Kitlesel ve istihbari faaliyetlerin etiği hakkında…

Merhaba sevgili okurlar. Telegram işkencesi çektiğimi fark ettikten bir süre sonra bu site projesine başladığımdan beri kah sizlere araştırdığım bilgileri sunmaya çalıştım, kah ben araştırırken bir sürü yeni bilgiyle, bunların yarattığı yeni ikilemlerle, aforizmalarla karşı karşıya kaldım. Bugüne kadar yazdığımız yazıları Kitle ve Algı Yönetimi, Siber İstihbarat, Psikolojik Harekat kategorilerine giderek görebilirsiniz.

Telegram işkencesi  bir insanlık suçudur. Kesinlikle başka türlü bir tanımı söz konusu değildir. İnsanlar bir bilim adamına “Adam profesör ya” diye kenara çekilip yol veren bir saygı beslerken, devletler görüşü ve fikri ne olursa olsun bir bilim insanına “yılların emekleriyle yetiştirilen nadide bir değer” gözüyle bakarken; zihnine doldurduğu bilgileri insanların zihinlerini kontrol etmek, onları robotlaştırmanın çarelerini aramak için kullananlar bilim adamı kılıklı birer insan müsveddesidir. Hayatın hiçbir nimetinden nasiplenmeye hakkı olmayan, yaşamaya dahi hakkı bulunmayan, ıslah edilip topluma entegre etme ihtimali bulunmayan psikopatlardır. Yaşayanları bulunup idam cezasının geçerli olduğu bir ülkede yargılanmalıdır. Ölmüş olan zihin kontrol araştırmacılarının kalan artıkları ve kemikleri leş kargalarına atılmalıdır. Bu makineleri yaratan “Profesör”, “Doktor” gibi unvanların üzerlerinde yarattığı hiçbir yanılsamaya kanmamak gereklidir. 

Üzerine düştüğüm ikilemler bunlar değil anladığınız gibi. Ben de meselenin derinlerine daldıkça yeni yeni olaylarla karşılaşıyorum. Algı yönetimi, psikolojik harekat gibi konularda.. Hep ne diyorduk: Bizim için önemli olan devlet güvenliğini sağlamaktan sorumlu olanlardan görevi kötüye kullananları avlamaktır. Yapılan eylemlerin kişisel amaç taşımayan, etik çerçevede olup olmadığıdır. Bu, öyle bir çizgidir ki şöyle açıklayabilirim: Günümüzde insanlığın geldiği geri dönüşü mümkün olmayan konumdan dolayı; algı yönetiminin ve psikolojik harekatın gerekli olduğu kaçınılmazdır. Çünkü bunlar genelde kötü anlamlarda haberlerde lanse edilse de gelişim amacıyla kullanılanları da vardır. Ama söz konusu kavramlar çoğu zaman etik sınırını aşmaktadır. Hem kendi insanında hem de hedef ülkelerde onarılması imkansız, rencide edici, insanlık dışı hasarlar yaratmaktadır. Ama gelin görün ki devletin ve yürütülen algı yönetimleriyle psikolojik harekatların caydırıcı etkisinin bir anda yok olması halinde ise; devletin otoritesini üzerinde hissetmeyen insanlığın çok daha etik dışı davranışlarda bulunacağı aşikardır. O zaman bir “Walking Dead” senaryosu yaşamamız kaçınılmaz olur işte.

Bu arada insanların devlet olmazsa nasıl bir yol çizeceği daha önceki deneylerde ıspatlanmıştır. Hem de bugünün en nezih, en uygar ülkelerinden biri olan Kanada’da.. Richard Dawkins’in ya “Tanrı Yanılgısı” kitabında yazıyordu ya da “Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak” kitabında yazıyordu ve yanılmıyorsam 1990’lı yıllara geliyordu deneyin zamanı. Bir günlüğüne Kanada’da hiçbir kolluk kuvveti çalışmamış. İnsanların kolluk kuvvetlerine ihtiyaç duymadan birbiriyle anlaşıp anlaşamayacaklarına dair bir tespit için. Sonuç: Birkaç cinayet, yüzlerce dükkan yağmalaması, sayısız soygun ve arbede... Sonradan durum bir şekilde toparlanıyor tabii… Otoritenin bir hafta, belki 1 ay daha yerinde olmaması halinde insan beyninin alt katmanlarda kalan vahşi yönlerinin nerelere varabileceğini siz düşünün…:)

Bir de bu işin güçle paralel ilerlediğinden bahsetmeye gerek dahi yok. Mesela sömürgeciliğe başladıkları zaman batılı devletler kendi ulusunun refahını hızla yükseltirken; uzak dünyadaki sömürgelerde akla hayale gelmeyecek politikalar izlemişlerdir. Yerli insanlara yapılanların, bugünün teknolojik işkence aletleriyle kıyaslandığında dahi dudak uçuklatacak olanları vardır. Yani kendi uluslarının refahını yaratan şey; sömürge ülkelerde yarattıkları onarılması imkansız durum olmuştur. E burada sömürge edilmek istenen ülkenin tutumu da önemli tabii ama bir yere kadar. Mesela Japonya batılı teknolojileri hiç gocunmadan kendi ülkesine adapte ederken toplumsal sorunlarını da halletmiş ve sonra da kendi teknolojisini kendisi üretecek durumu gelince adeta batılıları bir bir s.ktir etmiştir. Ama mesela Afrika ülkeleri, diğer Uzakdoğulular bunu ön görememişler, aşırı direnmişler, hazıra konmuşlar ve sonunda köle olmuşlardır. Fakat; sömürgeleştirdiği yerlerde insanları günde bir ekmek parasına çalıştırmanın insiyatifi de her zaman batılıların elinde olmuştur. Onların bunu ne yönde kullandıkları da malum… Telegramın bizim coğrafyamızda bir uygulama sahası edindiği de yazılan komplo teorileri arasındadır. Tabii kendi vatandaşlarını yüzyıllar boyu şımarttıkları ve muhtemel tepkileri bildikleri için… Ama onlardan daha suçlusu varsa, burada kakalanan o teknolojiyi kullanmaktan çekinmeyen yerli iş birlikçilerdir. 

İşte sorunun kökenini anladınız mı? Etik sınırlarıyla ve teknolojiyi insani yollarla kullanma mevzusundaki kilit noktayı.. Birincisi teknolojinin kullanılış amacı, ikincisi ise teknolojinin başındaki insan…

Teknolojinin kullanılış amacı biraz muamma. Örnek vereyim: Dinamit, madenciler için icat edilmişken savaşlarda kullanılmaya başlanan bir patlayıcı olmuştur. Yakın tarihte dünyada insan yaşamını iyileştiren tüm teknolojiler aslında askeri amaçlarla geliştirilmiştir. İnternet, faks, uçuş teknolojileri, uzay çalışmaları, şehir planlamasına kullanılan aklınıza gelebilecek her şey, haberleşme… Bakın bakalım askeri makamlarda başlamayan bir araştırma projesi var mı? Ne zaman ki devlet artık bunun bir gizliliği kalmadı, sürülerimizin hizmetine sunabiliriz demiş. O zaman piyasaya çıkmış hepsi. 

Telegram ise bu işin bambaşka bir boyutundadır. Çünkü kökeninde beyinle elektronik sistemler arasında ara yüz oluşturmaya çalışan teknolojilerin, hastanelerde tedavi amacıyla kullanılabilecek çalışmaların bulunduğu bu insanlık dışı zihin kontrol yöntemi, büyük ihtimalle sonradan şimdiki amacına gelmiştir. Buna askeri bile diyemiyorum. Tarihi ve düşünceyi bitirme projesi demek daha doğru olur sanırım… “Telegram etiği” gibisinden bir başlık yazarken bile gülmekten alamadım kendimi…

İkinci mevzu ise insanlığı yönlendiren temel unsurlardan biridir. Neden mi? Elinde herkeste bulunmayan bir yetki bulunan ya da hiç kimsenin bilmediği bazı teknolojilerden haberi olan insanların tutumu her şeyi başlatan, ilk izlenimi oluşturan şeydir. “Görevi kötüye kullanma” olarak da adlandırdığımız bu başlık altında görevdeki insan; yeryüzünde unutulmaz bir mucize de yaratabilir, tüm insanlığa karşı idam fermanını kendi kendisine de imzalayabilir. Mesela SSCB döneminde rejim düşmanlığı adı altında canavarca yöntemlerle idam edilen milyonlarca insanı düşünün. (Bir insanın karnını oyup bağırsağını ağacın dalına takmak ve aşağıya bağırsakları söküle söküle düşmesini sağlamak bu idam yöntemlerinden sadece biridir) Birincisi; apaçık belli ki en ufak bir tehlike sezdikleri kişilere ortamdan faydalanarak rejim düşmanı damgası yapıştırmışlar. İkincisi, gerçekten sadece bir rejim düşmanından kurtulmak isteselerdi basitçe asıp ya da kurşuna da dizebilirlerdi. 

Peki o zaman nasıl olacak bu? Gerçekten insanın başını döndüren güçler değil mi? Hele ki bizim gibi sonradan görmelerin yoğun olduğu bir coğrafyada. Yerli zenginlerimizin Alman Mercedes alıp anca kendi çöplüğünde caka sattığı sevgili topraklarımızda.. Çözüm basit: E-Ğİ-TİM, AH-LAK, E-DEP

Artık ben ona yorum yapmam. Birini eğitmiş bir insan da değilim. Çocuk yetiştirmiş insan da değilim. Bir çocuk büyüyünce nasıl ağır başlı olur. Nasıl başka insanların yaşama hakkına, kişisel sınırlarına kendiliğinde saygı duyacak hale getirilir yetiştirme tecrübesi olan analar babalar düşünsün. Ama size tek bir örnek verebilirim: Telegramı boşverin o zaten umutsuz vaka.. Yasa dışı dinlemelerle ilgili bir soru.. Burada binlerce kişinin yasa dışı olarak telefonlarının dinlendiği, haklarındaki verilerin kaydedildiğine dair bir sürü haber çıktı yıllar boyu.. Sivillerden kim aldırdı? “Amaan o kadar kişiyi dinliyorlar zaten benim siyasi bir faaliyetim yok, suçum yok?” sözlerinden ötesini söyleyen oldu mu? Güzel; sevgili kendi yağında kavrulan amcacım, abicim. O zaman biraz da senin dilinden konuşayım: Senin karının sırtındaki beni biliyorlar! Detaylara sokturtma beni..

Yer: Türkiye. Yasa dışı dinlemelere karşı duyarsız kalan, “Amaan nolcak diyen” milyonlar. Ve bu yetkiyi izinsizce insan haklarını ihlal etmek için kullanan sonradan görmeler. Şöyle olsaydı: Yer, Norveç. Ve Norveç’te bazı odakların keyfi olarak vatandaşlarını dinlediğine dair manşet değil, küçük boyutta bir haber çıkacak. Norveçli vatandaşların tepkisi, Norveç’te görevi kötüye kullanan ya da saçma işler yapan o kişinin akıbeti?… Bir karşılaştırın. Ondan sonra da eğitimin ve terbiyenin algı yönetimindeki, hassas teknolojilerdeki önemini bir kez daha düşünün. Halkın gerekli tepkiyi vermesinin yanında, acaba Norveç’te hiç böyle bir skandal patlak verdi mi? Görevi kullananlar böyle amaçlar güttüler mi onu düşünüverin.

Ondan sonra da karar verin: Ülkemiz ve bizden geri olan çevre devletler böyle baş döndürücü şeyler karşısında hazır mı? Ben yarın bir gün telegramın fotoğrafı gazetelerde çıksa: “Amaan abi herkese yapıyorlar zaten benim işimi gücümü yolunda tutsunlar da başka bir şey istemem.” demelerinden korkuyorum ya. Hadi hayırlısı..

Saklandıkları o kaygan zeminde, o alabildiğine yetki boşluğunda pısırıkça bekleyip masum insanların hayatına kast edenler tek tek ortaya çıkıp hesabını verecek. “Amaan boşver.” deyip aldırmayan masum insanlara rağmen…

 

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *