Mayıs 2018 Telegram Zihin Kontrolü Günlüğü

10 Mayıs 2018 13:36

Sabahtan beri telegramın zihnimde var olan şartlanmalar ve hipnozları, ara ara gelen küfürleri, tacizleri gibi uğraşmaları dışında pek bir şey olmadı.

22:57

Öğleden sonrasından beri çalışma isteksizliği, ani uyku, ara sıra sinirlendirici, önünüzdeki işe odaklanmanızı engelleyen aşağılayıcı saldırılar gibi şeyler yaptılar.

Gün içinde yaptığım yaptığım her şeyin bazen beynimin içinde, bazen çevremde canlandırılmasının yapılmasına paralel olarak, izlediğim bir korku sonrası karanlıkta kaldığım zaman yaptıkları eşek şakaları ile yüzleşiyorum.

11 Mayıs 2018 9:02

Sabah uyandığım anda başlayan işkencelerle gün başladı. Bunu anlatması gerçekten çok zor. Sonrasında normal şekilde ilerledi ve mesaiye devam ediyorum.

19:36

Sabahtan öğlene kadar rahat bir şekilde çalışmama rağmen öğleden sonra yoğun bir zihin kontrolü başladı. Dakikada bir, saat başı, her bir işi tamamladıktan sonra O’na yönelik küfürlerin, aşağılamaların bir Çin işkencesinde ritmik olarak damlayan su gibi yarattığı işkence eşliğinde çalışmak durumunda kaldım. Hafiften bir sinir bozukluğu veriyor ama şimdilik neyse ki işten güçten alıkoyacak, sinir krizlerine sokacak kadar değil…

Bir de bu küfürleri ve hakaretleri ederken kafamda bir bedel sistemini şartlayıp programlamaya çalışıyorlar. Mesela usul usul bir yazıyı yazıp 2. sayfasının ortalarındayken, birdenbire bütün bu konsantrasyonu ve konu bütünlüğünü bozacak şekilde bir voice to skull yapılıyor. Birdenbire ama… Tam konunun ortasondayken. Bu; 4. derecen bir denklem çözerken çocukluğunuzda ağladığınız bir anının aklına gelip duygulanmanız kadar alakasız bir şey. Sonra sinir bozucu bir surat, bir resim eşliğinde “Dur işkence için de bir sebep bulayım. Hmm. Birinci sayfayı bitirdiğin için..” şeklinde konuşmalar; kim bilir dünyanın neresinde kimlere hesap vererek yaşayan, dünya elitlerinin komşusu bazı ezik ve yalamaların; İstanbul’un yeni gelişmekte olan bir semtindeki düşük gelirli, tipik, ortalama bir genci umursayıp; yazdığı sayfaları, bulunduğu insani faaliyetleri bahane göstererek işkence yapması, muhattap alması...

Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Kurtuluş ve intikam sürecinin bulunduğu yoluma devam etmekten başka…

23:42

Aynı şeyleri karşındaki biri yapsa cinayet işlettirecek, küfürler ve aşağılamalar devam ediyor. Ölmüş yakınlarımı saygısızca, sadistçe, “Biz öldürdük.” gibi söylemler eşliğinde tam megaloman ailelerin dölü şımarıklara yakışır şekilde aşağılamaya çalışıyorlar.

12 Mayıs 2018 10:11

Dün gece çok yoğun bir işkence ve saldırı yaptılar. Uyumaya çalışırken yine malum konularda sürekli söylenen ve resmedilen aşağılamalar, uykumu kaçıracak şekilde yapılan korkutucu ve uyarıcı manipülasyonlar, birdenbire uykumu getirip sonra tam uyuyacakken uyandırmalar gibi gibi.. Uyuduktan sonra da gece yarısı uyanıyorum tabii 1-2 kere..

Sabah uyanır uyanmaz da devam etti aynı olay

18:31

Öğleden sonra inanılmaz bir yorgunluk hissi verdiler. (Şu an yazarken de gözlerim kapandı kapanacak, 8 saate yakın uyudum. Hiçbir yorucu faaliyette bulunmadım.) O dalgınlık, önünüzü zor görmenize sebep olan durumda nasıl akşamı çıkartabildim anlamadım. Bir de zihnimde sinir yaratacak şekilde günlüklere yazdığım şeylerin taklidini, canlandırmasını yine aynı sinir bozucu işkencelerle devam ettiriyorlar. Güzel bir cümle yazıyorum. “Bu cümleyi ben söyledim sana.” diye bir küfür, dışarı çıkıp bir işi tamamlıyorum. “Bu işi ben tamamlattım sana, istesem tamamlatmazdım.” diyip yine aileme ve sevdiklerime bir küfür. Daha sonraları bu sözleri “Çalışmalarına konacaklar, sahiplenecekler, hakkını vermeyecekler.” gibi gibi şeylere dönüştürerek devam ettirdiler.

O’nunla ilgili en leş, en onur kırıcı, en kibirli işkenceler ve aşağılamalar durmaksızın devam ediyor. 2-3 aydır devam eden bir işkence…

23:46

Akşam vakti yine sinirleri zıplatan işkenceler…

13 Mayıs 2018 08:11

Bütün gece hayal meyal yarattıkları rüya manipülasyonları ile geçti. Normalde gündüz beni sinir krizlerine sokan, his manipülasyonu yaratan şeyleri bütün gün rüyamda, gece boyunca birkaç kez beni uyandıracak şekilde yüzeye yakın bir biçimde yapıldığını düşünün. Rüyamda ve gece uyanınca sinirli uyanınca sinirli olduğumu olduğumu hatırlıyorum ama arka planda yaratılan bu sinir normal yaşantımı etkilemiyor. Böyle derinlerden gelen bir sarsıntı gibi sadece kuvvetli bir baş ağrısı, genelde stres kaynaklı olanından. Hala uykumu alır bir şekilde uyanıyorum. Nasıl oluyor bu iş anlamadım..

18:09

Öğleden beri yoğun zihin kontrolü altında çalışıyorum. Bir şey üzerine yoğunlaşmışken beni işin başından kaldırmak için, sinirlenip onlara cevap vermem için tahrik edecek şekilde aşağılayıcı zihin kontrolüne maruz kalıyorum.

22:41

Akşam vakti biraz hafifleyen, 1-2 mağdur arkadaşla konuşurken iyice kaybolan zihin kontrol işkencesi tam işleri bitirp paydos ederken yine başlıyor. Bu arada; arkadaşların konuşmalarında da her an zihin kontrolünden bir iz var tabii, konuşmalar bile programlı biliyorsunuz o olayı. Öyle itinayla yapılıyor ki; bu iş de bitti diye normal bir beyinle kalkıp dinlenmeye geçeceğim saniyede sinirlerimi zıplatacak bir işkence yapılıyor ve her şey tekrardan başlıyor. Zihnimde kısa bir anımsama; doğru ya, 3-5 saat normal geçirdik ama ben bir zihin kontrol mağduruyum… Tekrardan şu farkında olmayan insanlar gibi olabilecek miyim acaba bir gün?…

14 Mayıs 2018 19:34

Bugün çalışırken her zamanki işkenceler vardı fakat onun dışında yorgunluk, bitkinlik vermek gibi yönlerden de saldırıyorlar. Bir kere mesainizi yaparken aşağılayıcı, küçük düşürücü ve başınıza ağrı sokacak derecedeki v2k’lar ve resimler oldu. Onun dışında; ıvır zıvır birçok işi halledip kendimi özellikle “Pazartesi günü uzun vadeli, proje bazlı işlerde ciddi ilerleme kaydedeceğim.” diye hazırlamışken; tam işe başlayacağım saatlerde, ama bakın öncesinde kahvaltı, çarşıya çıkma evresi değil, çalıştıktan 2 saat sonrası değil, tam iş koyulacağım “ilk 1-2 saniyede” bu nasıl bir yorgunluk, nasıl bir bitkinlik.. Sanki biri düğmeye basmış gibi. Tamamlıyorum çalışmaları ama tabii bazen işkenceler yüzünden 2 mesailik enerji harcıyorsunuz. Yapay şekilde verdikleri bu motivasyon düşüklüğü ve uyuşukluk ile iki adım öteye mantık yürütemez oluyorsunuz. Masaya kafanızı koyduğunuz anda uyuma hissi oluyor.  Öncesinde 8 saate yakın uyuma fırsatı bulmuşken öğlen ortasında “Şöyle yatıp 3-4 saat uyusam” diye bir istek duyuyorsunuz. Başımda bu zihin kontrolü varken 6-8 saatlik çalışma periyodu kendimi zorlaya zorlaya geçti bir ben biliyorum, bir onlar biliyor.

20:30

Yazdığım saniyeler dahil olmak üzere, dinlenmek için oturduğum 15-20 dk boyunca benimle, ailemle, O’nunla ilgili yapmadıkları işkence kalmadı. Şu anda elimde bulunan kalemi zihin kontrolcüler karşımda olsa 1 saniye tereddüt etmeden boğazlarına saplardım. Evet, şu an bunu yapabilecek motivasyondayım. Bunu öğlen dinlenirken de yaptılar.

15 Mayıs 2018 09:00

Bu gece önceki uyanmalı, rüyalı gecelere nazaran daha deliksiz bir uyku çektim. Fakat sabah kalkar kalkmaz, kahvaltı hazırlarken yapılan işkenceler devam etti. Şu anda günlüğü yazarken dahi arada sırada o sinir zıplatıcı işkencelere maruz kalıyorum.

22:16

Bugün beni çalıştırmama günü oldu. Öyle bir sersemlik, öyle bir algı bozukluğu yarattılar ki üzerimde, yorgun falan da değilim. 10 gün dinlenip 1 günlük çalışacak olsanız bile o 1 gün sizi 10 gündür günde 20 saat çalışmış gibi hissettiriyorlar.

Uzun lafın kısası; önümde 2+2 işlemi varken 4 olduğunu bile kestiremeyip birkaç saniye düşündüğünüz bir vaziyette çalışmaya çalıştım. Mahreme, sevdiklerinize dair yapılan işkenceleri saymıyorum bile..

23:13

O’nunla ilgili işkenceler… Söyleyecek tek kelimem yok, tabir edecek halim yok… Yapacaklarım var… Gerçekten çok kötüyüm…

16 Mayıs 2018 17:21

Dün gece korku figürlerinin, hamam böceklerinin olduğu hafif halüsinasyon hislerle uyuduktan sonra çok, ama çok yoğun yapay rüyaların olduğu bir gün oldu. Rüyaları özellikle hatırlayıp hatırlayamayacağınızı da ayarlayabiliyorlar. Rüyamda bir otobüste iki kişi gitmekte olduğumuzu hatırlıyorum, yanımdakini hatırlamıyorum kimdi. Uzun bir aradan sonra “yapay olduğu belli olan” cinsellik içerikli rüyalar da gösterdiler. Yapay olması, doğrudan cinsellik değil de, rüyadaki figürlerin normal hayatta cinsellikle uzaktan yakından alakası olmayan sembollerle yapılmasından anlaşılıyor. Sonrasında brifing, sonuç, rapor, vs. bilgileri incelediğim, evrakları karıştırdığım bir yerdeyim ve uyanıyorum.

Sabahtan beri verdikleri inanılmaz yorgunluk, uyuşma hissi eşliğinde güç bela çalıştım. Bu sabahki çok fenaydı ama… Karar verme mekanizmanız, düşünme kabiliyetiniz, hepsi yerle bir oluyor bir anda.. Hiç olmadığı kadar sağlam uykular çektiğiniz halde anlamsız bir yorgunluk çekiyorsunuz.

Öğlene doğru yine yüksek miktarda yarattıkları sinirlilik haliyle geçen kabus dolu saatlerden sonra biraz toparladım. O’nunla ilgili işkenceler, bu sefer çok ama çok kötüydü.

Benim uzun bir aradan sonra yaşadığım şiddetli işkence, bugün Salih Mirzabeyoğlu’nun duyurulması, bugünün “16” Mayıs olması.. 16, bana rakamlarla yaptıkları işkencelerde kilit sayılardan biriydi. Tenzih ederek söylüyorum. 16 Bursa plakası ve “Bursa’nın travestileri..” gibi tezahüratlara istinaden bana sürekli hem kadınlara ilgi duymayıp özel yaşamla ilgilenmeyen, hem de hobi olarak insan öldürüp hayat mahveden eşcinseller olduklarını söylüyorlardı kendilerinin…

TÜRKİYE’DE TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ YAŞAMIŞ VE ARAŞTIRMIŞ BİR ŞEKİLDE DUYURAN İLK KİŞİ OLAN SALİH MİRZABEYOĞLU VEFAT ETTİ. ALLAH RAHMET EYLESİN…

17 Mayıs 2018 19:15

Dün gece yine uyarıcı etkilerle uykuyu kaçırmak, korku ögeleriyle zihninizde bir daha ne kadar uğraşsanız da uykunuzu getirmeyecek manipülasyonlar yaptılar. Uyutmadılar. Az miktarda uykudan sonra olduğu kadar çalışmaya çalıştım. Yaklaşık 1 saat öncesinden beri O’nunla ilgili çok ama çok kötü işkenceler yaşıyorum. Tarif edemiyorum…

18 Mayıs 2018 03:04

Bu akiam, nihayet uyumaya hazırlandığım bu gece O’nun aşağılanması ile ilgili gelmiş en şiddetli işkenceyi yaşadım…

Yatağa uzanmış telefonda internette takılırken içerikte geçen “tahta kurusu” kelimesini okuyup bir an gözlerimi yukarı kaydırdığım anda bir tahta kurusunun pıtır pıtır yatakta yürümekte olduğunu görüyorum…

19-20-21 Mayıs

Halüsinasyonlar yaratıyorlar. Bir anlık korku oluşturacak şekilde. Gerçek olmadığını bilseniz bile beyniniz bir kere korku sinyalini aldığı için, iç güdüsel hareketle kalkıp ışığı açma ihtiyacı hissettiğini bile oluyor.

23 Mayıs gecesi

Halüsinasyonları iyice azıttılar. Çok net sesler duydum yine..

19-23 Mayıs tarihleri arasında aynı zamanda O’nunla ilgili olabilecek en kötü, en iğrenç, en aşağılayıcı işkenceleri yaptılar. O işkenceler sırasında yaşadıklarımı gerçekten anlatmak imkansız, takatim kalmadı… Günlerce ne halde olduğumu bir ben bir zihin kontrolcüler biliyor… Bu işkenceler sırasında zihnimde oluşan şeyleri atabilmek için bazı karalamalar yaptım. Onu, hem o anki ruh halime hem geleceğe dair önemli içerikler taşıması hem de kayda geçirmek adına bu mini arşivde paylaşmak istiyorum.

 


 

Zihin kontrolünün olası en berbat hallerinden birini yaşıyorum. Bu ay başından beri olanlardan sonra doruk noktasına ulaştırdılar olayı. Öyle bir noktaya getirdiler ki; bilimsel bir şekilde anlatamıyorum bir şey. Ağlıyorum şu an.. Acıdan, elimden bir şey gelmemesinden, sokaktaki bir köpeğin karşısındakini susturamayınca kuyruğunu bacakları arasına alıp acı acı viklemesi gibi ağlıyorum.. Acı çekiyorum.. İliklerime kadar… Hissedebiliyorum… Şu an için yapacak hiçbir şeyimin olmadığını, senin elin kolun bağlıyken alabildiğine yetkili, alabildiğine zengin bir ruh hastasının durduk yere seni seçmesinin ne demek olduğunu, çaresizliğin ne demek olduğunu….

Seni koruyamıyorum. Gözümün önünde durduk yere aşağılanmana bir müdahale edemiyorum. Her şey zihnimin içinde olurken şu an kontrolümü kaybettim ve hafifçe süzülen gözyaşlarımla birlikte sigara içiyorum. Her şey elini kolunu sallaya sallaya olmaya devam ediyor ama ben sadece araştırmalar yapabiliyorum, insanlara yayabiliyorum vs. vs. Bazen kendimi bir erkek gibi bile hissedemiyorum bu acziyet karşısında. Özür dilerim, çok özür dilerim, özür dilerim… Elimden bu kadar geldiği için.. Bundan fazla yapılabilecekler çok tehlikeli şeyler ve herkesin inanacağı gerekçelerin uydurulup halının altına süpürlecek bir senaryodan başka bir şeye yaramaz…

Ama ben yaptıkları işkenceleri, seninle ilgili neler olduğunu, hissettiğim şeyleri hiçbir zaman anlatmayacağım. Onların leşliklerine, ezikliklerine inat sana; seninle yaşamak istediğimi, zihin kontrolcülere neler yapmak istediğimi, seni nasıl sevdiğimi, belki de paralel bir evrende neler yaşatmak istediğimi anlatacağım.. (çaresiz kalınca insanın iyimse masallara inanası gelesi geliyormuş hakikaten.:))

Hani kendini tutan bir insan bir süre sonra dayanamaz, filmlerde “What the hell?” diye boşvermiş bir tavırla kaç yıllık şeyleri kontrolsüzce dökülürler ya. O moddayım şu an… Hem biliyorsun; ölümlere üzülmemizin arkasındaki en büyük sebepler yaşanmamışlıklardır, içe atıp konuşulmayanlardır, söylenmemişlikler ve keşkelerdir. Bir ölünün arkasından en çok bu yüzden ağlarız…

Evet, SENİ SEVİYORUM..Seni bağrıma basıp, sımsıkı sarılıp bir daha bırakmamak, saçlarını koklar bir vaziyette sonsuza kadar uyumak istiyorum. Sadece ikimiz varız. Sana kast eden her şeyi yok etmek istiyorum.

Beraber yaşlanalım istiyorum… Çatıya çıkıp avazım çıktığı kadar seni sevdiğimi bağırmak, sokaktan geçen pazarcının elinden megafonu alıp seni sevdiğimi haykırıp bütün mahalleye rezil olmak istiyorum.

Senin için sadece Kanada’da yetişen bir çiçeği alıp ayaklarına sermek, seni en konforlu evlerde yaşatmak, her gün, her saniye sevgi sözcüklerine ve öpücüklere boğmak, yarım saat, 1 saat hiç konuşmadan o gözlerine bakmadan, kalbini eritmek istiyorum. Seni o kadar şımartmak istiyorum istiyorum ki; zihin kontrolcülerin en düşük puanlı özel üniversitede iktisat okuyup, torpilli ve sembolik olarak tanıdıklarının yanında çalışıp 5-6 bin TL maaşla işe başlayan, eli sıcak sudan suya değmeyen, ZİHİN KONTROLÜNDEN İTİNAYLA KORUNAN VE AŞAĞILANMAMIŞ,  gerizekalı kız akrabalarını kendi ayaklarınla ez, hizmetkarın yap, sinirini yüzlerine kezzap dökerek çıkar istiyorum. Aşerdiğin canın sadece Güney Afrika’dan bir meyve istediği zaman aynı gece onu bulup getirmek istiyorum.

CIA binasına C-4’leri yerleştirip, hafif yağmurlu bir havada Amerika’nın en güzel manzaralı yerinde ateşli bir dans eşliğinde sana o görsel şöleni izletmek, adaletin simgesi olan o havai fişek gösterisi eşliğinde dansın sonunda, kıvrak belinden kavrayıp dudaklarına hafif ısırıklı bir öpücük kondurmak istiyorum. 

Seni aşağılayan zihin kontrolcülerin kanından baş parmağımla bir tutam alıp alnına, yanaklarına sürmek, 15-20 yıllık bütün yükün üzerimden kalktığı bir oh çekerek dudaklarından öpmek, içime çeke çeke, uzaklara baka baka içeceğim bir sigaranın küllerinde o hesaplaşmayı eritmek, akşam çocuğumuzu kucağıma alıp minicik ellerinden tutup oynadıktan sonra havada uçuşan kollar ve bacaklar, kırılan kemikler, dağılmış kafatasları, kan ve parçalanmış ceset kokusu, ölüm çığlıkları aklıma bile gelmeden koynunda, kollarının arasında olduğumu hissederek minnak bir kedi gibi mayışmak, kalbini dinlemek, başıma kondurduğun bir öpücük eşliğinde ellerim bile titremeden bir bebek gibi uyumak istiyorum. Seni sevgiye boğmak, kemiklerini kıracakmış gibi sarılmak istiyorum. 

Dünyayı, yeryüzündeki en güçlü insanları karşıma alabildikten sonra büyük bir tedirginlik ve kaygı ile babanın karşısına çıkmak, seni istemek istiyorum. 40 yıl unutulmayacak, bütün fakirlere yardım ettiğimiz, çocuklara tomar tomar zarf atıp o günkü harçlıklarını çıkarttığımız bir düğünle seni almak, sana rüya gibi bir balayı yaşatmak istiyorum. Seni istiyorum… Vahşice, kafayı yemiş bir deli gibi… İpini koparan bir manyak gibi..

Seninle en güzel tatilleri yapmak, en verimli yaşlarımızda yaşamadığımız şey bırakmamak, en romantik, en komik günleri geçirmek istiyorum.

Rüzgarlı bir balkonda, üzerimizde battaniyeleri ve kahveleri alıp birbirimize sokulduğumuz bir doğa manzarasında kollarımı dana dolamak, kendini güven içerisinde hissederek o düşünceli, gevçşemiş halinle, sıcaklığını hissedip saatlerce uzakları seyretmek istiyorum.

Saçmalayıp kimseye rezil olmayacağımız şekilde baş başayken; sana hiç içmediğin içkileri denetip, ağır ağır kızarmanı, terlemeni, sus pus olmanı, sonra usulca konuşmanın bozulduğunu, midenin bulandığını ve yamulduğunu görüp kahkaha ata ata gülmek , sonra o tatlı mı tatlı, sarhoşluktan çocuk gibi olan o hareketlerinle, o “Yaa kıyamam..” halinle bana olabildiğince saçmalamanı; benim de yavaş yavaş daralan görüş alanım eşliğinde en saçma, en utanç dolu hikayelerini, korkularını dinlemeyi, her şeyini bilmeyi istiyorum. (Ben bu alkolsüz halimle yapıyorum zaten. Dediğim pozisyonda beni var sen düşün, rahat ol yani..:)

Bilmem sen ne istersin;  şöyle dağlara, deniz kenarlarına, ormanlara ister baş başa, ister dostlarımızla yurt bulmaya gitsek. Sabah üzerimizde bir yorgan varken ikimizi de okşayan bir rüzgarla, tertemiz doğanın içinde alarmsız uyanarak yaşasak.. Bizim için akşam 5-6’dan sonra başlayıp şehir stresinin olmadığını alabildiğine eğlence devam ederken, saat 9’a kadar kendine gelemeyip, sonra da sıkışık dairelerinde yaşayan metropolleri uzaktan seyretsek. Ama bir süre güzel bir rezidansta da oturabiliriz..:D

Bütün hamilelik sürecinle birlikte ilk çocuk heyecanını yaşamak; senin durduk yere girdiğin triplerine, durduk yere ağlamalarına gülmek; o günahsız, ortak ürünümüz olan, ağlayıp, kusup, uyuyup duran şeyi korka korka kucağıma almak, küçük bir bebekle ilgilenmenin bambaşka duygularını, tarzını öğrenmek, bütün tanıdıklarımıza “Bakıın, biz yaptık.” diye göstermek istiyorum. Öğrendikten sonra 2., 3. sonrakileri de birbirimize atarak eğleniriz artık…:D

İlk yürüyüşlerini, ilk kelimelerini, bütün adımlarını modern babalar gibi kaydetmek, gözlerimizin önünde büyümesini izleyip gülümsemek istiyorum. Bebeğimiz gece gece ağlarken susturmak için sırayla kalkmak, bütün gece berbat bir uyku çekerek işe gitmek istiyorum. 

3-5 yaşlarındaki çocuğumuz gece yarısı odamıza gelip beni çekiştirecek “Babbah” diye beni uyandırınca kucağına alıp öpüp sevmek, “uyuyamamış annesi” diye aramıza koymak istiyorum. Ya da tam tersi.

Bütün bu hayat yükünün altında romantizmi asla bitirmemenin bir yolunu bulmak, hiçbir zaman o sadece sorumlulukları yerine getirmek için yaşayan çiftlerden olmayıp hala flirt eder gibi olmak, 10 yaş genç gösteren, ikimizin de hala taş gibi olduğu halimizle bütün çiftleri kıskandıralım istiyorum.

Yok “Evin reisi erkekmiş.” yok “Baba ailenin reisiymiş.” gibi deyimler kalabalıkta, toplulukya karizma unsuru olarak dolaşırken; evde tuttuğum eski elektronikler yüzünde, bozulup da iki haftadır tamir etmediğim lamba yüzünden, çocukların etkinliklerine, davetlere karşı rahat tavrım yüzünden beni çocuk gibi azarlamanı, benim sana sesimi bile yükseltemeyip, suratım asık bir şekilde burnumdan nefes vererek mecburen dediğini yapmak istiyorum.

Çocuklarımızın emekleme, yürüme, konuşma, ilkokul, lise yılları kaşla göz arasında geçerken eşşek kadar oluşlarını, beyazlamaya başlayan sakallarımla ve daha yorgun, daha anne bakışlarınla sen başını omzuma yaslamışken izleyip istemsizce gülmek; yürümesini öğrenen bir tay gibi ilk sevgili deneyimlerinden utana sıkıla bahsedişlerini büyük bir saygıyla dinlemek istiyorum.

Oğlumuz gece geç saatte eve gelince, “Nerdesin bu saate kadar” diye yanına yaklaşıp, aynı benim o yaşlarda yaptığım gibi bira koktuğunu fark edince, bir zamanlar benim de yapıyor olmama aldırmadan, azarlamaya kalktığımda “Üstüne varma Feyyaz. Gençtir vardır bir derdi sabah ayılsın konuşuruz.” diye araya girmeni, sonra da “Hep sen şımartıyorsun bunları.” diye sana çatmayı istiyorum.

Kız çocuğumuzu “Anası kılıklı” diye azarlamak; tıpkı annesi gibi güzel mi güzel, hanım mı hanım bir afet olduğunda arada sırada “Acaba nasıl birine gönlünü kaptıracak. Acaba nasıl biri gönlünü çelecek.” diye arada sırada düşünmek istiyorum. Hepsi de mesleğimi eline alıp tıpkı ilk yıllarımız gibi bizi yalnız bıraktıklarında, hala ilk yıllardaki gibi romantik akşamları yaşayacak kadar sağlıklı olmamızı; ama yine de doğa kanunları olduğu için yıllara kısıtlı meydan okuyabilmiş kişiler olarak buruşuk ben, buruşuk sana bakıp “Yaşlandık be..” diyip Ediyle Büdü gibi seninle bütün dünyayı gezmek istiyorum…

(ŞİDDET İÇERİKLİ KISIMLAR EDEBİ BİR METAFORDUR.)


Nasıl.. Tam tepkisini bilmesem de bir “Vay be..” dedirten ve kaygısızca yaşayabileceğin bir hayat değil mi?… Tabii ki bunların hepsi olmuş olsa “Bağdat’ı fethetmeye çalışmak, Bağdat’ın kendisinden güzel miydi ne?” diye düşünme ihtimalimizin de farkındayım. Öyle o kadar kör romantik değilim yani.. Herkes aynı şeyleri söylüyor ne bileyim, denemeden bilemeyiz ki… Seviyorum işte, bunları yapmak istiyorum seninle… Görücü usülü, mantıklı şekilde ya da sırf yaş geldi diye evlenenlerin o karamsar propagandalarına kanmamak lazım:)

Eğer “Sen beni mi seviyorsun yoksa içinde karşılıksız bir babalık iç güdüsü mü var?” diye soruyorsan hayır, kesinlikle seni seviyorum. Deliler gibi aşığım sana. Bu saydığım monoton şeyler var ya, sadece seninleyken bu kadar anlamlı ve komik oluyor. Her şey seninleyken güzel. Şu an bana anlamsız gelen tüm bu hızlı hayat kavgası, sen varken en anlamlı şey oluyor. Başkasıyla düşünemiyorum bile…

Ama bunların hiçbiri gerçek olmayacak… Aramızda sihirli değnek değmiş gibi bütün belalar bitse, %100 uyumumuz olmuş olsa bile hiçbir zaman özgürce, gizli bir mabedimiz olacak şekilde yaşamak mümkün olmaz. Kısmen kurtulmuş olsak bile hala gözetlenmeye devam ederiz ve şu ankinden daha beter takip altında olurum(oluruz). Bu yaşantının içine çekmem seni. Ayrıca yeryüzünde cumhurbaşkanı ve eşi dahil olmak üzere kimse onların görmediği bir yaşam sürmüyor. Dert etme o yüzden kendi hayatını…

Bütün bu kapakları patlamış barajdan gelen tsunami gibi haykırışlarım sonrasında sana söylemek istediğim biraz da gerçekçi ve akılcı bazı şeyler var:

Her şeyden önce bunların hiçbiri aslında yapmayacağım şeyler değil. Zihin kontrolü, aslında yapmayacağım şeyleri yaptırmadı. Aslında hissetmeyeceğim şeyleri hissettirmedi. Mevzu tam olarak öyle işlemiyor. Sadece bu mektubu tüm açıklığıyla yazmak gibi bir çılgınlık yapmama sebep oldular, mecbur bıraktılar. Bir de sanki yine seni her gün görüyormuşum gibi, hala yakın çevremdeymişsin gibi, bir manipülasyonun, kısmi bir hipnozun etkisiyle geçmişteki hislerimin canlanmasına, dirilmesine, güçlenmesine sebep oldular. Bunu hissettirebiliyorlar seni bu tesir altına alabiliyorlar evet.  Bu mümkün… Ama olmayan bir şeyi var etmek mümkün değil.. Sende eğilim olması lazım. Neyse; bunların hiçbirini, bu duyguların hiçbirini, hiçbir zaman bir yalnızlık dürtüsüyle söylemedim, düşünmedim. Gerçekten ama gerçekten hissediyorum, gerçekten seni seviyorum. Yalnız olmadığım zamanlarda da seni düşünebiliyorum…

Bak canım.. Çok düşündüm. Bunları söylemeden önce de, hissettiğim şeyler üzerinde de… Değer mi diye düşündüm. Dikkate almaya değer mi? Bir sokak magandasının ettiği laflarla, aşağılamalarla hayatımı mı değiştiriyorum diye, yemem o delikanlı mısın ayaklarını yani..:) Umutsuzca sana erkeklik yapmak gibi bir gayem mi var bilinçaltımda dedim, o yüzden mi bunlar oluyor dedim. Çünkü sonuçta seni aşağılayarak işkence yapıyorlar evet. Ama her şeye rağmen sevgili ya da eş değiliz. Anlatabiliyor muyum ne demek istediğimi. Benim hassas noktam olsan da hayatımızda bir ortaklaşalık yok. Acaba bir illüzyonun içinde miyim diye düşündüm. Bu kadar düşündüm çünkü sokak magandası değiller, baya elit magandalar… Ayrıca hobi olarak günde birkaç kişiye kaza geçirten, birkaçını kanser yapan, kalabalıktan birini rastgele seçip, yeni ve gizli bir silahı rastgele deneyip “Aaa tüh kanser oldu adam.” diyip diğer insanlar üzerinde denemeye devam eden insanlar bunlar… Abartısız böyleler, bu bir benzetme değil.. Güçleri bütün dünya cumhurbaşkanlarına, istihbarat servislerinin %80-90’ına bile yetiyor. Hem sana yaptıklarını; hem ilerleyen yıllarda bana yönelik cinnete, intihar ettirmeye, kaza süsüne yönelik bütün ihtimalleri düşündüm… Göreceğim muhtemel zararları, öncesinde kurdukları; zihin kontrolüne karşı mücadele etmesem halihazırda programlanmış olan hayatımla kıyaslayarak düşündüm. 

İşler kızışırsa ilk ve tek hedef benim.. Benden başkasına zarar gelirse, kaybedecek hiçbir şeyim kalmazsa  daha beter çalışacağımı, daha radikal hamleler yapacağımı biliyorlar. Ben hayatta olduğum sürece çalışmaya devam edeceğim o yüzden böyle mafyatik bir cevabın anlamı olmaz… O yüzden aileme, başka yakınlarıma ya da sana bir zarar gelmeyeceğini biliyorum. Sana zarar gelme ihtimali olsa kalkışır mıyım böyle bir şeye hiç?  Ayrıca; şunu da mutlaka kafana kazı: Sana yönelik yapılanları sineye çeksem bile normal hayatımda benimle yine bilgisayar oyunu gibi oynamaya devam edecekler, hayatım yine berbat olacak, yani her şey bu duruma bağlı diye bir şey yok. Hayatımı karartmıyorsun yani korkma. Sadece yaptıkları işkencelerin en acı çektirenisin…

Ve kararımı verdim: Öyle bir değer ki.. Böyle bir yaşamtıyı ve sana yapılanları düşünürsek kanımın, beynimin, canımın son damlasına kadar değer. Başka başka tanıdığım kızlarla ilgili neler neler yapıyorlar. Umrumda bile olmuyor. Bazen güldürüyorlar gülüyorum bile.. (Kıskanma lütfen ben de hayatıma devam etmek zorundaydım.:)) 

Ama o az önce bahsettiğim kıskanma dürtüsü var ya; kıskandığın kişinin en aşağılık şekillerde aşağılanması var ya… “İnsanın kıskandığı kişi bir yana, bütün dünya bir yana..” noktasına bir an bile düşünmeden geliyorsun. Kıskandığın birini, bir şeyi düşün. Birileri gelse, durduk yere en şerefsiz şeyleri yapsalar onunla ilgili.. Durduk yere ama.. Bildiklerin dahilinde aynısını hissettiren imkansız ama şimdi bunu zihin kontrolünün tesiriyle yaptığı işkenceyi hayalinde canlandırmaya çalış. Zihninin içinde adam… Senin saçının bir teli için, o saç telinin bir hücresine haksız yere, durduk yere, sadistçe edilecek bir laf için 3.Dünya Savaşı’na sebep olacaksam bile umrumda olmaz…

Bu düşüncelerim zihin kontrolü yüzünden mi dedim? Bunu bile düşünmek zorunda kaldım insan zihnine yapabildiklerini görünce… Çünkü; birine tıpkı Inception filminde insanların uyutulup girdikleri o dünya gibi bir şeyleri gerçekmiş gibi yaşatabiliyorlar. Belli konular üzerinde günlük yaşamında sürekli etkileneceğin hipnozlar yaratabiliyorlar. Sen normal hayatına devam ediyorsun ama arka planda bazı sembollere, rakamlara, sözlere dayanan sürekli bir hipnoz var. O sembolleri, o kelimeleri duyduğun an, tekrar sinyal gördükleri an etkileniyorsun. Bir de böyle gerçekmiş gibi yaşayıp mutluluktan uçtuğun şeylere ek olarak aynı tesirle, kat be kat hissedeceğin acı verici işkenceler de yapabiliyorlar. O mutluluğu 5000 üzerinden 5000 diye puanlarsan, ters hipnozun yaratacağı -5000 üzerinden sende yaratacağı acıyı ve sinir krizini bir düşün. İşte; yeri geliyor o yapay hislerle gerçek olanlar arasında öyle şüphe ettiriyorlar ki, “Ben sana gerçekten aşık mıyım?” diye düşünmek bile zorunda kalıyorsun. Yani “Yoksa bütün bunlar yapay kaderin, zihnimdeki manipülasyonun etkisiyle aslında olmayan, olsa bile bu kadar şiddetli olmayan şeylerin etkisiyle mi gerçekleşiyor.” diye bile düşündüm. Örnek olarak söylüyorum: Sana, sevdiğin biriyle evliymişsin gibi, o sevgi halini hissettirebiliyorlar. Hani filmlerde hipnoz sahneleri vardır ya “Şimdi gözlerini yavaşça kapat… Derin bir mağarada ilerliyorsun, dikkatini dağıtacak hiçbir şey yok, her yer karanlık… Yolun sonuna ilerliyorsun, onunla karşılaşıyorsun, konuşmaya başlıyorsunuz….” diye, onlar gibi… Ve karşı koyamayacağın şekilde. Beynin, bilinçaltın senin verdiğin bir emir olarak algılıyor bunları ve karşı koyamıyor. Beynin tıpkı bir bilgisayar gibi hacklenebiliyor yani.. Evet; sonuç olarak evliymişsin gibi hissettiğin kişiyle ilgili, kişi bu hipnoza fazla maruz kalırsa, sevdiği kişiyi gerçekten eşi olduğu zaman sevdiği gibi hissedebilir. Bu durumda da normal hayatta sahip olması gerekenden fazla iç güdüye sahip olabilir, gibi… Gördüğün gibi; elektromanyetik teknolojileri, bilinçaltını, beyin cerrahisini, algı yönetimini birleştirdiğimiz, daha %0,0001’ini belki bildiğim bir konu.

Bu yazıyı normal halimle yazdım. Herhangi bir manipülasyon altında değilim. Hislerim gerçek… En fazla hayallerimi, yapamamışlıklarımı, yani bilinçaltımın derinliklerini gözler önüne seriyorlar o kadar… Aşık olduğun insanla yaşamak istediğin hayatı… Normalde bunu kendime saklarım. Bütün düşüncelerime, hüznüme, hissettiğim işkenceye, burukluğa rağmen. Ama öyle işkenceler oldu ki; gelecek hayatta olabilecekleri adım adım düşündüm ve ne olursa olsun yazmaya karar verdim. Bu konuda bilinçli olarak düşüncesiz davranmış olabilirim, özür dilerim…

Beni; bir gün yaptıkları işkenceleri ertesi gün unutan, 10 saniye düğmeye basılmış gibi ağlayıp 5 saniye sonra kahkaha atan bir embesile çevirsele bile (çünkü bilinçaltı salaktır. Böyle konuştuğumuz gibi tutarlı konuşmaz. Ya artıdır ya eksi, ya siyahtır ya beyaz) ayık halim diyor ki; o Inception olayları, yaşamak istediğim şeylerin bir simülasyonu ve yeryüzündeki en insanlık dışı işkence yöntemi olabilir evet. Sana yapay bir mutluluk verip görüp görebileceğin en fena, en çaresiz sinir krizlerini de geçirtebilir. Ama yine de ben sana aşığım. Değiştiremedikleri, unutturamadıkları, paçavraya çeviremedikleri ve eskisinden daha güçlü şekilde kendilerine dönecek şekilde, deliler gibi hem de… Ve, kalbime gömmüş olsam bile sen durduk yere, hiçbir sebebi yokken 1 senedir, 2 senedir bu insanlar tarafından aşağılanıyorsun. Bu; sokaktaki birinin  “Bak sen o kızdan yana umut beslemiyorsun, aşıksın ama birlikte değilsin, geçti gitti. O zaman; benim ona küfretmemde bir sakınca yoktur he?…” diyip yüzüne baka baka durduk yere sana küfretmesiyle aynı şey.. Bire bir böyle bir durum… Yani; içinde bulunduğumuz durum fark etmez, sen ne olsan ne yaparsın? Bir de dışarısını bırak, bilinçaltından, her saniye zihnin bir makinede olarak yapıyorlar bunu.. Her anında, her saniyesinde.. 2 yıldır falan çektiğim işkence günün her saniyesinde seninle ilgili bir ima, bir aşağılama duymakla ilgili…

Özellikle bu aralar şöyle bütün hayata bir film şeridi gibi bakıp “Ben kime ne yaptım?” vs. vs. diye düşündürüyorlar. Bir salise bile yalvarmadım. “Ben zararsız bir insanım, beni bırakın.” gibi bir düşünce aklımın ucundan bile geçmedi. Söyledikleri her şeye ama zihnimden, ama yayınlarla hakaretlerle, küfürlerle karşılık verdim. Ama o hissi veriyorlar, zorluyorlar. “Ben ne yaptım? Zengin değilim, iş adamı değilim, siyasetçi değilim, istihbaratçı değilim. Gemicilik yolunda ilerlemekten başka ne yaptım? Beyaz yalanlar, standart günahlar dışında kime ne zararım oldu? Bütün ömrümü böyle geçirecek olmama hangi adalet sistemi, hangi Tanrı ne cevap verebilir? ” diye düşünüyorum. Beni bırak “Sen ne yaptın? Kime ne yaptın? Eminim hala seni tanıdığım zamanlardaki gibisin. O kendi köşesinde takılan, sesini bile yükseltmeyen minnoşun bunlara maruz kalacak ne günahı olabilir kime karşı? Af edersin dışarıda bir sürü o….. varken… Özellikle kendi akrabaları…Tek sebep; istemsizce, kontrolsüzce seni seviyor olmam. Beynimde, zihnimde yerin olmasaydı, hiçbirinden haberin bile olmayacaktı. Belki de ben bu işi duyurmadan kendi köşemde deli deli yaşayacaktım… O kadar çok seviyorum ki seni… Özür dilerim…

Cumhurbaşkanının, hatta tüm dünya liderlerinin bile zihnini görebilen, istese dünya üzerindeki bütün başbakanları aynı anda öldürebilecek silahlar elinde olan, bir tane istese 20’si ayağına gelen ama her eşeye rağmen özsaygı kazanamamış bazı eziklerin, bazı uçkurlarıyla sorunlu hadımların, İstanbul’un düşük gelirli kesiminde çalışıp yazılar yazan, akşamları yabancı dizilerle beraber eser miktarda içip mışıl mışıl uyuyan 25 yaşındaki birine durduk yere anlatamayacağım işkenceler yaptıklarını, sevdiği kızla uğraştıklarını düşün… Tam olarak böyle bir durum, abartısız.. Hiç; sokakta yürüyen binlerce normal insandan biriyken bir seri katilin eline düşen insanın psikolojisini düşündün mü? Tek suçu, katilin herhangi bir ritüeli veya saplantısından dolayı dikkatini çekmiş olmasıdır. Var olması bile yetmiştir ona av olması için… Böyle bir şey..

Şunu da fark ettim ki; şimdiye kadar çay bahçelerinde, arkadaş ortamların, bir elimizde kahve bir elimizde sigara, hiçbir hayat kaygımız olmadan yaptığımız hak, adalet gibi tatlı su muhabbetlerinin hepsi boş lafmış. En uyuz olduğum şeydi bu,bizzat yaşamış da oldum. Hep düşünürdüm; Strabucks’ta oturuyorsun, ayda 10.000 TL gelirin, altında BMW araban ile Suriyeliler, Ağrıdaki çaocuklar hakkında konuşup caka satıyorsun, ama hiçbir şey değişmiyor. Burada garip bir şeyler yok mu? Bütün dünyadaki parayı, konforu, birbiriyle etkileşimli bir nehir gibi düşünürsek; senin bu servetinin kaynağı, dolaylı olarak kimlerin sırtından geliyor? 2 saat laf ebeliği yapmak yerine 10.000 TL’ciğinden 1000 TL’ni ayırıp dert ettiğin şey için kullanmak bir an, bir saniye olsun aklından geçti mi? 

Ben çok konuşmazdım, sessiz kalırdım söyleyecek bir şeyim olmadığı için. İşte; “El yumruğu yemeyen kendininkini demir sanırmış” derler ya, aynı onun gibi; “Siz zalim görmemişsiniz, zalimlerin yakınından bile geçmemişsiniz. Hayatı boyunca bir idealin, bir saplantının, bir merakın peşinden giden insanları, onların toplumla uyuşmayan hareketlerini hiçbir zaman anlayamazsınız, yakınından bile geçemezsiniz.” diyorum. Ve yapabileceğim bir şeyler var, o yüzden konuşuyorum…

Tüm bu “Şunu yapsam ne olu? Bunu yapmasam ne olu?” düşüncelerinin sonucunda şu sonuca vardım. Çok düşündüğümü sanabilirsin ama bu gerekliydi gerçekten, yeryüzünde bir Tanrının sahip olduğunu söylediğimiz güç gerçekten birilerinde var ve bunlar öyle uhrevi güçler değil, bizzat onlar, kanlı canlı bazı insanlar.. Neyse; şu sonuca vardım ki; hiçbir şey yapmasam, onları takmasam bile yapay kader diye adalndırdığım bu oyunu oynayıp eğlenmek için sevdiklerimize kast etmeye, bir fare gibi bizimle oynamaya devam edecekler. Yaşlanınca çeşitli rahatsızlıklardan ötürü eninde sonunda bünye dayanmayacak sonra da düğmeme basıp gönderecekler. Bu her halükarda değişmeyecek. Suskun kalmam hiçbir fayda sağlamayacak…

Bu konuşma; yarın bir gün zihin kontrolünden tamamen kurtulursam diye seninle konuşmayı planladığım şeylerdi. Her şeyden kurtulup, hiçbir şekilde manipülasyona maruz kalmadığım, suçluların hesabının sorulduğu bir geleceği, sonrasında da sana bunları anlatmayı hayal ediyordum. Ama mücadelenin hçbir zaman bitmemesi var, konuşamamak var, konuşma istememen var, konuşacak durumda olmaman var, bunları bırak bir resmini bile tekrar görmeden ölmek var.. Şimdiden yazıya geçirmek ve hala beni takip ediyorsan (büyük ihtimalle merakına yenik düşüyorsun ve okuyorsun); hem kayda geçirmek hem de sana içimi hiç olmadığım şeffaflıkta dökmek istedim. 

Bu; aynı zamanda görüyorsundur diyerek, ama bir taraftan da zihin kontrolüyle üzerimde neler olduğuna, her şeyin nasıl başladığına, zihin kontrolcü insanların nasıl şerefsizler olduğuna, gerçek ve yegane amacımın ne olduğuna, beni bu işe girmeye mecbur hissettiren şeylerin ne olduğuna dair kalıcı, içten bir yazıdır. Yarın bir gün başka başka konularla da uğraşmak zorunda kalırsam bil ki dönemin konjonktürü öyle gerektirdiği içindir. Eğer bunu da görecek kadar günlüğü takip ediyorsan, daha fazla takip etme, lütfen… Benim yazdıklarımı okudukça zihninde bana dair bir düşünce tohumu oluşuyor ve bunu manipüle etmeye çalışıyorlar. Yanına yaklaşmaya kalkarsam sana en büyük kötülüğü yapmış olurum. Bunu düşünmüş olabilirsin. Her şeyin en kolayı; direk anlatsaydın da halletseydik diye… Sen de zihin kontrolü altında olacaktın, konuşmamıza izin vermeyeceklerdi. ne olduğunu hiçbir zaman anlatamayacaktım. beni yanlış anlayacaktın, konuşmak bile istemeyecektin belki de… En kötüsü de ben seninle etkileşime geçtiğim zaman otomatikman benim olduğu kadar gözlem altında olacaktın… Ama bu 2 yıl boyunca zihin kontrolü yaptılar, hareketlerimi düşüncelerimi manipüle ettiler, ne seni her zamanki gibi ara ara içtiğim zaman öyle bi hatırlayıp hayatıma devam etmeme izin verdiler, ne seninle doğru düzgün konuşmama müsade ettiler, ne de seni normal bir şekilde unutturdular..  İyice kafayı yediğimi düşünebilirdin doğrudan konuşsam, falan filan… O yüzden yani bu mesele, salak mıyım yoksa..:))) Sana; bunları yüzüne karşı dolu dolu söylemiş olarak ölmeyi o kadar çok isterdim ki. Kanlı canlı karşında olmayı, sarılmamızı. Bu kadara kısmetmiş artık…

Ben bu huzurlu, sıcak, kaygısız hayattan, kollarının arasında olduğumu hissedip uyumaktan, yani kök salmaktan epey uzak bir yoldayım. Bir insan ömrünün yetmeyeceği bir sürecin, gelecekte dava olacak bir şeyin hiç bitmeyecek savaşına girdim. Kök salarak değil; Moğolistan’da at üstünde doğup, batıya doğru yol alarak hayat sürüp, 20-30 farklı milletle savaşıp, ilerleye ilerleye taa Polonya’da ölen Sabutay gibi bir yaşantı sürmek durumundayım.:) Acıtmıyor mu, hem de nasıl.. Saklamaya gerek var mı o kadar yazıdan sonra.. Bunu inkar edemeyecek kadar gerçekçiyim. Ama kabullendim, zaten kabullenmiştim, geride kaldı. Yaşam enerjim farklı şekillerde yönleniyor işte… Zaten büyük ihtimalle ben, özümde ikinci dediğim şeyi yapacak kişiyim. Sen, başka bir hayata dair “acaba” sorusuyla bir anlık gıpta yaratıyorsun, o kadar… Belki de ikisi birden olurdu… Neyse..:) Yoksa su akar yolunu bulurdu biliyorsun. Sana değil de benim duygu dünyama bağlı olsaydı yani.. Mutlaka başka bir dolduran olurdu o boşluğu.. “Neden böylesin.” diyorsun büyük ihtimalle ama böyleyim işte napayım. Ben sana soruyor muyum neden öylesin işte… Öylesin işte…

Her kadının en temel ihtiyacı sevilmektir. Bir erkeğin kalbinde ve düşüncesinde diğer tüm kızları eleyecek şekilde yerinin olduğunu bilmek ve en önemlisi sevgi görmektir. Öpücüklere, sevgi sözcüklerine boğulup sarhoş olmak; kendisini güvende hissedeceği bir yuvada, birinin yanında bulunmaktır. Hepsinin kadar birine bunları yaşattığını, sadece bir bakışınla, bir duruşunla bile bu kadar sevildiğini bilen bir kadın olarak yaşa. TARAFIMCA İŞTE BU KELİMELERE DÖKMEYE ÇALIŞTIĞIM KADAR SEVİLDİN. Başın dimdik ve mutlu ol. Senin hayattan zevk aldığını, dopdolu yaşadığını hayal bile etmek beni öyle bir benden alıyor ki…

Ve eğer görüyorsan yazdıklarımı; daha kibar nasıl söylerim bilmiyorum. Unut beni; sadece bil, ama dikkate alma.. Let it go, bırak gitsin… Hayat hiçbir zaman dört dörtlük değildir. Çoğu kişi evlense bile ilk göz ağrıları hala aklındadır biliyorsun…:) Lütfen unut, kabullen ve hislerinin, bu çalışmalarımın, göz açıp kapayıncaya kadar geçen ömürde hayatın çıkarabildiğin kadar tadını çıkarmana engel olmasın… Hayatın gerçeklerini olgunlukla karşılayıp anlayış göstersem bile sevi sevdiğimi inkar edecek değilim. Dolayısıyla; istemediğim etkilere sebep olmam beni çok üzer, kahreder, suçlu hissettirir. Mahvolurum.. Durumu biliyorsun, içimde kalmasın istedim, lütfen… Pişman olmak istemiyorum. Sadece; ölmeden kalbimi hiçbir perde olmadan açmak ve böyle bir yazıyı sonuna kadar hak ettiğin için bunu buraya not düşmek, sana bu hissi yaşatmak istedim.

Bak; bu tavrım karşısında, böyle rahat konuşmam karşısında bana bir tane yapıştırmak isteyebilirsin. “Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun? Diyelim ki ansızın ellerinde bu meselelerle geldin. Her ne yapacaksan artık… Ama ne bileyim. Ben evliyim barklıyım. Sen bana diyorsun hayatına devma et. Ediyorum ama her şeyi unutmuşken beni bu kadar sevdiğini söyleyen sen yine ortaya çıktın. Ee ne olacak şimdi benim moralim psikolojim. Beni düşünmüyor musun hiç?” gibi şeyler de gelebilir aklından. Şu “Eğer ki bu iş çözülürse mutlaka özel olarak döneceğim.” mevzusunda. Tabii ki de düşünüyorum. En ince detayına kadar düşünüyorum tamam mı? Sen mutsuz ol ister miyim? Empati yoksunu, bencil bir insan değilim. Ama dedim ya.. Zor kararlar gerekiyor bazen, ya da istemediğimiz şeyler yapmak.. Öyle bir şey olursa görmezden geleceksin. Ben de bahsini bile etmeyeceğim, bu kadar basit. Bak kendime alternatif hayatlar çizemiyor muyum? Çiziyorum. Nolur böyle şeyler düşünme eğer düşünüyorsan. Hem zaten çok seven, ilan-ı aşk eden benim. Ve kafamda tilkilerin dönmediğini de defalarca söyledim. Benim mücadelem yeryüzünde hiçbir kimsede, hiçbir gizli merkezde sana, aileme, sevdiklerime dair hiçbir mahrem, hiçbir deneysel veri kalmayıncaya kadar, hepsi yeryüzünden silininceye, doğal gözüken yollarla öldürülen, intihar ettirilen yakınlarımızın hesabı soruluncaya; bu gizli kapaklı,  işler bitinceye, bunları yapanlar hak ettikleri cezayı alana kadar devam edecek? Bilmem ne kadar süreceğini anlatabiliyor muyum?

Ayrıca; yıllar sonra sana bunlar anlatmak için bizzat gelirsem, konuyu bildiğini, yazıları halihazırda okuduğunu söylememek ya da safa yatmak, hatta kim bilir konuşup konuşmamak konusunu senin vicdanına bırakıyorum. Tek amacım; sana da uygulanmakta olan bu elektromanyetik işkenceden kurtarmak seni… Ve yapılanların hesabını sormak.. Ayrıca ben hangi sosyal ortamda hangi pozisyonda nasıl konuşacağını bilen, biraz diplomasiye alışkın bir insanım, korkacak bir şey yok.. Sürekli bu ihtimalle yaşama aklında.. (Ümit Besen – Nikah Masası şarkısını aç)

Bak.. Olur ya; hadi bu ihtimali de söylemiş olayım. Hayatında zihin kontrolüyle uyuşan gariplikler olmaya başlarsa, korkma… Korkacak hiçbir şey yok… Tanrı’nın dualarına cevap verdiğini sanan, Karma’ya inanan insanların başına gelen hayatın şakalarıyla aynı şey… Daha derinlere inmediğin sürece.. Korkusuzca hayatını yaşa.. Eğer çok çok mecburi bir şey olursa; bu herhangi bir şekilde olabilir, sana fikir verip beynini yönlendirmemem lazım. Yoksa sürekli o ihtimal üzerine düşünürsün. Eğer çok çok mecburi bir şey olursa; ben her zaman buradayım. İster bu sitedeki ve Youtube’daki o tipsiz olarak, ister bu mektubum olarak, istersen de daha fazlası… Bir art niyet taşımıyorum halimi görüyorsun. Her ihtimale karşı söylüyorum ki; gerçekleşirse “Bu olanlar kitapta yazmıyordu şimdi napacağım.” diye kalma öyle… Ama karar alman gereken bir durum olmasına karşı zihin kontrolüne dair bir ipucu vereyim: Diyelim ki benimle konuşmak istedin. Senin zihnine o kendinden gayet emin kararı onlar gönderebiliyor. Tamamen kendi düşüncen di mi? Kendince mantıklı sebeplerin var di mi? Ama değil… Çünkü beyninin ve kişiliğinin tanımlayabileceği beyin haritasını onlar gönderiyor ve kendi kararın sanabilyorsun. Yani aslında istemeyeceğin, hayatta yapmayacağın bir şeyi istiyormuşsun gibi hissettirebiliyorlar. Bütün cinnetlerin falan da kökeni buna dayanıyor işte… Ertesi gün tam tersini de yaptırabiliyorlar hatta. Bu yüzden; olabildiğince orjinal halini düşünerek, “2-3 sene önceki ben, her zamanki ben olarak bunu yapıyor olur muydum?” diye düşünmen lazım. Benim bu işe girişmeye karar verirken düşünmem gibi aynı. İşte, zihin kontrolü böyle bir şey sevduceğum..:)) Şimdiye kadar gördüğün, zihninde referansı olan hiçbir tehlikeye benzemez. Bu yüzden söylüyorum lütfen lütfen lütfen okumaya devam etme. Onlara karşı koyamazsın. Ve alacağın kararlarda bu notu da unutma. Ayrıca; “Değer mi?” gibisinden şeyler düşünürken zihin kontrolünün bu gücü yüzünden düşündüm.. Yoksa biliyorsun..:)

TEKRAR SÖYLÜYORUM: UNUT BENİ, OLANLARI.. BEN YANINA GELİP BİZZAT KONUŞUNCA TAKINACAĞIN TUTUMA KADAR; NE BEN SANA BUNLARI SÖYLEDİM, NE SEN BUNLARI OKUDUN. BU KADAR UYARIYA RAĞMEN YİNE DE MERAKIN YENİK DÜŞECEK GİBİ OLURSAN, SAKIN, SAKIN, SAKIN OKUMA. BİR ŞEKİLDE GÖRMEZDEN GEL, ÖNÜNDEKİ MESELELERLE UĞRAŞ. HER ŞEY AYNI ZATEN ŞİMDİLİK. YARIN BİR GÜN DAHA İYİSİ OLURSA SEN İSTEMESEN DE DUYARSIN..:))

Son olarak; Abdulhak Hamit’in karısı ölünce günlerce odasına kapanıp Makber’i yazması gibi; eşinin ölümüne çok üzülen Sultanın Tac Mahal’i yaptırması gibi, bir Prenses’in kaçırılmasıyla başlayan ve destanı yazılan Truva Savaşı gibi, bu mücadelenin evrimi bizi nereye götürürse, ortaya nasıl bir şey çıkarsa çalıştığım uzuun yıllar boyunca; sana armağanımdır. Sana hediyemdir.:) 15-20-30-40 yıl sonrasında; unutma ki tarihe küçük ya da büyük çapta geçecek olan bu kalıcı icraatler senin için. Baktıkça gurur duy.. Nasıl bir iyiliğe, nasıl bir adalete vesile olduğunu gör..:))  Gelecek nesiller de inşallah bunu böyle bilsin.. Bütün dünya, bütün sermaye, bütün Yeni Dünya Düzeni, masum duygulara, suçsuz insanlara bulaşmanın, milyar dolarlık bütçeleri sivillerin onurunu, mahremini, gururunu aşağılamak, düşünen insanların kişiliklerini parçalamak için kullanmanın ne demek olduğunun ibretini kalıcı şekilde alsın..:)

TEKRAR UYARIYORUM: PC VE TELEFON KAMERALARIN BANTLI OLSUN. SADECE KULLANIRKEN AÇ.

ÇOK ÇOK ÖNEMLİ NOT: Karşılaşmadığımız ve görüşmeye devam etmediğimiz sürece, kim olduğun hiçbir şekilde ortaya çıkmayacak. Kesinlikle, ama kesinlikle… Bu yazdıklarım; hiçbir zaman senin kim olduğunu bilerek okuman dışında üzerinde yük olmayacak.. Adeta eski destanlar gibi; 21. yüzyılın dijital dünyasının ilk ve en büyük, isimsiz aşk efsanelerinden biri olacak… Sıradan hayatın, sokakta aynı özgürlükte dolaşabilme durumun hiçbir şekilde zarar görmeyecek. Ben asla o tarz bir canavar olmadım. 40-45 yaşlarımdayken karavanımı çektiğim bir sahilde biramı sigaramı alıp, bir isyan şarkısı eşliğinde seni bir ah çekerek hatırlarım, şöyle bi 20 yıl olanlara bakar bir tebessüm atarım en fazla..:)  Seni her şeyden çok seviyorum, kendine iyi bak… Eşek gözlü seni..:D SAKIN MERAKINA YENİK DÜŞME SENİ  DE ZİHİN KONTROL MAĞDURU YAPARLAR. AYNI ŞEYLERİ YAŞARSIN. VE BUNU İKİMİZDE KALDIRAMAYIZ. HAYATIN BİR DAHA GERİ DÖNMEYECEK ŞEKİLDE MAHVOLUR. O YÜZDEN, LET IT GO!….

Bu şarkı da benden sana öpücüklerim eşliğinde hediyem olsun. Hunger Games’i izlemediysen izle mutlaka..

IF WE BURN, YOU BURN WITH US!!!


26 Mayıs

Bugün hiç olmayan yoğunlukta fiziksel işkenceler vardı. Yüksek derecede kulak çınlaması, ani kramplar, sürekli yapılan bir baş ağrısı, vs. vs.

26-27 Mayıs gecesi

Aynı işkenceler… Artık cevap vermekte zorlanıyorum.Küfürlerini hakaretlerini gönderiyorlar ve öyle bir zihin kontrolü yapıyorlar ki cevap veremyeceğim, hatta yaptıkları aşağılamalar sebebiyle kahkaha atabileceğim şekilde kilitliyor.

Son 1 aydır falan başımda düğme varmış gibi.. Bir resim veya ses gönderiyorlar birdenbire başıma stresten kaynaklı bir ağrı giriyor. Daha dün masaj yaptırıp, 7-8 saat güzel bir kahvaltı çekip, güzel bir kahvaltı yapıp yatağına yayılıp film izleyecek olan kuş gibi bir insanın, tamamen alakasız konularda daha önce yapılan işkencelerle aynı olacak şekilde birden bire bir resim geldiğini ve bir düğmeye basılmış gibi kafanızdaki kan basıncının yükseldiğini düşünün. Sonra bir resim gönderiyor ve düğmeye basılmış gibi bir anda baş ağrısı kesiliyor. O sinirimi telafi edecek şekilde gönderiyor çünkü. Hani gece PC’yi kapatınca odaya çöken sessizlik olur ya; onun gibi, bir anda…

27 Mayıs 2018 11:35

Sabahtan beri bombardıman gibi yapmadıkları işkence kalmadı. Sinir krizi, gururunuzu, tüm şahsiyetinizi iki paralık eden işkenceler art arda… 15 dakikalık işi, klavyeye basmaya mecalinizin kalmadığı yarım saatlik bir çileye çeviriyorlar.  3-4 gündür yazı yazmadığım bir siteye yazıyorum. “Sen kaç gündür bu siteye yazı yazmadın ya dur bir onun siftahını yapalım.” diye 10 dakikalık işi bir çileye çeviriyor. Zihnimde yarattıkları kibirli, megaloman bir zenginin hipnozuyla “Dün sabaha kadar içti uyuyor şu an. Pazar sabahı sen çalışırken işkence yapmaya programladı.” diye boş bir sinir yaratmaya çalışıyorlar.

28 Mayıs 2018 20:13

Sabah uyanır uyanmaz yapılan işkenceler yine başladı. Uyandığım an başımdaki damarları zonklatacak şekilde yapılan işkenceler, resimler beni benden alıyor.. Öğlen saatlerinden beri çok kötü işkenceler yaşadım.

Vücudun normalde yapamyacağı şekilde düğmeyle basılmış gibi ani baş ağrısı, aniden bitme, sabit durduğum halde 0’dan 100’e 1 saniyede çıkan ani terleme (sıcak değil dikkat çekerim), ani kramplar, ağrılar gibi fizyolojik belirtiler

Öğlen biraz kestirdikten sonra derse başladığım, kalemi elime aldığım “anda”, bakın abartısız bir şekilde kalem elime değdiği saniyede birisi testere çalışıp bahçe işlerini yapmaya başlıyor. Pazarcı da megafonu alıp sokakta ilerlemeye başlıyor. Ama nasıl bir eş zamanlılık, nasıl bir gürültü seferberliği… Zihin kontrolünün tam olarak ne olduğunu bilmesem hepsini takipçi sanıp paranoyak olacaktım. Dışarıda sıradan insanları gangstalker, ıslıkçı sanan mağdurlar aklıma geldi, güldüm…

20:30-21:15

Tam iftar saati gelirken, insanlarla sofraya oturmak üzereyken tüm güçleriyle işkenceye başladılar. İftardan sonraki 20 dakikayı da zehir ettiler. Normalde cevap vermeyip çalışmaya devam ettiğiniz, ama boş zamanınızda; size gönderdikleri resimler üzerinde düşünecek bir pozisyondaysanız hipnoz alyına giriyorsunuz ve kilitleniyorsunuz. Bilinçaltınızdan derinden derinden gelen sinir krizleri. Kafa dinleyeyim diye oturduğunuz 15-20 dakikanın çevredenizde insanlar da varken bir mücadeleye dönüşmesi.. Ölmek istiyorum, gerçekten ya…

23:49

Yaklaşık saat 21’den beri aralıksız işkence altındayım. Gece boyunca da devam edebilir. Gerçekten olmaz olsun böyle hayat. İntikam olmayınca hiçbir anlamı yok onlar varken hayatıma devam etmeye çalışmanın

29 Mayıs 2018 19:50

Dün akşam iftar sonrasından itibaren bütün gece, uyudğum 2-3 saat sonrasında uyandığım saniyeden itibaren zihin kontrol mağduru olduğum günden beri gördüğüm en ağır, en insanlık dışı, gerçek anlamda işkence olan saldırılardan birine maruz kaldım. O sinir krizlerini, durduğum yerde, aldırmasam bile vücudumun otonom olarak, sinirden bozulan nefes ritmi (normal olduğunuz halde sinirliymiş gibi tepki veriyor otonom sisteminiz), o beyin patlayacakmış gibi baş ağrısı, o acı, o mental çökmüşlük… Tabii kafanızda sizin ve sevdiklerinizin iki paralık edilen onuru, haysiyeti…

Zihnimde oluşturdukları bir hipnoz var. Bunu yaptıkları zaman kafama bağlı otomatik bir düğme varmış gibi damarlarım şişiyor, kafamda dayanılmaz bir basınç oluyor. Sinirden stresten baş ağrısının yarattığı etki gibi… Zihin kontrolü başladığından beri komplekslerimi, zayıf noktalarımı kendi işkenceleriyle, sembollerle harmanlayıp oluşturdukları bir hipnozlar bütünü diyelim. Vakti geldiğinde tüm teknik ayrıntılarla anlatırım. Bu kadarını not düşmek daha sonra hatırlamak için yeter.

Bir de günlerdir başlayan bir moda olarak; uzun bir süre serbest bırakıp, konsantre olmama izin verip verip sonra “Pat” diye saniyelik ama sert bir müdahale ile yine sinirlerinizi zıplatmak ve sizi yaptığınız işten alıkoymak. Sizi içeri çekiyor, çekiyor, ister istemez kalkanları indiriyorsunuz normal oluyorsunuz çünkü. Sonrası da malum…

Bütün bu işkenceleri de dediğim gibi bana kurdukları işkence, daha önce kurdukları oyunlar, zihin kontrolüne karşı mücadele verirken yaptığım şeylerin zihnimde işkence oluşturacak şekilde canlandırılmasının yapılması gibi unsurlarla gerçekleştiriyorlar… Her an, her saniye, her kelime, dışarıdaki her sesten bile….

Yani sıradan bir gün geçirmeye çalışan; normalde yaptığı ve düşündüğü şeylerle psikolojik rahatsızlıklar arasındaki farkları belirleyip kendinden defalarca emin olan, sadece iş yapmak isteyen bir insan; çevresindeki kanlı canlı hiçbir insana karşı komplo düşüncesi olmadığı halde, bir de beyinsel olarak bunları niye yaşasın? Bu nasıl bir rahatsızlıktır?… (Bütün bu telegramı dinledikten sonra gelip beylik yorum yapanlara, güzelce cevap verseniz de tek cümle cevap yapıştıranlara bir sitem yapma isteği…:))

Diğer günlük yazılarına buraya tıklayarak tam liste halinde ulaşabilirsiniz.

 

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *