Telegram işkencesi uygulanan bir devlet adamı: Tek Nath Rizal

Merhaba sevgili okurlar. Düşünce Polisi yayın hayatına başladığından beri telegram zihin kontrol işkencesi başta olmak üzere birçok konuda sizlere bilgi vermeye çalıştık. Şimdiki yazıma devam etmeden önce tekrardan belirtmeyi yararlı görüyorum: Düşünce Polisi; size kuru ansiklopedik bilgiler verip beyninizi boş komplo teorileriyle doldurmaya çalışan, spekülasyon yaratma peşinde olan bir site değildir. Sanal ortamda bir psikolojik harekat yaratma amacımız da yoktur. Yazar Feyyaz Yükselci olarak herhangi bir rumuzun, herhangi başka bir şeyin arkasına sığınmadan tahminen yıllar boyu telegram işkencesi çektiğimi, 4-5 yıla yakın bir süredir bütün hayatımın istihbaratın kobayı olarak geçtiğini fark ettiğimi, ama telegramın son birkaç ay içerisinde iyice belirginleştiğini, siber istihbaratın ve çevrede beni takip edip duran bazı ne idüğü belirsizlerin de uzun bir süredir farkında olduğumu belirtmek istiyorum. Dediğim gibi; imkanlar el verdiğince bana bu işkenceyi yapanlardan, beynimde o aşağılayıcı, o kişilik parçalayıcı, intihara teşvik edici, kişiliği parçalayıcı uygulamaları yapanlardan hesabımı soracağım. Bununla beraber telegram işkencesi çeken ve buna direnebilen birisi olarak sizleri de kitlelere uygulanan bu insanlık dışı yöntem konusunda bilgilendirme sorumluluğunu kendi üzerimde hissediyorum. İsterseniz sadece okuyun. İsterseniz komplo teorisi yapıyor deyin. İsterseniz kafayı yemiş bu deyin. Ben yazılarımı yazarım, telegrama benzer şüpheleri olan kişiler zaten bunu fark eder. 1000 kişi arasından 1 tane telegram mağduruna dahi yardımcı olabiliyorsam o, bütün çabalarıma değecek bir sonuçtur.

Geçmiş yazılarımda bu duruma nasıl geldiğimden bahsetmiş ve telegram zihin kontrolü hakkında bazı bilgiler vermiştim. Arzu ederseniz “Telegram işkencesi nedir?“, “Telegram işkencesi kimlere uygulanır?“, “Siber istihbarat nedir?“, “Telegram zihin kontrolünün amacı nedir?” gibi başlıklarımızı da üzerlerine tıklayarak okuyabilirsiniz. Yazıların hepsini takip eden varsa birçoğunda telegram işkencesi çeken devlet adamlarından, fikir insanlarından ve sivillerden bahsettiğimi görmüştür. İşte bu başlıktan itibaren geçmişte ve günümüzdeki telegram mağdurlarına, hayatları boyunca telegram yüzünden yaşadıklarına değinmeye başlamak istiyorum. Başlıklar boyunca bazılarının nasıl sağlıklı bir şekilde kurtulduklarına hayret edecekken, bazılarının psikolojisinin ciddi anlamda bozulduğuna, bazısının da sebebini kendisi dahi bilmeden intihara sürüklendiğini göreceksiniz…

Sizlere bundan neredeyse 30 yıl önce, Butan’da yaşamış bir devlet adamının yaşadığı insanlık dışı telegram işkencesinde bahsedeceğim. Dışarıda özgür ortamında telegram mağduru olanlarla onun çektiklerini kıyaslıyorum da; insanlık tarihine geçmiş ne kadar soykırımcı, kasap varsa olanların karşısında eminim dehşete düşerdi.

Telegram mağduru olan kişi, Butan’da dönemin en saygın devlet görevlilerinden birisi: Tek Nath Rizal.  Bir göçmenler ülkesi olan Butan’ın güney kesiminden, çoğunluğu Nepal’de yaşayan Lhotsampa adlı etnik gruba mensup birisi. Kraliyet ailesinin de mensup olduğu Ngalong adlı etnik grup ise daha kuzeylerden, Tibet cıvarından Butan’a doğru uzanan bir yerleşime sahiptir. Uzun yıllar ülke ağır ağır gelişimine devam ederken Ngalonglar yolsuzluk yapmaya başlamış. Butan Krallığı’nın sadık ve emektar bir devlet memuru olan Tek Nath Rizal ise bu yolsuzlukları ortaya çıkararak Kraliyet Ailesi’nden birçok kişinin açığa alınmasını sağlamış. Her şey de bundan sonra başlamış. Bazı dalkavuklar eskisi gibi yolsuzluk yapamadıkları için Rizal aleyhine komplo teorileri uydurarak kralı kandırmışlar, ne yapıp edip masum insanın hapse girmesine sebep olmuşlar. Hapiste geçen ilk günleri mahkemeyi, duruşmayı bekleyen sıradan bir havada geçerken bir anda Rizal; anlam veremediği birtakım olaylarla karşılaşmış. Zihninde sürekli hale gelen bir uğultu, beyninin içinde onunla konuşan, resimler gönderen birisi. Çevredeki gardiyanların da yardımıyla sürekli yapılan psikolojik işkenceler, vs. vs. derken 10 sene boyunca bununla yaşamış. Özgür kaldığında yaptığı araştırmalar sonucunda çektiği işkencenin bir zihin kontrol yöntemi, bizdeki ismiyle Telegram olduğunu keşfetmiş ve elinden geldiğince bu konu üzerinde çalışmaya yemin etmiş. Sizlere tavsiye olarak vereceğim kitabı da bu çalışmasının ürünü: “Beni Yavaşça Öldüren İşkence: Telegram” Orjinal ismi “Torture: Killing me Slowly”

Hapiste yaşadıklarını mükemmel bir hafızayla aktarmayı başarmasının yanı sıra sayın Rizal, telegrama karşı mücadelesine halen devam etmektedir. Ayrıca; bundan yaklaşık 30 yıl öncesinde ve Butan gibi fakir bir ülkede telegram işkencesine maruz kalması, bu insanlık dışı teknolojinin ne kadar kolay ulaşılabilir olduğu hakkında bizlere fikir vermektedir. Yani biz mesela CIA’in, MOSSAD’ın gizli sırlarını aklımıza getirirken, 20 yaşını aşmamış bir kralın döneminde Butan gibi bir ülkede bu işkence uygulandıysa; söz konusu odakların gizliliğe gerçekte verdiği değeri varın siz düşünün. Ama biz telegram mağdurları bir talepte bulunduğumuz zaman olay ya cevapsız bırakılır ya da devlet güvenliği etiketinin arkasına sığınılır. Lan daha sakalı bıyığı terlememiş Butan Kralına doğum günü hediyesi gibi telegram vermişsiniz, ne gizliliği mk…

Bir telegram mağduru zihninde ve çevresinde neler yaşar? Telegram işkencesi mağdurun zihniyle nasıl oyunlar oynar? Onu nasıl delirtme noktasına getirir? Hele ki mağdur hapiste bir tutukluysa, fiziksel etkenlerle beraber bu işkencenin boyutları nerelere varabilir? Cevabı hakkında fikir edinmek isteyenler için mükemmel bir kaynak. Ayrıca şunu da anlıyoruz ki telegram mağduru olmanın fikri, dili, dini, cinsi yoktur. Eğer görevinize sadık bir insansanız, sadece işinizi yapıyorsanız, henüz tam olarak gelişmemiş, hakkınızı arayamayacağınız bir ülkedeyseniz telegrama maruz kalma riskiniz son derece yüksektir.

Özetle, bu kitabı mutlaka okumalısınız. Yazımı bitirirken yazarın ve yayıncının müsadesiyle birkaç alıntıyı site ziyaretçileriyle paylaşmak ve Tek Nath Rizal hakkında kısa bir biyografi sunmak istiyorum:

Bir ‘savaş çalışmalar profesörü olarak’, savaş esirlerine TELEGRAM tekniğinin uygulandığına askeri araştırmalarım süresince çokça şahit olmuştum. Bu, insanın bütün vücudunun ve zihninin kontrolünü eline alabilen bir elektromanyetik zihin kontrol tekniğidir. Burada, insan beyninde sesler üretilmesine yol açan ayarlanmış elektromanyetik dalgalar kullanılır. Bu, şuuraltı hipnotik emir formundadır ve insan hiç haberi olmadan yıllarca hipnotik olarak yönlendirilebilir. Düşünceler, onun hiç haberi olmadan kurbanın zihnine yerleştirilir.

Elektromanyetik dalgalar yoluyla işitmede ise, hedeflenmiş kişi dışında hiç kimse bu sesleri işitemez. Ses, hedef kişinin kulaklarında monoton olarak yansıma yapar. Tek bir hücrede, yüksek perdeli ses arttırılır. Yavaşça şuuraltını karıştırır ve sinirleri derinden etkiler. 

TELEGRAM’ın hedefi, hedeflenen kişinin hayatını mahvetmektir. İnsan, amaçlarından uzaklaşır, görevini unutur, aile üyelerine ve akrabalarına tuhaf davranır ve kendi normal hayatına devam edemez. Zihninin kontrolü kaybettirilerek kişi hipnotize edilirken, bu arada gerekli bilgiler de ondan alınır.

Sonuç olarak, kontrol eden tarafından değişik görüntülerin zihne yerleştirilmesi ile, zihin halisünasyon altında çalışır. Zihnini bu kontrol dışına çıkarmaya çalışınca acı çeker. Nefes alma güçlükleri, korkunç baş ağrıları, yüksek kan basıncı, burun kanaması ve idrarını yaparken dayanılmaz yanma hissi meydana gelir. Ölüm, vahşi bir kaplanla yüz yüze gelme, kendi çocuklarının etini yemek gibi halisünasyonlar oluşmasına yol açar. Bazen yiyeceklerin zararlı olduklarını ve dışkı gibi tadı olduğunu düşünür ve bu da mide bulantısı ve kusmaya yol açar.”

(Yukarıdaki kısım Tek Nath Rizal’in danıştığı Prof.Dr. Indrajit Rai’nin telegram işkencesi hakkında yazdıkları)

Butan’ın esas nüfusunun altıda biri, şu an itibariyle yaklaşık yirmi senedir, Nepal’deki mülteci kamplarında yaşıyor.”

Aslında Bhutan, Krallık rejimine sahip bir göçmenler ülkesi olarak bilinir.”

Thimpu’da bir Birleşmiş Milletler bürosu mevcuttu ama nüfusun yarısı acı çekiyorken sesleri bile çıkmadı.”

…..birilerinin, üzerimde, geçmiş zamandaki faaliyetlerimi ve şu anki düşüncelerimi onun aracılığıyla izlediği güçlü bir elektronik cihaz kullandığını fark ettim. Zaaflarım, dostlarım, tanıdıklarım ve gelecek hakkındaki planlarımla ilgili benden bu yolla bilgi devşirildikten sonra, rejim beni çökertme operasyonunu başlatıyordu.

Ses, yavaşça sorular sormaya başladı. Birlikte çalıştığım insanların kimliklerini, kimlerle ilişkide olduğumu, hatta sıradan tanıdıklarımı bile soruyordu. Ben de her nasılsa bu sorulara sessiz bir şekilde, adeta telepatiyle cevap veriyordum. İlk başta bunu algılayamadım ve sorulara sesli olarak cevap verdim. Ancak sonradan, dudaklarımı hareket ettirmeye hiç de lğzum olmadığını fark ettim; sorunun cevabını zihnimde düşünmem, cevabın ulaşması için yeterli oluyordu.

……

Kontrol eden kişi zihnimin derinliklerini işgal ettiği ve beni sürekli sorguladığı için, özel hayatım dahil, benim hakkımdaki her şeyi biliyordu. Onun beyni ve benim beynim adeta su ve süt gibi birbirine karışmıştı ve bu da onun işini oldukça kolaylaştırıyordu. Süreç içinde eğer bir şeyi gizlemeye çalışırsam, Telegramcı hemen daha fazla acı veriyordu bana.

 

Hür bir adamken gittiğim tanıdıklara ait evlere götürüldüğümde, kendimi çok tuhaf hissediyordum. Gittiğimizde, bu evler boş oluyordu. Beni bu ziyaretlerde en çok şaşırtan şey, bekçi köpeği de dahil olmak üzere, evlerde kimsenin bulunmamasıydı. Sanki evler, ben geleceğim için özellikle boşaltılmıştı. Bu evleri ziyaret ettikten sonra hücreye geri dönüyorduk. Sonrasında Telegramcı, biraz önce gezdiğimiz yerleri zihnimden tekrar ziyaret ettiriyordu bana. Bu evleri, odaları, mutfakları, tuvaleti, duvarda asılı resimleri zihnimde geziyorken, benden neye odaklanmam isteniyorsa, ona odaklanıyordum. Zihnimi onların kontrolünden alıkoymama imkan yoktu ve zihnimde kayıtlı olan bütün bilgilere ulaşabiliyorlardı.”

(Bu paragraf çok önemli. Telegramın hafızanıza ulaşabilmesi için o anıyı doğrudan hatırlamanıza gerek yok. Daha önce bulunduğunuz bir ortama gittiğinizde kendi çabanızla hiçbir şey hatırlamasanız bile, telegramcı o ortamla, o ortamdaki kişilerle bağlantılı olan birçok alakasız hatıraya ulaşabiliyor. Beynin içinde çağrıştırma gibi bir durum var ve siz bunu bilinçli olarak fark etmiyorsunuz. Ama telegramcı ulaşabiliyor.)

 

O günden itibaren, sadece TELEGRAM değil, soğuk demirlerle prangalanmış olarak aynı zamanda fiziki bir kontrol altındaydım. Hem ayaklarım hem de ellerimdeki bu zincirlerin verdiği rahatsızlığı anlatabilmem çok zor. Nereye gidersem gideyim bu soğuk zincirleri taşımak zorundaydım ve uyku düzenim iyice mahvolmuştu.”

 

Önemli konularla ilgili düşünebilmek için mecalim kalmıyordu. Mesela Tanrıyı düşünüp çocukluğumdan beri ezbere bildiğim mantraları söylemek istiyordum ama bir türlü olmuyordu. Kültürüm ve kimliğim yok olmanın eşiğindeydi; istikametsiz kalmıştım. Ailemdeki fertlerin ismini bile unutuyordum. Çoğu zaman eşimin ismini bile hatırlayamıyor ve yeniden hatırlayabilmek için çok yoğun çaba sarf ediyordum. Eşimin ismini hatırlayabilmek için verdiğim bu mücadele, saatler, hatta bazen günler sürüyordu. Sonunda hatırladığımda ise, kendimi çok büyük bir keşif yapmış gibi hissediyor ve çok mutlu oluyordum.”

 

Öyle bir duruma sürüklendim ki, değişik duygular arasında ayrım yapabilmekte dahi zorlanıyordum. Hissiyetım tamamen boşaltıldığı için manasızca tepkiler veriyordum. Mesela, gardiyanlar beni sinirlendirmek için eşimin bir başkası ile ilişkiye girdiğini söylediklerinde, bu bende hiçbir tepkiye sebep olmuyor, ama yemeğimin gecikmesi veya arkadaşlarımın beni ziyaret etmemesi gibi bir başka konudaki küçücük bir malumat, beni kontrolüm dışında öfke nöbetlerine sokabiliyordu.”

 

Benim üzerimde kullanılan TELEGRAM cihazı, rüyalarıma dahi etki edebiliyor ve uyku düzenimi altüst ediyordu. Korkunç kabuslar görüyordum. Beni gece yarısı derin uykudan uyandırmak için, aşırı kanamaya sebep olacak şiddetle dilimi ısırtıyorlardı. Ölümün fiziki olarak hemen yanı başımda durduğu bir uçurumun kenarına getirilmiştim. Öldüğümü hissettiğim halüsinasyonlar görüyordum.

Bir başka örnek olarak, kaplan gibi vahşi bir hayvanın önünde durmak cinsinden tecrübeler yaşatılıyordu bana. Bunun yanında, uyurken, görünmeyen bir baskı yüzünden ani nefes alma problemleri yaşıyordum. Korkunç baş ağrıları, yüksek ateş, yemekten boğulma, kalp atışlarının aniden hızlanması, yüksek tansiyon, burun kanaması, küçük tuvaletimi yaparken dayanılmaz bir acı, ellerimde, ayaklarımda, gözlerimde yanma hissi, vücudumun her yanını saran dayanılmaz ağrılar, üzerimde uygulanan sayısız işkenceden bazılarıydı.

Beynime yapılan böyle bir saldırı sonrası bana yemek verildiğinde, onu yemeyi istesem bile sanki dışkı gibi kokuyordu. Ancak burada da bitmiyordu. Önümdeki yiyeceğin lağım suyuna çevrildiği halüsiyonasyonlardan da çok çektim. Üstesinden gelebilmek için yemeği ağzıma almaya çalışsam dahi, bu defa da çok yavan ve tatsız bir hale dönüşüyordu. Bunun sonucu olarak, yemekten nefret etmeye başladım ve gün boyunca mide bulantısı ve kusma hali yaşadım. Eğer bir şekilde yemeği yutmayı başarabilirsem, bu sefer de midemden geri geliyordu. Durum, sonrasında daha vahim bir hal aldı ve ben yiyeceği burundan almaya çalışmak gibi tuhaf ve çok acı verici bir işe giriştim. Eş zamanlı olarak değişen yoğunlukta ışığa maruz bırakılmaktan dolayı eziyet çekmeye başladım.”

Tek Nath Rizal kimdir?

27 Mart 1947’de, Hindistan ve Çin arasında bulunan küçük Himalaya ülkesi Butan’ın güneyindeki Lamidara’da doğdu. Henüz 16 yaşındayken, Butan’ın resmi ölçme ve değerlendirmeler birimine kabul edildi. 1964 yılında Butan Mühendislik Hizmetleri’ne girdi. Chirang vilayeti Lamidara bölgesinden milletvekili seçilerek, 1974’ten 1984’e kadar on yıl Butan Milli Meclisinde göre yaptı. Aynı dönemde, Butan Milli İş Kurumu’nun da yöneticileri arasındaydı. Milletvekilliğinden sonra Kraliyet Danışmanlığı’na tayin edildi ve 1984-1988 arası dönemde, hem Kraliyet Danışmanı, hem Bakanlar Kurulu üyesi, hem Kraliyet Kamu Hizmetleri Komisyonu üyesi, hem de Butan Devlet Denetleme Bürosu Koordinatörü olarak ülkesine hizmet etti. Ne var ki, Devlet Denetleme Bürosu’nu yönetirken, yüksek mevkilerdeki devlet memurları arasında yaygınlaşan yolsuzlukları açığa çıkardığı için Kralın hışmına hedef oldu, tüm görevlerinden alındı ve ülkesini terk etmeye zorlandı. Sığındığı Nepal’de tutuklanıp Butan’a sınırdışı edildi ve “vatana ihanet ettiği” gerekçesiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 1989’dan 1999’a kadar Butan hapisanelerinde korkunç işkencelerle geçen on yıllık bir hapisten sonra, Batılı devletler ve insan hakları kuruluşlarının ağır baskısı sonucunda, eski “devlet adamı” yeni “fikir suçlusu” Tek Nath Rizal, Butan rejimi tarafından serbest bırakıldı. Hapisten çıkar çıkmaz Nepal’e iltica ederek, hem mücadelesini hem de yaşadığı tüyler ürpertici işkenceleri kaleme aldı. Rizal, Beni Yavaşça Öldüren İşkence: Telegram’dan başka, Butan’daki Etnik Temizlik ve Siyasi Baskı, Sürgünde ve Saraydan Zindana isimleriyle üç eser daha yazdı. Şu an Nepal’in başkenti Katmandu’da yaşıyor ve Butan Hareketi İdare Komitesi’nin yöneticileri arasında bulunuyor.

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *