Zihin kontrolü nedir?-Zihin kontrolü kavramına giriş

ZİHİN KONTROL KAVRAMI

İngilizcede “hükümet, devlet, idare” anlamlarına gelen “government” kelimesi Latin kökenli olarak “govern” ve “ment” kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşmuştur. Latince “govern” kelimesi yönetmek anlamına gelirken, “ment” parçası ise “mind”, yani zihin kelimesinden türetilmiştir. Bu bağlamda “zihin kontrol kavramı devlet kavramı kadar eskidir” şeklindeki bir saptama yanlış olmayacaktır. Ancak bu konuyu son 100 yıldaki gelişme ve yayınların ışığında araştırdığımızda, 1930’lu yıllardan itibaren sosyal alanda bilim kurgu eserleri veren filozof yazarların, zihin kontrol uygulamalarının insanlığı “yeni dünya düzenine” götürmekte olduğunu ifade ettiklerini görüyoruz. Bu yazarların en bilinenleri, İngiltere Berkshire’de Eaton Collage Fransızca öğretmeni Aldous Huxley (Brave New World – Cesur Yeni Dünya 1932, The Doors of Perception – Algının Kapıları 1954) ve Huxley’nin Eaton Collage’dan öğrencisi George Orwell’dir. (Animal Farm – Hayvan Çiftliği 1945, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört 1949)

Huxley’nin “Algının Kapıları” isimli eserinde, narkotik madde LSD ile ilgili tecrübeleri bu maddenin, başta ABD ve Sovyetler Birliği olmak üzere bir çok devletin zihin kontrol deney ve araştırmalarına dahil olmasına sebep olmuştur. Özellikle 2. Dünya Savaşı’nın son bulmasıyla, Yahudiler üzerinde zihin kontrol deneyleri yapan Nazi bilim insanları, savaş suçlarından yargılanmamak için ABD ve Sovyetler Birliğine sığınmış ve bu deneyleri siyasi ve adli korunma karşılığında sürdürmüşlerdir. LSD, özellikle ABD ordusunda askerlere bilgileri olmadan deney amacıyla verilmiş ve beyin yıkama programlarında en etkili madde olarak kullanılmıştır. 1947 yılından 1973 yılına kadar ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) tarafından “MKULTRA” adı altında yürütülen, Zihin Kontrol (Mind Control) deneylerinin amacı ise yetiştirilen casusların düşman tarafından yakalanılması durumunda işkence altında dahi sahip olduğu bilgileri düşmana iletemeyeceği bir sistem yaratmak. Diğer taraftan düşman casuslarının yakalanması durumunda casusun iradesi dışında sahip olduğu bilgileri öğrenmek en temel iki amaçtan diğeri idi. Bu bağlamda deneylerde kullanılan kobaylar ile sentetik telepati olarak adlandırılan bir yöntem ile iletişim kurulması ve kobayın iradesi dışında yer aldığı beyin yıkama programı ile kobaya telepatik emirlere itaat etmesi ve bu emirleri yerine getirirken
yakalansa bile, amirlerini deşifre edecek bir bilgiye sahip olmaması amaçlanmaktadır.

Bu yöntem tarihte Hasan Sabbah tarafından Haşhaşiler tarikatında uygulanmıştır. Bu örgütlenmede kişiler haşhaşın etkin maddesi eroinle keyif duygusuna ve cennet inancına şartlandırılıyordu. Hasan Sabbah’a itaat ederlerse hep böyle yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece de intihar saldırılarını zevkle yapıyorlardı. (Zihin Kontrol – Ömer Özkaya) Yetiştirilen suikastçılara eğitim sırasında eroin veriliyordu ve onlara içinde güzel kadınların ve tarikat şeyhinin bulunduğu bir ortamda sahte bir cennet tecrübesi yaşatılıyordu. Şeyhin emirlerine koşulsuz itaat sağlandıktan sonra ise bu suikastçılar genellikle tüccar kimliği ile hedef şehirlere seyahat ediyor ve istihbarat toplama, casusluk ve suikast görevleri alıyorlardı. Görev sırasında yakalanma durumunda yanlarında taşıdıkları zehirleri içerek intihar ediyor ve cennete döneceklerine inanıyorlardı. En temelde zihin kontrol deneylerinde kobayın kendisine verilen emirlere koşulsuz ve sorgulamadan itaat etmesi ve yakalanma durumunda ise intihar etmesi veya yaptıklarını hatırlayamaması sağlanıyordu. Narkotik maddelerin özellikle hipnoz çalışmalarında önemli görevlerden önce cesaretlendirmek veya bilincini kaybettirmek için kullanılması mümkün oldu. Bu çalışmalarda bulunan “gerçeklik serumu” adı verilen bir kimyasal madde, sorgu sırasında sanığa veriliyor ve iradesi ortadan kaldırılarak sorulan sorulara doğru ve dürüstlükle cevap vermesi ve itiraf etmesi sağlanıyordu.

CIA, 1947 ile 1973 yılları arasında kimyasal, biyolojik ve parapsikolojide kullanılan hipnoz yöntemleri ile zihin kontrol deneylerine devam etti. 1973 yılında Amerika Senatosu Parlamento Komisyonu istihbarat kurumlarının yasadışı ve insanlık suçu olarak kabul edilen bu tür deneyler yapıp yapmadığını araştırma kararı aldı. Ancak 1973 Ocak ayında MKULTRA kayıtları, Teknik Servis Dairesi Şefi olan Dr. Sidney Gottlieb’in verdiği sözlü direktifin uygulanması ile imha edildi. Kayıtların imha emri, o zamanki CIA Başkan Vekili Richard Helms tarafından verilmiştir, Dr.Gottlieb buna şahitlik etmiştir ve CIA Başkan Vekili Richard Helms de bunu doğrulamıştır. (Zihin Kontrol – Ömer Özkaya )

Sidney Gottlieb (Ruhu hiçbir zaman huzura eremesin…)

1970’li yıllarda ise zihin kontrol deneyleri, narkotik ve hipnoz yöntemlerinin yanında teknoloji alanındaki buluşların etkisinden büyük ölçüde yararlanmaya başladı. İnsan beyninin yaydığı titreşimlerin, elektromanyetik aletlerle saptırılması yöntemiyle; insanın algılarına, duygularına ve düşüncelerine müdahale edilmeye başlanmış, böylece insan davranışlarının saptırılması konusunda önemli yol alınmıştır. Kobaya gerçekte var olmayan sesler dinletilmesi, kendisine ait olmayan düşünceler aşılanması ve duygularına etki edilmesi kobayı, gerçekliği sorgulama ve acılardan kurtulmak için koşulsuz olarak itaat etme yönüne itmektedir. Yani, algılara yapılan müdaheleler, kobayın hür iradesi ile muhakeme yaparak kendi kararlarını almasını önlemektedir. Hür iradesi ve anayasal hakları ihlal edilen bir kişi ise yaşadığı olumsuz tecrübelerden kaçınmak için verilen emirleri sorgulamadan uygulaması gerektiği yönünde şartlandırılmaktadır.

Yukarıda bahsettiğimiz teknolojik gelişmeler ve psikolojik yöntemlere en çarpıcı örneklerin başında neuro-phone gelmektedir. Neuro-phone kişiye seslerin dış kulak yoluyla değil de sinir sistemi ve beyindeki nöronlar vasıtasıyla duyurulmasını sağlamaktadır. Duyma engelli bir bireyin neuro-phone sayesinde duyabilmesi sağlanmaktadır. Neuro-phone 1968 yılında Patrick Flanagan’ın icadı olarak, US3393279 A patent numarasıyla ABD Patent Enstitüsü tarafından kabul edildi. ABD Ticaret Bakanlığı, Savunma Bakanlığı’nın emri ile bu icada “gizlilik şerhi” koydu ve üretimini engelledi. Mucid Flanagan bu gizlilik şerhini ancak 1972 yılında kaldırtabildi. Bugün neuro-phone Amazon gibi internet sitelerinde 849$ karşılığında satın alınabilir.

Patrick Flanagan

1974 yılında ise, teknolojik zihin kontrol alanında, neuro-phone’dan çok daha önemli bir gelişme yaşandı. Savunma ve radar tasarımı konularında ihale alan, Dorn & Margolin Inc. firması çalışanı Dr. Robert Malech, bir insanın beyin faaliyetlerini uzaktan okuyabilen basit bir radar cihazı icat etti. Mucid kobayın üzerinde herhangi bir kablo kullanılmadan, 100Mhz ile 40 Ghz arasındaki elektromanyetik salınımları kullanarak, kobayın uzaktan beyin dalgalarını okuyabilmekteydi. Böylece bu mini radar sistemi ile insan beyni faaliyetleri uzaktan tespit edilebiliyordu. Dr. Malech bu buluş üzerinde 2 yıl çalıştıktan sonra 1976 yılında insanların beyin faaliyetlerini okumanın ötesinde, etki edebileceğini keşfetti. ABD Ordusu ve İstihbarat Servisleri bu patenti iletişim ve takip uydularına programladılar. Bu buluş TAMI olarak bilinmektedir ve George Orwell’in Bindokuzyüzsensendört bilim kurgu romanındaki “Büyük Birader” kavramının karşılığıdır. TAMI, “Tought Amplifier and Mind Interface”kelimelerine karşılık gelir ve “Düşünce Çevirici ve Zihin Arayüzü” anlamına gelmektedir. (The Matrix Deciphered, Dr. Robert Duncan, Kasım 2010)

Bu teknolojilerin insanların zihinlerinin okunması ve hatta düşüncelerin saptırılması konusunda nasıl çalıştığını ileride teknolojik bağlamda detaylı anlatacağım, ancak günümüzden 40 yıl önce ABD Patent Enstitüsü tarafından, Savunma Bakanlığı kullanımı tekelinde yayınlanan bu patentler; zihin kontrol konusunun teknolojik olarak ne şekilde kullanılmakta olduğunu ispatlayan somut delillerdir. Üçüncü olarak ise; günümüzde hepimizin internet üzerinden satın alabileceği “audio spotlight sound system” kavramından bahsetmek istiyorum. Mucit Frank Joseph Pompei tarafından alınan patentler ile “kişiye özel anons sistemleri” ticarileşmiştir. Normalde ses dalgalar halinde hareket etmesine rağmen, teknolojik olarak sesin yönsel olarak bir konuma aktarımı mümkün hale gelmiştir. Böylece uzaktan yapılan bir yayın sayesinde kobay, hiç kimsenin duymadığı (gaipten) sesleri duyabilmektedir.!! Günümüzde Holosonics Inc. firması bu sistemleri ticari olarak pazarlamakta, sanat galerinde, lüks arabalarda, kalabalık toplu taşıma konumlarında uygulanmaktadır. Londra Heathrow Havaalanı’nda British Airways, 62,000 Sterlin karşılığında, patent sahibi Joseph Pompei’den bu teknolojiyi alarak kullanmaya başladı.

2000’li yıllara gelindiğinde, 2 Ekim 2001 tarihinde, ABD Kongresi 2977 sayılı önergesinde, ABD Başkanını, uzay sahasının silahsızlandırılması konusunda uyarmıştır. Bu önergede uzay sahası silahları tanımına; yeryüzünden 60 km ve yükseğinde bulunan uydu ve uzay istasyonlarında bulunan, hedeflenmiş kişi ve toplumların ölüm veya yaralanmasıyla sonuçlanabilecek olan biyolojik, kimyasal, radyoaktif, psikotronik, sonik, lazer, enformatif ve elektromanyetik silahlar dahil edilmiştir. Ayrıca bu önergede; hedeflenmiş kitleler üzerinde; bilgi savaşı, duygu yönetimi ve zihin kontrol amaçlı saldırılar net bir ifadeyle yasaklanmıştır. Bu önerge, günümüz teknolojisinin ve uydu faaliyetlerinin, hedeflenmiş toplumlar üzerinde, insan sağlığını tehdit eden, yaralanma hatta ölümle sonuçlanabilen saldırılara sebep vermekte olduğunu ispatlayan bir itiraf niteliğindedir. İnsanlık dışı zihin kontrol uygulamaları konusundaki yayınlar, ABD Kongresi’nin yanı sıra, ABD İstihbarat Kurumları çalışanlarından ve ABD ve Avrupa’daki üniversite profesörlerinden de deşifre edilmiştir. Araştırmamızda, zihin kontrol yöntemlerinde kullanılan teknolojinin basit anlatımı konusunda, Harvard Collage Bilgisayar Bilimi ve Tıp Hekimliğine giriş bölümlerinden onur derecesiyle mezun Dr. Robert Duncan’ın Kasım 2010 yılında kaleme aldığı Deşifre Olmuş Matriks (The Matrix Deciphered) kitabını referans alacağız.

Dr.Robert Duncan

Dr. Duncan, sinir ağları, sanal gerçeklik ve EEG ile kontrol edilen robot teknolojisi hakkında araştırmalar yapmış, ABD Savunma Bakanlığı, Deniz Kuvvetleri, NATO ve ABD İstihbarat Kurumlarında, bilgi işlem projelerinde çalışmış bir bilim insanı. Dr. Duncan, Echelon isimli projenin algoritmasında, CIA dilbilgisi ve belge içeriği tasnif projesinde, ABD Vergi Denetimi formüllemesinde, Sovyet nükleer denizaltı filosu ve bütün deniz araçlarının takibi için yapay zeka yazılımında, HAARP, SIGINT, SIGCOM ve SPAWAR projelerinin entegrasyonunda, ABD Adalet Bakanlığında eyalet ve federal veritabanlarının teröristlerin takibi için bağlanmasında, FBI için paralı yollarda araç plakalarının takibi projelerinde çalışmıştır. Ayrıca, Asker 2000 programında vucudun yaşam verilerinin okunarak vücut ağları oluşturulmasında, Irak savaşında kullanılan Snyper projesinde, ABD ordusu için sanal gerçeklik uygulamalarında, DARPA için uydu hedef görüntü takibi uygulamalarında, tank simülasyonlarında ve kara, deniz ve hava takip sistemlerinin entegrasyonu olan SOSSUS’da görev almıştır. Bütün bu ABD Devlet sözleşmeleri dışında ise, bilgisayar ürünü holograflar, felçli hastaların tekrar yürüyebilmesine yönelik kareografik uyaranlı kas hareketleri, yüz tanıma, ses tanıma, parmak izi tanıma, sinir ağı kontrollü robotlar, gösterime hazır ve giyilebilir bilgisayar sistemleri ve zihin kontrol mağdurlarının tedavisi konularında çalışmaları bulunmaktadır. Bütün bu bilgilerin ışığında, zihin kontrol yöntemlerini uygulayan ABD istihbarat kurumlarının, teknolojinin yanı sıra hangi psikolojik taktik ve saldırılara başvurduğuna değinmek gerekir. Bu konuda ise, Dr. Duncan’ın paylaşımlarına ek olarak Wisconsin Üniversitesi’nden Prof. Alfred McCoy’un, CIA’in Soğuk Savaş Döneminden Terörle Savaş Dönemine Kadar Kullandığı Sorgulama Yöntemleri’ni içeren “İşkencenin Bir Sorusu” isimli eserinden alıntılar yapacağız. Prof. McCoy’un “dokunmadan işkence” (no-touch torture) olarak isimlendirdiği bu yöntemlerin, hedeflenen bireylerin kimliklerini ve inançlarını ortadan kaldırmayı hedef aldığını ve konunun istihbarat ve güvenlik alanından çıkarak bir “insanlık suçu” haline geldiğini görmemizi sağlamaktadır.

Zihin kontrol kavramının bir modern işkence olarak tanımlanması, bu konuya maruz kalan hedeflenmiş mağdurların anayasal haklarını da ihlal etmektedir. İnsanın maddi ve manevi varlığını sürdürme hakkı ve insan fiziksel ve ruhsal sağlığının dokunulmaz bütünlüğü, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde taraf ülkeler tarafından teminat altına alınmıştır. Bu bağlamda mağdurun sağlığını hedef olan bu uygulamaların, Türk Ceza Kanunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdindeki kapsam ve yaptırımlarını, Prof. Dr. Timur Demirbaş’ın “İşkence Suçu” isimli eserinden yararlanarak tespit etmeye çalışacağız. Son bölümde ise, hedeflenmiş bireylerin, kendilerine uygulanan zihin kontrol uygulamalarının yarattığı hasar ve çöküntülerle başa çıkmak için mağdurlara tavsiye ve yöntemlerden bahsedeceğiz. Bu yöntemler, bulunduğunuz konumda, yaşam tarzınız ve kararlarınız konusundaki kontrolü ele almanıza faydalı olacak ve kanunsuz ve insanlık dışı maruz kaldığınız muamelelere rağmen size destek olacak pratik bilgiler içermektedir. Kitabın tamamında olduğu gibi bu bölümde de akademik yayınlarda bahsedilen savunma taktiklerine referans vereceğim. İşkenceye karşı direnmek ve hayatta kalmak, herşeyden önemli olarak bireysel bir mücadeledir. Bu mücadelede ise mağdurun başarısı, hangi yöntemi kullandığı ile ilgili olmaktan ziyade, neye inandığı ve hangi tarafı tercih etmesiyle ilgilidir. Albert Einstein, “Aptallara göre insanlar ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar.” demiştir. Zihin kontrol işkencesi sizi bir tercih yapmaya zorlar: İyi insan olarak aydınlıktan güç almak, veya kötü insan olarak karanlıkta kalmak. Kötü insan olmayı tercih ederseniz ve işkencecilerinize koşulsuz itaat ederseniz, bu süreç bir işkence olmaktan çıkar ve bir “eğitim programı”na dönüşür. İyi olmayı tercih edenler için ise uzun, acılarla ve travmalarla dolu bir yol vardır. Her adımda korkular, endişeler, zayıflıklar ve yalnızlık azalır ve yerlerini özgürlüğe ve ideallere bırakır. İyiler, aydınlık insanlar, gerçeği, sadece mutlak gerçeği ararlar. Boyun eğme ve koşulsuz itaat ise insanı karanlığa götürür. Bu süreçte en çok karşılaşacağınız argüman, “iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın, güzel ve çirkinin zamanla ve insandan insana değişen, göreli kavramlar olduğu fikri”dir.  İyi ve doğruyu seçen bir insan, demogoji merkezinde tutarsız argümanlarla kötü ve yanlış kararlar vermeye zorlanır. Oysa, yasaları, ahlak kurallarını ve muhakemenizi kullandığınızda, evrensel anlamda iyi ve doğruyu, kötü ve yanlıştan ayırt edecek güce sahipsiniz. Hür iradenizle hangi tercihi yaparsanız, bu tercihin sonuçlarını yaşarsınız.

Özgürlük, barış ve adalet dolu, aydınlık bir gelecek için en doğru seçimi yapmanız dileğimle.

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *