Kasım 2017 telegram zihin kontrol günlüğü (YAPAY RÜYALARI DA NOT ALDIM)

Kasım ayının ilk gününe yine net hatırlayabileceğim rüya manipülasyonları ile uyandım. Okuduğum lisenin koridorlarında dolandığımı, zamanında okuduğumuz sınıflara baktığımı hatırlıyorum. Ama lise terk edilmiş, hatta savaşlarda yıkıntıya dönüşmüş binalar gibiydi. Terk edilmişti. İzbe ve ürkütücü bir hali vardı. Sıraları, oturduğum sıraların şeklini bile hatırlıyorum. Okulda ise şapkalı, hafif kirli sakallı, sakalında bazı eksiklikler olan, masmavi gözlü birini gördüğümü hatırlıyorum. Gözleri o kadar açık mavi ve ifadesiz, ölü idi ki, adeta sürekli anlatılan şu “Reptilian” geyiklerini, ya da Vikings dizisindeki Ragnar’ın gözlerini andırıyordu. Tanıdığım biri değildi. Onların manipülasyonları ile yapılan hayali bir yüzdü.

Bir de; karikatür dergilerinden kesip topladığım karikatür koleksiyonunun yerinde olmadığını gördüm. Bildiğiniz bomboş bir duvar… Karikatürler ne oldu diyorum ve uyanıyorum.

3-4 Kasım gecesi

Ay başından beri çalışırken yapılan tacizlerin, dikkat dağıtmak, işleri aksattırmak için yapılan işkencelerin ardı arkası kesilmedi. Siz normal şekilde çalışırken yapılan bu zihin kontrolleri öyle boyutlara varıyor ki; içinden çıkılması imkansız bir akıl oyununa, sonu mutlak bir kayboluş olan bir labirente dönüşüyor.

Mesela; sigarayı tamamen bırakmaya çalıştığım zaman diliminde düşünce nakli yoluyla sizde yaptıkları manipülasyonların nerelere varabileceğini bizzat gördüm. Zihin kontrolü yoluyla arka arkaya hem müthiş bir sigara içme isteğini, hem de “amaan iç günde 5-6 tane ne olacak gibi düşüncelerle beraber hemen 5 dakika sonra sigarayı bırakmaya karar verdiğiniz halet-i ruhiyenin aynısını yarattıkları oldu. İşte sevgili okurlar; hele ki iradenizin zayıf olduğu bir konu ise, size bir düşünceyi gerçekten düşünmüşsünüz, siz hissetmişsiniz ve inanıyormuşsunuz gibi telkin edebilirler. Bu, buzdağının görünen yüzü tabi…

Tabii ki bu akıl oyunlarına karşı koymanın iki şartı kısa ve net: 1) İrade 2) Sağlık ve mutluluk

Yaptıkları zihin kontrol manipülasyonlarının çok ilginç olmasının bir diğer sebebi de son birkaç zamandır bana uygulamaya başladıkları bir yöntem: Aşırı iyi davranma. Yani tipik bir algı yönetiminde uygulanan kişiye “Sen aslında şusun, sen asşında buna inanıyorsun ama farkında değilsin.” telkinlerinde olduğu gibi, çalışmalarımı aksatmam, somut şeyler üretmemem için beni aşırı derecede mutlu hissettirdikleri oluyor. Zihne gönderilen komik resimler, sesler, hiçbir şeyi umursamayan bir iyimserlik gibi şeylerle kaytarıyorsunuz. Size hayallerinize dokunuyormuş, gerçekmişçesine bir his, bir ruh hali verebiliyorlar. Sonuç olarak buna kendinizi kaptırırsanız hayal ettikleriniz “Inception” filmindeki gibi başka alemden bir eğlenceye dönüşür. Gerçek hayata uyum sağlayamayacak şekilde rüyalar alemine gömülürsünüz.

Kaytardığınızın ertesi günü ise daha dünkü olaylar olmamış gibi ardı arkası kesilmeyen bir saldırı, aşağılama, hakaret, sevdiklerinizin yerlerde süründürülmesi, sinir stres bozukluğu gibi aklınıza gelebilecek tüm saldırılar sıralanıyor. Bu sefer de o sebepten ötürü çalışamıyorsunuz.

Yani şu meşhur Gaslighting yöntemine benzer şekilde; size artı ve eksi yönde her şeyin hissettirildiği, bütün hislerin, alacağınız bütün kararların onların etkisiyle olduğu, kendi iradenizle hiçbir şey yapamadığınız gibi bir durum yaratmaya çalışırlar. Böylece sizi bitkisel hayattan hiçbir farkı olmayan, bildiğiniz ölmeyi bekleyen bir TI haline getirmeye çalışırlar.

Son birkaç gündür sıkı çalıştığım içinse işkence babında yapılan saldırıların sonu gelmedi. Sabahtan beri yapılan his manipülasyonları, yorgunluk hissi gibi şeylerin arasında çalışmaya çalışıyorum. Psikolojik açıdan yıpratıcı bu taizler tabii ki değerlerinizi ve hedeflerinizi aşağılayan figürler, O’na yönelik ağza alınmayacak, sağlıklı bir insanın yapmayacağı imalar, aşağılamalar, aileme yönelik zihin kontrolü. Zihin kontrolüyle ilgili doğrudan araştırma yaptığım 2 saat boyunca abartısız 5 dakikada bir gönderdikleri bir küfür, aşağılayıcı bir söz veya resme karşılık olarak küfretmekle uğraşıyorum.

Mesaj basit: Normalde zaten bu işkenceyi nereye gidersen git yapıyoruz. Onun dışında da zihin kontrolüyle çalıştığın her dakika, zaten çekmekte ve yıllardır çekiyor olduğun işkenceyi daha da arttıracağız. Seni yavaşlatacağız, çalışmanı engelleyeceğiz. Sevgi, mahrem, kutsallık adına değer verdiğin ne varsa onları aşağılamış olmanın verdiği o leş, o parazit zevki beyninin bütün kıvrımlarında hissettireceğiz.

Ama mecburum, bu olaya karşı koyabilecek seviyeye gelebilmem için mecburum…

Bunun dışında hayatımda görmediğim bir baş zonklaması, kan basıncı da eşlik etti 1-2 saattir. Kulak uğultusunu artık dış ortamdaki hafif rüzgarımsı bir sesmiş gibi hissettiğimi ,damarlarımdaki yüksek basınçla akan kanı bildiğiniz duyabiliyorum.:)

Şimdilik bu kadar. Bir de; ay başladığından beri hatırlayacağım şekilde yapılan rüya manipülasyonlarının epey arttığını da bir not düşeyim…

4-5 Kasım gecesi

Dersler, araştırmalar, kitaplar ile geçen çok yoğun ve zihin kontrolünün ilginç şekilde azaldığı bir gündü.

Sadece gece zihin kontrolüyle ilgili çalışırken tipik tacizler yapıldı o kadar.

5-13 Kasım gecesi

Tam hatırlamasam da hastane, İtalya, yeşillik, doğa gibi figürlerin olduğu, yapay olduğu anlaşılan rüyalar gördüm.

Ders çalışmakla beraber ağırlıklı olarak dinlenmekle geçen, en ağır zihin kontrollerinden birini yaşadığım aralıklardan biriydi.

Ayın ilk günlerinde yaşadığım gibi yapay rüyalar, aniden bastıran baş ağrısı, kulak uğultusu, uyku ve yorgunluk, çok ağır his manipülasyonları, adeta bir suçluya yapılan işkenceler gibi durmaksızın devam etti. Haliyle fazla çalışamadım.

12-13 Kasım gecesi ise O’nunla ilgili yaptıkları işkenceler öyle bir boyuta vardı ki; zihin kontrolüne maruz kalmayan, zihni görülmeyen ve her bir şeyden muaf tutulan kendi torpilli akrabaları üzerinden zihnimden küfür edip karşılık vermeye çalışırken pek çok kez sinirden ağladım. Çünkü bu dereceden sonra karşılık vermek de yeterli olmuyorlar. Sizin zihninizi görüyor, O’nun da zihnini görüyor, kimin kim olduğunu biliyor; siz ise söyleyeceklerinizi hayali ve tabire dayalı yöntemlerle söylemek zorunda kalıyorsunuz.

Aynı gece çok belirgin bir rüya manipülasyonu vardı. Rüyalarla ilgili bir şeyi not etmem gerekirse; insanın geçireceği bir gündeki modunun %70-80’ini oluşturduğunu yeni fark ediyorum. Geceleri yapay rüyalar ile bilinçaltınızı programlıyorlar. Sabah keyfinizin yerinde ya da tabiri caizse sol tarafınızdan kalkmanız yaptıkları manipülasyonlara bağlı olup, bu durum yapay kaderin gün içinde işlemesinin de önemli bir kısmını oluşturuyor. Tabii gün içinde yaptıkları his manipülasyonları ve telkinler, yönlendirmelerle bunu %100’e tamamlıyorlar.

14 Kasım Salı saat 02:05

Bugün işin gücün arasında tipik zihin kontrol işkenceleriyle geçen bir gündü. Özellikle özel hayatla, O’nunla ilgili yapılan saldırılar had safhadaydı. Zihin kontrolüyle ilgili çalışmalar yaparken verimli bir şekilde ilerlemenizi engellemeye çalışıyorlar.

Dikkat çekici olan ise bu işkenceleri ve saldırıları özellikle zihin kontrol araştırması yaparken, yazı yazarken ya da oyun, film, vs. vakit geçirirken yapıyorlar. Ders çalışırken ise %90 oranında sizi güldürecek, yaptıkları kötü işkenceleri telafi ederek psikolojinizi düzeltecek şekilde bir elektromanyetik düzen yapıyorlar. Tabii ki bazen umulmadık şekilde ders çalışırken saldırdıkları da oluyor da, genel olarak verilen mesaj şu: Rahat rahat ders çalışmana müsaade ediyoruz. Ama bizimle ilgili çalışırken ya da dinlenirken, kendini en gevşemiş hissettiğin anda oradayız. Zihin kontrol çalışmaları sırasında yapılan saldırılara tam okumaya başlayacağınız anda angarya işlerin çıkması, iki üç yakının arka arkaya arayıp sizi toplam bir saatten fazla tutması, konsantrasyonunuzun en yüksek olduğu noktada birinin işe devam etmenin mümkün olmadığı bir duruma yol açması gibi şeyler dahil. Bir de ardı arkasına “Şunu yap. Bunu böyle yapsan daha iyi. Şimdi o işi bırak ya bunu yap” gibi beyninizi refleks olarak yönlendiren düşünceleri gönderip kilitlenmenize, o an ne yapacağınızı unutmanıza sebep oluyorlar. Plan kurmanızı ya da aklınıza gelen fikri istikrarlı bir şekilde sürdürmenizi engellemeye çalışıyorlar. 

Bu gece oyun oynarken tam tuşa basacağım sırada elektrikler kesildi. Dışarı baktığımda sadece bizim mahallenin kesik olduğunu gördüm. Elektrik geldiğinde ise yazın rakamlarla olan oyunları hatırlatırcasına saatin 01:41 olduğunu gördüm.

Doğal olarak meydana gelen elektrik, su ve internet kesintilerini görebildiklerini, önceden bilinen bir şeyden sizi manipüle ederek nemalandıklarını biliyorum. Bu iki durum çokça birbirine  karıştırılıyor. Mağdurlar etraflarındaki her şeyin onlar tarafından bizzat kendileri için yapıldığını düşünüyor. Oysa bu iki durum birbirinden farklı, biri bizzat işkenceye, diğeri ön görüye dayanıyor.

Fakat bu seferkini bizzat onların yaptığına eminim.

14-15 Kasım gecesi

Tıpkı dün yazdığıma inat olsun diye yapar gibi, bugün de ders çalışırken rahat vermediler. Normalde 5-10 dk’mı alacak basit bir konu üzerinde, yapılan zihin kontrolü yüzünden yarım saat, 45 dakika uğraşmak zorunda kalıyorum.

Son 1-2 aydır yazmayı unuttuğum şey; özellikle karanlıktayken, daha çok sağ gözümde nokta halinde bir ışıma yaratıyorlar. Anlık bir parıltı. Gece vakti bir sigara içeyim diye cama çıkınca sürekli oluyor bu. (Evet; günde sayısı epey epey az olacak şekilde tekrardan içiyorum, takip edenlerden aklına takılan varsa:))

Yatmadan önceki saatlerde ve yattığım sıralarda çok yoğun ve şiddetli bir kulak uğultusu yaşıyorum. Biraz daha zorlarsanız uğultuyu dışarıdan duyacağım. Ayrıca başımda damarlarım 2 kat şişmiş, kan akışı 2 katına çıkmış gibi bir zonklama oluyor.

Zaman zaman yarattıkları hafif diş ağrılarıyla da rahatsızlık vermeye çalışıyorlar.

Psikolojik işkence olaraksa sürekli yaşlarına ve yaşadıkları hayata dair düşünceler gönderiyorlar şu sıralar. Özellikle mahrem ihlalini, daha çok bayanların da aynı derece zihin kontrolü ve mahrem ihlali yaşamasını hatırlatıp “Biz genciz. Yaşımız 25-35 arasında. Her şeyinizi görenler arasında yaşıt olanlar da var. Yaşlı yok burada.” gibi seslerle rencide edici, akıl bulandırıcı düşünceler yaratıyorlar. Ki var da… Ve onları saklandıkları delikten çıkartıp  bizimle ilgili kaydedilen, günde 2 saat mesai yapıp geri kalanında eğlence olarak kullanılan veriler yeryüzünden, sanal ortamdan tamamen silininceye kadar bu mücadeleyi bırakmayacağım.

Aynı şekilde “Biz hiçbir sıkıntı yaşamadan bu işi yapmaya başladık. Hem zengindik, dertsiz tasasız ne istiyorsak yaptık, bir şeyin gerçekleşmesi için istememiz yeterliydi. Hem de sizin gibi zihin kontrolü yaşamadık. Şimdi de sizin çalışmanızı ve insani şartlara, refaha ermenizi keyifle engelliyoruz. Aileden, oradan buradan torpilliyiz biz.” gibi düşüncelerle aklınızı bulandırmaya çalışıyorlar. Ki doğru… Kayırılıp hiçbir şekilde zihin kontrolüne maruz kalmadıklarına, ailelerinin de ayrı tutulup elektromanyetik saldırıları yaşamadıklarına, beyinlerinin ve mahremlerinin hiçbir zaman hiçbir şekilde ihlal edilmediğine adım gibi eminim. Bu adaletsizlik dengeleninceye kadar da mücadele etmeyi bırakmayacağım.

Bu düşünceleri bir işle meşgulken, çalışırken ya da akşam dinlenirken gönderiyorlar. Sinirlendirici his manipülasyonları ile birlikte yapınca beyniniz refleksif bir tepki veriyor ve bütün o dinginliğiniz ortadan kalkıyor. Zaten var olan bu durumları unutmaya çalışıp işinize baksanız dahi taciz etmek için sürekli manipülasyon yapıyorlar. Okuyucunun yanlış anlamasını istemem. Adalet ve fırsat eşitsizliğindeki aşırı yüksek duyarlılığım ve torpiliyle sağda solda zorbalık şımarıklara, insanların sevgileri, özel yaşamı, eşleri ile ilgili ileri geri konuşacak genişliği kendisinde bulan olan şımarıklara olan nefretimi birleştirip bunun üzerinden işkence yaratmaya çalışıyorlar. Yoksa “Bende niye yok. Hoff kimse beni anlamıyor.” gibi tripleri olan birisi değilim. Çalışana Allah daha çok versin…

15 Kasım

İlginç yapay rüyalar devam ediyor. GECE “DOMAIN’İ YENİLEMEM LAZIM. VAKİT GELİYOR.” GİBİ KONUŞMALARI HATIRLADIĞIM BİR RÜYADAN SONRA SABAH UYANIP TELEFONA BAKTIĞIMDA HOSTING ŞİRKETİNDEN “DOMAIN’İN KULLANIM SÜRESİ DOLMAK ÜZERE” DİYE BİR MAİL GELDİĞİNİ GÖRDÜM. Elektromanyetik yöntemlerle medyumculuk oynuyorlar anlaşılan.

Ayrıca bir sokak müzisyeni gördüm. Akordiyon kutusu ağzına kadar dolacak şekilde bozuk para kazanmış. Önünden geçerken ben de para atıyorum. Sokak bir köşeydi. Benden başka üç kişi daha para atmıştı. Benim yaşlarımdaydı.

Sonra o müzisyeni balkon gibi bir yerden gördüğümü hatırlıyorum. Bir süre sonra kalkıyor ve yürümeye başlıyor. Bu esnada yere 5 lira düşüyor. Ama 5 lira da halı kadar bir şey. Tabii kör olduğu için fark edemiyor. Çevredekiler ona haber veriyorlar. Tam o sırada son hızla sahneye giren biri yerdeki büyük 5 lirayı sırtlanıyor. Müzisyeni itiyor. Ardı sıra gelen iki üç kişi de kör demeden adamı tekme tokat dövüyorlar. En son akordiyon kutusunu da alıyorlar ve ben uyanıyorum.

Bugün 1-2 hafta önce görüştüğüm B.Y.’den sonra bir diğer zihin kontrol mağduru C. ile de görüştüm. Ondan öncesinde ve görüşme sırasında yer yer telegram saldırısı oldu ama o kadar göze batar vaziyette değildi. Hem telegramdan, hem spiritüalist yaklaşımlardan, evrimden, yaratılıştan saatlerce muhabbet ettik. Çıkışta sahilde yürürken polis kimliğini gösterip bizden kimlikleri istedi. Her anında zihin kontrolğ olan o sıralarda C., polisin TC numarasıyla ne yaptığını, rozetini yakından görmek istedi. Elindeki GBT cihazına falan bakmaya çalıştı. Polisler ise olayı yatıştırıp sadece rutin bir arama olduğunu söylemek yerine zorbalık ve kabalık yapmayı seçtiler. İnsani gibi; haklı gerekçelerle şüphe duyan bir kişiye bunların üstüne “Ben istesem şurada çantanı da ararım. Hatta köşeye çekip boxer’ına kadar da arayabilirim. Makul şüpheli diye bir şey var.” gibi sözlerle hiçbir suçu olmayan çocuğa kabadayılık yaptılar. Ben de kimlik araması sırasında öyle rahat davranamayacakları, keyfi uygulamalara yer olmadığı, polisten kimliğini tekrar dikkatlice göstermesini istemeye hakkımız olduğu, endişesi olan vatandaşı da şimdiye kadar yüzlerce arama yapmış olan polisin telkin etmesi gerektiği konusunda sert çıktım. “Bak arkadaşım biz size öyle bir şey söylemedik.” gibi toplarma çabalarıyla birlikte “Senin şimdi çantanı da arayacağım.” diye bu sefer geldi bana çattı. Bir süre tartıştıktan sonra “Yoo yoldan geçerken bizi görünce telaşlı yürümeye başladınız şüphelendik, bu sebeple arıyorum.” gibi çocukların af edersiniz s.dik yarıştırması gibi üste çıkmaya çalıştı. Ben de “İyi aman ara ya ara.” diye çantayı sırtından indirip 5-10 saniye ben bakarken bakmasına müsade ettim. Neme lazım, çok duyduk öyle hikayeleri, sonra iftiradan al başına belayı… Sonra aralarından kibar, insancıl olan biriyle az kenarda olaya yanlış yaklaştıklarına dair bir konuşma yaptım. Az sonra da amirleri “Noluyor burda diye geldi.” Konu kapandı. Karşılıklı iyi akşamlar diledik ve ayrıldık. Arkadaşımın yaşadığı o kısa süreli telaş, paranoya, polislerde gözlemlediğim önce normal konuşup sonra ani çıkışlar şeklinde olan tutarsız davranışlar, bana da duygu manipülasyonları ile damarıma basıp sinirlendirmeye yönelik tacizlerle zihin kontrol mağdurlarını standart bir prosedürle zora sokmaya çalıştılar. Kısa süreli bir arbedeyle olay sonlandı.

Sonra saatlerce polislerin replikleri üzerinden bana voice to skull yapıp “Size böyle yapacağız bekleyin. Siz kimsiniz.” gibi düşüncelerle taciz etmeye çalıştılar. “Benim insanlar üzerinde bu deneyleri yapmaya hakkım var.” hesabı. Bir de bu tacizleri, sinirlendirecek olan düşünceleri böyle virüs gibi başkalarının sözlerini, mimiklerini kullanarak yaparlar. Aklınca kendisiyle ilgili olanlarla beraber diğer konulardaki düşüncelerinizi de manipüle edip sizi yönlendirecek. Mesela bu örnekte eğer zihin kontrolünün farkında değilseniz ve polisin haksız bir zorbalığına maruz kaldıysanız, size düşük perdeden sinsi sinsi verdikleri “Ben sana her şeyi yapabilirim.” tarzı telkinlerle neden olduğunu anlamadığınız bir paranoya yaratabilir, sizi anlamsızca polise düşman edebilirler. Ya da zihin kontrolcülere sinirlenirken aynı zamanda sözlerini ve mimiklerini kullandığınız kişilere de bir soğukluk hissedebilirsiniz. Nefret dahi edebilirsiniz.

Akşam eve dönüşümden yatana kadar geçen süre ise tam bir kabus gibiydi. Yolda ders çalışırken başlayan duygu manipülasyonları, O’nunla ilgili psikolojik tacizler ve imalar, yol boyunca hiç susmadı. Bir işi bitirip başka bir işe geçerken, tam konstantrasyonun had safhasındayken yaptıkları sürekli yaptıkları işkencelerle günün sonunu sor getirmeme sebep oldular. Bunların yanı sıra aniden gelen bir kulak uğultusu, huzur içinde akşam sigaranızı içerken damarlarınız patlarcasına bastıran, sonra aniden geçen, açma kapama düğmesini andırır şekilde baş ağrıları gibi işkenceler altında hem dersleri tamamlamaya, hem para kazandığım işleri yapmaya, hem de zihin kontrolü ile ilgili çalışmaya çalışıyorum.

Çalışmalarımın odak noktasını oluşturan etik, mahrem ve özel hayatın ihlali gibi konularda ise dalga geçerek bütün gün işkence yaptılar.  Bu yöntem şöyle; sevdiğiniz birini aşağılayan bir resmi zihninize gönderip tepkisel olarak sinirinizi tavan yaparlar. Sonra da “Yok öyle şeyler. Burada öyle şeyler konuşulmuyor.” gibi seslerle alay ederler. Yani sizi hem yaptıkları şeylerle öfke nöbetine sokarken, hem sizi en olmayacak zamanlarda zihin kontrolüne maruz bırakırken, hem de “insanların bütün gizlisi saklısını görüyoruz, ama önemli değil, yok öyle bir şey” gibi kibirli, megaloman, anlatmaya lugatteki kelimelerin yetmediği bir tutumla sizi çevrenizdeki havayı onlarmış gibi yumruklayacak konuma getiriyorlar.

Sizler ve akrabalarınız korunurken, milyon dolarlık cihazlarla sade vatandaşların mahremini eğlence olarak kullandığınız, olmayan onurunuzun ve şerefinizin acısını masum insanların zihnine mahrem kalması gereken özel bilgilerini yansıtıp onlarla eğlenmek için kullandığınız, tüm özel hayatları sigara molalarında, öğle yemeklerinde, boş vakitlerinizde birbirinize sergileyip hiçbir günahı olmayan insanların insanlığını, onurunu yerlerde süründürdüğünüz günleri, hesap verdiğiniz anlarda bir film şeridi gibi hatırlayacak, yaptığınız şeyler için kendi elinizi kesmeye, kendi gözlerinizi kendiniz çıkarmaya razı duruma geleceksiniz…

16 Kasım

İnanılmaz yapay rüyaların olduğu bir gündü. Bu seferkileri hayal meyal hatırlıyorum ama bu ay yapay rüyaları her zamankinden daha çok yapıyorlar. Ön planda olan şeyin rüya manipülasyonları olduğu bir gün gelmişken aklıma geçenlerde gördüğüm birtakım ilginç rüyalar geldi:

“Atatürk Havalimanı’nın çokça geçtiği bir rüya gördüm. Bütün bunlardan önce tuvalete gidiyorum ve tuvalette af edersiniz adamın birinin suratıma işediğini görüyorum. Orada bir kavga, hır gürden sonra dışarıda olduğumu hatırlıyorum. Atatürk Havalimanı için yol tarifi soruyorum kimse cevap vermiyor. Sağ tarafı yokuş yukarı, sol ise aşağı olan bir yol ayrımında tekrar soruyorum. Birisi tarif ediyor ve yukarı yürümeye başlıyorum. Evet, yürüyerek Atatürk Havalimanına gideceğim. Yol üzerinde tekrar sormam gerektiğinde bu Sultanahmet’teki eski çarşıları, iş hanlarını andıran yerde bir güvenliğe soruyorum. Güvenlik ise dışarıdan hem kalıp, hem mizaç itibariyle tam bir güvenlik görevlisi olmasına rağmen birdenbire felsefi muhabbetler üzerine konuşmaya başlıyoruz. Baya derin muhabbetler. Sonra da sürekli olarak telaşlı bir şekilde sorduğum Atatürk Havalimanı yolunun aslında herkesin geri gelmekte olduğu yol olduğunu gördüm. O iş hanından sonra at arabasıyla kaçarcasına hızlı bir şekilde doğanın içinde bir patikadan gittiğimi gördüm. dar bir patikaydı. Çok manevralıydı ve ata arabası bilgisayar oyunlarındaki ralli arabaları gibi sağ sol yapabiliyordu. Bu doğal ortamdaki yoldan ilerledikten sonra Walking Dead dizisindeki Negan’ın yol kestiğini, ve sadece sarışın olan insanlara işkence yaptığını gördüm. Sarışınlar daha önceki tanımlamalarında ve tacizlerinde orta sınıf, kibar topluluk, sosyete gibi şeyleri sembolize ediyordu.

Atatürk Kavalimanı’na gitmeden önce yakınlarının çeşitli haberler, çeşitli aksilikler ile beni caydırmaya çalıştığını gördüm. Rüyanın ilerleyen kısmında fark ettim ki Atatürk Havalimanı’na O’nu görmeye gidiyorum. O’nun la beraber Erasmus’a Yunanistan’a gidecekmişiz.:) Ama yokuş yukarı bir yolda aniden yağmur yağıyor. Bir büfenin tentesine sığınıyorum. Bu büfe lisede okulun hemen yanında bulunan bizim unutulmaz büfeye çok benziyor. Kısa bir muhabbet sonrasında “Kent Green” diye bir sigara görüyorum. Çevreci sigaraymış.Kendi kendini yok ediyormuş. Fiyatı 20 TL’ymiş. Yanımda yeterli para olmadığı için alamıyorum.

Yol boyunca A. Havalimanı’na gitmemi engelleyecek düşünceler aklıma girmeye başlıyor. Git, gitme, ya gidemezseniz, ya planlandığı gibi olmazsa, gibi ikilemler sırasında uyanıyorum.

17-23 Kasım

Yine çok net hatırladığım bazı yapay rüyalar oldu. Bu seferkinde Eski Dost’u gördüm. Ama asıl tipiyle hiç alakası yok. Böyle kağıt gibi incecik bir de 1.80’e yakın boyu var. Bildiğim sırım gibi. Üzerinde bir takım elbise, kundura ve siyah bir palto var. Onu en son hatırladığım zamana göre baya baya kendine klas edinmiş bir giyim. Sigarası da elinden eksik olmuyor tabi.

Bizim evin önünden çıkıp Eski Dostla konuşa konuşa aşağı iniyoruz. Ben tam hatırlamıyorum, “İsmin ne, ya da neydi konu, neydi sorun” gibisinden bir şey söylüyorum o ise İngilizce olarak “New World Order” diyor. Ama konuşmamız bana yapılan bir tehdit ya da benim yaptığım bir duyuru değil de tanışma niteliğindeydi. İsim gibisinden bir şey sormuştum sanırım.

Daha sonra Eski Dost ve ben mekanı hatırlamadığım bir mutfakta çorba içiyoruz. Kafamı sola çevirdiğim zaman ise O’nu görüyorum. Bulaşık yıkıyor ya da mutfak işleriyle uğraşıyor, öyle bir şeyler. Birkaç dakika sonra bir tartışma oluyor, O’nunla Eski Dost da oradayken hafiften tartışmaya başlıyorum. Birdenbire Eski Dost O’na dönüp köpek hırlama sesi çıkartıyor. Bildiğin böyle ama, ağzı çorba ve ekmek doluyken “Khıv Khıv Khıv” diye bir hırlama… Biz ise gülmüyoruz, aldırmıyoruz da, ikimizde de bir şaşkınlık belirtisi yok yani.” Sonra da yeni yerlere falan gidiyoruz ama tam hatırlamıyorum ve uyanıyorum.

Bu sıralar insanların ölümleri ve yakınlarımın ölüm şekilleriyle ilgili tacizler yapıyorlar. Bana dedemin ve ve diğer birkaç yakınımın ölümünü hatırlatıp bunların zamanlamasıyla ilgili çeşitli imalarda bulundular. Tipik bir yapay kader unsuru olarak tam bu sıralarda birçok mağdur “Benim dedemi de bunlar öldürdü. Benim kardeşimin intihar etmesine sebep oldular. Benim kuzenimi hasta ettiler.” gibi çeşitli cümlelerle benimle iletişime geçti. Dedemin ölümünü hatırlıyorum da; vefatından bir önceki akşam babamla benim kafama esmişti ve onu ziyarete gitmiştik. Bir süre yanında oturup muhabbet ettikten sonra saat 9-11 arası ayrıldık ve o gece vefat etti. O zamanlar küçüktüm, hatta mahalleli de “Bak Allah küçük çocuğun yüzü suyu hürmetine son kez görmesine izin vermiş.” “Son kez görmüş de oldular.” “Cuma günü, tam mübarek gün vefat etti bak cennete gitti o.” gibi yorumlar yapıyorlardı. Ölüm sebebi kalp kriziydi. Ama zaten öncesinden taşıdığı ve “doğal yollarla oluşabilecek rahatsızlıklar mevcuttu.”

Buradan çıkartılabilecek sonuç şu sevgili arkadaşlar: Bu adamlar doğal yollarla, yaşlılıktan oluşan rahatsızlıklar görebiliyorlar. Hatta bir insanın ne zaman vefat edebileceğini dahi kestirebiliyorlar. Ve insanların ölümlerine, hastalıklarına karışmayıp sadece izliyorlar. Mesela vakti gelen bir insana müdahalede bulunmadan çevresindeki hareketleri ona göre düzenliyorlar. Haa; istedikleri vakit nefes daralması gibi, ritm bozuklukları gibi, kanser gibi, psikolojik rahatsızlık gibi çeşitli felaketlere kendi elleriyle sebebiyet verebiliyorlar o ayrı.. Çok çok belirgin bir durum olmadıkça bunu kestirmek zor sanırım.. En son yaptıkları hatırlatmalar sırasında uyumak üzereyken dedemin ses tonuyla bir öksürme işittim. “Böyle öksürdü öksürdü sonra yavaşça uyudu.” gibi bir söz ardından geldi. 

Aynı süre zarfında O’nunla ilgili işkenceler de durmadan devam etti. Gece uyutmuyorlar, uyutsalar da sinir, baş ağrısı, kulak uğultusu oluyor.

Hayal ettiğim şeyleri, yani aşırı bir şey olmayan, sadece istediğim hayatı hiçbir zaman yapamyacağım gerçeğiyle yüzleştiriyorlar. Hiçbir şey yaşayamayacaksın diye direncimi kırmaya çalışıyorlar.

Sigarayı az az tekrardan başlayıp sonra bir ara tekrar bıraktım. Bu sıralar ilişkimiz biraz karmaşık, günlüğü siteye naklettiğim şu sıralarda da günde 3-4 taneyi geçmeyecek şekilde idare ediyorum. Hem telegram, hem telegrama karşı çalışma, hem ders hem iş varken birdenbire hiç içmemek epey zorluyormuş. “Bıraktığın sigaradan hiçbir şey anlamayacaksın. Psikolojinle, fiziğinle geri gelen sağlığının bedeli fitil fitil burnundan gelecek, bıraktığına pişman olacaksın” gibi şeyler söylüyorlar.

23 Kasım akşamı gelmiş geçmiş en ağır işkenceleri yaptılar. O’nunla ilgili bütün söylemeye dilim varmayan düşünceleri saatler boyunca periyodik olarak zihnime gönderdiler. Elimi kırarcasına bir duvara ya da cama yumruk atmamak için kendimi zor tuttum. Bir de bütün bunları hiç sigara içmediğim zamanlarda özellikle yapıyorlardı.

23 Kasım 

Yapay rüyalar yaptılar. Yine böyle absürt ve komik şeylerdi ama şimdi hatırlamıyorum.

Rüya manipülasyonlarının ve geceleri insanlara bu yolla yapılan telkinleri bana yapılanlar aracılığıyla böyle derlemeye çalışıyorum. İleride teknik detaylarla beraber detaylı bir anlatım düşünüyorum.

24-25 Kasım

Gece çok ilginç bir rüya gösterdiler. Tayyip Erdoğan’ın bir büro memuru gibi çalıştığı bir yerde onunla görüştüğüm, köşeye çekilerek bütün yaptıklarımın bir bir suratıma söylenip, mahrem kayıtların yüzüme karşı ortaya döküldüğü bir rüyaydı. İlk önce masanın önündeki ziyaretçi sandalyesine oturup Tayyip Erdoğanla konuştuğumu hatırlıyorum. Sonra yüzlerini hatırlamadığım bir iki kişi odanın köşesinde beni köşeye sıkıştırıp bir yere kaçmamı engelliyorlar. İri yarı korumalar bunlar. Yine büro çalışanı, sekretere benzeyen bir bayan da sakin bir tonla “1 sene önce saat bilmem kaçta şuradaymışsın. Burada burada çalışmışsın, haa bir de birkaç ay önce çıktığın şu kız da var. Yakın zaman önce evde bir tartışma yaşamışsın.” gibi şekillerde brifingleri döktürüyor.

Bir süre orada vakit geçirmişim. Tayyip Erdoğan’ın gösterdiği ziyaretçi sandalyesinde bu sefer kendimi bazı kağıtlarla dosyalarla uğraşırken gördüm. Orada çalışıyormuşum, staj yapıyormuşum gibiydi yani. Bir süre sonra da kapıdan Emine Erdoğan giriyor. Ama benimle alay ettiğini, dalga geçtiğini saklama niyeti olan en ufak bir mimiği olmadan kapının eşiğinden durmadan bana bakıyor. Bense gülmekten doğru düzgün yüz hatları gözükmeyen halini bir kez gördükten sonra bir daha o tarafa bakmıyorum. Yokmuş gibi davranıyorum.

Bu rüyada Tayyip Erdoğan ve diğerleri istihbarat bürosunun mensupları, Emine Erdoğan da telegramcı oluyormuş. Mesaj açık ve net…:)

Bir de bu gece depreme dair rüyalar gördüm. TV’de bize “depremin ne zaman olacağı” söyleniyor. Bu teknoloji bugün gayri resmi olarak mevcut tabi, ama sanırım rüyamda bunun kamuya açıldığı çok daha ileri çağlarda yaşıyorum. Ertesi sabah deprem olunca oturduğum binanın biraz eğilip geri geldiğini, ama bizim hala evde oturduğumuzu gördüm. Bir de garip bir tutum vardı. Sanki deprem artık olağan bir şeymiş gibi insanlar “Hee oldu mu sizin orada, biz de bekliyoruz işte” gibi şekillerde konuşuyorlardı birbirleriyle. Bu esnada eski evdeki üst komşuları da gördüğümü hatırlıyorum. Tanımadığım küçük bir çocukla beraber…

27 Kasım

Bedel-karşılık, siftah gibi isimleri verdikleri sadist oyunu devam ettiriyorlar. Oyuna göre; gün içinde sizi mutlu edecek ya da tamamlanıp rahatlama hissi yaratacak her şeyle beraber sizi sinir krizine sokacak saldırılar yapıyorlar. Birkaç gün öncesinin sigarayı bırakma faslında da bundan bahsettim aslında.Sonuç olarak yaptığınız tüm yenilikleri, ileri adımları psikolojinizi berbat ederek atmanızı, her adımınızda ve deneyiminizde orada olduklarını belli edip yalnız olmadığınızı unutmadığınıza dair bir işkence çeşidi. Başardığınız şey sonrasında kendinizi eskisinden daha yıpranmış halde buluyorsunuz, tamamen mutlu ya da tamamen iyimse bir zaman dilimi geçiremiyorsunuz. İzin verseler bile çok kalmadan onun bedelini toplu alacak şekilde bir işkence başlıyor. Bu işkencelerin sonucunda bir an kendimi şartlanmış köpekler gibi, bir şeye sevindiğim zaman, ya da mutlak şekilde önümdekine konstantre olduğum zaman “Aha şimdi bir şey olacak hazırlıklı olmalıyım.” derken buluversem de; “Napıyorum ben ya, hayvan mıyım ben?” diyip yine her şeye rağmen tadını çıkartmaya devam ediyorum. .

Mesela; bir dersin bitişine yakın O’nunla ilgili küfürler ve söylemeye çalışırken bile duvarı yumruklayacağım resimler geldi. Ya da sıradan, uyduruk bir oyunda geçtiğim b.ktan bir level için yine “Bölümü geçmenin bedeli” diye söyleyip yine O’nu görüyoruz gibi, kendileriyle O’nun resimleri gibi… Tabii ben de aynı şekilde cihazların başındaki adamları buradan anlatmayacağım vaziyetlerde, kendimle akrabalarını farklı farklı pozisyonlarda hayal ederek uygun sözlerle karşılığını veriyorum. İmgeleme yoluyla yapılan bu olayda, pek çok kez sinir krizinin eşiğine geliyorum. Ama karşılı versem de vermesem de bu durum var olacağı için, karşılık vererek morallerini bozduğuma ve keyiflerinin kaçtığına emin olarak durumu sonlandırıyorum.

Ama bu işkence nereye kadar gidecek, ne hallere düşeceğim bilmiyorum. Ama bir anda gelen o resimler beni kendimi zor tuttuğum “içten sinir krizlerine” sokuyor.

Bu bedel-siftah gibi oyunları da her an beni izlediklerini belli etmek, her deneyimimde iz bırakmak, yaptığım işlerde sürekli köstek olacaklarını vurgulamak, dolayısıyla çalışmama ve mutlu olmama engel olmak için yapıyorlar. Hatta çoğu şeyi kendileri yaratıp da işkenceyi bu sebeple yapıyorlar. Mesela bir gün oyun oynarken ya da ders çalışırken zihninize telegramcıların tutuklandığına dair bir sahne geliyor. Normalde ben düşünmemiş oluyorum onu. O sırada sadece önümdeki işle uğraşıyorum. Ama o sahneden 1 dakika sonra “Nasıl böyle bir şey düşünürsün!” diyerek malum işkencelerini yapıyorlar. Hatta daha beteri, daha önce yaptıkları bir şeyi hatırlatmak için yine o duygu durumunu yaratıp sonra özür dilemeye kalkıyorlar. Mesela; “O ve mahrem” diye tabir ettiğim bir saldırıyı dışarıda beni sinirlendirecek şekilde yapıyorlar. Daha sonra aynı resmi ve aynı sinirli hali gönderip( bu da sizi sinirlendirme amacı taşıyor) “Özür dilerim.” diyor. Ya da tam aynı durumu tekrar yaratmışken yanımdan geçen birisi “Özür dilerim” sesiyle aynı anda “Bakıyoruz arada nolcak ya” deyip geçiyor. Yani özrü kabahatinden beter deyimini uygulayıp daha beter işkence yapıyorlar. 

Sizi sinirden ağlatacak şeyleri yapıp tam ona sinirlenecekken birdenbire güldürecek şeyler gönderiyorlar. Ne öfkenizi tam olarak yaşayabiliyorsunuz, ne de güldürecek şeylerle nötrleşebiliyorsunuz. Kendi kendinize ne hissettiğinizi bile kestiremiyorsunuz. Beyniniz hangi duyguyu yaşamakta olduğuna karar veremiyor.

Şu son 10 gündür; zihin kontrolünü bilmeyenlere, bilmeyenlere derken, kahvehanesinde oturup ilkokul terk kültürüyle “Yok abi mümkün değil olamaz öyle şey.” ya da lisede üniversitede hepimize öğrettikleri sayısal bilgileri sözlüdeki gibi sayıp, dünyadaki tüm teknik bilgilere vakıf olduğunu sanıp “Bakın bilimsel olarak da mümkün değil böyle bir şey” diyenlere “Sen cehennemi bilemezsin.” diyeceğim, zihin kontrol mağdurlarıyla dalga geçenlere de “S.ktir git seni Assasins Creed oyunundaki gibi yönlendirsinler, seni bi bipolar ya da kanser yapsınlar da gör.” umursamazlığına sahip olduğum işkenceler yaşıyorum. Tarif etmesi imkansız… Ve bu başıma gelenlerin sadece cehhemin kapısının açılıp uzakça bir mesafeden sıcağının yüzüme vurmasına eş değer olduğuna eminim. Daha yazıyı yazarken 10 dakikada derin derin nefes alıp karşılık vermek zorunda kaldım.  Kendimi bayıltana kadar duvara kafa atmamak için kendimi zor tuttum. Ama bu bir cümleyle anlattığım an… “Siz cehennemi bilemezsiniz. Neden bu kadar uğraştığımı da, bu işkencenin nasıl bir şey olduğunu ‘hissetmeden’ asla bilemezsiniz.”

Telegramcıların hesap vereceği güne kadar tüm sakinliğim, tüm ezilmişliğimle çalışmaya devam edeceğim. Ortaya çıktıkları an, kimlerse ve kimlerden yardım alarak bunu yapıyorlarsa.. Oradaki o ifşa, o utanç, o hayvanlık belgelerimiz, hakkımızda yapılan ve konuşulan şeyler, mahrem kayıtlarımız, 1 Byte’çık verileri dahil olmak üzere silininceye, bize bunları yapan kim varsa biz sürünürken kendisinin zihin kontrolsüz ve keyif içinde yaşadığı yılların da hesabını verecek şekilde cezalandırılıncaya kadar ölmeyeceğim, vazgeçmeyeceğim, bu işin peşini bırakmayacağım. Gerekirse ne lazımsa yapıp, bütün taktikleri öğrenip, 80 yaşındayken 40 yaşındaymış gibi olmanın yolunu bulacak ve sizi girdiğiniz delikten çıkarıncaya kadar ölmeyeceğim…

ÇALIŞMAMI VE İLERLEME KAYDETMEMİ ENGELLEYİP BENİ BİTKİSEL HAYATA GİRMİŞ, SAĞDAN SOLDAN EMEKSİZ HİÇBİR GELİRİ DE OLMAYAN BİR ZOMBİYE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYORLAR. SAHİPSİZİZ, DENEY ZAİYATI DİYE ÖLSEK KİMSE DUYMAZ YA TABİİ… ONLAR İŞKENCENİN DOZUNU ARTTIRDIKÇA BENİ GÜNDE 8 SAAT, DAHA DA ARTTIRDIKÇA 10 SAAT, DAHA DA ARTTIRDIKÇA 18 SAAT ZİHİN KONTROLÜYLE, YASA DIŞI TAKİPLERLE, DENEYLERLE, DİNLEMELERLE UĞRAŞIRKEN BULACAKLAR.

Oturup dua etmek, çareyi uzaklaşmakta bulmak, huzura erme yollarını aramak bizim gibilere yaramıyor. Bizler; terapiyi sadece ama sadece yapmakta, eylemde, savaşta, bize bunları yapanların üzerine gitmekte bulanlarız. BİZİM  GİBİLER İÇİN TERAPİ SAVAŞMAKTIR, BEDELİNİ ÖDETMEKTİR. HAVALE ETMEK YA DA SALIVERMEK DEĞİL.

30 Kasım

Sabah gözlerimi açtığım saniyede aynı resimleri aynı şeyleri gönderiyorlar. Kaçta uyanacağımı biliyorlar ve 1. saniyede O’nunla ilgili saldırılarla güne başlıyorum.

Bu gerçekten dayanması çok zor. 5-10 dakikada bir zihnime malum şekilde ses ve resim gönderildiğini, yer yer etrafı parçalamamak için kendinizi tuttuğunuz bu durumda hem her seferinde elinizde olmadan onlara cevap verip, hem de çalışmaya çalıştığınızı düşünün…

 

DAHA ESKİ GÜNLÜKLER İÇİN KATEGORİYİ ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ: İŞKENCE VE TACİZ GÜNLÜĞÜM

 

 

 

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *