Kasım-Aralık 2018/Ocak 2019 telegram zihin kontrolü

11 Kasım 2018

Kasımın ilk gününden beri devam eden çok yoğun zihin kontrolü bugün çok daha kötüydü. Gerekli site güncellemelerini yaptığım anda daha çok saldırmaya başladılar. Uğraşmadığım zaman zaten eskisinden daha da beter saldırıyorlar.

O’nunla ilgili işkenceler çok, çok, çok, çok kötü durumda. Başım sinirden çatlıyor. Yapılan zihin kontrolü çoğu zaman yaptığım işten alıkoyuyor beni. Gözlerimi kapatıp dinlenmeye çalıştığım zaman gevşetiyorlar, sonra da düşük perde seviyesinde savunmasızken daha beterini yapıyorlar. Aldırmamak mümkün değil, çünkü beyninizin kapılıp gittiği hipnozlar kullanıyorlar. Çok kötüyüm. Kelimelerle anlatamıyorum bu sistematik psikolojik işkenceyi. Bu sapıkların, hastalıklı ruhların yaptıklarını….

13 Kasım 00.11

Daha önce çok kötü dediğim her bir kısmın toplamını alın. Bugün o toplam kadar kötü. Dayanılmaz işkenceler… O’nunla ilgili… TV’de gözüken ve FETÖ şüphesiyle gözaltına alınan Sinyal İstihbaratçıları, ıslıkçıları resmederek çok kötü işkenceler yapıyorlar… Başım çatlıyor. Rahatlamak için geçip bir köşeye ağlamak istiyorum, onu da engelliyorlar… Bir düğüm kalıyor beynimin içinde, yapay bir psikoz gibi… Her şey daha da kötüye gidecek, bariz…

Gece inanılmaz bir ciğer ağrısıyla uyandırdılar. Sanki ölüyor gibiydim. Ateşler içindeydim. Bildiğiniz içim dışıma çıkıyordu.

Eski Dost’un sitelerime yorumlarından yine mafyavari tehditleri, sürüngenlikleri başladı. Burada intiharı düşüneni var, mağdur olup aile bakımıyla yükümlü olan anneler babalar var, günün her saniyesi sistematik bir psikolojik işkenceye maruz kalan var. Kaybedeceğimiz hiçbir şey yokken hala genelde köylüleri kandırmak için kullanılan sürüngenliklerle, ifşasına adımlar kala, tasmasını tutanların arkasına sığınıp prim yapmaya çalışarak bir şeyler elde edebileceğini sanan zihniyetler var… Nereye kadar sürecek el altından tehditleriniz, nereye kadar zulalarınızda kalacak saklamaya çalıştıklarınız?…

Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok bütün mağdurlar. Ölümler, hastalıkları… Her şey inşa ettikleri yapay kaderce yazılı zaten. Ha var pardon, eğer her şeye rağmen elimizden gelenin en iyisini yapmazsak, her şeyimiz olan insanlık onurumuzu, haysiyetimizi de kaybedeceğiz. Aşağılanmış, onuru ve mahremi paçavraya çevrilmiş bir şekilde; insanları tipini beğenmedikleri için fişleyen, dinleyen, takip edip işkence yapan, tek suçu tarafımızca sevilmek olan insanları aşağılayan şu insansılara karşı, şu acı dolu hayatımız boyunca, her şey onların yanına kalmış bir şekilde ölmeyi bekleyeceğiz. Eğer ki çarpışmadan ölürsek… Biz çoktan kabullendik; hiçbir şey yapmasak bile nefret ediyorsunuz bizden. Varlığımız bile uyuz ediyor sizi, rahatsızlık veriyor size.. Hayvandan hiçbir farkı olmayan, ezilmek üzere doğmuş ötekileriz gözünüzde….

16 Kasım 2018 saat 00.26

Geçen pazartesi günü benim için tam olarak bir ölümdü. O’nunla ilgili işkenceler devam ediyor. Ayrıca ayın 12-13-14-15’i tam bir kabustu. 12 Kasım 2018’de, yani pazartesi günkü yoğun işkenceyi günlük yazısı yayınladığım için yapmışlar, bir de geçen günlük yazısında bahsettiğim ‘Ayın 13’ünde işkence yapmayıp, sözüm ona verdiği sözü tutup, bu sefer de 12’sinde ve 14’inde işkence yapmak’ uygulamasını tekrar etmek için yapmışlar. Hafta başından beri zulüm dolu. Şakaklarım davul gibi, tam olarak tarif etmesi imkansız haller yaşıyorum. Ayın 15’i 25 dakika önce bitti ve ayın 16’sına girer girmez aynı işkenceler devam etti. Bu sefer önceden ‘Ayın 16’sı olduğu anda başlayacağız.’ diye haber verdiler. Şimdi de ‘Sen bir de bütün günü düşün. Ayın 16’sı malum..’ diye psikolojik işkence yapıyorlar.

Bütün bunlar boyunca ‘Şunun şunun bedeli, şunu şunu yaptığın için…’ diye daha da çıldırtacak bir şekilde devam ediyorlar.

Sürekli verdikleri üzgün, karamsar bir ruh hali var. Zayıf yönlerimi aşağılamak, melankolik havaya sokmak suretiyle beni psikolojikman bitirmeye çalışıyorlar.

Pek çok kez diş ağrısı, yorgunluk, karaciğer ağrısı gibi fiziksel saldırılara maruz kaldım.

19-25 Kasım 2018

Islıkçılar kullanılarak yapılan şu ‘Sen benim yar….sın’ işkenceleri devam ediyor.

Ritmik sesler kullanılarak beynimde meydana gelen o dayanılmaz acı, dayanılmaz sinir… O kadar bir sinir ki, kolunuzun morarma ya da darp acısı gibi beyninizde bir acı duyuyorsunuz.

O’na yönelik yapılan aşağılamalar daha da şiddetleniyor gittikçe…

Bu şiddetli işkenceleri tam bir işe başlarken özellikle yapıyorlar. Aldırmasan bile seni zorla bir düşünceye konsantre ediyorlar; zorla, itinayla en savunmasız ve dikkatsiz haline getiriyorlar ve en kötüsünden yapıyorlar…

22-23 Kasım 2018

Aşama aşama işkenceler devam ediyor.

O’nunla ilgili çok ağır işkenceler…

Sporu uzun süre fire vermeden yaptım. ‘E şimdi bu düzenli sporun siftahını yapmasak olmaz ama…’ diye işkence yapıyorlar.

Birilerinin ev baskını yapmaya çalışıp, benim de evde silah çekip savunmada beklediğim bir rüya gösterdiler…

23-24-25-26-27-28-29-30 Kasım 2018

1 saniye bile durmadan devam eden inanılmaz işkenceler.

Her işin başında ve sonunda itinayla yapılan ve beni her bir iş arasında en az 10 dakika krize sokan işkenceler devam ediyor.

Bütün işkenceyi sanki ben çeşitli sebeplerden ötürü hastaymışım, doğal bir süreçmiş gibi bir kılıfa uyduruyor, sinir bozucu hale getiriyor.

Özellikle gece yatmadan önce korku vermeleri ve halüsinasyonlar devam ediyor.

Sitedeki yazılardan birinde hakaret ederek bahsettiğim eski CIA Başkanı Gottlieb’in suratını değiştirerek canavarımsı bir halüsinasyon olarak gösterip duruyorlar.

Tıpkı zihin kontrolünün başında yaşanan siber tacizlerle aynı olacak şekilde, siber ortamlarda yapılan kelime oyunlarıyla yakınlarıma yönelik tehditelere maruz kalıyorum.

5 Aralık 2018

Yoğun fiziksel saldırılar, derimde kızarıklıklar oluştu hafiften.

Ben senin hiçbir şey yapmana izin vermeyeceğim ki. Sağlıklı mısın, o bir yerden çıkar. Çok mu para kazandın, onun acısını çıkartırım bir yerden… gibi muhabbetler…

7 Aralık 2018

Uzun süredir haksız yere, sahte delillerle, iftiralarla falan hapse gireceğime dair bir korku veriyorlar. Olur mu olur hani, beklerim…

Çok, çok ama çok şiddetli bir baş ağrısı…

Yine mahremle, O’nunla ilgili işkenceler yapılırken yine klasik sözlerden biri geldi: ‘Yahu bu benim en doğal hakkım. İstediğime bakarım istediğimi izlerim ben!!!! Ne var oğlum geldik bulduk seni aldık götürdük canımız sıkılınca işkence yapmak için kullanıyoruz şimdi. Eski çağlarda krallar falan gayet yapabiliyordu bence böyle şeyler. Ben de kralım, hakkım var benim sana bunu yapmaya.’

10 Aralık 2018

Ödev yaparken, şarkı dinlerken eş zamanlı olarak yapılan O’na yönelik işkenceler ve mani olmaz için sırayla denenen bütün işkence metotları… (Sadece 1-2 dakika içinde falan bütün acı verici hipnozlar, hakaretler, küfürler ve fiziksel sancılar gerçekleşiyor) Hadi zihinsel olanların sebebi hastalık da, onların hemen arkasından kendi kendime fiziksel acı çektirtecek düşünce gücüm de mi var sevgili okurum

21 Ocak 2019

Uzun süredir günlük yazısı yazamadığım bir periyottan sonra aldığım notları temize çektiğim şu sıralarda; ritmik olarak devam eden karaciğer sancısı eşliğinde yazdıklarıma devam ediyorum. Yazmaya başlamadan 15-20 dakika öncesinden itibaren; var olan kapı açma kapama, öksürük, konsantrasyon bozulması gibi ritüellerden sonra işkencelerin zihnimde ses ve görsel olarak desteklenmesi itibariyle pek mutlu ve kıskanılası hayatımı aktarmaya devam ediyorum.

Telegram zihin kontrolünün en son yazdığım 10 Aralık’tan bu yana devam etmesi ve yaptıkları şeyler aşağı yukarı aynıydı. Fakat mahreme, sevdiklerime ve günün her anında O’na yönelik yapılan aşağılamaların, beni dakikalarca yataktan çıkamayacak spazmlara sokan hipnotik işkencelerin yanı sıra işin çehresinde bazı değişiklikler meydana geliyor. Öyle ki; birazdan yazacaklarım; senelerdir devam eden ve halen sürmekte olan bu olayın benim bir psikolojik rahatsızlığım veya psikozum değil, birilerinin sitematik ve bir açık kapansa diğerinden saldıracak şekilde, son derece itinalı olacak şekilde bana ve diğer zihin kontrol mağdurlarına apaçık işkence ettiğinin kanıtıdır. Var olan binlerce kanıta bir tane daha eklenmesidir.

Öncelikle aradaki 1 ay boyunca neler yaptıklarını, neler konuştuklarını listeleyecek olursam kısaca şöyle:

  • Sürekli öldürüleceğim ya da iftiraya maruz kalarak hapse gireceğim şeklinde telkinde bulunuyorlar
  • Kişiliğimin zayıf yönleriyle, geçmişten kalan kötü anıları bir travmaya dönüştürerek çok ağır bir biçimde oynuyorlar.
  • O’na yönelik yapılan saldırılar ve aşağılamalar her geçen gün daha da ağırlaşıyor, daha da hadsizleşiyor ve terbiyesizleşiyor.
  • Tabii bütün bunları yapay kader unsurlarıyla karşılaşacak şekilde kombinasyonlarla yaşıyorum. Her şey daha da çekilmez oluyor.
  • Bunun yanı sıra fiziksel saldırılar eskisinden çok daha fazla olmaya başladı.
  • Sinir krizi yaratacak şekilde yaptıkları işkenceler hala nasıl sağ çıktığımı anlayamadığım bir felaket niteliğindeydi. Hele ki 15-16 Ocak cıvarında maruz kaldıklarım. Bir insana bunu nasıl bir zihniyet yapar, nasıl bir hastalıklı kişilik rastgele seçip gözüne kestirdiği birine bütün bunları neden yapar hala anlamıyorum. Tarif dahi edemiyorum.

Aslına bakacak olursanız eskiden yapılan aşağılamalar aynı kalmakla birlikte; özellikle Akit TV’de röportaj verdiğim ve Elektronik Haberleşme eğitimine başladığım zamandan itibaren, az önce bahsettiğim gibi bazı değişiklikler oldu. 7, 16, 19, 3, 4, 21, 41, vs. vs. sayıları kullanılarak yapılan işkencelerin de çehresini değiştirerek, bunu bir yapay zekanın kontrolüne verecek şekilde; çalışma sorunumu biraz düzeltmek ve hipnozların etkisini azaltırken, çalışmama engel olmasa da daha fazla aşağılamayı, anlık olarak daha fazla acı vermelerini sağlamak, önceki etkinin aynısını da başka yönlerden verilen acılarla sağlamak suretiyle bir oyun uydurarak yapıyorlar. Bu iğrenç oyuna verdikleri adlar da var: Evrim Oyunu veya Termodinamik Oyunu… Kısaca özetleyecek olursak şu şekilde yapıyorlar: (Ve tam şu anda yine yazmamı duraksatan bir işkence başladı. Bir de bunu olaya iyice konsantre olduktan sonra özellikle yapıyorlar)

Telegram zihin kontrolcülerin bu oyuna böyle isimler koymalarının sebebi şu: Yaptıkları işkencenin dozu aynı kalmakla birlikte işkence metotlarını 3-4 aylık süre zarfında adım adım, her bir değişiklikte acı verecek şekilde değişiklik göstermesi. Evrimde değişim 1’den 2 ‘ye baktığınız zaman bir değişiklik gözükmeyecek şekilde ilerler. Sonucu ancak ve ancak 1’den 1 milyara falan baktığınız zaman fark edebilirsiniz. Termodinamik tepkimelerde de enerjinin yoktan var edilemeyeceği, vardan yok edilemeyeceği, sadece şekil değiştirebileceği; kapalı bir tepkimede çok büyük değişikliklerin çok büyük bir karşıt tepkimeyle dengelenirken, adım adım ve milimetrik olarak gerçekleşen değişiklilerin de düşük dozda karşıt tepkimelerle dengelenmesi esastır. Bunlara göre bana sürekli acı vermek istedikleri bir ‘Acı Sabiti’ olduğunu söylüyorlar ve yarın bir gün zihinsel işkenceden kurtulsam bile bunun bedensel, o da bitse maddi, o da bitse çevresel yollarla dengelenecek şekilde; onlardan birinden de kurtulsam birilerinin hastalığı, ölümü ile dengelenecek şekilde devam edeceğini, hayatım boyunca birinin benimle sinsi sinsi uğraşmaları gerektiğini söylüyorlar.

Eskisine nazaran çalışabildiğim saat sayısı, okulum, sosyal ilişkilerim, vs. vs. kısacası günlük hayata dair temel mevzular eskisinden daha istikrarlı ve düzenli gidiyor. Fakat beraberinde her bir boş vaktimde itinayla aynı işkenceleri yaparak bu Evrim Oyunu’nu devam ettiriyorlar.

(Yazıya bugün gece olması sebebiyle ara verdiğim anda şiddetli işkenceler başladı. ‘Bedel ve Siftah’ oyunu gereği her günün sonunda şu ıslıkçı ve Eski Dost kullanılarak yapılan hipnotik işkenceleri yapıyorlar ve vergimi vermem gerektiği için bu işkenceyi yaptıklarını söylüyorlar.)


Evrim Oyunu doğrultusunda işkencelerine devam ettiklerini söylemiştim. Mesela bunu şu şekilde yapıyorlar:

Önceden her gün saat 16 olduğunda amansız bir işkenceye maruz kalıyordum. Sonra bunu 16’nın ilk 10 dakikası ve son 10 dakikası yapıyorlar. Bunun ‘karşı tepkimesi’ olarak da 10’ar dakikalık periyotlarda yaptıkları işkencelerin şiddetini arttırıyorlar. Daha sonra sözüm ona tepkime ortamı buna alışıyor, sonra da o gün saat 16’da hiç yapmadıkları bir gün ‘E 16’da yapmadığım için acı sabiti başka yerlerden karşılanıyor.’ diyerek saat 15’te ve 17’de çok şiddetli işkence yapıyorlar. Süresinin adaletsiz olduğunu da kendisi hatırlatıyor. Sonra da buna cevap olarak ’16 önemli bir eklem noktası. Vazgeçmek için başka yerlerden yüklü miktarda fedakarlık gerek.’ diye cevap veriyor. Yani benim manyak gibi dakika dakika takip ettiğim bir durum yok sevgili okuyucu. Bunlar olurken ben genelde yazı yazıyorum, ders çalışıyorum falan. İşin daha da sinir bozucu olması için aklıma bir mevzuyu zorla zihnime ses sokarak getirip, sonra da onu sinirim bozulacağı şekilde cevaplaması olayını falan, her bir adımını kendisi yaparak psikolojikman daha da çökertmeyi amaçlıyor.

Daha sonra ise işkencelerin bende spazm yaratıcı etkisi azalıyor ama amansız ciğer, karaciğer sancılarına, çarpıntıya maruz kalıyorum. Bu ve bunun gibi bir sürü uydurma hikayeyle ‘Acı Sabiti’nin istenen değerinin elde edildiği taban değiştirilmiş oluyor. Son zamanlarda maddi olarak zor durumdayım. Bunu da ‘Tekrardan çalışmaya başlıyorsun. Hayata dönüyorsun ya. Yok öyle paralı paralı, siftahı yaptım. Hadi dön hayata…:)’ diyerek yapıyor. Gülücüğü de bana hissettirdiği pislik yapma duygusu sebebiyle ekliyorum. O şekilde gönderiyor. Ve bunun, o zihnimde erkeklik, mahremiyet, karakter suikasti gibi bileşenler eklenmiş biçimiyle yaptıkları, anlatması okuyucuyu şimdilik gereksiz detaylara boğmaktan başka bir şeye yaramayacak olan binlerce alt detayı var. Zihnimde ıslıkçılar, Eski Dost, vs. unsurlarla yapılan işkencelerin, O’na yönelik aşağılamaların azalmasına karşılık olarak çevremde sevmediğim insanlar üzerinden, görüştüğüm kızlara yönelik inanılmaz aşağılamalar yapılıyor. Beni sinirlendirmeye ya da rencide etmeye yönelik tacizlere maruz kalıyorum. Ayrıca; şu 1 sene boyunca ve halen devam etmekte olan işkencenin sebebinin onlara ettiğim küfürler ve Eski Dost’u ifşa eden yazı olduğunu söylüyor. Zaten ne işkence çektiysem hep şu yazıda anlattığım ve kötüleme yaptığım şeyler üzerinden yapıyor. İntikam alırcasına… Ve ekliyor: ‘….lıyız biz (Eski Dost’un memleketini söylüyor). Bu acı sabiti hep olacak. Oradan değilse başka bir yerden sana mutlaka acı verilecek. Ordan burdan bir yerlerden sürekli baltalanacaksın. Şımarıklığıa, magandalığa maruz kalacaksın. Hayrını gördürtmeyeceğim sana hiçbir şeyin, hiçbir başarının, hiçbir heyecanın, deneyimin, yaşama sevincinin. Hevesini kursağında bırakmak benim misyonum. Ölümlere, suikastlere, kadar yolu var. Sebebi ise canımın sıkılması ve seni beğenmemiş olmam. Gözüm tutmadı, göze battın ve işkence etmek istiyorum sana, parasıyla değil mi?’ diyor.

Tabii bunlar sırasında; daha önce ettiği bir küfrü telafi ederken hepsini geri alacak şekilde bir hakaretle beraber yapmak gibi şeyler devam ediyor. Beni krize sokarak bir işkence yapıyor. Derin nefes alıp veriyorum, geçmesini bekliyorum. ‘Özür dilerim.’ diye düzeltecek şekilde kendisini aşağılıyor. Tam bilinçaltım, düşük beynim kalkanlarını indirdiği zaman ‘Böyle olsun, böyle anlaşalım o zaman.’ diyerek alttan alta öncesinin 2 katı, sonra yine aynı şeyleri söyleyip sonra da onun 2 katı olacak şekilde işkenceye maruz kalıyorum.

Uzunca bir süre zihnimde devam etti bu termodinamik olayı… Ve ‘Bırakacağım.’ ayağına, dalga geçer gibi tutumlarla, kaçmak istediğim halde beni nasıl sinir krizlerine soktuklarını anlatamam. Hala daha aynı durumda, aynı oyunla devam ediyor. Söylediğine göre önümüzdeki Ağustos sonuna doğru bu furya bitecekmiş ve zihnimin daha rahat olup beni yeni işkencelerin beklediği bir sıçrama noktası olacakmış.

Bu esnada internet üzerinde ve çevreden boş durulur mu tabii… Bütün tacizer, laf atmalar, hakaretler devam ediyor. Fake hesaplarla defalarca Eski Dost’un üstü kapalı hakaretlerine ve trollemelerine maruz kalıyorum. Oynadığım bir online oyunda telegram zihin kontrolcülerden biri oyuna girdi ve mesaj yoluyla O’na yönelik hakaretler etmeye başladı. Yanlış anlaşılmaya yer vermeyecek, kesin bir biçimde… Yolda normal bir kimlik kontrolü yapan polisler manipüle edilerek, bana da tahrik edici sinyaller gönderilerek türlü türlü kıllıklara, huzursuzluklara maruz kalıyorum. Beni Facebook’tan ekleyen, sözüm ona manken kız hesaplarından, telegram zihin kontrolcülere telefonda ettiğim küfürlere cevap olacak şekilde imalar alıyorum.

Çevrede de uzun bir süre sonra ilk defa şüphelendiğim bir sürü ıslıkçı oldu. Özellikle şüphelendiklerimin tipleri ve suratları aklımda… Hem bana gönderilen hissiyatlarla, hem de ama normal insanların kontrol edilmesi, ama ıslıkçılar yoluyla kız arkadaşımın yanındayken rahatsız ediliyorum, vs. vs. Evet evet yanlış duymadınız. Bildiğiniz artık her kimlerdense eline yetki verilmiş, iki oyuncak verilmiş hanzolar; bunu oturdukları yerden üşenmeyip benim sevgilimle olan özelim için, beni özel zamanımdayken rahatsız etmek için kullanıyorlar. Hem geçmişinden hem şimdisinden neden bir insanın belaltıyla bu kadar uğraşılır, hem de telegram zihin kontrolü gibi bir teknolojiyle, hem de benimle. hala anlamıyorum…. Haa gerçi söylüyorlar zaten sebeplerini…

Bu arada; zihin kontrolünü fark ettiğim süreçleri anlattığım yazılarda bahsettiğim ıslıkçılar dışında daha bir sürü var. 8-10 tane sayabilirim sanırım. Onlar da tip olarak tamamen aklımda…

Evrim Oyunu bu şekilde; zihnimden, beynimden çıkışlarının her bir adımı maksimum acıda olacak şekilde, bütün pislikler yapılacak şekilde devam ediyor. Daha sinir bozucu hale getirmek için böyle laf ebelikleri yapıp dolandırmaya çalıştıkları olayın Türkçesi şu: Eskiden kağıt üstünde hastaydın. Bunları anlatacak olsan… Bu kılıfa sığınarak işkence yapıyorduk… Şimdi kamuoyu oluşuyor. Yarın bir gün kanıtlanabilir. Bu yüzden zihinden yapamıyorsak çevreden, maddiyatından, maneviyatından sürekli mobbinge maruz bırakacağız biz de seni… Ve bu arada büyük ihtimalle yine Amerikan telegram zihin kontrolü tarafından kayıt dışı olarak işkence göre ve hareketleri izlenen ben, şu anda herhangi bir trafik kazası, vs. ihtimal gözükmese de yarın bir gün olay resmiyet kazanırsa, artık resmi olarak biraz tehlike altında olacağım… Nasıl şizofren bir dünyaya geldim ben hala anlamadım. Böyle sağlam kafayla dalga geçtiğime bakmayın okurlar, gerçekten çok kötü acılar çekiyorum, her gün acıların, tecavüzlerin doruklarını yaşatıyorlar…


Çektiğim işkencelerin yanı sıra geleceğe yönelik kehanetleriyle ilgili söyledikleri bazı şeyler de var, not düşmeye değer: Çünkü işkence başladığından beri hem bulduğum rastlantısal olamayacak sayılar, hem de sayılarla bana yaptıkları işkencelerden hiç de yabana atılır cinsten değil. Gerçekten bir şeyler var buralarda:

  • Bana sürekli 3 ve 4 rakamlarını kullanarak işkence yapıyorlar. 3’ten 4′ geçiş sırasındaki sancılar, 3 çeyreğin 4’e tamamlanması gibi söylemlerle, anlamadığım bir şekilde, zihnimdeki şartlanmaları kullanarak amansız işkenceler yapıyorlar. Şu anda da o işkenceler devam ediyor.
  • Öncelikle bu sayıların; kendi magandalıkları, şımarıklıkları, pornoculukları ve katilliklerinin yanı sıra masonik anlamları da olduğunu söylüyorlar, ve verilere göre gerçekten öyle. Özellikle 7 sayısı için bunu ısrarla söylediler. Ve aynı zamanda bana işkence yaptıkları sayıların pek çoğu asal sayılardan oluşuyor. 3, 7, 11, 13, 17, 19, 41 gibi… Gerçekten de öyle. Ve bu dünyada gerçekleşen bazı olaylar, yılları, tarihleri falan; henüz anlamı, amacı tarafımca anlaşılamamış olsa da bu sayılardan kurulu bir dizi oluşturuyor. Tarihten bugüne… Çok eskilerden masonluğun çok belirgin olduğu önemli olaylardan ve daha yakın geçmişten, zihin kontrolünün tahminen var olduğu tarihlerden itibaren… Bunları yarın bir gün zihnim sağlam olduğu zaman mutlaka kronolojik bir şekilde yazacağım..
  • Şu anda 26 yaşında olmama istinaden Türkiye’nin geleceğiyle ilgili bir şeyler söylüyorlar:
  • Yıl 2019, ben 26 yaşındayım. 2022 yılında 29 yaşındayım. Asal sayılardan biri. 2022-2023, 29’dan 30’a geçiş sırasında benim hayatımın dönüm noktalarından birinin gerçekleşeceğini söylüyorlar. Zihin kontrolüyle ilgili, bir de özel hayatımla ilgili, çok hızlı gelişmelerin, sıçrama noktasının olacağı bir zamanmış. Benim 29 yaşına girdiğim bu 2022-2033 arası, aynı zamanda bugünden 2-4 yıl sonra, yani şu meşhur ve yıllarımı yiyen 3’ten 4’e geçiş..
  • E tabii bildiğiniz gibi 2023, aynı zamanda ‘Hedef 2023’ gibi söylemlere de konu olduğu üzere Cumhuriyetin 100. yılı… Tam bu kısma da denk gelen 3-4 yıl sonrasının, 2022-2023 arasının herkesin beklediği gibi Türkiye için çok çalkantılı veyahut tam tersine doğru ilerletecek nitelikteki gelişmelere gebe olduğunu söylüyorlar. Ama bazen de ‘Yok lan yok şaka yapıyorum.’ diye dalga geçiyorlar. Olacak şey köklü bir değişiklik mi, bir devrim mi yoksa bir iç karışıklık mı, tam bir ipucu vermediler ama net bir şekilde söyledikleri tek cümle şuydu: ‘2022-2023 aralığında İstanbul başkent yapılacak. 2023 yılı Türkiye’nin başkentinin İstanbul olduğu ilk yıl olacak.’Ayrıca; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıl olan 1923’ün iki asal sayı olan 19 ve 23 ten oluştuğunu ve bana sürekli bu asal sayılarla işkence yaptıklarını hatırlatırım.
  • Yani benim 29 yaşımla şu dediğim dönem; zihin kontrolü, Türkiye’nin gidişatı, bana yaptıkları işkencede böyle bir senaryo uydurmuşlar. Yapay kader olayını biliyorsunuz, ülke ve dünya çapındaki gelişmelerle mağdurun karşılaştığı işkenceleri birbirine denk getiriyorlar ve bazı bazı mağdurlar bu durumda; Cumhurbaşkanının kendisinden haberdar olarak o konuşmaları yaptığı gibi şizforenik yan etkileri gösterebiliyorlar. Olay böyle değil. Ülke bazında çizdikleri gelecek ile bana yaptıkları işkencenin eş zamanlılığından yol çıkarak bazı gariplikleri belirtiyorum sadece. Nedir, nedendir, bizi nereye götürmektedir, şu an için bilmiyorum. Ama masonik anlamlar gerçekten mevcut… Ve yeryüzü tıpkı bunun gibi, bütün olayların meydana geliş tarihlerinin falan adeta birilerinin fark etmesi için bazıları tarafından işaret bırakılmışçasına gerçekleştiğine dair bulgular var. Her şey olayların birbirine bağlı olduğu çook çok büyük bir matristen ibaret… Kolaylıkla bulunabilir, fark edilebilir.

Ve tabii ki sürekli anneme, babama, diğer aile fertlerine bir şeyler olacağına yönelik tehditlere de maruz kalıyorum. Sürekli olarak ne zaman, hangi hastalıktan ötürü vefat edeceklerine dair imalar gönderiyorlar. Burada belirtmek istediğim çok önemli bir şey var: Aileme yönelik tehditler, O’na yönelik aşağılamalar, vs. vs. işkenceler ben daha zihin kontrolüne karşı mücadeleyi, bunu duyurmayı aklımın ucundan dahi geçirmezken başladı. Varlıklarını doğrudan tehdit ederek belli ettiler. Tam da kibirli ve megaloman bir şımarıklığın olduğu insanlara yakışır bir şekilde… Bana hiçbir şeye aldırış göstermeden işime devam etmemi, bir taraftan yapılan aşağılamalar eşliğinde ödüllendirileceğimi söyleyip susturmaya çalıştılar. Mesela ‘Bak biz seni izliyoruz zengin yapacağız seni.’ şeklinde bir mesajla karınızı sevgilinize küfreden bir mesajı aynı anda gönderiyorlar, gibi… Fakat yaptıkları aşağılamalar ve tehditler ben onlara aldırmamama rağmen devam etti. Önceden falan işi yaptığım için yaptıklarını iddia ettikleri bir işkenceyi, o işi yapmayı bırakıp bu sefer de ‘niye o işi bıraktın.’ diye yapmaya devam ettiler. Ayrıca yapay kaderi tamamiyle gösterdiler. Yani ABD Başkanı dahil olmak üzere, hatta benim yürüttüğüm mücadelede bile geleceğe yönelik hiçbir milimetrik sapmanın dahi olmadığını… (Evet durum böyle ve ben ağır ağır intiharıma doğru yürümeye gönüllüyüm. Somut olarak onlara zarar veren tek şey bu olduğu için…) Yani ileride olabilecek olayların sebebi benim bu yaptıklarım değil ve olmayacak, ilk bakışta bir an öyle gözükse de.. Kimin ne zaman öleceği, kimin başına ne zaman ne geleceği çoktaan yazılı durumda. Ailesini herkesten fazla düşünen bir insan olarak aksi halde böyle bir ateşe atlamazdım, %100 eminim. Evet insansınız, korkarsınız, acı çekersiniz, ama gerçeğin ne olduğunu biliyorsunuz. Bazı şeylere katlanmak gerekebilir, ne denebilir ki… Tehdit ettikleri şeylerin; ben bu mücadeleyi verecek yıllar, belki de on yıllar varken ‘aman başıma bir iş açarım.’ diye düşünüp yapmadığım halde yine de gerçekleşmesinden iyidir… Bir şeyler yapabilmek adına, susmanın aksine, elimden geldiğince bu olayı duyurmam ve varlığını ıspat etmem gerek.

Neyse.. Daha önce bana babamın 69 yaşındayken vefat edeceği şeklinde korkutucu bir imada bulunmuşlardı. Şimdiyse az önce bahsettiğim asal sayılar mevzusundan sonra yeni bir senaryo söylediler: Annemin de babamın da uzun yaşayacağını; babamın bir asal sayı olan 79 yaşında, annemin ise; benim doğum günümüz çarpımı olan 11×7’nin sonucu olan 77 yaşında öleceğini söylediler. 11 ve 7’nin ikisi de asal. Bir de babam cilt kanserinden, annem ise yaşadığı bir bunama sürecinden sonra vefat edecekmiş. Babam 79 yaşında iken ben 3×13’ün sonucu olan 39 yaşında, annem 77 yaşında iken ise 2×23’ten 46 yaşında oluyorum. Ayrıca 12 yıl sonra 2×19’dan 38 yaşındayım. Annemse 69 yaşında. Babamsa 78 yaşında, yani 79’a 1 kala.. Falan filan… Bunları da not düşüyorum.

Bu yazıyı yazdığım sıralarda da şunları diyor:

  • Şaka şaka, hiç şüphelenilmeyecek tarihlerde vefat edecekler.
  • Bir de bana sürekli yapacağım bir işi unutturmalarına, ya da beni ‘ben az önce ne düşünüyordum ya, ne diyecektim ya.’ diye unutkanlık yaratmalarını hatırlatarak, ’79-26=53. 53 bana işkence yaptıkları sayılardan biri yine… 53 yıl sonra 79 yaşında sen öleceksin, o bile belli. Ve kafa gidecek senin ölmeden önce, baya bir unutkanlık, bunama falan. Faraday’ın sonları gibi olacak.’ diyorlar. Bunları yazarken de sağımdan solumdan ani ışıldamalı, cinli minli halüsinasyonlara maruz kalıyorum.

Ve ölümlerle ilgili bir olay daha gerçekleşti zaten şu sıralar…. Kasım-Aralık 2018 cıvarında bana sürekli halamın resmini gösteriyorlardı. Sürekli olarak, durduk yere halamın vesikalık bir silueti canlanıyor zihnimde. Çok da genç değildir kendisi. ‘Halam mı bir şey olacak’ diye düşünürken; tam da zihin kontrolü mağdurlarıyla ilk toplantıyı yaptıktan sonra o halamın kocası olan eniştem vefat etti. Bağırsak kanseriydi. Alkolü de biraz severdi. Bir gece içtiği fazla içkiden ötürü vefat etti. Vefat tarihi ise: 11. ayın 23’ü… Ve o günden bir iki gün önce birkaç mağdur arkadaşla toplanmaya karar vermiştik. Hem o, hem de yılbaşında içeceğim içkiden öncesinde uzun süredir içmemiştim. Toplantının ve uzun zaman sonra içeceğim içkinin siftahı olduğunu söylediler. Sonuç: Geçtiğimiz sene başlarında abimin düğününden kısa süre önce anne tarafından uzak bir akrabamın intihar ettirilerek öldürülmesinden sonra eniştem de tarihi manidar bir şekilde öldürüldü. Ve çemberin uzak akrabalarımdan yıllar geçtikçe daha yakın akrabalarıma geleceğini söylüyorlar.

Bu ölüm tehditleri bana yönelik de yapılıyor. Ölüm tehdidi dışında; olayın kamudan gizli tutulması için baskıya ve mobbinge maruz kalacağımı; O’na yönelik yapılan aşağılamalar eşliğinde bir ikna odasına maruz kalacağımı, o hakaretler, aşağılamalar, gestapoluklar sonrasında elimden hiçbir şey gelmeyeceğini, tecavüzü kabulleneceğimi falan söylüyorlar. Yaptıklarını sineye çekip susacağım şeklinde, hipnoz edilerek yapılan işkenceleri unutturacaklarını, bir mankurta dönüşeceğimi söylüyorlar. Yani bunu intikam yemini ederek ama sineye çekerek falan değil, bizzat, gerçekten unutacakmışım bütün bunları…

Günlerden bir gün telegram zihin kontrolünü ıspatlayacağımı ve büyük çapta tutuklamalara, vs. sebep olacağımı; ama bu gidişatı gördükten sonra ‘bedel ve siftah’ olarak adlandırılan oyun gereği, ıspatlamanın bedeli olarak trafik kazası, vs. şeklinde öldürüleceğimi ve zihin kontrolünün daha da ıspatlı, daha da bilinen halinin ben öldükten sonra, benim göremeyeceğim şekilde devam edeceğini söylüyorlar. E tabii zorla oynattıkları bedel ve siftah oyunu da sonlanmış oluyor.

Ha bu arada; internetten yapılan küfürler, tacizler bununla da sınırlı değil… Tam da benim uzun bir aradan sonra çalışmaya başladığım gün; saat 12’da e-mailimi açıyorum. Tam 4 dakika öncesinde, 11:56’da bir mail geldiğini görüyorum. İngilizce bilmeyenler için özetleyecek olursam mailde; PC ekranımı ve kameramı tamamen gördüklerine, ellerinde bir masturbasyon kaydım olduğuna, 3 gün içinde 2000 dolar değerinde Bitcoin göndermezsem bunun tüm arkadaşlarıma gönderileceğine dair bir şantaj maili… Mailde bir de parayı bulamama ihtimalini de düşünmüşler. Parayı bulamayıp 2 gün daha ek süre istersem, bilgisayarda not defterini açıp ekrana ‘Pls 48 hours more.’ (Lütfen 2 gün daha) diye yazmam şeklinde talimat dahi verilmiş.. Ben de not defterini açtım ve ‘You can send my video to everyone. And f…k you’ yazdım.

Bunların dışında; buraya tıklayarak okuyabileceğiniz hikayemde anlattığım ıslıkçılar ve deşifre olmamış olan telegramcılar kullanılarak O’nu aşağılamaya devam ediyorlar. FETÖ şüphesiyle gözaltına alınan Sinyal İstihbaratçıların hayal meyal simaları zihnime yansıtılarak da aynı aşağılamalar yapılıyor. Zihnimde yarattıkları hipnozların da etkisiyle çeşitli jestler, suratlar, sesler ile yarattıkları krizleri, girdiğim halleri, ettiğim yeminleri tarif etmem gerçekten imkansız…

Benim buna yetkim var Feyyaz. Hak ediyorum ben bunu. Özelin, hatta sevdiğin biri üzerinde bile hak sahibiyim. Özelinize girmek, gözetlemek için kimseden izin almaya ihtiyacım yok. İşkence yapma hakkına da sahibim. İstersem nikahıma da alırım, kimse karışamaz. Özelinize s.kayım hepinizin, mahreminize de. Sevgine de, sevdiğine de… Karım yapacağım O’nu.’ şeklinde küfürler, aşağılamalar devam ediyor sonra...

Bunları sansürsüz olarak yazıp yazmamayı o kadar çok düşünüyorum ki. Sonuçta bir gururu var insanın. ‘Mahremi böyle dökmek, hele bir de en kötü işkencelere maruz kaldıysanız, doğru bir hareket mi?’ diye düşünmeden edemiyorum. Ama insan bile değilim artık. Olan oldu. Ve kanıtın olmadığı, bahsedenlerin deli damgası yediği şu ortamda ne kadar okuyucu ne kadar şaşırırsa şaşırsın, bu ciddi ve dindar gözüken FETÖCÜ sapık tecavüzcülerin ve tüm dünyayı kendisinin cariyesi sanan Amerikan kibiri taşıyan takım elbiselilerin aslında nasıl yaratıklar ve nasıl tecavüzcüler olduklarını, bir zihin kontrol işkencesinin neye benzediğini, habersiz olan okuyucuya hissettirecek biçimde aktarabilmek için insanlık onurumuza karşı hiçbir kaygı gütmüyorum artık. Ne olduklarını anlatabilmenin başka bir yolu yok. Normal insanların bu olay karşısında ‘Vah vah, yazık’ demelerini değil, ne yaptıklarının ve nasıl kişiler olduklarının harfiyen bilinmesini istiyorum. Yarın bir gün kanıtlansa bile, ifşa olsalar bile normal insanlar, bir mağdurun yaşadıklarını bizzat aktardığı bir şey olmadığı sürece bu işi asla anlayamazlar… Hangi fırtınalardan geçerek limana gelebildiğimiz hakkında hiçbir fikirleri dahi olamaz. Evet; bana ve tüm mağdur arkadaşlarıma bu ve benzeri şeyler yaptılar ve yapıyorlar. Bayan mağdurlara yaptıkları aşağılamalara değinmiyorum bile… Bu onur kırıcı şeylerin bana değil de bir bayana doğrudan yapıldığını düşünün.. Zihinlerinde kendi kendilerinin çıplak gösterilmesi, ‘Sana şunu şunu yapacağım. Bunu bunu yapmak istiyorum.’ gibi sözlere maruz kalmaları bunlardan inanın bana en hafif olanı…

VE NE OLURSA OLSUN, BEDAVAYA GİTMEYECEĞİZ BU DÜNYADAN.’

Birçok kere Mason, Yeni Dünya Düzeni’ni kuran güruhun ta kendisi ve Türkiye’de bunlarla bağlantılı olan FETÖ’den olduklarını sebebini hala anlamadığım şekilde kendileri de itiraf ediyorlar. Yakalandığınız zaman fişlediğini, röntgenlediğiniz iç çamaşırları, boxer desenleri, sütyen renkleri; cumhurbaşkanlarıyla, hükümetlerle ilgili planlarınızdan daha büyük bir sorun olacak sizin için, münasip bir tarafınıza müebbet olarak monte edilecek hepsi, inanın… Sübyancı, tecavüzcü, pedofili herifler…

Hayatımda gördüğüm en engerek, en sürüngen, en iğrenç, dişleri sararmış badem bıyıkları ve kır saçlı mason beyefendili, takım elbiseler, top secretlar arkasına saklanmış pedofilik, tecavüzcü fantezileriyle yaşayan, bayanlarla tek teması realistik şişme bebekler olan leş herifler bunlar… Düşmanlarına karşı tek, ama tek uzmanlıkları bel altına laf atmaktır. İç çamaşırları, yatak odasıdır. Bir insanın özelini gözetlemek ve şantajını yapmak dışında bilgi seviyeleri ve becerileri bir amipinkinden fazla değildir. Siz okuması yarım saat, bir saat sürecek bir veri-araştırma sunun; ya da ne bileyim yılların emeğini verdiğiniz, ama onların işine gelmeyen bir şey yapın; yapabilecekleri tek şey karınıza, kızınıza, bacınıza laf atmak, röntgenlemek, hakkında ileri geri konuşmak olan sivilceli, irin dolu yaratıklardır. Beyinlerini açsak yüzde 99’u irindir. Geri kalanı da yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek için olan kısımdır.

Bir de şöyle önemli bir olay oldu. Eski Dost’tan olması muhtemel bazı hesaplardan ‘Sen hiçbir şey bilmiyorsun. Bir de Elektronik Haberleşmeci olacaksın. Cin var bu işte. Cin musallatı var. İnternetten uzak durun. O zaman dokunmuyorlar.’ gibi trolleyici ve imalı bir mesajdan sadece bir gün sonra evdeki modem bozuluyor. Ertesi gün modemi tamir etmeye çalışırken ise gelmiş geçmiş en şiddetli ve şok edici işkencelerden birini yapıyorlar. Yarım saat falan tam verimle işe koyulamıyorum. ‘İnternet bizim..’, ‘Yok öyle…’, ‘Tek başına yedirirler mi?’, ‘Çalıştık biz, hakkımız bu bizim!’, ‘İnternetten uzak duracaksın!’ gibi şeyler söylüyorlar. Eski Dost değilse bile bana online oyunlara girerek, O’na yönelik küfürler falan eden telegramcı köpeklerden biri olduğu kesin… Bir de başka bir hesaptan da ‘Bu oyuna alet oldun. Sen aslında hackersın ben biliyorum.’ gibi mesajlar geldi. Oradaki o üslup kesinlikle Eski Dost’tu.


Ocak Ayının son günlerinde fiziksel saldırılar daha da artmakla birlikte aynı şeyler aşağı yukarı devam ediyor. Şimdilerde daha sık olmakla birlikte eskiden söyledilerse de not düşmeyi unuttuğum bir konuşma daha var:

‘Niye yapıyorum ben bunları sana?’ diye zihnime zorla merak etme duygusuyla beraber bir soru gönderiyor. Gönderdiği telkin sebebiyle ben istemesem bile beynim sebep aramaya yelteniyor. Daha fazla etkileneyim diye merak etmişim gibi bir hissiyatı zorla gönderiyor. Sonra da sanki ben fellik fellik arıyormuşum da bulamamışım gibi ‘Hala anlamadın değil mi? Anlayana kadar işkence yapmaya devam edeceğim sana.’ diye işkence yapmaya başlıyor. Maksat kafayı yedirmek… Bunu başka mağdurlara uyguladıklarında inananlar oluyor ve işkence görmelerini bir sebebe bağlıyorlar. Bizzat gözlemledim.


Uzunca bir süredir idrar kesemde sanki bir düğmeyle basılmış gibi ani bir kasılma, aniden idrar ihityacı hissetme, hatta bazı bazı neredeyse idrar yolu kaslarının istemsizce hareketiyle kaçırmaya varabilecek şekilde saldırı yapıyorlar. Sadece uyurken, uykunun da belli zamanlarında, voice to skull eşliğinde.. Her seferinde tam uykuya dalarken oluyor. Hani biri uyandırınca ‘Ay tam uyuyordum ne var ya’ dersiniz ya. Aynı o ara evrede, birkaç hafta, tam uyuyacakken uyandırılıyorum ve hemen idrar kesemdeki o istemsiz kasılma geliyor. Bazen ihtiyacım olmadığı halde tuvaletim varmış gibi hissediyorum, yapay olarak yapıyorlar. Ve şimdi de bunu da Evrim Oyununa uydurdular. Son bir haftadır, çok şiddetli bir saldırı yerine yarı şiddetinde olacak şekilde 2, sonra çeyrek şiddette 4, sonra daha sık olacak şekilde saldırıyorlar. Mesela dün olan 2 Şubat gecesinde de sürekli bir kasılma olup hiç idrar ihtiyacı olmayan bir versiyonu yaptılar. Resmen birisi bilgisayar oyunu gibi vücudumla oynuyor sevgili okurlar, bu kadar söyleyeyim. Hatta ondan sonrasında da genelde yoğun voice to skull’dan ötürü uyutmuyorlar. Ben de kalkıp uykulu uykulu mutfaktan ağzıma bir şeyler atıyorum, sonra bir sigara içiyorum, öyle uykum geliyor. Sonra da bunun açıklaması geliyor: ‘Eski Dost’un dişleriyle alay ettiğin için senin dişlerini de sarartacağım!…’ Ayrıca idrar yollarına yönelik bu saldırıların sebebi de Eski Dost’a, Birinci Yazı’da anlattığım gibi buluştuğumuz zaman bir şeyler saklıyormuş gibi sürekli tuvalete gitmesi sebebiyle ‘Böbrekler de fazla çalışıyor galiba…’ dememmiş.

1-2 gündür ‘En son ne zaman sabah uyanır uyanmaz çektin bu işkenceleri? Sabahın ilk saniyelerinde seni yine krize sokan bu işkenceleri en son ne zaman yaptım? En son ne zaman bu kadar şiddetli oldu?’ diyor. Pazar sabahı uyandığımda da aynı işkence yine korkunç bir şekilde gerçekleşiyor. Uzun süredir devam eden istikrar sebebiyle eskilerden kalan bileşenlerin meydana getirdiği son bir tepkimeymiş. Bir de bugün birazcık web master sitelerine bakma niyetim olduğu için böyle bir pazar kombosu yapmış. Ayrıca bu Evrim Oyunu için bir bakış açısı daha ekliyor sürekli: Eski Dost’un yaptığı kaypaklıklar gibi, kaybedecek bir şeyi kalmayınca bütün pislikleri dökmesi gibi, iyileşme sürecini her bir acı verme fırsatından yararlana yararlana, bir gram bile pisliği atlamadan maksimum pisliği yapa yapa sürdürecekmiş. Kilitleyebildiğini kilitleyerek devam ediyormuş. Sonra da yarın bir gün aynı imajlarla, aynı çehrelerle dış dünyada mücadele etmek zorunda kalacakmışım.

O’na, anneme, bütün sevdiklerime aynı küfürler, aşağılamalar devam ediyor. Yine insanda yaşama sevinci bırakmayacak işkenceler uzun süre devam ettikten sonra ‘Ama bak istesem daha kötüsünü yapabilirdim biliyorsun. Şanslısın bence.’ geyikleri devam ediyor…


Kahveyi azalttığım bir gün ertesinde suratıma baktığım zaman aynı ergenliğimdeki gibi mayın tarlası gibi sivilceli bir suratım olduğunu görüyorum. Nasıl yağlanmış ama cildim… Hemen açıklaması geliyor: ‘Şimdi sen birkaç gündür her gün içtiğin kahveyi içmedin ya, böyle bir tepkimeye yol açması gerekiyor sistemde, son bir pislik olarak, gün sonu faturası gibi, üzgünüm… Sendromum bu benim, yapamadan duramıyorum, çok üzgünüm, özür dilerim…’

Anneme, babama, O’na işkence yapılan görüntüleri zihnime gönderiyorlar. Çok kötü görüntüler… Bir tanesinde şöyle bir senaryo yapıyorlar: Islıkçılardan biri beni bir yere sırt üstü bağlamış, biraz üzerimde tonlarca bir ağırlık var. İpi kesilirse düşüp beni kağıt gibi yapacak. Anneme de hemen yanda bulunan giyotin gibi bir makineyi gösterip o makineye ellerini uzatıp ellerini kesmezse ağırlığı serbest bırakıp beni öldüreceğini söylüyor. Ben anneme ‘Yapma, her türlü öldürecek.’ diye yalnvarıyorum. Annem yapıyor. Islıkçı telegramcı anneme aferin diyor, ama yine de ağırlığın ipini kesiyor ve beni öldürüyor. Sonra da elleri kesilmiş olan anneme gülmeye başlıyor. Sahne bittikten sonra bir konuşma sesiyle bitiriyor:

‘Yapabileceğin en garanti şey beni ifşa etmeye çalışmak. Ben buyum, söylediğim hiçbir şeye güvenme. Bu söylediklerim dahil.’

Bir diğerinde de ‘Seni öldüreceğiz. Ama öldürmeden önce bütün aile bireylerine tek tek saatlerce, günlerce işkence edeceğiz. Hepsinin işkencesini ve ölümünü izleyeceksin. Sonra da O’na gözünün önünde günlerce tecavüz edeceğiz. Sonra da aynı işkenceleri O’na yaparak öldüreceğim. En son da senin her gün bir organını kopara kopara öldüreceğim. Ölmeden önce yaşayacağın son şeyler bunlar olacak.’ diyor ve bunları derken sahneleri canlandırıyor….

Ve aşağılama, ileri geri konuşma gibi tabir ettiğim şeyler genelde bu tarz işkencelerden oluşuyor. 3 senedir her bir günün, her bir saniyesinde birilerinin zihnime sesler resimler göndererek sevdiğim kıza yaptığı tecavüzlerle yaşıyorum. 3 sene…

Ayrıca, özellikle okul tatil olup gece daha geç yatmaya başlamamdan beri halüsinasyonlar çok fena.. Gece genellikle ‘Bir şey mi var orada?’ diye ışığı açtırtıp bir iki nefes almadan uyutmuyorlar. Epey korkutucu geçiyor.


Zihnimde daha önce anlattığım şu ‘Sen benim yar….sın’ gibi sözleri, karakter suikasti, kişilik ve libido aşağılaması komboları yaptığı işkencelerle ilgili bir şeyi daha belirtti:

Beynimde öyle bir hipnoz yarattı ki, zihnime resimlerle göndererek O’nunla ilgili işkence yaptığı zaman uzun süre derin nefes alıp vermem gereken bir süreç yaşıyorum. Zihnimde imgelenen resmi bir levha üzerinde, bir taban üzerinde gibi düşünürsek, genelde ilk aşağılayıcı resmi gönderdikten sonra hemen ardından benim de onu aşağıladığım, ama yarım yamalak olan, ya da levhanın sürekli yer değiştirdiği gibi şekillerle, yani yavşaklık içeren tutumlarla birlikte beni de ona cevap vermeye zorluyor. Sinirlendirme etkenlerini de beraberinde gönderiyor. Ve o hipnozu bir kere yaptığı zaman, önce gönderdiği resimle bir bir, kısasa kısas olanla ben cevap vermişim gibi sinyali göndermediği sürece önümdeki işe odaklanamıyorum. Hele ki bu hipnoz hali açıkken yine beni sinirlendirecek bir sinyalle aynı anda birinin aniden öksürmesi gibi önceden programlanmış ani sesleri falan duyduğum zaman bir yerleri yumruklamadan duramıyorum genellikle. Yaptığının sadece bir hipnoz olduğunu biliyorum ama, adı üzerinde hipnoz. Hem de ileri teknolojiyle yapılanı, asla hedefi şaşmaz. Bir hipnoza kim karşı koyabilmiş ki… Ay’daki kraterler gibi bir yarık açılıyor sanki beynimde, ve cevap olanı göndermediği sürece zihnim askıda, iptal… Sinir krizindeyim… Bazen de aynı şizofrenik senaryoyu çevirip bitirdikten sonra bu sefer de kendi yaptığına sinirlenip ‘Al lan…’ diye sonradan caymış gibi kendi kendisinin yaptığına misilleme yapıyor… Bu saldırıların çoğunda, özellikle karakter suikasti olanlarda Eski Dost’un yaptıklarına, yazdığım hikayeye dair şeyler var sürekli… Bunu da şu şekilde özetliyor telegramcı:

Eski Dost’un sana yapmaya çalışıp da yapamadığı, yapmak isteyip de yapamadığı her şeyi zorla yapıyorum. Her gün bunları yaşayıp uyuyorsun. Uyanıyorsun bir daha aynısı… Hayır, bana ne… Aşağılanacaksın, normal halinle bir dansöz gibi oynatılamamış olsan da zihninde hipnozla zorla oynatacağım seni. Zorla aşağılayacağım, yem kullanıp da oynatılan bir fare gibi alay edeceğim seninle. Yalvartacağım seni kendime her gün.

Ve bir diğer gelişme olarak; yine ani bir şekilde nezle oldum. Düğmeyle basılmış gibi yine. Boğazımın 0’dan 100’e çıkar gibi aniden kaşınmaya başladığı anı bile hatırlıyorum. Bu aralar spor yapmaya başladım. Hipnozların da şiddetinde bir azalma var. Şu Evrim Oyunu, Termodinamik Tepkime Oyunu gereği önceden hipnozla var olan acı sabitinin, baltalama sabitinin biriken enerjisi sebebiyle zihnim rahatladıkça dışarıdan bir yerden yan etkisinin olması gerekiyormuş. Hem ‘spor başlamanın siftahı’ diye nezle oldum. Hem de maddi olarak biraz borca girdim. ‘Al, hayata dönmeye başlıyorsun, al dön hadi.’ diye dışarıdan bir enkazı kilitleyerek iyilik yapıyor. Sonra da ekliyor… ‘Ama Feyyaz bana gelişi bu yani bunun. Çıkması lazım acısının bir yerden, idare et…’ Bugün yine yaptı bir tane…. 10-15 dakika kadar süren bir işkenceden sonra faturanın içeriği de geldi: ‘Eşşek gibi çalışıyorsun oğlum kaç gündür. Bedava mı çalışmak… Vergimi aldım’


Şubat ayına girmekteyken özet olarak; zihnimde yapılan işkenceler aynen devam etse de hipnozların sertliği, beni çalışmaktan alıkoyması gibi konularda bir azalma olduğunu söyleyebilirim. Zaten okuldaki ilk konuların çoğunu hatırladığım için çok zor geçmedi. İşimle asgari düzeyde ilgilenebildim. Eskiden çalışmama da engel oluyorlardı. Şimdi; geride kaldığım durumları toparlamak ve zihin kontrolüne karşı mücadele etmek için okul-iş hayli yoğun devam edecek gibi gözükürken (engel olmazlarsa); fiziksel, maddiyat ve bürokratik güden türlü türlü işkenceler ve zorbalıkları artacak gibi gözüküyor.

Yalnız koca bir okul dönemi boyunca her sabah ve her öğleden sonra okuldan çıkarken yol boyunca yapmadıklarını bırakmadılar. O otobüs yolları, o kalabalıkta, aynı bu yazdığım işkencelerle geçiyor, her an, her saniye… Günün ilk saniyesinde yapılan işkenceler de vardı tabii.. Ama ders sırasında birdenbire rahat bırakıyorlar. Evde ders yapacağım zaman da… Sanki bir saldırmazlık Paktı varmış gibi… Bunu söylemeyi unutmuş olabilirim…

O’nunla ilgili işkenceler daha hadsiz bir şekilde devam etse de uzaktan telkin ve hipnoz sebebiyle deliye dönmüyorum. Daha kontrollü bir şekilde, intikamın soğuk yendiğini kabul ederek ettiğim yemine, çalışmalarıma odaklanabiliyorum.

Diğer günlük yazılarına buraya tıklayarak tam liste halinde ulaşabilir, onları da okuyabilirsiniz.

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?


BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

About Feyyaz Yükselci 122 Articles
Elektronik Haberleşme Teknolojisi öğrencisiyim. 1993 doğumluyum. Maruz kaldığım telegram zihin kontrol işkencesini not aldığım günlükleri, araştırmaları Düşünce Polisi'nde yayınlıyorum ve diğer tüm zihin kontrol mağdurlarının çalışmalarını da paylaşıyorum. Sitedeki yazılardan telegram zihin kontrolünü ilk defa duyan birisi olarak rahatlıkla bilgi edinebilir, tüm gelişmeleri birincil kaynaktan takip edebilirsiniz. Telegram zihin kontrolü bir komplo teorisi değildir. Son derece yakınımızda olan bir insanlık suçudur. Elbet bir gün kanıtlanacaktır ve suçlular işlediklerinin hesabını verecektir.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*