Hipotezler, Olası Devrim ve Getireceğini Andıran Geri Dönüş

Nihilanth rumuzlu zihin kontrol mağduru arkadaşımızın bir önceki yazısını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Yakın veya uzak gelecekte tam anlamıyla her şeyin değiştiğini hiç hayal ettiniz mi? Dinsel kabullerin ortadan kalktığı, düşündürdüğü veya yeniden yorumlandığı bir gelecek? Tanrının insana bahşettiği özgürlüğün tam anlamıyla ortadan kalktığı veya anlamlı bir işlevi kalmadığı bir gelecek?

Binyıllardan, bilimsel devrim ve endüstri devrimine kadar olan zaman diliminde aslında pek de çok büyük değişiklikler olmadı. Her bir oluş, bir diğerinin devamıydı. Özellikle düşünsel alanda bu böyleydi. Fakat bilimsel devrim ve endüstri devriminden bu yana, teknolojinin ve bilimin ivmelenerek artmasıyla, gelecekte mantıksal olarak çok derin değişikliklerin yaşanacağı öngörülebilir. Çünkü imkân ve bilgi sınır tanımaksızın genişlemektedir. Yani imkânın sınır tanımayarak genişlemesi gelecekteki derin değişikliklerin mantıksal temelidir. Zihin kontrolü de bu derin değişiklikleri tetikleyecek unsurlardan bir tanesidir. Belki de tek unsurdur.


İnsanlık bugün biliyor ki, medya yoluyla, gıda yoluyla, çeşitli ekonomik/kurumsal/kavramsal manipülasyonlar yoluyla zaten kitlesel zihin kontrolü uygulanmaktadır. Peki, gelecekte neden daha fazlası olmasın? Neden daha fazlası veya farklısı olmasın duygusunun temelinde merak vardır. Eğer merak duygusu olmasaydı insanda, şuandaki duruma gelinemezdi. Yani bu demek oluyor ki daha korkunç şeyler olabilir. Bu korkunç tehlikenin bir tanesi, günümüzde de yaşanmakta olduğu neredeyse kuşku götürmez olan elektromanyetik zihin kontrolüdür. Teknik temelleri tam anlamıyla bilinmemekle beraber, dünya genelinde konuşulmaya ve önlemler hakkında tartışılmaya başlandığı bir gerçektir. Ufak ve küresel çapta bir internet araştırması bunu göstermektedir.


Zamanında, ve hatta günümüzde bile Tesla-Edison karşılaştırmasında Tesla’nın adı daha az biliniyor. Bu, Tesla gibi bir dahinin yaptıklarını ve yapmaya çalıştığı şeyleri tarih önünde yok etmez. Eğer bu teknoloji tek ve yerel bir oluşumun ürünüyse, kuvvetle muhtemel bu teknolojinin mucidi de toplum tarafından tam anlamıyla bilinip benimsenmeyecek. Yani bilinip benimsenenlere kıyasla. Lakin böyle bir teknolojinin kullanım alanlarına baktığımızda, sisli puslu olan, kimin elinin kimin cebinde olduğu bilinmeyen karanlık dünyanın mecrasında dolaştığı veya dolaşacağı görülür. Çünkü böyle bir teknolojinin istihbarat ve türevi alanlara sayısız faydası vardır. Bu da, bu teknolojinin tek ve yerel bir oluşumun ürünü olmaktan ziyade (yani patentli bir cihaz gibi), birden fazla kişinin kucağında büyüdüğü ihtimalini artırmaktadır. Her iki olasılığın hangisinin gerçek olduğu belki de bilinmeyecek. Bu sisli puslu ve tozlu rafların arasında meraklı bir araştırmacıyı beklemesi için tarihin gerçekçi ve acımasız kolları onu zapt edecek.

Yazıya, insanı ürküten konulardan biri olan dinden başlamamın sebebi sanırım anlaşılmıştır. Bütün dinlerde diyerek bir önyargıda bulunmak istemem; fakat neredeyse bütün din sistemlerinin temel direklerinden birini yıkacağı ve diğerlerinin de, ipi kopan tespihin ilk boncuğunun düşmesinin ardından, diğerlerinin onu takip etmesi şeklinde devam etmesi gibi yıkılacağını öngörüyorum.

Bu temel direklerin en temeli özgürlüktür. Özgürlükten kastedilen, hareket özgürlüğü, davranma özgürlüğü veya diğer özgürlük tanımlamaları değildir. Düşünme ve kabul etme özgürlükleri hariç…

Elektromanyetik zihin kontrolü insanlığa istediği düşünceyi bir paket halinde sunabilir ve kişinin bunun dışarıdan geldiğine inandıracak hiçbir pürüz göstermez. Bu temel paket düşünceleri geldikten sonra, beynin normal işleyişi üzerine bu temel düşünce paketleri üzerine mantıksal tezler geliştirilir. Bundan sonra kabul etme veya daha doğrusu özümseme, benimseme gelir. Dolayısıyla, kişi kendi eliyle, bilinmeyen dalgaların kontrolünde, istenilen kişiyi/karakteri/rolü bir kobay gibi oynar ve onun bundan habersiz oluşu, onu mükemmel bir robot yapar. Varoluş bunalımına girmiş bir robot gördünüz mü hiç? Evreni, kendisinin kim olduğunu, dünyada olanları, nereden geldiğini ve nereye gideceğini TEFEKKÜR ve içsel olarak analiz/yorum” yaparak birtakım şekillerde isyan eden bir robot henüz görülmedi. Ve muhtemelen de görünmeyecek. Yukarıdaki tefekkür kelimesini bir roketatar gibi yüzünüze tutmamın nedeni, standart manada veya mantıksal/matematiksel düşünmeden farklı olarak, tefekkürün daha kesif, kümülatif veya dallanmalı olarak birtakım doğadan gelen arzularla birleşerek komplike bir şey olmasıdır. Buna ilerlemiş veya evrim geçirmiş mantıksal/matematiksel düşünme de denebilir. İşte bu doğadan gelen tefekkür ve içsel yorumlama mekanizmalarının sekteye uğratılmasıyla “tabiî olan düşünsel özgürlük” mefhumu ortadan kalkar.

Günümüzde beyin hakkında bazı tutarlı bulgular, insanın zaten özgürlüğünün olmadığını söylüyor. Ama bu bulguların dinsel ve felsefi düşünceyi çökerteceğini veya sekteye uğratacağını pek göstermez. Çünkü bunun için onlarca tutarlı tez geliştirilebilir. Kendiliğinden oluşan süreçlerden gelen ve “özgürce üretilmiş düşünce algısıyla perdelenmiş özgürce olmayan düşünce” evrenin kendiliğinden geldiği için doğal kabul edilebilir. Yani dinsel düşüncede hafif bir evrim yaparak durum kabullenilir. Ki zaten tarihte bunun gibi dinsel düşünceler mevcut. O zaman buna evrim yerine toplumsal bir kabulleniş diyebiliriz. Çünkü bu bakış açıları genel olarak topluma nüfuz edemedi.

Doğal olup da özgür üretilmeyen düşünceden yapay ve birilerinin (ki bu durumda, bir kişi varsa tanrı, eğer birileriyse tanrılar panteonu) birtakım arzularına göre şekillendirilmiş düşüncelere gelecek olursak, işte bu öngöremeyeceğim bir şekilde din düşüncesini tamamen değiştirebilir. O zaman, insanın içinde karanlık duyguları açığa çıkaran o distopik hayaller gerçekleşmeye başlar. Tıpkı George Orwell’in 1984’teki Büyük Birader’i gibi, o büyük teknoloji insanı, insanlık kavramının uzantısı olmaktan çıkararak bir otomattan farksız hale getirir.

En fazla, o düşününce ve hayal süzgecimizden geçen o olağandışı, korkunç, saçma sapan denilen düşünceler gibi, bir gün hak ve hakikate dair düşünceler de o olağandışı saçmalıklar kategorisinden geçer ve milyarlarda bir olasılık olmasına ve yakın geleceğin öngörülmesi temel alınarak inkar edilen bir bilimsel ihtimal (mesela molekülleri iki karşı tarafta toplanarak denizin ortadan bölünmesi ihtimali gibi) olarak kalır ve günümüzde o bilimsel ihtimallere olan bakış açısı neyse, gelecekteki insansılarda o bakış açısıyla bakar aslında gerçek olanlara.

Aslında gerçek?!… Çünkü gerçeklik denilen şey tamamen yapay olabilir. Birtakım koşullar ve haller hala anlaşılmadığı gibi, bir de bu zihin kontrolü eklenince işin içine, insanlık belki de ters tepki olarak tamamen geriye gidebilir. Yada kim bilir? Filmlerdeki yapay zekaların insanların yerini alması bir kehanetler dizisinin sanatsal ve dijital tezahürleridir.

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *