8 Şubat 2017 saat 01:26 – Doktorun tanrı kompleksiyle geçen olağan bir gün..

Salıyı çarşambaya bağlayan gece günlüğe bir şeyler karalayayım dedim. Bu aralar aralığı fazla açmamam lazım. Pazartesi günü sporla ve yazdığım yazılar, araştırmalarla geçti. Pazartesi günü, hafta sonu yaptıklarının etkisi vardı. Sporda bunu epey attım. Koştuğunuz ya kendinizi yorduğunuz zaman beyniniz ihtiyatı bırakır. Öfkelendiğiniz şeyler su gibi akar. Bazen telegramcılara yönelik ağır küfürler eşliğinde sinirimi atmış oldum. Telegramın yaptığı etki ayrı bir şey. Bütün dikkatinizle ve rutinliğinizle işinizi yapsanız dahi verdikleri yapay hissiyatları dolayısıyla oluşan üzüntü, öfke beynin alt katmanlarında devam ediyor. Geceleri yatarken onlarla uykunuza dalarken doktorun doğrudan konuşmalarla yaptığı tacizler devam ediyor tabii.. Aynı düşünceler devam ediyor. Onun, çevremdekilerin telegram altında olduklarını bilmek, keyfi bir şekilde, eğlence olsun diye mahremlerinin ihlal edildiğini bilmek; bir erkeğin en yumuşak karnından vurulması, duygularınız ve onurunuz yerlerde paçavraya dönüşmüşken elinizden hiçbir şey gelmemesi… İşte bu his beni korkutuyor.. Hiçbir şeyden korkmadığım kadar…

Burada olduğum sürece çektiklerimden habersiz hiç kimseyle iş ve sosyal ilişki kurmamaya karar verdim. Hem bana güvenen insanların hayatlarını kimseye sergileyemem ve onların da birer zihin kontrol mağduru olmasını izleyemem. Hem de tek suçu tarafımdan sevilmek ya da yakınlaşmak olan insanların da bu şerefsiz evlatlarının b.k çukuruna sokamam. Hadi şerefsizleri geçtim kendi kendime soruyorum: Bütün bunları bildikten, bu sırlara erdikten sonra benim sevdiklerime bunu yapmaya ne hakkım var?

Doktorun ve itlerinin söylediklerini bilseniz, avazınız çıktığı kadar kahkaha atarsınız. Ben bunu sessiz bir şekilde yapıyorum mecbur…

Spora gittiğim zaman yine salonda ve çevrede telegram etkisiyle yaratılan taciz kaynıyordu her yer. Savcılığa vereceğim dilekçe sebebiyle internette gezindiğim sitelerin biliniyor olması, vs. vs. imalar, işittirmeler… Zaten aldırmadım da. İlginç ve bir o kadar da beklenen şey benim o gün savcılığa vereceğim dilekçenin taslağını yazacak olmamdı. Salih Mirzabeyoğlu’nun dediği gibi “Oyun kurulur. Sonra bulmanız sağlanır. Sonra bulmanızı da onların sağladığını bulmanız sağlanır.” Böylece aldığınız kararların gerçekten kendi iradenizle olup olmadığından şüphe etmeniz amaçlanır. 

Spor salonunda zihin kontrolüyle yapılan mahremiyete dair kızdıracak tacizler de cabası. Daha geçen günkü yazılarda anlattıklarıma benzer şeyler işte…  Sonrasında da telegramcı “Mesele bunlar değil” diye kafama bir ses gönderiveriyor en sonunda ve bir taraftan sinsice beni sinirlendirip, bir taraftan büyüklenmeye çalışıyor. Zaaflarınız kullanılarak yapılan bir oyun. Hem onların önemli olmadığını, hem de bilgi sınırlarının nerelere ulaşabileceğinin bir işittirmesi.

Zaten bir karar da verdim. Yurt dışında yaşamaya kesin olarak yelteneceğim. Telegram, ne kadar etkisine devam eder ama güçsüzleşeceği kesin. Siber istihbarat da ortadan kalkar. Mücadelem için daha güzel bir ortam olur. Hem zaten burada beni tutan pek bir şey olmadığını, bütün dünyayı göçebeler gibi gezme merakım olduğunu herkes biliyor. 

Neyse, dilekçeyi salı vermeyi düşünüyordum ama beklediğimden daha zahmetli oldu. Malum, öyle apaçık bir kanıtımız yok. Sadece yasadışı dinleme ile özel yaşamın ihlaline dair bu arada.

Güncel not:

Salı günü, yani bugün de yazı yazdığım, kitap okuyup tarih çalıştığım, dilekçeyi geliştirdiğim bir gündü. Evden pek çıkasım gelmedi. O yüzden tacizler daha çok zihnime yönelik, sosyal medya ve sanal ortamdan oluşuyordu.

Bunu yazarken ben gülüyorum, siz de güleceksiniz ama gerizekalı doktorun denemeleri hala devam ediyor: Diyorlar ki; “Bütün tacizlerimize, hatta kafana yolladığımız seslere rağmen kişisel hayatın umurumuzda değil. Zihnini ve hafızanı görsek de, telefondan gece odada yellenmeni duysak ya da bunu yaptığını beyin haritandan anlasak da, bunları sık sık tacizlerle belli etsek de istediğin gibi insanlarla konuşabilir, biz yokmuş gibi hayat kurabilirsin diyorlar.” denedikten kısa bir süre sonra işkenceleri başlattığını, insanlarla aramı bozmaya çalıştığını hiç tecrübe etmemişim gibi… 

Ha; bunun en bombası da şu: Dün gece uyumaya çalışırken doktor, O’nunla ilgili endişeli düşüncelerle birlikte dalıp giderken yine mallığını belli etti. Bana diyor ki; başka birine aşık ol, bir sevgili bul ya da evlen de seni ve sevgilini/eşini o şekilde gözlemleyelim bir de. Cümledeki kibri, megalomanlığı, tanrı kompleksini görebiliyor musunuz?

Diğer günlük yazılarına buraya tıklayarak tam liste halinde ulaşabilirsiniz.

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

About Feyyaz Yükselci 106 Articles
Elektronik Haberleşme Teknolojisi öğrencisiyim. 1993 doğumluyum. Maruz kaldığım telegram zihin kontrol işkencesini not aldığım günlükleri, araştırmaları Düşünce Polisi'nde yayınlıyorum ve diğer tüm zihin kontrol mağdurlarının çalışmalarını da paylaşıyorum. Sitedeki yazılardan telegram zihin kontrolünü ilk defa duyan birisi olarak rahatlıkla bilgi edinebilir, tüm gelişmeleri birincil kaynaktan takip edebilirsiniz. Telegram zihin kontrolü bir komplo teorisi değildir. Son derece yakınımızda olan bir insanlık suçudur. Elbet bir gün kanıtlanacaktır ve suçlular işlediklerinin hesabını verecektir.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*