Zihin Kontrol ile İlgili Hukuk Davaları ve Tavsiyeler

Önsöz:   Zihin kontrol mağdurlarının en çok ihtiyacı olan bilgilerden biri de bu süreçte açılabilecek adli davalar. Mağduriyetimiz devam ederken; adli davalarda taraf olmamız, üzerimizde bir kısıtlanma baskısı oluşturur. Bu baskı da, her gün maruz kaldığımız diğer taciz ve işkencelerin üzerine tuz biber olacaktır. Aşağıdaki tavsiyeler tecrübeyle sabittir. Temennim, bu tür davaların muhattabı olmamanız. Ancak böyle bir sıkıntı ile karşılaşırsanız daha detaylı bilgi istemekte tereddüt etmeyiniz.

Adli davaları 3 ana başlıkta inceleyeceğim:

  1. Bilgi Edinme Yasası:   Bilgi edinme yasası, tüm vatandaşların, haklarında, devlet kayıtlarında bulunan bilgileri öğrenme hürriyetini kapsar. Yani siz, bir devlet kurumuna başvurarak, o kurumda hakkınızda tutulan kayıtları öğrenebilirsiniz. Bu kapsamda en yakın nöbetçi savcılığa giderek bir “tespit dilekçesi” verebilirsiniz. Bu dilekçe; zihin kontrol konusundaki somut bilgileri ve mağduriyetinizin başlangıcından itibaren başınıza gelen “doğal olmayan” olayları içermeli. Sonuç bölümünde ise, Bilgi Edinme Yasası kapsamında, MİT, Jandarma İstihbarat ve Emniyet İstihbarat Başkanlıklarından, hakkınızda; teknik takip, hassas takip veya psikotronik takip adı verilen yöntemlerin uygulanma kararı alınıp alınmadığının tespitini isteyebilirsiniz. Eğer alındıysa da böyle bir karar alınma gerekçelerini soru olarak dilekçeye ekleyebilirsiniz. Bu dilekçenize savcılık, kuvvetle muhtemel, “takipsizlik” kararı verecektir. Ancak bu dilekçe ile mağduriyetiniz, Adalet Bakanlığı ve BİMER kayıtlarına geçecektir. İleride zihin kontrol konusu tamamen açığa çıkarsa, bu dilekçeyle kayıt ettirdiğiniz mağduriyetiniz, size bir tazminat hakkı kazandırabilir. Ayrıca “takipsizlik” kararı yukarıdaki kurumların sizi takip etmediği şeklinde yorumlanacağı için, mağduriyetiniz sürerken yapılan bir kayıt, mahkemelerde somut delil hükmünü yitirecektir. Zira devletin hem vatandaşını takip etmediğini beyan etmesi, hem de bir mahkemeye takip kaydı sunması düşünülemez.
  2. Vesayet Davaları:   Türk Medeni Kanunu 432. maddesi; bir bireyin akıl zayıflığı, akli denge bozukluğu, uyuşturucu veya alkol bağımlılığı veya bulaşıcı ölümcül bir hastalık taşıyıcılığı durumlarında anayasal hakların kısıtlanması ve bir kliniğe yatırılarak vesayet altına alınmasını mümkün kılar. 2 yıl süreyle 2 vesayet davası kazanmış bir mağdur olarak bu o kadar da kolay değildir!

  1. Önemli Not 1)   Bir hakimin kısıtlama kararı alabilmesi için kabul edeceği tek somut kanıt, kısıtlı adayı için devlet hastanesinden alınmış psikiyatrik rapordur. Bu rapor ise kısıtlı adayının psikolojik durumunun günlük hayatını sürdürmek için yeterli olup olmadığı ve kısıtlı adayının doğruyu yanlıştan, gerçeği gerçek olmayandan ayırt edip edemediğinin belirlenmesi içindir. Bu rapor dışındaki tüm iddialar soyut beyanlardır ve somut kanıt olarak kabul görmez. Hakim hastaneye sevk ederse itiraz edebilirsiniz.
  2. Önemli Not 2)   Hakim, ilk duruşmada, banka hesaplarınıza tedbiri olarak bloke koyar ve taşınır taşınmaz tüm mal varlığınızın satışına şerh koyar. Ayrıca hakkınızda jandarmaya yakalama kararı çıkarıp re’sen (zorla) devlet hastanesinde psikiyatrik muayene ara kararı alabilir. (Yaşayan bilir nasıl sinir bozucu bir şey olduğunu) Bu kararlara da itiraz edebilirsiniz, zira bu tedbirler, henüz hakkınızda  kısıtlanma kararı yokken, anayasanın “maddi ve manevi varlığı sürdürme hürriyetini” ihlal etmektedir. Yine anayasaya göre “suçu ispat edilene kadar tüm davalılar masumdur” ilkesi mevcuttur. Hakkınızda kesinleşmiş bir kısıtlanma kararı yokken hakimin aldığı tüm tedbir kararları gereksizdir ve anayasadaki insan hakları ihlalidir.
  3. Önemli Not 3)   Anayasaya göre tüm davalarda (devlet memurları hariç) ispat yükü davacıya aittir. Bu yüzden akli dengenizin yerinde olduğunu ispat etmekle yükümlü değilsiniz. Bunun aksine, akli dengenizi yitirdiğinizi davacı taraf ispat etmek zorundadır. Bu bağlamda hakimin sizi re’sen (zorla) sağlık raporu almaya sevk etmesi de anayasal hak ihlalidir.

Vesayet davalarında usül gereği hakim size re’sen adli yardım aldırmak (avukat atamak) zorundadır. Eğer bu uygulanmazsa, tüm savunmanızı anayasadaki insan hakları bağlamında yapabilirsiniz. Anayasaya göre hiç bir mahkemenin karar ve uygulamaları üst mahkeme olan anayasa mahkemesiyle çelişemez.

3) Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru:    Vesayet davasında alınan kısıtlayıcı tedbir kararları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapabilirsiniz. Vesayet davasında mahkemenin, maddi varlıklarınıza erişiminizi engellediğini ayrıca bu durumun çalışmanızı dolayısıyla da “maddi ve manevi varlığınızı sürdürmenizi” engellediğini ifade ederek; “yürütmeyi durdurma kararı” talep edebilirsiniz. Normalde anayasa mahkemesine bireysel başvuru tüm hukuki yollar tüketildikten sonra mümkündür. Ancak, tedbiri olarak alınan arakararların uygulanması, anayasal hak ihlalinin hayati önem arz etmesine sebep olduğu için başvurunuz komisyon önünde incelenecek, vesayet davası izlenecek ve komisyon kararı e-devlet’ten takip edilebilecektir.

SONUÇ:   Vesayet davaları çok zor geçen süreçlerdir. Ancak kazanmanız durumunda hem davacılara maddi ve manevi tazminat davası açma hakkınız doğacaktır, hem de akli dengeniz ile ilgili yapılan tehditler önemini yitirecektir. Geçen sene vizyona giren Şener Şen’in “Yol Ayrımı” filmini izlemenizi öneririm.

EN KÖTÜ ANLAŞMA EN GÜÇLÜ DAVADAN İYİDİR” derler ama…

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *