Uzun süredir şüpheli hareketleri ve söylemleri olan şahıs T. hakkında

Şimdilik vereceğim bilgileri itibariyle T.; uzun yıllardır tanıdığım, arkadaşım desem de yaş itibariyle benden epey büyük olan birisidir. Telegram zihin kontrolünü fark etmemden önceki ara evreden başlamak üzere bende şüphe uyandıracak pek çok eylemi ve söylemi olmuştur. Zamanla zihin kontrolünün ne olup ne olmadığını öğrendikçe bu şüphelerden haklı ve haksız olanlar zihnimde ayıklanmış, yakın zamanda yaptığı bazı konuşmalarla ve başıma gelen bazı olaylarla ise artık su götürmeyecek şekilde alakalı bir şahıs olduğu tarafımca anlaşılmıştır.

Aşağıda kopyalayıp yapıştırarak yazdığım yazının aynısını T.’ye yollamış olup öncesinde onunla hesaplaşma yolunu seçmiş, olayların gelişimi sebebiyle son çare olarak yazıyı burada yayınlamış bulunuyorum.

NOT: Olayın zihin kontrolünden kaynaklanan herhangi bir paranoya ile ilgisi yoktur. Yapay kadere ait olan veya doğrudan şüpheli olan durumları ayırt edebilecek seviyede olmam sebebiyle uzun yıllardır tanıdığım T.; üzerinde şüphe taşıyan sadece 1-2 kişiden biridir.


Abi merhabalar;

Görüşmediğimiz süre boyunca inşallah keyfin yerinde olmuştur. En son konuşmamızdan beri (ki orada anormal bir konuşma da olmuştu) arayıp sormamamın sebebini konuşmak istememem gibi algılamış olabilirsin. Ama yoğun bir şekilde devam ettiğim zihin kontrol araştırmalarına ilaveten seninle taa bu olaylar başladığından beri şüphelendiğim, birçoğu su götürmez gerçek olan bazı olaylar hakkında kesin bir şekilde konuşmak istedim. Onu da böyle yazılı, tutarlı, hiçbir eksik nokta bırakmayacak şekilde ayrıntılı olarak yapmak istedim. Biraz aşk mektubu gibi olacak ama bunun bir veda mektubu olup olmadığını sen belirleyeceksin.:)

Şimdi; hatırlarsan telegram zihin kontrol mağduru olduğumu fark etmeden öncesinden beri seninle bazı vukuatlar olmuştu, hatırlarsın. O sıralarda aynı zamanda zihin kontrol manipülasyonu da yaşamış olduğumuz için bazı yanlış muhakemeler yapmış olabilirim. Bunu ilerleyen yazılarda netleştirdiğim zaman hangisinin zihin kontrolü, hangisinin insan iradesi olduğunun ayrımına daha net şekilde varacaksın. Şimdilik söylemem gerekirse tek cümleyle: Eskiden yer yer yaşadığım şüphelerin bazıları zihin kontrolü sebebiyle oldu.

Fakat ben durumun böyle bir yanılsamadan kaynaklandığını düşünüp gerçek sorumlular dışında bir şey kurcalamazken, her geçen gün senden yer yer şüphelenmeme sebep olan şeyler aksini ıspatlarcasına somutlaştı. Dürüst olmak gerekirse, senin neyin içinde olduğunu tam olarak bilmemem ve zorlama yoluyla daha fazla bir şey elde edememem sebebiyle bir süre olanları soğukkanlı bir şekilde izlemeye karar verdim.

Genel hatlarıyla sıralayacak olursak belli başlı olaylar şu şekilde gerçekleşti:

Taa seninle ticarete atılma fikri ortaya çıktığında telefonlarımızın dinlendiği, bizim malum Eski Dostla arkamdan görüşüp işler çevirmenizi düşünmem gibi şeyler gerçekleşmişti. Bir de senin görüştüğün şu paganların onlar olduğuna dair bana daha sonra anlatacağım bazı zihin kontrolleri yapmışlardı. Mesela birkaç vakit sonra tam seni arayıp “Abi akşam Kadıköy’de buluşalım.” diye konuşup onaylaştıktan yaklaşık 15-20 dk sonra sen beni arayıp direkt ne için bira içmek istediğimi biliyormuş gibi “O konuyla ilgili konuşacaksan şimdi kavga ettik U. İle, az daha cinnet geçiriyordum. Bir katılayım tanışayım diyeceksen hiç gelme abi..” gibi şeyler söylemiştin. Hem de daha 15-20 dk sonrasında gayet sakin şekilde “Oluur görüşelim.” dedikten sonra. Beni manipüle etmeye çalıştığını, bir şeylerden uzaklaştırmaya çalıştığını düşündüm. Dolayısıyla bunun telefonlarımı dinleyip beni takip eden kişilerle ilişkide olduğun ve bundan kurtulmam için hepinizin beni sadistçe oynattığı gibi bir yargıya varmıştım. (Pagan diye adlandırdığım grup, benim hiç yüz yüze tanışmadığım, dış görünüş itibariyle eski paganik ve majik ögelere meraklı bir grup genç insandan oluşan olağan bir arkadaşlık ortamıdır.)

Uzun zaman sonra bütün bunların zihin kontrolcülerin çevredeki insanlar ile yaptıkları manipülasyondan kaynaklandığını, onların da öylesine bir grup olduğu, hem onların, hem senin, hem de benim zihnimle oynayarak böyle şeyler yaptıklarını fark ettim. Hatta daha sonra aramızı düzeltmek için ekstradan tutum da takınmaya çalıştım. Umarım onlarla olan ilişkin gerçekten de böyle masumane bir şekildedir. Ama her şeye rağmen kafama takılan iki şey vardı:

  • Sen Eski Dpst’la mı görüşüyorsun? Bak böyle böyle imalarda bulunuyor ve sen de bunlarla örtüşür şeyler yaptın, demiştim. Benim Eski Dost seni kandırıyor olabilir falan demiştim. Sen de “Yok ya öyle şeyler. Bir yaşıma daha girdim.” gibi şeyler söyledikten sonra bir süre ben masaya veya senden başka bir tarafa bakarak düşünürken, sana baktığım zaman baya pis pis sırıttığını gördüm. Sana baktığım anda da hemen yüz ifadeni değiştirip ciddileştin. Bunu yakaladığım ilginç bir detay olarak aklıma kazıdım.
  • Bir de, yine böyle konular hakkında Kadıköy Küp Kafe’de konuştuğumuz bir gün ben sana “Ben İstanbul’u terk edeceğim. Çanakkale falan bir yere okula başlayıp taşınacağım. Kıçımı kaldırıp denize balıklama atlayacak durumdayım en azından.” gibi bir şey söylemiştim. Sen de bana biraz korkmuş bir vaziyette “Abi bana borçlarını öderiz, seni rahat ettiririz dediler. Ben de abi irademi de alacaksanız alın o zaman dedim.” gibisinden bir şey dedin. Bunu da unutmadım. Tam da senin görüştüğünü düşündüğüm birilerinden bahsederken bir emir, bir talimat aldığını itiraf edercesine böyle bir şey söyledin.
  • Daha sonraki bir gün Kadıköy’de Şifa taraflarına yakın olan Hacıoğlu’nun oradan geçerken sen o sırada yolun diğer tarafından, yaklaşık 5-7 metre kadar solumuzdan ters yönde yürüyen birine çok belirgin şekilde kafan hafif öne eğik bıyık altından gülümseyerek, burnunu kaşıyıp ovuşturarak bir selam, bir işaret yaptın.
  • Yine aynı dönemde görüştüğümüz bir gün Saklıbahçeye oturduk. Sen çayını içerken ben yukarı tuvalete çıktım. O sırada aklıma bir şey geldi. Aşağı inince sana “Abi yukarıda bizim eskilerden A.’ya rastladım ya, lafladık biraz.” dedim. Bu A., o dönemlerde tanıdığından, benden habersiz görüştüğünden şüphelendiğim birisinin ismi. Şimdilik tam olarak kim olduğunu söylemeyeyim. Ama sen inanılmaz anormal bir şekilde kızardın, omuzların düştü, gözlerin kayıp “Aa öyle mi ya..” gibisinden bir hale geldin.

O zamandan beri hafızama kazınan, zihin kontrolünün ne olduğunu tamamen çözmüş olmama rağmen tam olarak ne olduğunu anlayamadığım durumlar tam olarak bunlar. Ama uzun senedir tanışıyor olmamız hatırına daha fazla diretmedim. İçime attım diyebilirim.

Fakat bana telegram zihin kontrolünü fark etmem ve bir dönem çıktığım, senin de kaldığın o eve taşınmamdan beri öyle olaylar gerçekleşti ki; artık şüphelenmek değil “Yok artık. Kesin bir şeyler dönüyor burada.” Dediğim durumlardı bunlar. Ki asıl önemli kısım burası:

  • Hatırlarsan Sülüklügöl’e gittiğimiz gün birçok yerde mola vermiştik. Orada da yol boyunca zihin kontrolünü andırır şeyler olmuştu ama sana belli etmemiştim. Zaten yolculuğun sonu benim zihnimin okunduğunu kesin bir şekilde fark ettiğim an olmuştu. Otogarda servis beklerken bir taraftan onu düşünüyordum. Hiç unutmuyorum o anları. Ama tek bir sorun var: Çay poğaça içmek için Dokurcun’da oturduğumuz kafede sarışın bir bayan gelip siparişleri almıştı. Onu tanımıyorsundur büyük ihtimalle. Ama orada dönen bazı garip şeylerin bir parçasıydı. Tanıyorsan da günahın boynuna artık. Daha sonrasında Kadıköy’de aynı yerde oturduğumuz bir gün daha önce hiç rastlamadığımız bayan bir garson bizden siparişleri aldı. Ve Bolu’da gördüğümüz garsonun saçları biraz daha değişmiş, yüzü biraz daha solgun haliydi. Benzerlik olarak ikizi gibiydi. Bir de yüzünde epey büyük bir bıçak yarası vardı. Aynı kişi olabileceğini düşünüyorum hala. Büyük ihitmalle aynı kişiydi. Yanımızdan uzaklaştıktan sonra sana da durumu söyledim, biraz tedirgin oldun ve “Yok ya o değildir heralde.” deyip geçiştirdin.
  • Eve taşındığım sıralarda bir gün Levent’ten kaptırıp Beşiktaş’a doğru yürüyordum. O sırada sen aradın ve “Beşiktaştayım arayayım öyle” dedin. Bir dakika falan geçti ki koskoca Barbaros Bulvarı’nda tam geçtiğim yerdeki minibüsün arkasında gizli gizli durur da beni bekler gibi bir anda beliriverdin. Hadi diyelim bu zihin kontrolü yüzünden olan büyük bir tesadüf. Ondan sonraki hal ve hareketlerinde şaşırmanın “ş” si bile yoktu. O kadar garip ve ifadesizdin ki sanki benimle karşılaşacağımı biliyormuş, beni orada bekliyormuş gibiydin.
  • Yine Kadıköy’de oturduğum bir gün, 1 saat falan muhabbet ettikten sonra sağıma baktığımda 3 metre kadar ötedeki masadaki bir adamın elinde telefonla bana hortlak gibi baktığını gördüm. Ama öyle böyle değil, gözünü kırpmadan, beni rahatsız etmek ister gibi… Sonra ben bu yüzü bir yerden tanıyorum diye aklıma geldi. Sana “Abi ‘F’ nin resmi var mı ya göstersene bi.” dedim. Kim olduğunu biliyorsun, limancı yakın arkadaşın. Resmi bir gösterdin ki evet kesinlikle o… Ve senin sol çaprazında, görmemenin mümkün olmadığı bir açıda oturuyordu. Sen görmemiş olsan bile bana baktığı için aynı masada olan seni görmemiş olması mümkün değil. Bu şüphelerden ve senin de olaydan haberdar olma ihtimaline karşı hiç bozuntuya vermedim. Biraz daha izleyeyim dedim. Ama buna cevabın ne olursa olsun. O gün F. yanıbaşımızdaydı ve bizi izliyordu. Buna istediğin her şey üzerine yemin edebilirim.
  • Asıl sıkıntılı olan olaya gelelim. Yine benim ayrı evde yaşadığım sıralarda sen bir gün Beşiktaşa geldin. Bir kafeye oturduk. Ve hiçbir sebep yokken bizim “U. Abi” ile konuşmama kararı aldığını söyledin. Ama bunu o kadar ilginç bir şekilde yaptın ki; geldin, Feyyaz naber, iyi sen, “Ya var ya U. İle İ. Arasında böyle böyle şeyler olmuş. Ben daha onunla muhattap olmak istemiyorum. (Halbuki olay yıllar öncesinde olmuş) Pek sağlıklı bir insan değil.” diye bu sorunsal yüzünden gözüne uyku girmemişçesine direk ve histerik bir şekilde mevzuya girdin. Sonra bir de “Sen bunu yine ona söyleme, muhattap olmak istemiyorum.” diye kimsenin birbirinden haberdar olmadığı küçük bir Yeni Dünya Düzeni gibi bunu yapmaya kalktın. Hatırlarsan o sıralarda üçümüz eve çıkma planları hakkında konuşuyorduk. Ve sen bunun üzerine böyle sebepsiz bir çıkış yapınca açıkçası “Eve çıkası yoksa bir bahane uydurursun, açık açık söylersin. Yiyecek değil ya kimse seni. Niye böyle onu bunu karalayarak yapıyorsun bunu.” diye düşündüm. (Burada bahsedilen U. abi benim yakınım olup yukarıda bahsedilen U. ile uzaktan yakından alakası yoktur)

Neyse; bu konuşmanın üzerinden bir gün geçmişti sanırım, beni İ. Arayıverdi. İstanbul’da mısın gel konuşalım falan filan. Kadıköye geçtim ve onunla oturdum. Senin anlattıkların hakkında konuştum biraz. O da “Doğru oldu öyle şeyler.” dedi kısaca anlatacak olursam. Sonra benim aklıma biraz şeytana uyulası bir fikir geldi. Bunu da burada dürüstçe itiraf ediyorum. Bütün bu içinde bulunduğum durumların dışavurumu olsa gerek; “İ.” Nin olayı ve durumları birinci ağızdan anlatması sırasında gizli bir ses kaydı almak istedim telefondan. Aklımdan geçti ama yapmadım. Asıl bomba şu ki; tam kalkacağım sırada “İ.” Ye bir telefon geldi ve arayan kişinin isminde “U. Kayıt” yazıyordu. Evet; bildiğin böyle yazıyordu. Noluyor ne bitiyor derken tabii ona da konu hakkında bir şey sormadım. Daha fazla izlemem ve sabırlı olmam gerekiyor dedim. Bir köşeye yazdım. Tam ben böyle bir şey düşünmüşken, malum olaylar gerçekleşmişken, benim niyetimi biliyormuşçasına telefonda “U. Kayıt” yazması da ne demek, öyle değil mi?...

  • Son diyeceğim de şu ki; yine benim stüdyo dairemde kaldığımız gün ilginç bir muhabbet geçti aramızda. Sen “Benim gençlik yıllarımdan beri sanki gizli bir el bana yardım ediyormuş gibi hayatım geçti. Ne zaman bir kapı kapansa hemen ardından yeni bir fırsat geldi. Sanki birileri bir yerlere gitmemi istiyormuş, beni yönlendiriyormuş gibi.” diye konuştun. Ve sonra da “Vakti zamanında ben MİT’e başvurdum. Böyle böyle yardımcı olabileceğimi söyleyip mail attım. Bir süre sonra gizli numaradan birisi seni arayıp “ T. Bey merhaba. İsterseniz sizinle mesleğinizle ve yapabileceğinizi söylediğiniz şu konular hakkında konuşabiliriz. İsterseniz…” diye sana dönüş yaptığını, ama senin son anda görüşmekten vazgeçtiğini söyledin. Bir de yine Sülüklügöl yazısı sırasında sana yatmadan önce “Abi benim olmaz dediğim şeylerin olabileceğine dair değişen bazı fikirlerim var.” Dediğimde sen bana hiçbir ipucu vermediğin halde direk “Aklından geçenlerin görülmesi gibi mi..” deyiverdin. Direk yapıştırdın ama bu cevabı…

 

Bütün bunların birleşimiyle senin MİT ile aktif bir ilişkin olabileceğini düşündüm. Ta ki; son kez konuşmamızdan birkaç gün öncesinde sen direk MİT’ten bazı tanıdıklarının olduğunu söyleyip resmen itiraf niteliğinde birtakım yazılar yazdın. Sonra o konuda da acayip şekilde kapalı davrandın. Adamların sana “EE ZİHİN KONTROLÜNÜ YAPIYORLAR HERKESE YA İNCİRLİK ÜSSÜNDE FALAN BİLİYOR HERKES” gibi şeyler söylediğini söyledin. Sonra bunu kendiğinden söyleyen sen değilmişsin gibi sürekli işi ört bas etmeye çalıştın. Kendimi taa olayların başlangıcında Eski Dost, bazı paganik arkadaş grupları gibi oyunlarda düştüğüm, bir var bir yok, var ama yok gibi, şımartılmak ve saygı görmek ister gibi bir tutumun karşısında hissettim, eski zamanlardaki gibi kötü duruma düştüm… telefonda sana “Abi sana da yapıyorlar bunu bak……… “gibi gibi bağırdığım sırada da bütün bunlarla beraber çok şiddetli bir zihin kontrolüne maruz kaldım zaten . 

(Bu süreçte olayla ilgili bir şeyler bildiğini açık açık söylemesi yüzünden ben gayet kibar bir şekilde beni o kişilerle görüştürebilir misin? Bu işi ifşa etmemiz ya da sonlandırmamız mümkün mü? gibi gayet insani amaçlarla konuşmaya çalışmış, o ise ben burada can derdindeyken konuşursam şöyle olur, söylersem bir daha benle görüşmezler gibi bahanelerle şekeri alınmaya çalışılan çocuk gibi yine ‘var ama yok’ tarzı bir tutumla beni kaba bir şekilde uzaklaştırmaya çalışmıştır. Dikkat edin, hiç renk vermeden değil, önce söyledikten sonra…)

Ve olaylar geliştikten sonra bugün buradayız.. İşin özetini anlamışsındır. Uzun bir süre boyunca gerçekleşen irili ufaklı olaylar ve artık apaçık gerçekleşen konuşmalar neticesinde sana tam olarak güvenemeyeceğimi anladım. Şu gerçekleşen olaylara benim açımdan bakarsan gayet haklı olduğumu sen de fark edeceksin.

Ben haksız yere maruz kaldığım işkence sebebiyle ömrümü bu gizli deneylere, projelere, insanları yasadışı olarak takip edip fişleyen, kibirli gizli servislere karşı durma yoluna adamışken; senin böyle bir kimliğe sahip olman ve imalı imalı, silkeledikçe bir şeyler çıkan tutumundan ötürü beraber vakit geçirmemiz, zaten mümkün değil. Yani teorik olarak senin de beni dinleyenlerden, beni haksız yere takip edenlerden, telegramcılara hizmet eden, hatta kim bilir belki de bizzat görüşenlerden biri olmadığını nereden bilebilirim? Senin elinde de benim mahrem kayıtlarımın olmadığını nereden bilebilirim?

Ayrıca şunu da belirteyim: Bu sorunu çevremde diğer arkadaşlarımdan hiçbiriyle yaşamadım. Kesinkes şüphelendiğim, emin olmama sebep olan olayların gerçekleştiği 1-2 kişiden birisin. Yani kesinlikle bir paranoya içerisinde değilim. Zihin kontrolü, vs. konularda epey farkındalık edinmiş ve neyin ne olduğunu ayırt eder durumdayım. Sosyal hayatım ve insan ilişkilerim de gayet yerinde… Yani bunlardan sebep bir yanılsama yaşamadığıma emin olabilirsin.

Şimdi; durum şu ki, senelerdir birbirimizi tanıyor olmanın hatırına ya beni kendini aklayacak ya da ne kadarından haberdar olduğunu açık ve net şekilde belirtecek biçimde, itiraf niteliğinde, tartışmaya mahal vermeyecek şekilde aydınlat. Ya da ben gizli servislerin gizli ve kibirli işlerine karşı mücadele ederken daha sağlıklı olacağı için görüşmeyelim.

Bu kadar uzun yazmamın sebebi sözel olarak konuştuğumuz zaman bu uzuun mu uzun dosyanın aynı mantık ve sıralamayla ele alınmasının mümkün olmaması. Bir de sen celallenince konudan sapabiliyorsun bazen..:)

Bir diğer sebep de; bu konuyu ayrıntılı bir şekilde yazılaştırmadan öncesinde sana haber vermek isteyişim. Eğer ki olay dilediğimiz şekilde tatlıya bağlanmazsa hiçbir özel hayat, kimlik ifşası niteliği taşımayacak şekilde, sana yazdığım olayların aynısını ele alan bu yazıyı, zihin kontrolünün çözümlenmesi ve ifşası yolunda çok önemli bir dosya olması açısından Düşünce Polisi’nde yayınlayacağım.

Konunun detaylı ve hassas olması sebebiyle senin de bir eksik gedik bırakmayacak şekilde yine yazılı olarak cevap vermeni tavsiye ederim. Sağlıcakla kal…


Bu yazıyı yolladığım T. kendisinden ilk defa gördüğüm bir sinir ve histeri ile “Ya Feyyaz ben bunları konuşmak istemiyorum yeter artık.” “Git bak hakikaten bir psikoloğa görün.” gibi tipik konuyu ekarte etme denemelerinden sonra başka başka şeyler söylemiştir. Ben de karşılık olarak “Abi bütün aklına gelebilecek bütün her şey o yazıda yazıyor. Hiçbir açık yok. Bana orada yazanlar doğrultusunda bir açıklama yapabiliyor musun?” diye sorduğum zaman, tıpkı yazıdaki önce var sonra yok tutumlarını andırır şekilde “Bu konu hakkında yazılı olarak konuşmak istemiyorum.” dedikten sonra yine tipik bana bu konuları açma, başka işlerle uğraş gibi ara nakaratlara girmiştir.

Bak, kendini aklayacak şekilde, özellikle son kısımdaki durumu izah edebiliyor musun?” diye tekrar sorduğum zaman yine “Feyyaz ben bu konu hakkında konuşmak istemiyorum, ok?” gibisinden konuşmalarla devam etmiştir. Ben de “O zaman yazıda vaad ettiğim gibi yapıyorum ve bunu Düşünce Polisi’nde yayınlıyorum.” dedikten sonra yazıyı yayınlamış bulunuyorum.

Veda etmeden önce “Son bir şey soracağım, yazıda uydurma, külliyen yalan dediğin bir şey var mı?” diye sorduğumda ise “Tamamen safsatalar, kuruntular” şeklinde yine ısrarla çekimser kalan bir cevap vererek söylediklerimin yalan olduğunu söyleyemeyeceğini göstermiştir.

Sonuç olarak; yaptığı birçok hareketten ve resmen itiraf niteliğindeki birçok söylemden sonra kendisine insan gibi, affedici bir şekilde yaklaşmış olmama rağmen T.; içinde bulunduğu durumu tartışmaya mahal vermeyecek şekilde aklayamamış, söylediklerimin yalan olduğunu da söyleyememiş ve bu konu hakkında yazılı olarak konuşmak istemediğini söylemiştir. 

Malum olaylar ve malum konuşmalar da telegram zihin kontrolünü ifşa etme sürecinde çok önemli bir aşama olarak tarafımca kaydedilmiş ve arşive eklenmiştir.

 

ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *