yapılan bir dizi işkenceler neticesinde gerçekleşti…

19-26 Mart 2019

Ayın 19’undan beri hayatımın en kötü periyotlarından birini yaşıyorum. 5 saniyede bir farklı telegramcıların suretleri kullanılarak yapılan sapıkça tecavüz işkenceleri, sinir krizleri, hepsi… Felaket… Kelimelerle anlatmak çok zor… 3. ayın 3. haftası ve ayın 19’u 23’ü arası olması dolayısıyla kombo işkencelere maruz kalıyorum. Çokça düşünüyorum. “Ulan ben senelerdir nasıl tahammül ediyorum her an, her saniye böyle yaşamaya?” diye… Cevap veremiyorum… Sanırım intikam hırsım şu anda beni yaşatan tek şey… Bir de hala normal davranışları sergileyebiliyor olmamın sebebi de işkencelerin düşük beyin aktivitesi seviyesinde, rüya seviyesinde, bir hpinoz gibi olması sebebiyle kalıcı travmaya yol açmıyor olması. 5-10 saniyelik, bazen de yarım saatlik falan bir hipnoz ile işkence yaptıktan ve tedavi edici hipnozu uyguladıktan sonra işkence hiç yaşanmamış gibi… Gün içinde uyanık haldeyken sürekli kabus görüyormuşum gibi. Bir de arada sırada ayıltmak için kendini de aşağılıyor. Kendi karısıyla beni pornografik olarak çiziyor falan…

  • Bu seferki işkenceleri bir de konuşmalar, doğrudan küfürlerle aşağılamalar eşliğinde yapıyorlar. Genellikle “Sen kimsin lan, sen kimsin lano… çocuğu” diye bazen 1-2 dakika boyunca zihnimde bağıran bir ses. Bazen O’nunla ilgili küfürler… Aramızda geçen konuşmaya bir örnek:
  • Küfürler, tacizler, tecavüzler… Sonra da sanki ben bir şey yapmışım da o yüzden küfredip işkence yapıyormuş gibi suçlayıcı şeyler.
  • “Eee madem kimim niye günün her anında bana küfrediyorsun? Neden bu kadar uğraşıyorsun benimle? Ben şu halimle sandığımdan daha fazlası mıyım yoksa sen tanrı olduğun halde adam mı olamadın, sorunların mı var erkekliğinle ilgili?… Hangisi…”
  • “Gözüm tutmadı seni. Yaa hiçbir şey umrunda olmayan, eli kolu her yere uzanan psikopatın biri sırf canı istedi diye hayatını karartır işte böyle, zindan eder sana hayatı. Senin yaşayacağın on yıllar umrumda bile değil, kimsin lan sen? Bin yılların planını yapıyorum ben burada? Canım istiyor seninle uğraşmak… (Allahın hanzosu. En fazla iki cümle düzgün açıklayabiliyor. Sonra aşağılama krizleri yapmadan olmuyor…)
  • “Ya niye durduk yere gider yapıyorsun ne yaptım ben sana? Neden bu nefret?
  • “Gözüm tutmadı seni, seçtim seni ve oyuncağımsın benim. Tipini beğenmedim, yetkimi kullanarak hayatını karartasım geldi. Yaşamanı istemiyorum senin. Ölmeni de istemiyorum. Tam olarak şu anda olduğun gibi olmanı istiyorum. Bu lafları yemen, bu aşağılamaları yaşaman gerekiyordu.”
  • “Ee madem her şey bir Matriks, her şey, tüm kader belli. O zaman niye yedirmiyorsun? Ya da niye öldürmüyorsun? Sana her an her şekilde küfredebiliyorum. “
  • “Seni savaşa çekiyorum gerizekalı.”
  • “Ee en son ne olacak?”
  • “Bana karşı geldiğin için daha fazla küfredeceğim. Daha kötülerini yapacağım. Hastalıklara, musibetlere, tehditlere şantajlara geçeceğiz.
  • “Ee her şeyi bıraksam yine aynı şeyler olmayacak mı? Hem mücadelye başlamadan önce 2-3 sene çektim bu işkenceyi. Onlar neydi?”
  • “Evet yine işkence çekeceksin. Ama böyle doğal gözüken sebeplerdenmiş gibi olacak ve kurtulabileceksin. En azından takım elbiseli akbabalar etrafına üşüşmeyecekler…” “Yahu sen benim kendime karşı yarattığım bir programsın. Normal işkence şartları altında çileni çekmek zorundasın. Direnen insan nasıl yaşar? Sen de öyle yaşayacaksın program gereği…”
  • “Beni savaşa çekiyorsun, kendi yan planlarına alet edebileceğini sanıyorsun ama ben sadece seni kanıtlamak ve senden intikam almak istiyorum. Hiçbir renk, hiçbir ideoloji sorunum değil ki benim.. Ayrıca “Ya ben aslında seni savaşa çekiyorum. Sana tuzak kurdum.” diye haber verirken bildiğin bacağımdan burdun beni. Şimdi benim “Aaa ben bacağımdan vuruldum ama ne kadar salağım, öyle oturayım bari.” dememle kurtulabileceğini mi sanıyorsun? Üzgünüm, daha ne olduğunu bile anlamadan 2 sene işkence çekerken, hayatımı mahvederken, aldığın peşinat sırasında yapacağını yaptın zaten. Ve üzgünüm, sen o dahiyane planlarını yaparken bir kere yaraladın beni. Sen Tanrı falan değilsin. Her tarafından habislik ve iltihap fışkıran, bir sıkımlık canı olan bir iblisin tekisin. Şeytanın, Deccalin ta kendisisin. Öyle alet etmeceler falan yok. O kurşunun hesabını vereceksin.”

Sonra devam ediyor:

  • İleride olacaklar da seni suçlamak için… Hayır Feyyaz; ya böyle yaşayıp zevk almasını bileceksin, ya da ileride olacaklardan ben sorumlu değilim. (Bir de bunları bir taraftan küfrederek ve O’nunla ilgili aşağılamalar yaparak söylüyor. Verdiği bilginin bedeliymiş. Bedelsiz günahını bile vermezmiş)
  • “Ya iyi de herkes tamamiyle kontrol altında. Beni kendine karşı savaştırıyorsun, sonra da bana bir şey oluyor, sonra da diyorsun ki “Bu bana karşı savaştığın için oldu. Bunun suçlusu sensin.”
  • “Program program… Tahriklere gelme… Gerçi tahriklere aldanmama yolunu seçmeni de ben sağlıyorum ama…”

Böyle… Bir de asla bir cümleyi düzgün, adam akıllı söylemez şımarık p…nk. “Sen kimsin ya diye küfür ve tecavüz seansları başlıyor. Tuvaleti, banyoyu, seksi, bütün mahremi zehir ediyor. Hafızamdaki bir kişiyi 2 senedir abartısız olarak, saniyelere kadar günümün her anında aşağılıyor. Taa nerelerden işi gücü yok benim zihnime O’nunla ilgili küfredip mahremiyle ilgili ileri geri konuşuyor. Zaten zihinsel işkence değil de dışarıdan bir tartışma olsa bu diyalogların hiçbiri olmaz da.. Hipnotize ediyor işte…

Şu sıralar sürekli Eski Dost’la ilgili olan güzel anıları hatırlatıyorlar. Zorla güldürüyorlar. Sonra da birdenbire “Gidip konuşacaksın o herifle, yaptıkların için özür dileyeceksin. Barışmak isteyeceksin. Böyle deşifre etme işlerini bırakacaksın, efendi gibi ağımıza katılacaksın. Gerçi sen Eski Dost’un çemberini daraltırken kendisine “O” aracılığıyla biraz moral verdim ama.. Neyse önemsemezsin artık… Unutursun gider… Bak, güçlü olan o tamam mı? Sen dua et bürokrasi var şurada belli bir kural var da bir şey yapamıyoruz sana. Yoksa direk belliydi sana yapacağımız.. Hiçbir şey yapamazsın. Seni de dinliyor ve dinlemeye devam edecek var mı bir diyeceğin!.. Gerekirse O’nu da dinlemeye ve izlemeye hakkı var. Gidip özür dileyeceksin. Sonra da barışacaksınız.”

Sonra da kafa karıştırmaya başlıyor. Benimmiş gibi olan bir düşünceyi vererek: “Bırak onu, telegramı ıspatlayadur sen, nasıl olsa en yukarıyı sarstıkça düşmeye başlayacak piyonlar. Eski Dost’la niye uğraşıyorsun?”

“Eski Dost her şey yanına kalmış bir telegramcı olarak yaşamaya devam edecek. Senin durumun ise mechul. Yani yapay kader denen bir şey var evet doğru bir tespit ama bunun içerisinde kaza geçirme, hapis yatma gibi ihtimaller de bulunabilir. Milyarlarca yıllık bir canlılık ve binlerce yıllık planlarımız söz konusu olduğu zaman tek bir canlı bireyin ömrü ne kadar mevzubahistir ki? Senin senelerdir her Allah’ın günü çekmekte olduğun ve bundan sonra çekeceklerin de bu kadar… Şanslısın ayrıca çok bir şey çektiğini falan sanma… Kimsin lan sen? Kimi yeniyorsun?…”

Sonra da ince ince işlemeye başlıyor yine:

  • Farz edelim ki karşılaştığın tecavüzcüler gibi değil o. Daha bir piyon. Peki neden şimdiye kadar sessiz kaldı? Her zaman suçlular böyle sessiz kalır unutma. Suçlular “Neden bahsettiğini bilmiyorum.” der, suçlular “Avukatımı istiyorum.” der. Suçsuz olan cansiperane savunur kendini. Bu; suçsuz ve ne yapacağını bilmeyen bir insanın sessizliği değil; basında bir skandala adı karışıp da bunu kabul edemediği gibi aynı zamanda yalanlama da yapamayacak durumda olan birinin sessizliği. Yani mesela en yakının, ailen, dostun senin hakkında böyle şeyler düşünce suskunluğunu korur musun sen? “Noluyor lan burda?” dersin direk. En belirgini 1-2 yıldır olmak kaydıyla senelerdir “Ulan acaba aşağılamaya mı çalışıyor ben mi kompleks yapıyorum. Şimdi kompleksli durumuna düşmeyeyim. Hem niye yapsın?” dediğin gariplikler, sonra apaçık imalar, gözdağları… Bir de ailesine, başlarına gelen meselelere dair arada sırada anlattığı şeylerle birleştir… Kendine gelsene!… Adam resmen bambaşka biri.. Hipnoz ediyorlar seni çektiklerinin acısını unutturmak için…
  • Sonra hatırlattığı güzel hatıralara ek olarak “Bu kadar yalancıydı bu herif demek ki… Bu kadar bencil, bu kadar vurdumduymaz, fesat, içten pazarlıklı. Gerçi sen ufak tefek anlıyordun çakallığını ama hep insani sınırlarda bir şeyler düşünmüştün. O maziyi ve olayın başından beri kendini birbirinden gülünç durumlara düşürerek yaptıklarını düşünürsen değerin bu kadarmış demek ki zaten… Doğrudan telegramcılardan olsa ne yazar alt rütbeli adamlarından biri olsa ne yazar.. Baksana adam bir anda dolandırıcılar gibi tüydü ortalıktan… Muhtemelen piyon değil, tecavüzcülerden biri zaten. Bir doktor olmasa bile telefon konuşmalarına, bilgisayar kayıtlarına dair imaları bunu gösteriyor. Boşver şimdilik; o köşelerden köşelerden ayağının kaymasını, bir açık vermeni bekleyedursun. Sapık sinyalci abilerinden malumat aladursun. Sen tecavüzün intikamına odaklan.”

Özellikle ayın 23’ünde yine şiddetli kapanış işkencelerine maruz kaldım. Çok kötü işkenceler… Bir de yeni bir moda çıktı: Birkaç haftadır şu “Bineural Therapy” dedikleri; iDoser, Natura gibi telefon uygulamalarını falan kullanarak meditasyon yapmaya başladım. Gün boyu işkencelerin konsantrasyon bozucu o hafiften uçuk halin fazlasıyla toparlanmasını sağlamaya başladı. Yani kulaklık takıp, gözlerinizi kapatıp 1 saat dış dünyayla irtibatı kesip nefes alıp vererek, akıp geçen düşüncelerin kendi kendisini toparlamasını bekleyince çok daha hafiflemiş hissediyorsunuz. Tabii ki de meditasyondan sonra ağır işkenceler yapmaya başladılar, hiç şaşmıyor… Yani ben bunları hiçbir iddiamın kendi kuruntum olmadığını kanıtlamaya yönelik anlatıyorum sürekli. Ha; inanmak istemeyene ben dünyaları da sersem o hala “Kendi yarattığın bir senaryo.” diyebilir. Eğer inanmak isterseniz üzerinize doğru yaklaşmakta olan bir alev topu için, sıcaklığının sizi haşlamaya başlaması için bile “Beynim bunları kendi kendine yapıyor. Eğer gerçekliğine inanırsan vücudun psikolojik olarak bu etkileri yaratır.” dahi diyebilirsiniz. Her zaman inanmak en kolayıdır… Ama tabii ki yazmaya devam… Her geçen gün mağdur olduğunu açıklayanların, bize inananların sayısı artıyor. Burada önemli bor NOT: Meditasyon yapınca zihninizin toparlanması, meditasyonun teknolojik cihazlara karşı işe yaradığı anlamına gelmiyor. Kasti olarak yapılan direkt hedef alma olayları dışında insanlık ve tüm insan beyinleri bir program dahilinde ilerlediği için, meditasyon yaparken zihninizin bu programa uyum sağlaması sağlanıyor. Mesela yataktayken maruz kalıyorsanız işkenceye bu bir programa tabi. Beyninizin gönderdiği geri bildirim sayesinde bu otomatik sistem çalışıyor. Ama meditasyona geçtiğiniz zaman doğrudan sakinleşme, flulaşma, berrak zihin aktive ediliyor.Yani meditasyon sırasında size en ağır krizi yaşatması, meditasyondan vazgeçirmesi işten bile değil, doğrudan hedef gözetilirse.

  • Sonra yine sözüm ona en sonda zihnime ses göndermeyi ve tecavüzcülüğü bırakacağı şu termodinamik sistem oyunu tüm hızıyla devam ediyor. Bir ara “Peki o zaman O’nunla ilgili işkenceler nasıl bir hastalık?” diyorum. “Senin O’nunla ilgili saplantıların ve duygularına yönelik güvensizliğin ağır ama ayakta geçirebildiğin bir depresyon sonucu açığa çıktığı geçici bir travma.” diyor… Sabır…
  • Bir ara boş vakitte istihbarat servisleri hakkında okuyorum. Alman istihbaratı BND hakkında okurken zihnimde birdenbire “BND ananı s….” diye bağırıyor…

Hastalık hastalık dediler sonunda olan oldu: Ayın 24’ünde kırk yılın başı sahile indim. Akşam inanılmaz bir bitkinlik… Pazartesi bir uyandım nezleyim.. Şu anda da devam ediyor. Sinir krizi geçirmeme, bazen işe ara verip 1 saat falan dolaşmama sebep olan işkencenin işlerime engel olmayacak bir hale ve zamanla daha aza indirgenmesinin bedeli olarak, enerji akışını dengelemek için hasta olmuşum. Bir de 3. ayın son haftasını hasta olarak geçirecekmişim. Böylece tam vize öncesi olması münasebetiyle baltalama kotasını da doldurmuş oluyormuş. Şu anda da “Benim hastalığımla niye dalga geçiyorsun? Hastayım ben yapmak zorundayım bunu..” diye işkence yapıyor.

“Bu zihnindeki hastalık… Yavaş yavaş zihninden süzülüyor. Metabolizman, yeni deneyimlerin onu öldürüyor. Hastalığın olmadığı versiyonuyla beyninin programlanması yenileniyor. Ama bu esnada beynindeki virüs de var olmaya çalışıyor. Zihnindeki yeri azaldıkça seni hasta ede ede dışarı atılacak. Sonra dışarı dağılacak. Vücudun dışında; dış ortamda takip, taciz, bela, sürüngenlik olacak şekilde tekrar vücut bulacak, sonra onları da dağıtacaksın. Böyle bu oyun, üzgünüm. Ha; ayrıca çektiğin zihinsel işkencelerin ödemesini ilerideki hayatında bire bir olacak şekilde ödemesini yapacağım. Ama bundan 2 kat daha kötü bir işkenceyi ya da en azında bir musibeti sana beraberinde musallat etmekle beraber… Sen de yarattığım her bir artının eksisi de var. Hayrını gördürtmem… Hastayım ben ve hastalığımı tatmin ediyorum senin üzerinde…”

NİSAN AYINDA YAPILAN İŞKENCELER

Nisan ayı benim için tam bir facia, tam bir fiyasko idi. Bundan önce anlattığım işkenceler sadece beni hipnoza aldıkları zaman, yani sadece şu karşı koyamadığım telkinler olduğu zaman sınırlıydı ya; bu sefer bütün bir ay durmaksızın zihin kontrolü yaşadım desem yeridir.

Mart ayı boyunca her şey yerli yerinde, işkenceli işkenceli devam ederken bu sefer işin çehresi epey değişti. Çalışamamaya başaldım. 31 Mart 2019; yerel seçimlerin olduğu günün akşamı yoğun panik, hezeyan gibi manipülasyonlara maruz kalmaya başladım. Birdenbire başladı bu… Ama nasıl bir dikkat dağınıklığı, nasıl bir konsantrasyon bozukluğu anlatamam. Bir işle ilgilenmeye başlıyorum, en fazla 1-2 dakika. Adeta görünmez bir el beni o masadan kaldırıyor. Boş boş dolanıyorum, hapisanede atılan voltalar gibi bir oraya bir buraya yürüyorum. Aklımdan ultra hızda, film gibi düşünceler geçiyor. İnanılmaz bir sersemlik… Bildiğiniz şamanların şu uçtukları, çeşitli görüler yaşadıkları zamanlarında gibiyim.

Bu ha 1 gün, ha 2 gün, ha 3 gün derken sürekli devam etti. Tam 1 ay… Her Allah’ın günü. Her günün her dakikası… Sarhoşlar gibi yarı uyanık bir şekilde o derslere nasıl gittim, nasıl çalışabildim hala bilmiyorum. Günlüğü kaleme aldığım şu sıralarda da hala devam ediyor. Zaten çalışmak istediğimin %10’u kadar falan ancak çalışabilmişimdir. Günlüğü de biraz bu ruh halinin ürünü olarak, ne kadar ayrıntılı anlatabilsem de eskiler gibi yazamıyorum. Sıcaklarla birlikte işkencenin dozu ve tesir ettiği şeyler iyice yayıldı, arttı. Hiçbir iş yapamıyorum. Bu sıralar böyle olsun… Bir ay boyunca devam eden bu işkenceleri de yine bizim şu Evrim Oyunu’na göre yapıyorlarmış, 1 ay sonunda falan hikayeleri netleşti: Ben aslında şizofrenmişim, bir de bunun üzerine duygu durum bozukluğu yaşıyormuşum. Ama 1 seneden beri aldığım köklü kararlarü hayatımı tamamen değiştirmem neticesinde kendi şizofrenimi kendim iyileştirmek gibi çok acılı bir yol seçmişim. Tedavi olmayı reddetmişim. Kışın daha çok görüntülü, mantıklı senaryolara dayanan bu şizofreni, zamanla yerini kuru kuruya bir panik, dikkat dağınıklığı ve eksikliği, sürekli huzursuzluk gibi hallere bırakmış. Mübarek iyi güzel de hani ben aslında hastayım ya, bir türlü hastalığımı tam olarak anlayamadım. Şizofreni desen var, duygu durum bozukluğu var, bipolar var, obsesif kompülsif var… Bütün hastalıkların toplaması bir All Star’ım gerçekten… Kendimle gurur duyuyorum…

İşte.. Sıcakların da gelmesiyle birlikte bu hastalığım bu sefer böyle bir hal kazanmış. Hoş senaryolarla, görüntülerle yapılan bu işkencelerde de eksilen hiçbir şey yok. Yani bütün bir zamana yayılmış bir şekilde şu “acı sabiti”ni sağlayacak şekilde eşit işkenceyi çekiyorum. Valla 1 seneden fazladır her sabah uyandığımda dayak yemeye başlayıp yine dayak yiyerek yatıyorum… Ama neyse… Tecavüzcüler de bu “hastaymışım” kılıfından faydalanarak benim sözde “iyileşme” sürecimin her bir saniyesinden maksimum derecede faydalanarak işkence yapa yapa süreci devam ettiriyorlarmış. (Tam şu anda bir zihin kontrol işkencesi başladı ve 3-5 dakika ara vermek zorunda kaldım). Ayrıca; bana işkence yapmak için kullandıkları bu sözüm ona “termodinamik tepkime” sürecinde olayları, karakterleri, işkence metotlarını süreç içerisinde öyle bir harmanlıyorlar ki; dediklerine göre beynim üzerinde hem işkencelerin yer aldığı, hem de bunların bir senelik süreç dahilinde uygulandığı bir “bağımlılıktan kurtulma algortiması” uyguluyorlarmış. Yani işkenceler bir yana, insan beyninin eski alışkanlıklardan, bağımlılıktan, takıntılardan kurtulurken her gün devam eden trilyonlarca işlemi çözümlemesini ve zaman içerisinde bunun “tecürbelenme” ve “alışkanlıkların yok olması” olarak ortaya çıktığı, gözle görülemeyecek kadar minimal bir süreci de kendi gözlerimle görmüş olmuşum. Zaten her şeyin bir simülasyon, bir matriks olduğu düşünülürse insan beyninin bağımlılıktan kurtulurken, tecrübelenirken, öğrenirken, vs. vs. durumlarda, insanın gözlemleyemeyeceği karmaşıklıktaki tüm beyin algoritmaları ellerinde olsa gerek… Haa bir de; bugün dikkat eksikliği, uyku, panik gibi vaziyetlerde “hastalığın iyileşme sürecinde, virüsün bana gösterdiği tepki” olarak kendini gösteren bu dışavurum, 1-2 ay sonrasında yerini ağlama veya gülme krizi gibi duygu durum bozukluklarına, sebepsiz sinir krizlerine ve manik ataklara dönüşecekmiş. Zamanla benimle diyalog halinde konuşmayı bırakıp duygu durumumun düzelmesinin başlangıcı olarak bu duygu durum bozukluklarını yaratacaklarmış. Şizofreni temel olarak dopamin eksikliğinden ötürü beynin kendi kendine sesler duyabildiği bir hastalıkmış ve benim de yavaş yavaş dopamin seviyem artıp sağlıklı bir insandaki istikrarına kavuşuyormuş, işte bunun öncesinde de manik ataklardan oluşan bir düzelme sürecinden sonra böyle böyle devam ediyormuş falan filan…

İşte böyle haller içerisinde bir işi detaylıca yapabilmek için oturuyorum çabalıyorum. Ders olsun mesela, bütün bir süreç zihnimdekilerle kavga etmekle geçiyor. Tam son 5 dakikada apar topar genel bilgilerle olayı toparlıyorum sonra da yine aynı modda hayatıma devam ediyorum. Ne bir planlama becerisi, ne bir oturup düşünmek… Işığa duyarlı ilkel canlılar, amipler gibiyim. Normal görüş becerimin dörtte biriyle dolaşıyorum. (Şimdi de “Bak derste sıkılıyorsun ondan oluyor, bunu da böyle uydurduğun şeyden ötürü sanıyorsun.” diye bana karşı hastalık iddiasında bulunuyor.)

Bu bir aylık süreçte zihnimdeki konuşmalar, senaryolar, tecavüzler olarak geçen işkence de değişerek devam ediyor. Hatta az önce “Derste sıkılıyorsun ondan oluyor.” deyince sürekli yaptıkları bir şey aklıma geldi, onu da anlatayım:

Zihin kontrolünün var olduğunu; maruz kaldığım işkenceler sırasında bir teesadüf olamayacak, bir hastalık olamayacak şeyler üzerinden elimden geldiği kadar kanıtlamaya çalışırken sürekli Eski Dost’un ağzından bir şeyler söyleyip dikkatimi dağıtıyorlar, sinirimi bozuyorlar. Mesela geçen ayki günlükte anlattığım her mesajdan önce birkaç saniye işkence çektiğim durumu yazmaya çalışırken bile “Sen o sırada aslında kendi zihninde yarattığın hayali bir kişiyle konuşuyorsun.” diye bir ses duyuyorum. O’nunla ilgili işkenceler ve tecavüzlerle ilgili ne zaman bir şey söylesem “Bak sen zamanında O’nu çok kafaya taktın o yüzden.”, zihnimde yarattıkları çeşitli imajlar ve figürlerle yaptıkları işkenceleri yazıyorum, “senin çeşitli güvensizliklerin ve komplekslerin var. Ondan kafanda kurdun kurdun böyle hayali kişiliklere dönüştüler.” gibi bir şeyler söylüyor. Yazdığım uzun bir cümlede, uzun cümlenin anlam bütünlüğünden bağımsız olarak tek bir kelimeyi yakalayıp “Aha bak yakaladım. Hastasın işte sen, iftira atıyorsun bana. Tımarhaneye tıkacağım, hapse tıkacağım seni.” diye başlıyor. Zaten neredeyse 3 yıl önce bir yaz günü, otobüs durağında yürürken sadece birkaç saniye gördüğüm ve bana apaçık bir şekilde mahremime dair imada bulunan pasif eşcinsel orangutan tüm vücudu kare tecavüzcü de bir gece ansızın aklıma düşüveriyor. Yoksa eşcinsel olan ben miyim?.. Acaba bunca yıldır eşcinseldim de bunu kendime karşı inkar ettim, sonra da böyle dışavurum mu oldu?… (Şimdi de zihnimde “Madem böyle işkenceler çekiyorsun nasıl hala benimle ve yaşadıklarınla böyle dalga geçer bir şekilde konuşabiliyorsun. Yalancısın işte, iftiracısın…” diyor) Sürekli “Ya ben anlamadım sen benden ne istiyorsun şimdi?”, “Ya sen bir önce ne istediğini söyle, ben de ona göre ayarlama yaparak yardımcı olayım sana.” gibi anlamazdan gelen cümleleri Eski Dost’un mizacıyla söylüyorlar. O kadar kolluyorlar ki; bazen diyorum “telegramı kullanan tecavüzcülerden biri mi acaba?” diye “Acaba hala telefon konuşmalarına, bilgisayarıma doğrudan ya da dolaylı olarak erişimi var mı yoksa eline yüzüne bulaştırdığı için elinden aldılar mı?” diye… Organizasyon şemalarını tam olarak çıkartmak şimdilik güç. Hem bilgilenmem lazım hem de zihnim bulanık…

  • Ayrıca bu nisan ayının ikinci yarısından itibaren çok, ama çok kötü şeyler oldu. Zihnimdeki sinir krizleriyle ilgili… Hem daha kötüleri oldu, hem de insan beynine bunu nasıl yaptıklarıyla ilgili yeni bilgiler ayyuka çıktı. Geçen günlükte beni rahatsız etmeye çalışırken tam tersine benim onu korkuttuğum; telegramcı çetenin doğrudan üyesi veya bir şekilde haber ulaştırılıp gönderilmiş olan liseli üyesiyle ilgili…
  • Zaten yazdığımdan beri arada sırada ufak dozda çeşitli esintiler oluyordu. Ama nisan ayının ikinci yarısından itibaren tüm bu yorgunluk hissi ve dikkat dağınıklığı ile birlikte her şey iyice çekilmez bir hal aldı. Çok iyi hatırlıyorum, 17 Nisan sabahı… O günde ders sabahı çok erken, hep zor kalkarım, uykulu geçer salı günleri. Bir de o gün bana akbili unutturmuşlar, yarı yoldan eve geri döndüm. Hafif dozlu işkence de vardı. Sonra akbili alıp yine aşağı doğru yürürken “Bak zihnindeki kavgalara kulak vermeyeceksin, muhattap almayacaksın tamam mı? Her şey seni oyalamak ve krize sokmak için.” diye bir ses duydum bana meydan okurcasına. Buna hep çabalıyorum ama dozu ağır olunca çok zor oluyor ve bir anda zihnimde bana ve O’na işkence yapan kişilerle kendimi kavga ederken buluyorum. Her bir cevabı her bir resmi telegramcıların gönderdiğini bilmeme rağmen beynim mavi ekran veriyor manipülasyonlardan ötürü ve benim onlara aynı şekilde karşılık verdiğim resim, duygu, düşünce gelmeden kendime gelemiyorum. Neyse; yine böyle başladı. Liseli telegramcı şimdiye kadar görülmemiş bir sinir krizi eşliğinde O’nunla ilgili küfürler ve hakaretlere başladı. O’na tecavüz etmeye başladı. O kadar şiddetliydi ki işkence; yolda yürümeye devam edemedim, bitene kadar kenara oturup bir sigara yaktım. Bir taraftan okula gitmem gerektiğini biliyorum, ama bildiğiniz kalkamıyorum. O işkence bitene kadar, bana karşılık verilene kadar bildiğiniz takatim kesiliyor yani. Nasıl kavgalar, nasıl hezeyanlar zihnimde… Bunu da şu şekilde yapıyor: 1) Sinir krizinin olduğu beyin haritasını gönder 2) O’nunla ilgili işkence resimleri gönder, 3)Feyyaz’a o küfüre cevap vermesi yönünde telkin gönder (Bu esnada o imgelemeyi beynim kendisi yaptığını sanıyor) 4)Sonra da tam cevabı vereceği sırada daha beter sinirlendir. 5)3. ve 4. adımı dönüşümlü olarak devam ettir. 6) Uzun bir dönüşüm sürecinden sonra ya karşı küfrü etmesini sağla ya da sinir krizini al… Ve bu 6. adım gerçekleştikten sonra inanır mısınız bende bir gram bile sinir yok. Sanki az öncekiler başka bir alemde olmuş gibi, hafıza kaydımda orası bozuk birkaç dakikalık kısımmış gibi gayet pişkin pişkin yürümeye devam ediyorum. Düğmeye basıyorlar, cehennem kapıları açılıyor. Düğmeye basıyorlar, her şey son derece normal bir şekilde devam ediyor. Dışarıdan birinin size küfretmesi veya dövmesinden son derece farklı bir şey… Anlatması kolay değil mi? Muhtemelen “E aldırma, cevap verme muhattap alma sen de..” dediniz… Bir de maruz kalın da kendi beyin haritanıza karşı koyun bakalım… 🙂 Gönderdiği beyin haritası sizsiniz. Ve siz, kendinizi muhattap almamaya çalışıyorsunuz…
  • Kendime geldiğim zaman tam yarım saat orada oturmakta olduğumu fark ettim. “Neye yetişebilirsem artık.” diye apar topar gittim okula. Yine bütün gün, saatlerce işkence… Dersten de ancak yarım gün devamsızlığı kurtarabildim.
  • İşkence o kadar şiddetliydi ki; liseliden başka birinin bu işkenceyi böyle yapması imkansızdı… Aynı g…ü s….k astsubay gibi… Yani böyle bir kini ve nefreti oyun icabı kimse kimseye gösteremez. Ben anlatamam, nefes almamdan ötürü bile hiç tanımadığım insanların bana bu duyduğu nasıl bir nefrettir, nasıl bir kindir… Büyük ihtimalle onu deşifre etmeme ve burada hakkında yazmama cevap olarak yetkisi ve kimsenin fark etmeyip beni bir deli sanacakları ölçüde imkanlarını kullanıyor. Bu; şu anda günlüğü yazmakta olduğum zamanlar dahil olmak üzere sürekli olarak, nasıl devam etti, günlerim nasıl geçti, anlatamam… Günümün her anı; her söylediği, her yaptığı şey… Tam bir liseli tripleri içerisinde, bunalıma girip de katliam yapmak isteyen ergenler gibi “Neden ergenliğimle dalga geçtin?” diye işkenceler yapıyor. Bir de bazı karakteristiklerini, yaptığı hareketleri Eski Dost’a benzetiyor. “Sen kimsin lan o… çocuğu! Benim arkamda Amerikan İstihbaratı var. Şimdi senin sevdiğin o kıza tecavüz edeceğim. Sen kimsin lan fakir p…nk. Harçlığımla satın alırım lan O’nu!…” gibi hakaretlerle işkence yapıyor. Benim takibimi atlatmak için girip yarım saat falan beklediği marketin önünden ne zaman geçersem özellikle işkencelere maruz kalıyorum… Bildiğin her gün… Okuduğum, karşımdaki kişinin söylediği tamamen alakasız bir kelimeden ergen ergen cinsel çağrışımlar yapıp hakaretler ediyor. Bunu g…ü s…k astsubay da yapıyor. Sonradan da hani şu aynı filmlerdeki gibi olan intikam senaryoları (al al bitmiyor) gibi yine açıklama yaptıklarına göre; beni bir yere oturup yarım saat bekletmelerinin sebebi benim aynısını liseli tecavüzcüye yapmış olmammış. Adım adım intikam alıyor. Akbili unutmam ve ondan sonrasında aynı Pandora’nın Kutusu gibi meydana gelen aksilikler de Eski Dost’un yönetmiymiş. Böyle onun gözlerini yere eğmiş, sinsi, pasif agresif tutumuyla birlikte sinir krizini veriyorlar. İyice dayanılmaz oluyor. Bilmiyorum tanışıyorlar mı artık…
  • G…ü s…k astsubayın, tam kare pasif eşcinsel orangutan ajan, NSA ve işbirlikçi oğlancıların oğlanı liselinin bu işkencelerle nasıl beni krize soktuklarını, beynime ne yapıp da bunları yapabildiklerini daha bilimsel bir yazıyla anlatmaya çalışacağım. Çünkü işin içinde başka şeyler var. Sadece küfretseler; hiç aldırmayıp çalışmaya devam edebilirsiniz. Bu sadece sizi eleştirmek ve aşağılamak için çizilen bir karikatür gibi olur. Ama adam muhattap alınmaya o kadar muhtaç, o kadar ezik bir vaka ki hipnoza girmeme sebep olacak; zihninizdeki o kavga bitmeden önünüzdeki işe odaklanmanızı imkansız kılacak, sizde sinirlilik ve zihninizdeki kişiyi dövme ihtiyacı yaratan trans haline, lucid rüya gibi görülere sebep olacak çeşitli EEG’leri de beraber gönderiyor. O yüzden kriz oluyor zaten…
  • Velhasıl kelam… 15-20 gündür karşımdayken kuyruğu pısık pısık takılan liseli bir veledin zihnimden bana ettiği hakaretlerle, O’nun ettiği tecavüzlerle, zorla beni şebek gibi oynatmasıyla yaşıyorum. Sonra da “Tamam ya özür dilerim.” diye “Ama kısasa kısas gerekli. Bu durumda sen de benim sevgilime tecavüz etmelisin.” diyerek “Al bu da yaşlılarımıza sübyancı pedofili dediğin için” diyerek zorla liseli bir kızla cinsel ilişki yaşadığım görüntüleri bana izletiyorlar. Aramızda geçen her şeyi aylardır her bir saniyesini, her bir detayını anlatabilsem dudağınız uçuklamaktan dudaklıktan çıkar sevgili okurlar… Hayatınız boyunca bir daha asla göremeyeceğiniz sapık, tecavüzcü, pedofili ve röntgenci bir çete bu… Yakalayalım desem sığınmışlar fare deliklerine, yakalanmaları şu an zor, kimse inanmıyor zaten. Beni öldürmek isteseler belli ki şu anda öldüremiyorlar, sadece uzaktan hayatı cehenneme çevirebiliyorlar… Ayrıca; izlemeyen varsa Inception filmini izlesin. Bütün bu lucid rüya, zihindeki kişilikler ve figürlerle dönen kavgalar olayı daha iyi anlaşılacaktır.
  • Ama liselinin yaptığı işkencelerde bu sinirlilik halini çok, ama çok fazla yapıyorlar. Zamanla daha fazla olmasından korkuyorum.
  • Ayrıca; 31 Mart’tan beri verdikleri uyuşukluğun, Nisan’ın 17’sinden beri liseli oğlanın yoğun bir şekilde yaptığı işkencelerin haricinde esmer tenli suratı kare g…ü s…k astsubayın ve beyaz tenli tam kare pasif eşcinsel orangutan ajanın yaptıkları tecavüzler de sürekli devam ediyor. Bazen üçü birden konuşuyor; öyle yoğun bir hezeyan, şizofrenik bir sancı içerisinde işkence ediyorlar ki uzun süre kendime gelmem mümkün olmuyor. Sıcakların etkisiyle daha da zor oluyor. Bir de iyice sinirim bozulsun diye aksilik üzerine aksilikler yapıyorlar…
  • Derslere yönelik, işe güce yönelik baltalamalar, çalıştırmamalar demişken… Okuldaki derslerde itinayla çeşidine göre yapılan işkenceler aynen devam ediyor. Özellikle bilgisayar ve yazılımla ilgili olanlarda. Mesela bazı dersler var: Elektronik, Matematik. Bunları rahat bırakıyorlar. Yüksek not alıyorum. Diğerlerinden de bir şekilde geçiyorum şu an için ama bilgisayarla ilgili derslerde nasıl işkenceler, çalışmamam için nasıl çabalar anlatamam. Ben değil karşı taraf panik olmuştur sanki… “Madem istemiyorsun o zaman niye tamamen okulu bırakmama sebep olmuyorsun?” diyorum. “Burnunun sürtmesi lazım. Yoksa seni gerizekalı yapmak saniyelerimi alır, biliyorsun” diyor, kendi gerizekalılığını unutarak… Bir de neden özellikle bilgisayar, yazılım anlamıyordum. Ağırlıklı olarak Eski Dost’un internet hayallerini ben canımın derdindeyken farkında olmadan baltaladığım içinmiş. Önemli olan bu yani… Yani genel olarak benim ilerlememe temelli bir şekilde dur demiyorlar ama acısını fazlasıyla çektiriyorlar. Aynı zamanda benim Eski Dost üzerinde inceleme yapmam da boşuna değil. O kadar da kontrolümü kaybetmiş bir hezeyan içerisinde değilim. Benim üzerimden ona bir şeylerin uyarısı veriliyor. Ya da bildiğiniz yakacaklar adamı.. Ama neden?.. Bildiğim sadece bu…
  • Ha bir de Alternatif Akım dersinde de aynı… Liselinin yaptığı işkenceleri de bu derse denk getirdiler hep.. Ne alakaysa “Hani siz Tesla’yı seviyorsunuz ya. Bir de bu konuların tamamının başlangıcı Tesla ve buluşları ya.. Hani o buldu ya bu teknolojileri.. Biz çaldık o o… çocuğunun buluşlarını, şimdi de onun gibi düşünenlere böyle işkence yapıyoruz. İstemiyoruz sizi. Ne kadar kılsınız. Uyuzluk değil mi? Kapitalistim lan napacaksın? Sermayeye hizmet edeceksiniz lan hepiniz… Varlığınız bile rahatsız ediyor bizi. İğrenç varlıklar. Bayılıyoruz böyle sizi gibilerle zevk için uğraşmaya.” diyor. Bir de zihin kontrolünün tarihte çok daha eski zamanlara uzandığını ve Nikola Tesla’nın bir proje insan olup, aslında o buluşların başka yelrerde çok daha öncesinde Kabala insanları, Masonlar tarafından yapıldığını iddia ediyor.
  • O’na yaptığı işkenceler dışında “Ben var ya hayatım boyunca hiç çekmedim bunları. Her şey hazırdı benim için, yediğim önümde yemediğim arkamdaydı. Gençliğimin her anını doya doya yaşadım. Bir sürü yer gezdim. Şimdi de sana sadece ama sadece canım öyle istediği için sabah uyandığın ilk saniyeler, evde oturduğun zamanlar dahil hiçbir anın tadını çıkarttırmamak, hiçbir şeyin hayrını gördürtmemek isityorum. Hobi olarak. Sahi; aa bak bunu nasıl unuttum. Bir seks yapsana ya bir de erken boşaltayım seni… Bir de onu da yapayım he olmaz mı? Nolur lütfeeeen. Anla beni biraz, sendromum var benim, hastayım. Baltalamalıyım.” gibi aşağılamalarımız da günlük yaşantının bir rutinidir bizim için senelerdir. Kendi başlarına geleceklerden habersiz olarak…

Sabah uyanıyorum. İnsanın sabah uyanınca halk arasında “rüyayı bilinçli olarak devam ettirme” olarak bilinen evrede, günün ilk saniyeslerinde işkence başlıyor. Bütün sabah ayılana kadar devam ediyor. Bir gün duştayken, bir gün klozetteyken yine bana 1 dakikayı 15 dakika yapan işkenceler başlıyor. Bir hafta “Dur biraz da tam k.çını yıkamaya başlarken yapayım bitecek..”, sonraki hafta “Bir de yıkamayı bitirirken yapayım kesin tamam.”, “Ya bir de genele yayarak yapayım sonra bitsin olur mu?”, “Ya Feyyazz.. Beni neden anlamıyorsun! Anlayış göstersene bana biraz. Hastayım been.” diye zihnimde çığlık atarak hakaretleri tecavüzleri ört bas etmeye çalışıyor. Son 1 senedir böyleyim. Ondan öncesinde farklı işkenceler vardı. Tek bir an, tek bir mili saniye, zihnimde bir tecavüz, hakaret, aşağılama olmadan geçmedi. Okul, iş, sosyal ne varsa… Damla sulama gibi işliyorlar. Yatmadan önce bile yine bazen O’nu aşağılıyorlar ve ondan sonra uyumama izin veriyorlar. Hoş bir de 1-2 aydır tam uykuya dalmak üzereyken bir rüya ile uyandırmalar da başladı. Tam bir işe oturacağım, düğmeye basılmış gibi, bir program komutu olmuş gibi bütün buğulanmalar zihnimde başlıyor… Böyle… Bir işkence yapıp, sonra beni gevşetip, bilinçaltımı savunmasız bırakıp özür diliyormuş gibi bir moda sokup “Özür” diye özür dilerken öncekinin 2 katı işkence yapma huyu da devam ediyor.

Bir de yine bunları yazarken bile sürekli olarak “Bak o yeni konuları bilmiyorsun, okulda normal bir şekilde zorlanıyorsun o derslerde tutmuş kafanda birisi özellikle bu derslerde seninle uğraşıyorlar diye kuruyorsun, hastasın sen..” diye belirtmeyi unutmuyor. Şu dersler mevzusuna ek olarak… Derse yoğunlaşmak istediğim halde dışarıdan bir gücün adeta bana O’nunla ilgili işkenceler yaparak dikkatimi dağıttığı duruma da “Beynin senin kontrolün dışında olan bir savunma mekanizması geliştirmiş.” diyor. “Peki neden O’nunla ilgili?” diyorum, daha beter işkence yapıyor.

Ayrıca burada bir dipnot düşelim: Zihin kontrolüyle üzerinizde yarattıkları tesirler; zihin kontrolünden habersiz olarak muayene eden doktorun teşhis koyamayacağı şeyler değil zaten. Psikiyatra “sesler duyuyorum.” deyin. Gerisini dinlemeden şizofreni teşhisi koyar. Ya da diğer hastalıklar… Mesela bu tecavüzcüler için bütün yaptıkları o kadar doğalmış gibi ilerlemeli ki; kalp hastası birini öldürecekler diyelim; hızlı hızlı merdiven çıkarken falan kalp krizi geçirtirler. Yani derinizi beyninizi kızartmaları dışında öyle dışarıdan teşhisi konulacak bir zihin kontrol tekniği yok. Resmi literatür tarafından tanındığı zaman ancak öyle ayırt edilir. Doktorların da tanılar listesine girmesi lazım.

Bir de; çevremdeki insanların konuşmaları üzerinden sürekli Eski Dost adına cevap veriyorlar. Yapay kader vesilesiyle insanların konuşmalarının dahi programlı olduğunu biliyorsunuz. Mesela sohbet ettiğim birisi “Adam dinlemiyor seni ya.” gibi bir şey derken aynı anda Eski Dost’u çağrıştıyorlar. Okuduğum bir yazıda “falan falanın piyonları” gibi bir kelime öbeğinde yine Eski Dost’un telegramcı değil de alt seviye bir zihin kontrol ajanı olduğunu söylüyorlar. Sürekli zihnimde “Eski Dost şunu yapmıyor, bunu yapıyor. Telegramcı değil o, adamım… Ama ben sana adamıma böyle şeyler yaptığın için işkence yapıyorum.” falan diyor. “Hadi git konuş onunla, özür dile kabahatlerin için. İtiraf et yalan söylediğini, iftira attığını” diye bitiriyor. Bildiğiniz herkes benimle onun adına pazarlık yapıyor. Sonra da ekliyor: “Hata yaptın. Çok büyük yanlış yaptın. Önce işkencesi tamamlanacak. 1-2 senedir Eski Dost’la ilgili işkencelerin bitecek. Sonra da karşına çıkacak. Hiçbir şey olmamış gibi tıpış tıpış konuşacaksın. Aynı George Orwell’in 1984’ündeki hükümetin esirlere yaptığı yaptığı gibi, kahramanlaştırılmayacaksın. İtibarsızlaştırılacaksın. Suçunu kabul ettiğini ve idam edilmek için yalvardığını görecekler.”

Anlamıyorum, bu adamın adına neden bütün Evren’i konuşturuyorlar. Yani benim senelerdir tanıdığım bir adam, evet böyle bir nüfuza sahip. Benimle arkadaşlık yaptı, bu da büyük ölçide sistematik bir plan dahilindeymiş zaten. Sonra yine sistematik bir şekilde arayı bozdu, sonra tehdit ve şantajla kendisine söyleneni yaptı. Sonra da bugünkü durumdayız. Bütün hayatımı ve gençliğimi mahvetmek için bir görev almışçasına beni buraya kadar çekti. Hayallerimdeki mesleği, yaşantıyı çalmak için, bir de bunu bir daha geri dönüşü olmasın diye gıdım gıdım, milim milim yaptılar. Zaman akıp gitsin diye… Görevi direk bu muydu? Yoksa onların arasında da sorun çıktı da başka şeyler mi oldu? İlk önce hiçbir şeyden haberim olmadan beni Eski Dost’un yanında kullanmak istediler de sonra mı işler değişti? “Neden bütün bunlar?” diye bağırıyorum bazen zihnime verdikleri acıdan ötürü. “Canım istiyor.” diyor. “Sen anlayana kadar yapmaya devam edeceğim.” diyor.


Son 15 gündür falan Eski Dost da O’nunla ilgili işkenceler yapmaya başladı. Eskiden hiç tecavüzcü olarak artmaya başladı bu… Eski Dost da tecavüzcülerden biri.. Bu kesin… Yolda bir polis noktasından geçsem, televizyonda bir asker görsem, bir siyasi görsem hep üniforma ve tecavüz şeklinde işkenceler yapıyor. Okula giderken geçtiğim yolda sürekli kimlik kontrol noktası oluyor. Bir gün olsun zihnimde küfürler hakaretler olmadan geçmiyorum o noktadan. Biz “polislere, askerlere, siyasilere de uygulanıyor bu” diyoruz ama aralarında polis, asker, vs. de olan bir çete mi acaba bu? Bunu mu ima ediyorlar? Yoksa yarın bir gün müracatta bulunma ihtimalime karşı pislik mi yapıyorlar? Eğer öyleyse neden Eski Dost da aynı aşağılamaları yapıyor? Şu esmer tenli suratı kare g..ü s..k astsubay, beyaz tenli tam kare pasif eşinsel orangutan ajan, oğlancıların oğlanı liseli ve metroda karşılaştığım laptop çantalı zayıf, kambur, vitaminsiz ve kibirli çocuk direk çetedenler. Tecavüzcüler etrafımda sürekli belirmeye başladılar. Eski Dostun telefonlarımı dinlemişliği, bilgisayarımı takip edip beni kameradan gözetlemişliği var bu kesin. Buraya kadar kesin… Hoş ben de olayların başlangıcını anlattığım yazıda “Her şeyi anlatmazsa” diye bir ibare koymuşum. Anlatsa da sanki paçayı sıyırabilecek, şu tabloya bak… Ama gerçekten de, O’nu da izleyecek kadar mensubu mu bu çetenin? Gözümün önündeki bir gerçeği mi göremiyorum yine güzel hatıraları gözümün önüne getirip getirip manipüle etmelerinden ötürü… Ben kendisini deşifre ettiğimden beri sürekli kafasında benimle ve O’nunla ilgili fanteziler kurduğunu söylüyorlar. Bilmiyorum zihnini nasıl koruyor? Ona verdikleri bir cihaz mı var? Yoksa gerçekten hiçbir karşı imkanı olmadan onların adamları aracılığıyla falan irtibat halinde olan muhbir gibi bir şey mi? Zamanla deşifre olacaklar bu tecavüzcü sapık röntgenciler…

Bu arada; laptop çantalı cılız kambur kibirli vitaminsiz telegramcı çocuk şu an kendisini çeşitli eşcinsel figürlerle falan çiziyor. Bir de bu var; kendilerini eşcinsel ilişkiler içerisinde, ya da benle eşleri, sevgilileri ilişki içerisinde çizerken de çekinmiyorlar. “Amacım sana zarar vermek, krize sokmak. O sinir krizi benim işimi görüyor. Bana ne, al senin olsun karım da kızım da. Biz bırak karımızı kızımızı, g….ü binbir yere vererek gelebildik bugünlere, neyden bahseidyorsun sen… Bir şeyler ıspatladın, yapacak başka bir şey yok diyelim. En fazla olacak olanı sen de biliyorsun. Peşkeş çekeriz bir iki tane adamımızı, karımızı, sen de hayatını telafi etmeye bakarsın. Yalnız kızları öncesinde bir güzel temizle… Biliyorsun pislik yapmadan duramıyorum nolur nolmaz, ahahahaha…” diyor ve ekliyor: “En fazla bu olacak… Kendine öyle boşuna yeminlerle falan yorma. Taze tutmaya çalışma motivasyonunu. Bu o tarz bir işkence değil. Kabus hepsi. Unutacaksın. Rahat bırakacağız biz de… Haa… Tabii söylediğim hiçbir şeye inanmamalısın; hiçbir mesafe de katedemeyebilirsin, öldürüledebilirsin.”


Bunların dışında da takip edildiğimden şüphelendiğim çeşitli olduğum olaylar oldu ama sonra yapay kader çıktı. Yalnız iki tane şüpheli durum var:

  • Deli kılıklı ıslıkçılara rastladım şimdi de… Öyle mi değil mi emin değilim… Birincisi bizim mahalledeki ATM’lerin orada. Bildiğiniz pijamalı falan bir kadın, suratı falan aynı trans halindeki deliler gibi. Bu dünyada değil yani.. Bir tane ATM’nin 2 metre kadar önünde durmuş, gözlerini kırpmadan karşıdaki binaya bakıyor. Etraftakiler de dikkatli dikkatli ona bakıyor. Belli ki kimse tanımıyor, herkesin dikkatini çekti. Zaten yolda onu görmeden birkaç saniye öncesinde “Al sana ıslıkçı” diye de bir ses duydum ama kandıradabiliyorlar tabi… “Öyle mi değil mi acaba” diye düşüne düşüne para çekerken ben kartı geri aldığım sırada ses duyarlıymış gibi usul, usul, yan yan üç adım attı ve benim tam arkamda duracak şekilde durdu. Sonra uzaktan bir süre izledim. Rolünü bozmadı, hala binayı seyrediyordu. Sonra da gelen minibüslerden birine atladı gitti.
  • Bir diğeri de metroya binerken asansörde geldi. Tam ben asansöre binerken aniden ortaya çıkıverdi. Yani asansörün cephesi açık bir alan, asansöre yetişmek isteyen biri görürsünüz, o kadar saniye içinde oldu olay. Bu sanki bir arabanın arkasında saklanıyormuş da benim asansöre binmemi bekliyormuş gibi çıkıverdi. Bir yerlerde bekliyordu muhtemelen. Sonra asansörde “Kriiiz… diye bir kelime mırıldanıp kendi kendine bir şeyler söylemeye başladı. Sonra da metroya binmedi. Oralarda çocuklarla falan oynadı. Bir süre sonra da geri çıktı. Tinerci kılıklı, akli dengesi yerinde olmayan bir tipti. Neden deliler? Yoksa deli durumuna mı düşeceğim…:))

Bütün bu işkencelerin yanı sıra fiziksel işkenceleri de arttırdılar. Küfürlerle aynı anda diş ağrısı, karın ağrısı, kasıklara ve özel bölgeye saplanan ağrılar. “Yavaş yavaş geçiyoruz canım fiziksel kısma.” diyor. “Sen şimdi mesela bu sinir krizlerinde kurtulurken bir taraftan spor yapıyorsun, iyi geliyor diye koşuyorsun ya. Hani bu zihinsel işkencenin verdiği acı da azalırken yine de sana aynı sarsıcılığı yaratacak bir şeylere evrimleşmesi gerekiyor ya. Hahü her şey planlı işte. Bir yıl içerisinde “Bu kadar spor yeter!” diyeceğim ve kırık çıkık cinsinden bir kaza geçireceksin. Hani böyle eklem noktalarının kırılmasından, zihnindeki eklem noktalarının kırılmasından ve işkencenin azalmasından bahsediyorduk ya. İşte o sende kırılan bir eklem noktası olacak ve fiziksel olarak da seni baltalamış olacağım. Listede bu da var, kızamık da var. Hepsi hazır.” diyor…

İltihap, irin, lezyon gibi görüntüler, ben tam yemek yerken birini kusar gibi gösterip, kusmuk yiyormuşum gibi oynattıkları sahnelerle mide bulandırıcı tacizler de yer yer devam ediyor. Zamanla bu daha da güçlü olarak yapılacakmış…

Bazı zamanlar işkence arttıktan sonra sebep olarak “Şu sıralar kötü.” diyorsun ya o yüzden. Karmaya inan. Beni anlatma kimseye. Bırak beni karma sansınlar, sen ne olduğunu bil. Böyle takılalım. Bırakacağım oğlum seni bırakacağım anlamıyorsun hala… Evrene yaydığın negatif düşünceler gelir sana geri döner…” diyor…

“Tamam neden sana itinayla sadistlik yaptığımı söylüyorum hadi: Zenginin birinde telegram var, ama çok zengin. Hayatta deneyimlemediği çok az şey kalmış. Birini hayatta tuta tuta her saniyesini böyle bir çileye dönüştürmenin nasıl hissettirdiğini merak etti. Canı istedi. Mahvetti hayatını. Uğraşıyor seninle. Ne olacak ki; organizmasın, çiftlik hayvanısın sen. Milyonlarcası var senin gibi. Bu kadar…” Gerçekten de; bir insanın 7 sülalesini katletmiş olsan, o bile bende şu çektiğim işkencede yapılanlar kadar nefret edemez…

Beni sinirlendirmek için yine önce mahrem etiğinden bahsediyor. Zihnimi iyice savunmasız hale getiriyor. Sonra da yine o sinir krizinden, yine o g…ü s…k astsubayın bir gestapo polisi gibi bana sanki gerçekten yanımda işkence yapıyormuş gibi hissettirdiği sanrıya sokarak “Sana ne lan sana ne. İstediğimi izleyeceğim istediğimi dikizleyeceğim ben. Ben üniformalı bir astsubayım. Görevim için gerekirse bütün kadınların tek tek memesine kadar bakmaya hakkım var benim. Sana ne lan! Sen kimsin lan!!” diye malum işkenceler başlıyor.

Bir de; bu kendini bilmez, cahil, sonradan görme, megaloman, bir rütbe ile bir tarafları balon gibi olup bir küçük iğneye bakan, Sodom ve Gomore’den, Cahiliye Arap Döneminden kopma, Lawrence dölü bu hedonist güruhun önce bana durduk yere işkence yapmaya başlayıp ondan sonra da “sana ne lan!” diye tekrar işkence yaptığını hatırlatırım.

Yani evet, sizler bana işkence edene ve O’na tecavüz edene kadar bana neydi? Sahi söylüyorum. Kim niye dinlesindi ki beni? Ben böyle bir şeyi aklımın ucundan bile geçirmiyordum. Ama tüm ciddiyetim ve samimiyetimle söylüyorum: Sen ve mensubu olduğunuz çete bir sadist, çapulcu ve tecavüzcü sürüsüdür g…ü s…k sinyalci astsubay. “Sen kimsin ki seni dinlesinler” statüsündeki sıradan bir vatandaş olarak yaptığın tecavüzün intikaımı tek tek, milim milim, hiçbir detayı atlamadan alacağım…

Anladın mı sevgili g…ü s..k astsubay… Üzerine don alacak parası olmayan insanların hakkını yiyerek, torpillerle iş yaptığınız o FETÖ’nün son kalıntısı da darma duman olurken, üzerinde binlerce yetimin vebali olan üniformanın düğmelerini, kullandığın bilgisayarın klavye tuşlarını, en son da mouse kablosunu tek tek mabadına dühul edeceğim. Arz ederim. İmza: Sıradan, yoldan geçerken hobi olarak kafasına tekme atılası sıradan bir vatandaş, tam trafik kazası geçirtmelik bir TC evladı…


Neyse; ondan sonra da şu beyaz tenli tam kare pasif eşcinsel orangutan ajan da “Ya işte bir iç geçiriyoruz o kadar. Ne olacak anlayış göster sen de biraz. Sen de anlayışlı olmalısın ama…” diyor falan… “Ha bir de; biz sana en başlarda hem aklına zorla bu takıntıyı sokup hem de burada genç yok, hepsi de şu intikam yemini ettiğin şeyleri umursamayacak yaşlı başlı insanlar, sadece sana işkence etmek için yapıyorum demiştik ya. Üzgünüm ama canım o seni alıştırmak için bir aşamaydı ya… Bak ergen bile var görüyorsun… Yeni parametremiz “Genç var. Ama görevi kötüye kullanmak yok, şımarık hergele yok burada.” olsun o zaman… İnanılması güç olsa da ciddi insanlarız. Bir süre sonra da “Şımarık hergele p.çlerle karşılaşmaya başlayacaksın.” oradan da yeni bir güncelleme yapılacak. Artık söylememe gerek yoktur heralde, ahahaha” diye bir nonoş gülüşü patlatıyor.


Geçen günlerde yeni bir iş fırsatı çıktı karşıma, bir deneyeyim dedim. Etmediklerini bırakmadılar.

  • Bir şeye, birine sinirleneceğim zaman direk işkence başlıyor. Ama nasıl bir hissiyatsızlık… 3 senedir O’na tecavüz edildiğini biliyorum, ama bu konu üzerinde düşünmeye fırsatım dahi olmuyor. Hiçbir şeye ağzımın tadıyla üzülemiyorum bile. “Hayır, sen hiçbir olaya üzülemezsün. Sen insan olmayı hak etmeyen bir paçavrasın. Senin hiçbir tepki vermeye hakkın yok. Sevinemezsin, üzülemezsin, kızamazsın, hayallere dalamazsın. Hakkın olan tek şey çalışmak, dayak yemek, işkence görmek. Sen bir insan değilsin, hayvansın. Sen bunları hak ediyorsun.” diye sinir krizi sırasında iyice kafayı yemenize sebep olacak soğukkanlı bir psikopatın fısıltısıyla beynimin içinde konuşuyor. Birine sinirlenmiş olsam normal hayatımda; “O’nunla ve sinirlendiğim kişiyle ilgili ileri geri şeyler söylüyor.” Olaya konsantre olmaktı, mevzuyu çözmekti, sinirimi yatıştırmaktı derken bir embesile dönüyorum. Soğukta depar atarak 5 km koşup da iyice terlemişken birinin kalbinize yumruk atması ve soğuk kesmesi ve o yüksek nabız eşliğinde ne hissedeceğinizi bilememeniz gibi… Hangi duygu çeşidi varsa zihnimde aktif olarak zihnimde hapsoluyor. Bir mala dönüşüyorum.”
  • Bir iş yapıyorum. İş normal planladığımdan daha erken bitiyor. 1 saat sürecek iş 40 dakikada bitiverdi diyelim. Dengelemek için geri kalan 20 dakika boyunca işkenceye maruz kalıyorum.

MAYIS AYINDA YAPILAN İŞKENCELER

Sıcaklardan ve işkence yoğunluğundan ötürü bu ay günlük yazamadım. Büyük ölçüde aynı işkencelerden oluşan olaylar… Onun dışında hava olayları, hayvanlar üzerinde yapılan zihin kontrolü, vs. ile ilgili pek çok olay oldu. Bildiğiniz sokaktaki kedilerin köpeklerin hareketlerindeki zamanlamalar ile konuşmaya başladılar. Güneşin önüne bulutun geçeceği zamanlama ile falan… Ha bir de; bir arkadaşımla oturup zihin kontrolü hakkında konuştuktan, sonrasında da normal muhabbet etmeye başladıktan bir süre sonra “Al lan..” diye bir ses duydum. Bir süre sonra arkadaşımın suratının önüne bir sinek geldi… Tüm evren, tüm doğa olayları üzerindeki kontrolleri bu seviyede yani…

Bir de son okul başladığından beri aşamalı aşamalı yaptıkları işkenceleri polisle ilgili daha çok yapmaya başladılar. Özellikle şu günlüğü yayınladığım günden son 4-5 gün öncesinden beri… Çok kötü işkencelere maruz kalıyorum…

Diş taşı temizliği yaptırıyorum, bir süre özellikle sağlıklı besleniyorum. Birkaç gün sonra annemin kaplama olan dişi çıkıyor. Yine şu bedel mevzusu…

Haziran ve sonrası günlüklerde görüşmek üzere…

Diğer günlük yazılarına tam liste halinde ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz:

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?


BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

About Feyyaz Yükselci 122 Articles
Elektronik Haberleşme Teknolojisi öğrencisiyim. 1993 doğumluyum. Maruz kaldığım telegram zihin kontrol işkencesini not aldığım günlükleri, araştırmaları Düşünce Polisi'nde yayınlıyorum ve diğer tüm zihin kontrol mağdurlarının çalışmalarını da paylaşıyorum. Sitedeki yazılardan telegram zihin kontrolünü ilk defa duyan birisi olarak rahatlıkla bilgi edinebilir, tüm gelişmeleri birincil kaynaktan takip edebilirsiniz. Telegram zihin kontrolü bir komplo teorisi değildir. Son derece yakınımızda olan bir insanlık suçudur. Elbet bir gün kanıtlanacaktır ve suçlular işlediklerinin hesabını verecektir.

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*