Haziran-Temmuz 2018 telegram zihin kontrol işkenceleri

1 Haziran 2018 09:38

Bugün yine uyanır uyanmaz aynı işkenceleri yaptılar. Baş ağrısı, sinir stres, nitelik yönünden daha hafifti ama daha bir şerefsizce, aşağılıkça imalar yapıyorlar.

İşe başlamak için “Enter” tuşuna bastığım anda, doğrudan tam bastığım anda ama bakın, bastığım saniyede O’nunla ya da sevdiklerimle ilgili bir küfür geliyor. Bir de bunu önceden kurdukları hipnoz şeklinde yapıyorlar, o yüzden iyice sinir bozuyor. Tam işe başlayacakken bunu yapıyorlar ve “sifta bizden, başla hadi..:)” diye dalga geçiyorlar. Genelde aldırmıyorum ama bazen tam mesaiye başlayacakken kalkıp 2-3 dakika dolaştığım bile oluyor.

2-3 Haziran 2018 09:55

Arada sırada yaptıkları işkencelere rağmen şu sıralar rahatım. Yalnız; 7/24 işkence yerine 1-2 saatte bir daha tesirli olacak şekilde işkence yapmayı tercih ediyorlar şu sıralar. Genel olarak sakin bir gündü. Mağdur bir arkadaşla da görüştüm, rahatım şu sıralar…

4 Haziran 2018 23:27

Dün iyi ki ‘şu sıralar iyiyim’ diye yazdım. Öğlen 11-12 arası yine yoğun işkenceler vardı. Arada sırada hem çevresel manipülasyonlar, hem internet kesintileri ile çalışmam engellemeye ya da kıllık yapmaya yönelik girişimler oldu.

5 Haziran 2018 23:21

Sabahtan öğlene kadar çalışırken tam gaz işkenceler devam etti.

Akşam üstü saat 17 cıvarındanitibaren küfür, aşağılama, zorbalık, hepsi saat 20 cıvarına kadar devam etti. Kendilerince koydukları iki gıdımlık çalışma kotası diye bir şey var. ‘Fazla çalışmayacaksın. Günde birkaç saat, o kadar…’ diyorlar. O kotayı geçtiğim zaman alabildiğine işkenceler devam.. O’nunla ilgili her şey aynı zaten ve daha beter sürüyor. Kendilerince şu bedel-siftah oyununu uydurup işkence yapmaya devam ediyorlar…

Ardı arkası kesilmeden; bir domino taşı gibi adeta göçerten bir internet kesintisi, zihne gönderilen sesler ve resimler, evdekiler aracılığıyla verilen rahatsızlık, çevresel tacizler, kısa süreli bir sinir hoplaması, yüzümü yıkadıktan sonra ve su içtikten sonra amansız ve ani bir baş ağrısı, sonra odaklanmayı engelleyici parazit düşünceler.. Mix’in kralını yapıyorlar..

Saat  21 ve a…. şerefsizleri hala devam ediyorlar.

Bazen çalışırken beynimi komple Beta seviyesine çıkaran bir hiperaktiflik veriyorlar. Bildiğiniz oturup dinlenemiyorum. Mola zamanlarında bile deli dana gibi dolaşasım geliyor. Fiziksel ve psikolojik işkence ile birleşince çabuk yorulmama ve hap yutmuş gibi sonradan aşırı derecede yorulmama sebep oluyorlar.

6 Haziran 2018 08:24

Dün gece aynı işkenceler yine başladı ve bu sabah uyandığım saniyede, şu anda bile yapılanlarla devam etti. Nereye kadar sürecek, ne olacak, ne zaman kurtulacağım hiçbir bir fikrim yok. Çok kötü…

İftarı ne zaman yapacağını bilmeden aç susuz kalan gerçek fakirler, gerçek oruçlular gibiyim…

6 Haziran 2018 23:57

Sabahtan beri var olan irili ufaklı tacizlerle birlikte bugün işlerin hafiflediği saat 16’dan beri amansız bir işkence yaşıyorum. Yoğun saaatler geçiyor, tüm işler hafifledi diye rahat bir şekilde çalışmaya başlamışken saniyesinde O’nunla ilgili v2k’lar başlıyor. Birbirinin peşi sıra şartlanmalar, dışarıdan seslere dikkat çekilerek yapılan tacizler… Şu an hala devam ediyor.

Uyumama 1-2 saat kala muhakeme yetneeğimi yerle bir eden bir düşünce bombardımanına sokuyorlar. Zihnime sinirlendirici bir ses gönderip, sonra benim adıma ona cevap verip; sonra da daha da sinirlendirici bir şekilde cevap verip bana boş bir sinir yüklüyorlar. Ben o düşünceyle boğuşuyormuşum gibi şizofrenik bir hissiyat yaratıyor beynimde. Şizofren fantezilerini zihnimde oynatırlarken itiraflarda da bulunuyor.

“Bak oyunu kendim başlatıp kendim devam ettiriyorum. Neden? Şizofren bir hastanın tekiyim çünkü.”

“Eziğim ben ezik.”

“Anladın mı.. Hadi tuvalete git de şimdi tuvaletindeyken konuşalım.”

“Hastalıklı bir sapığım ben.”

“Dikkat et de senin yakınlarının başına bir şey gelmesin.”

“Geçen gün yaptığın seks çok komikti. Ailecek izledik, dinledik.”

“Sana acı çektirmek istiyorum, hepsi bu”

Dışarıda beni taciz etmiş olan yedi sülalesi o… evlatlarından biri, Eski Dost, hayali doktor tiplemeleri gibi şeylerle karakter suikastı yapmaya çalışıyor.

Niyeti şu: 5-6 sene geçtikten sonra hepsini unutmuş olacakmışım. Peşlerinden gitmeden aynı aşağılayıcılıkla, yapılan sadistlikler, sapıklıklar, mahvedilen ve alınan canlar aklıma gelmeden yaşayacakmışım. Şimdi ettiğim yeminlere o zaman gülecekmişim..

Evet sevgili mağdurlar; istediğiniz yerinizle gülebilirsiniz…

10 Haziran 2018 22:03

7-8-9-10 Haziran boyunca genelde dışarıdaydım. Dışarıda sıcakta ve çevredeki insanların hareketleri aracılığıyla maruz kaldığım zihin kontrolünü, O’nunla ilgili yapılan işkenceleri kelimelerle anlatamıyorum. Yazmak istiyorum ama yazamıyorum.. Halen devam ediyor. Yemin içiyorum, ant içiyorum… İfade edemiyorum…

20 Haziran 2018 19:12

10 gündür yazmak için pek müsait vaktim olmadı. 3-4 gündür yazayım yazayım diyorum diyorum unutturuyorlar. Sonunda toparladım yazıyorum. Evet son 11-12-13-14-15 Haziran gibi tarihler biraz daha sakindi. Sakin dediğim de ilk defa maruz kalan bir insana sinir krizi geçirtecekken artık bizim gibilerin alıştığı şeyler… Yalnız ayın 15’inde, yani bayramın ilk gününde uzun süredir devam eden ama bu sefer iyice körükledikleri bir olay oldu. Ufak ufak aralıklarla bende korku yaratmaya çalışıyorlar. Sevinçli, üzüntülü, acı dolu anlarımı hiçbir şekilde adam akıllı yaşayamayacağıma dair. Mesela bugün bile maruz kaldım. Yine şu; bunun bedeli, şunun siftahı diye yaptıkları işkencede olduğu gibi, her komik bir şey izleyip kahkaha attığım zaman “Güldüğün için” diyerek sinir krizi geçirtecek bir şey yapıyorlar. Akşam bir müzik açıp hafiften hüzünlendiğim zaman “Düşüncelere daldığın için” diyerek yine işkence yapıyorlar. Yani acı dolu olsa bile hiçbir şeye tam olarak konsantre olmama izin vermiyorlar. Düşünce akışını bozup sizi bir morona çeviriyorlar. Duyguyu hissettin, işkence gördün, hissedemedin, işkencenin anısını hissettin, sonra bir an yine önündeki olay aklına geldi, sonra yine işkence… Beynin tam bir çorba oluyor…

Bir paragraf okuduğunuz zaman; 2-3 cümlecik b.ktan bir paragrafı bile önce ilk cümle, sonra manipülasyon sebebiyle kaybolan ikinci cümle, sonra yarım yamalak anladığınız 3. cümle, sonra daha iyi anlamak için okuduğunuz 2. cümle, bu sefer de paragrafın neyle ilgili olduğunu unutmanız gibi bir mücadeleyle okumak zorunda kalıyorsunuz. Bunu ağız tadıyla yaptığınız bir sohbet sırasında, heyecanla beklediğiniz bir bölüm sırasında, özellikle çalışırken sürekli yapıyorlar. Onların zihnime gönderdikleri sesler olmadan en son ne zaman sonsuz bir sessizlik içerisinde uyuduğumu, zihnimde başlattıkları kavgalar olmadan ne zaman yemek yediğimi, ağız tadıyla ne zaman müzik dinlediğimi, gönderdikleri bir ses olmadan ne zaman tuvalete gidip duş aldığımı; okuyucudan özür dileyerek söylüyorum, zihnimde yarattıkları manipülasyonlar olmadan en son ne zaman masturbasyon yapıp ağzım açık bir şekilde uyuyakaldığımı, en son ne zaman zihnime gönderikleri sesler; vücudumda bir tahrik, hemen ardından bir iktidarsızlık, bir inanılmaz tahrik, bir sinirlenme durumu, bir üzüntü, bir mutluluk kombinasyonu olmadan ne zaman seks yaptığımı hatırlamıyorum. 2,5-3 senedir böyle yaşıyorum neredeyse… Dünden beri yoğun işkenceler altındayım. Duygularım ve dürtülerim karman çorman, berbat… Çok kötüyüm.. Tıpkı yukarıda anlattığım durumlar gibi. Eski Dost’un bana yaptığı şeylerle birleştirerek sürekli tetikte olmama, sürekli bir şey olacakmış gibi, sürekli bir zihin kontrol saldırısı olacakmış gibi hissederek stres altında yaşamama sebep oluyorlar. Ben normalde aldırmadığım halde bu beyin haritasını gönderiyorlar. Zorla hissettiriyorlar… Bu şekilde uykuya daldıktan, pardon zihninize gelen seslerin 1 saat kadar susmasını bekleyip uyuduktan sonra 1 saat kadar mutlaka uyandırıyorlar. Uyku kalitesinin içine ediyorlar. Rüyalar, halisünasyonlar, manipülasyonlar… Zaten sıcağa dayanıksı olan yapımda bir de vücut sıcaklığımı bir düğmeyle basılmış gibi arttırıp, çevredeki insanlar aracılığıyla sinir krizi yaratıp, bütün aksilikleri üst üste getirip anlatması imkansız bir ruh haliyle dışarıdaki işlerinizi halletmenize sebep oluyorlar…

Dışarıda olduğum günlerden birinde bir yerde oturup dinlenirken önümden geçen güzel bir kıza istemsizce bakarken önce verdikleri bir ekstradan tahrik hissinin hemen sonrasında O’nunla ilgili şartlanmalar ve aşağılanmalardan bir kombo yapıp x2, x3, x4 sinir krizi geçirttikleri bile oldu. Koskoca açıklık, güneşin almadığı bir yerde durak tabelasında bulduğum bir gölgede 4-5 sigarayı arka arka içiyorum, günü ısrarla devam ettirmeye çalışıyorum. O işler bitecek, o mesai bitecek.. Bacaklarını koparsalar bile tamamlamak zorundasın. Çünkü senin hiçbir güvencen yok. Bana işkence yapıyorlar deyip evde oturup kolaya kaçamazsın… Bütün hipnozlar, sinir krizleri, bütün bir yokuşu yaptıkları şaşırtmalarla size boşa yürütüp geri dönmeniz, yolda aniden tutan öksürük krizi, aksilikler, dayanılmaz manipülasyonlar ve küfürler.. O sıcakta uzaktan silahın da etkisiyle fazladan terlemeniz.. O 2-3 gün nasıl geçti hala bilmiyorum.. Aslında diğer açıdan bakarsak; bütün çektiğim acıların ileride beni olmak istediğim kişiye doğru götürdüğünü sezebiliyorum…

Evet.. Uzun süre yazmayınca, yazarken olanları bir bir hatırladım. Hafızam bu kaleme bağlı sanki… Aslında söyleyeceğim kaynadı yine.. Telegram etkisi kusura bakmayın… İşte bu; his ve dürtü karmaşasından oluşan inanılmaz psikolojik işkencelerle şu tehditlerde bulunuyorlar:

“Daha önce yaptığımız sayı ve rakam işkenceleri gibi; baban 69 yaşında ölecek, öldüreceğiz.”

“19 Temmuzda ölecek baban. Al hadi bakalım. Ne yapacaksın ondan sonraki hayatında.”

“Annene kalp krizi geçirteceğiz, kanser edeceğiz.”

“Kanser olacak annen.”

“Anneni babanı öldüreceğim. Ve sana o ölüm acısını bile yaşatmayacağım. Tam ağlayacakken yine zihin kontrolüne alacağım. Ölümlerine güldüreceğim seni. Sonra yine ağlatacağım, yine güldüreceğim. Yaşayamayacaksın hiçbir şeyi. Kafayı yiyeceksin.”

Bunları uzun süredir yapıyorlar, bu korkuları uzun süredir yaratıyorlar. Bayramın birinci günü de mezar ziyaretinde, yakınların ziyaretinde aynı şeylere dikkat çektiler. Mesela adam önümüzdeki meseleyle rahat rahat ilgilenmenizi sağlıyor, ama öncesinde mutlaka bir küfür, bir hakaret gönderiyor. Ama onu da sinirlenmeyeceğiniz bir şekilde yapıyor. Sürekli böyle.. Sebebi saplantısıymış, yapmak zorundaymış. Benim normal davranmam gerekse bile o özel, duygusal anda mutlaka kıllık yapacak bir şey göndermesi gerekiyormuş. “Senin sinirlenmen mecburi değil. Ben o küfürleri etmek zorundayım.” diyor..

Sanırım 2. günde gerçekleşen çok kötü işkencelerde bunları, bu korkuları ve aklıma gelmeyen türevlerini tekrar hatırlattırlar… Bu korkuttukları şeyler gerçek olursa evet çok çok üzüleceğim. Tarifi imkansız bir şekilde.. İnsanım ben.. Ama yapay kader denen şeyle bizim sayılardan, rakamlardan oluşan işkencelerimizi, hayat çizgimizi zaten çoktan belirtmişler. Yaptığım faaliyetlerden caymam için yapasıları varsa zaten yapacakları şeyi ben bunları yapıyorum diye oluyormuş gibi göstererek caydırmaya çalışıyorlar. Olması halinde adaklarımı gerçekleştireceğim üzüntümün bir ifadesi olarak… Yapay kader denen bir şey var… Bu hastalıklı insanımsılar; her şeye, bütün oyunu kurmaya ben daha zihin kontrolünün z’sinden haberdar değilken başlamışlar. Size; kendi yaptıkları şeyi sizin hamlelerinizin suçuymuş gibi hissettiriyorlar, sonra aynısını siz bir şey yapmasanız bile yapıyorlar. Hiçbir şey fark etmiyor yani. Olacak dediği şeyler siz çalışmasanız bile oluyor. Bekliyorum.. Hep beraber göreceğiz yıllar sonra. Ya akılları başlarına gelerek geri basacaklar, ya da alınacak olan intikama iki ve en önemli kişiler de eklenecek. Bu da buraya düşülmüş bir nottur. 2020’de Büyük İstanbul depreminin olacağı gibi trolleme mi ciddi mi bilemeyeceğim bir kehanet şovdan sonra babamın 69 yaşında olduğu senenin 19 Temmuzunda öleceğini söylediler… Gerçekleşirse; hepsi zihin kontrolünün birer kanıtıdır.

Zihnime sesler ve resimler gönderilerek yapılan aşağılamalara da yeni bir boyut kazandırdılar.

Dün, yani 19 Haziran’dan bugüne kadar olan süre bildiğiniz cehennemdeydim. Halen daha devam ediyor. Sessiz sessiz işimi yaparken nasıl bir cinnetin eşliğinde her şey normalmiş gibi davranıyorum bilemezsiniz… Şu anda bile zihnimde düşük dalgadan dönmekte olan bir film eşliğinde yazıyı yazıyorum. Bir de üstüne verdikleri motivasyon eksikliği, yorgunluk eşliğinde.. Hiçbir şey yapmadan uyumak istemiyorum tam uyuyamıyorum uyandırıyorlar, uyumadığım zaman uykulu halim de bir türlü gitmiyor, çalışmak istiyorum tam çalışamıyorum işkence yapıyorlar, dinleneyim başka şeylerle uğraşayım diyorum yine işkence yapıyorlar. Hem O’nunla ilgili işkencelerin, hem de Eski Dost’un yaptıklarının bir canlandırmasıyla birleştirerek bir zombi gibi yaşıyorum. Birkaç aydır sürdürdükleri bir işkence metodu var. Doğrudan küfretmiyorlar, dolaylı yollar ya da semboller kullanıyorlar. Ama nasıl sembol… Doğrudan küfretmiyorlar, dolaylı yollar ya da semboller kullanıyorlar. Bunu önceden sadece sembollerle olacak şekilde, görsel olmadan ve sizde yüksek bir duygu manipülasyonu yaratacak şekilde yapıyorlardı. Mesela olabilecek en absürt örneği verecek olursak; zihninizde sevdiğiniz kişiyle bir bonibon şekeri bağdaştırıp, sonra sadece ama sadece bonibon şekeri üzerinden yaptıkları manipülasyonlar ve imalarla size sinir krizi geçirtebilirler… Son zamanlarda bunu iyice doğrudan küfre dönüştürüp, sizi sinirlenmeniz gerektiği halde sinirlenemeyeceğiniz hale getirdikten sonra bu işkenceleri yapıyorlar. Mesela örnek veriyorum. Zihnime “Anan…. s…” diye bir cümle geldiği zaman doğrudan sinirleniyorsunuz. Kilitleniyorsunuz uzun süre. Zihninize bu sefer çok alakasız, mesela “Kalorifere s…., kalorifer=anan” diye bir ses gönderiyorlar. Zihnine böyle ses geldiği zaman duygu durumunu da önceden ayarladığı için sinirlenmiyorsunuz. Bir süre sizi böyle bir uyuşturucuya alıştırır gibi alıştırıyor. Sonra daha beter bir küfrü ediyor, resimli oluyor genelde… Sonra daha daha beterini sinirlenmeyeceğiniz yollarla yapıyor. Sonra da üst kattan ritmik olarak saçma sapan bir tıkırtı yüzünden sinirden duvara birkaç yumruk atarken buluveriyorsunuz kendinizi… Ve bu anlattıklarım genelde O’nunla ilgili oluyor tabii ki.. Şu anda normalde “Olsa kendimi camdan atarım herhalde.” diye düşündüğüm işkenceleri, tam olarak şu kelimeleri yazarken çekmeye devam ediyorum. Ama büyük bir duyarsızlıkla işime devam ediyorum. Hem sinir vermiyorlar, hem de elimden bir şey gelmiyor konuda, kafam rahat.. 10-20, belki de 30 yıllık bir hesap bu.. O’nu seviyorum, her şeyden çok.. Benim gözlerine bakmaya korktuğum insanı zihnimde ne hale getirdiler, neler yaptılar… Yeminliyim.. Yemininden dönene bütün sübyancılar, gizli servislerdeki bütün oğlanlar, eşcinseller ormanlık alanda tecaüz etsin. Şeyimi ormandaki vahşi hayvanlar yesin. Cesedim bulunamazsın. Ant olsun ki ölümüm Yeni Dünya Düzeni’nin, telegramcıların elinden olacak, ben onları indirmediğim sürece…

Evet.. Bozuk para gibi kabineleri, istihbaratçıları harcayan adamlar 2-3 senedir zihnimde böyle annemle, babamla, sevdiklerimle uğraşıyorlar. Sonra bu işkenceleri çektiğim sıralarda içeri geçip TV’ye bakıyorum. Tayyip Erdoğan’ın ya da Muharrem İnce’nin mitingi var. Konuşmalarındaki zihin kontrlünü tabii ki derhal fark ediyorum. Sonra yine zihnime ses geliyor: “Yahu diyorum ki bak bu seçimlerle, terörle, çatışmalarla uğraşıyorum. Seçim sonuçlarını hazırlıyorum. Sen bütün gün bu sansürsüz işkenceleri o esnada çekiyorsun. Ne kadar umrumda olabilir bu aşağılamalar, ‘zihnine çizerek gönderdiğim’ o resimler, gif’ler, videolar. Sana yapacağım tek savunma bu. Umrumda değil, hatırlamıyorum bile.. Neden seninle uğraşıyorum peki? Sadistim çünkü, gözüme battın, gücüm var, uğraşıyorum öyle işte… Bakmıyoruz dikizlemiyoruz kimseyi. Çok istiyorsan gel ama…”

Bak bak bak… Kibiri, megalomanlığı, zenginlere has o “dünya benim. nolmuş yaptıysam veririz parasını hallederiz.” kafasını görüyor musunuz? Günlerce işkence yapıp sonra anlamsız bir “Umrumda değil, umrumda değil, umrumda değil” sesi göndermekteki kibiri tarif edebilecek bir edebiyatçı babayiğit arıyorum. Ha; bu kibirli işkenceyi, yani işkence yapıp sonra ‘umrumda değil’ gibi söylemler yapmayı taa ben siteyi açmadığım zamanlardan beri yapıyorlar. Umursamıyor olsan 3 sene böyle sürmezdi. Siteyi açtıktan sonra bırakırdın uğraşmayı…

Benden korktuğun kadar cumhurbaşkanından, hatta emir aldığın karanlık amcalarından bile korkmayacaksın a… s…, yedi sülalesine geçirip Orta Asya’dan gelen ilk dedesini ninesini mezarında ters çevirip s….., kız kardeşine, kız akrabalarına, karısına her gün tecavüz ettiğimin, karısına 1 ay yıkamadığım penisime sakso çektirdikten sonra içine penisimin giriş çıkışını %200 zoomla ereksiyon başlangıcından içine boşalmama kadar izlettiğimin hadım, oğlancı, g.tveren telegramcı o… evlatları… Anladın mı!.. Mitingleri, bizimkini, ABD kabinesini kontrol edebilen sen, benden kaçabilmek için uzayda yaşam olan bir gezegen bulmak zorunda kalacaksın. Günde 20-30 trafik kazasına sebep olup insanları birbirine düşürdüğün, her gün onlarcasını kanser yaptığın günlerden sonra aklındaki tek şey; Türkiyedeki sivil bir kızcağız olan O’nunla ilgili yaptıklarınız, Feyyaz’ın beynine s.çtığınız eziklikleriniz olacak. Gözlerinizde o kaçacak hiçbir yeri olmadığını fark etmiş, tek umudunuzun benim biraz merhametim olduğunu fark etmiş korku dolu bakışları göreceğim. Adrenalinin yavaşça vücudunuzda salgılanmaya başlayıp bacaklarınızın istemsizce titremeye başlamasını, bağırsak hareketlerinizin hızlanışını görüp, o anların her bir saniyesinde; şu beni 7/24 tetikte ve işkence dolu yaşattığınız yılların acısını 5-10 dakikalık ultra, ultra ama ultra sıkıştırılmış tarifi imkansız, beni mest olmaktan bayılacak noktaya getiren, düşünce akışımın bozulmadığı bir zevkle seyredeceğim.

Büyük ihtimalle orada, bilmiyorum artık çalışma düzeniniz nasıl -eminim ki sayfaları birbirine yapışan dergilerin, peçetelerin kol gezdiği, merdiven altı internet kafelerin gece müşterilerinin yaptıkları şeylerin yapıldığı leş bir yer.. Günde 3-5 saat falan belki çalışıyorsunuzdur. Yapay zekalar var çünkü. O 3-5 saatte de böyle elalemin mahremiyle, birkaç kişiye trafik kazası geçirtmekle geçiyor zaten. Verdiğim vergilerle bana işkence yapmak için bazı cihazlar alan ve maaşını da bana işkence ettiği için alan insanlar… Well well well…

Telegramcıların yaptığı işi yapmayan ama ne yaptıklarını bildiği halde yanlarında çalışan bürokratlar, sekreterler, çaycılar, vs. vs. elemanlar da mevcut.. Aynı küfürler sizin için de geçerli.. Godoşsunuz, deyyussunuz (bilmiyorsanız anlamına bakın), g.tverensiniz, üç kuruş para için dübürünü telegramcılara açmaktan çekinmeyensiniz, verip de alamayansınız. Şimdiye kadar beni takip eden, mahremime dair imalarla taciz eden bütün ıslıkçıların, perp’lerin anasını, avradını, soyunu, sopunu, yedi sülalesini amuda kaldırayım bağırta bağırta s.keyim. Zavallılığınızı çok kutsal işler yaptığınızı, güvenliğimizi sağladığınızı sanan bütün ailenize ifşa edip ananızı sizi doğurduğu için intihar ettirteyim. Çok merak ediyorum; ıslıkçıların, ortanca çalışanların arasında evli olan var mı? Hatta özellikle telegramcıların arasında.. Çok merak ediyorum akşam eve gittiğinizde kim bilir sizi nasıl seven eşinizin yüzüne nasıl bakıyorsunuz? Çok merak ediyorum fonksiyonsuz ve mecburen gerçekleştirdiğiniz aşk hayatınızda görücü usülüyle, sizi üstlerinizin birer kaniş köpeği gibi evlendirip çiftleştirdiği eşiniz gerçekte yaptığınız mesleği bilse nasıl hisseder? Bir daha kendine gelebilir mi acaba? Ama büyük ihtimalle haberi vardır, mümkün değil yoksa… Laf benimkiler de… Çok merak ediyorum telegramın olduğu binada çalışanlar, ıslıkçılar, godoş ve deyyus hizmetkarlar; iki adım yanınızda olup arada sırada size talimat vermek için gördüğünüz telegramcıların karınızla en son ne zaman, kaç dakika olacak şekilde seviştiğinizi, karınızın memelerini siz her gördüğünüz zaman onun da tıpkı siz bir kameraymışsınız gibi gördüğünü, siz görmeseniz bile kızılötesi ve diğer imkanlarla onun ‘Kamu güvenliği’ gerekçesiyle karınızın memelerini herdaim görüyor olması, ne zaman s.çıp ne zaman işediğinizi, bütün bağırsak sindirim durumunuzu biliyor olduğunu bilmek ve buna rağmen ast üst ilişkisini bütün g.tverenliğiniz ve güleryüzlülüğünüzle sürdürmek nasıl bir duygu? Memleketinizdeki köyünüdeki kız akrabanızın güvenlik gerekçesiyle vücut ölçülerinin bilinmesi ve gözetleniyor olması nasıl bir duygu? Çocuklarınızın e.manyetik sinyallerle bir robot olarak büyüdüğünü bilmek nasıl bir duygu?… Yapmayın, herkes her şeyi biliyor neden saklıyorsunuz ki? Pazarlamayı da düşünüyor musunuz karınızı kız akrabalarınızı? Belki terfi alırsınız he?…

Siz şimdi bir de Müslümansınızdır hee.. Bak şimdi aklıma geldi.. Köşelerde saklanıp saklanıp, her şeyden habersiz insanları dinleyip dinleyip milleti birbirine kırdıran, PC kameralarından onun bunun masturbasyonunu, gözünüze kestirdiğiniz kızların orasını burasını dikizleyip, insanların sekslerini, sevişmelerini dinleyip, çalışma sebebine ‘ulusal güvenlik’ diye mühür basan siz godoşlar; kesin Cumhurbaşkanının bile telefonunu dinledikten, takip etmekte olduğunuz birinin eşinin memelerini ‘ulusal güvenlik unsuru’ olarak izledikten sonra kesin Cuma’ya falan gidiyorsunuzdur. Valla hee, sorsam Müslümansınızdır yani.. Yani numaradan değil… Gerçekten bu yaptıklarınızı da kutsal değerlerinize uyduracak bir kılıf buluyorsunuzdur, beklerim. Bu hakkı görüyorsunuzdur yani kendinizde.

Birbirinden deyyus,, godoş insanların, birbirinden sadist zavallıların olduğu o kadar kişi Müslüman… Ama içki içip zina ettiği için cehennemlik günahlar işleyip sorgusuz sualsiz cehennemi boylayacak olan ben… Telegramcılar zaten malum da, bütün yardımcılarının soyunu, sopunu, şerefini, haysiyetini s…yim. Başka bir şey söylemiyorum.

Ben en azından bu işkence ve haksızlık karşısında sırtımda bir damla da olsa su taşıyorum. ‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.’ demiş dört halifeden biri… Hangisi olduğunu söylemeyeceğim, kesin Google’dan arayacaksınız şimdi siz münafıklar.. Neyse…

Bak konu dağıldı. Neyse içimi döktüm.

NOT: Bu küfürler benim hayatta, ama hayatta kullanmayacağım tabirlerdir sevgili olaylardan habersiz okurlar.. Çektiğim işkencelerin yanlarına kalmaması için şu an için yapılabilecek en iyi şey olması adına, herkesin nezdinde küfür yemeleri ve gerçek yüzlerinin ortaya çıkması adına, kısasa kısas olarak edilen küfürlerdir. Köşelerde saklanıp beyninizi ve mahreminizi ihlal eden engereklerin hak ettikleri gibi, herkesin okuyabileceği şekilde aşağılanması, cezalandırılmasıdır. Rezil edilmesidir. Onların da küfredilebilecek insanlar olduklarının, hiç de öyle ‘Seni niye dinlesinler? Sana neden yapsınlar?’ gibi kaçamak laflarla geçiştirilemeyecek bir biçimde bütün gün sizin hayatınızla, sizin mahreminizle uğraştıklarının göstergesidir. Zihin kontrolünün ne olduğuna dair bir ipucudur.

 

21 Haziran 2018 09:40

Devam ediyorum.. Yine yaklaşık ayın 10’undan beri durup durup aniden sinir krizi yaratacak şekilde işkenceler başladı. Hani işkencelerin yanı sıra arada sırada su serpmek için güldürecek şeyler de yapıyorlar demiştim ya. Onu da yapıyorlar. Engel olamıyorsunuz. Gülüyorsunuz, keyfiniz yerine geliyor, yazıyı falan tam konsantrasyonla okuyorsunuz, kalkanlarınız tamamen inmiş oluyor; sonra en kötüsünüden işkence oluşturan şeylerden birini aniden gönderiyorlar.. Böyle bir afallama, böyle bir şok yok… Anlatamam o anları… Yarım saat bir saat ağlamaklı, ‘Sen elime düşeceksin’ gibi yeminler aşliğinde, işinize konsantre olmak için olağanüstü bir çaba ile çalışıyorsunuz. Çok kötüyseniz de kalkıp uzanıyorsunuz bir süre.. Elimden gelenin fazlasını yapıyorum…

Bayramın 2. gününden beri dozu iyice arttı işkencenin. Hani şu 1. gün yürüttükleri özel, matem anlarda rahat bırakmama düşüncesi vardı ya, (onu da kafama kendisi sokup kendisi tartıştırıyor), ondan sonra 2. gün doğrudan ağır işkenceler başladı. Fiziksel işkenceler de artmaya başladı. Kaslarda yorgunluk, kramp, iç organlara aniden saplanan ağrılar, vs. vs.

Özellikle dün sabah yapılan işkencelerde konu biraz daha kaymıştı bir de. Biliyorsunuz her sabah; beynin düşük dalga seviyesinden yapılan sinirlendirmelerle, manipülasyonlarla uyanıyorum. Uyanışımın 1. saniyesinde O’na yönelik bir küfür ve hakaret duyuyorum ve güne öyle başlıyorum. Abartısız gözlerimi açışımın 1. ve 2. saniyesinde ama. Bu sabah da uyandığım andan itibaren ‘Çalışmasını istemiyorum.’, ‘İstemiyorum para kazanmasını toparlanmasın, güçlenmesin.’ ‘Öğrenmesin hiçbir şeyi’, sanki orada zengin bir baba şımarık bir oğlan varmış gibi ‘Ya baba istemiyorum çalışmasını yaa’ şeklinde, çeşitli resimler ve görüntülerle yarattıkları kişilik imajları eşliğinde ‘Anladın mı lan? Yok öyle tam gaz çalışmak’ gibi işkencelere maruz kalıyorum. Şu anda çalışmama engel olmalarıyla birlikte üniversite yıllarından beri beni nasıl harcadıklarını, bütün hayatımı bir bozuk para gibi deney için bir kenara fırlattıklarını hatırlatıp şu anki durumla birleştiriyorlar. Haa bir de; yeni başlamış olduğum ikincil bir iş vardı. Oradan da kovulmama sebep oldular.

Daha önce saat düzeninden, sayılardan, rakamlardan bahsetmiştim ya.. Aynı şekilde devam ediyor her şey… 16, 19, 41, 7, 3, 69 vs. vs. Mesela öğlen vakti bir işle uğraşırken aniden işkence başlıyor. Saatten haberim yok. Sonra da zihnime ’16 saatiii…’ diye yemek çanını andıran bir ses geliyor. Bakıyorum saatin 16:01 olduğunu görüyorum.

Bu ayın en sağlam işkencesi ayın 19’unda başladı. (PC’ye naklettiğim şu günlerde aynı işkence komple devam ediyor) 20’sinde tam bir ölüydüm. 21’i şu an ve biraz daha normal durumda (Bu cümleyi yazdığım anda bir resim daha yedim). Ayın 23’üne kadar devam edeceğini peşinen söylüyor. Şu 2-2,5 gündür yapmam gereken işler eşliğinde gün sonunu nasıl getirdim hala çözemedim… Bir dayanağım olmaması sebebiyle çalışmak da zorundayım. Nereye gidecek bu işin sonu kestiremiyorum.

Bütün bunları; Eski Dost’un bana yaptıklarının, hikayedeki yazanların bir canlandırması eşliğinde yapıyorlar. Sebebinin de onu korudukları, intikamını aldıkları, onun işkence çekmediği gibi durumlar olduğunu açık açık söylüyorlar. ‘Neden çeksin ki işkence?’ diyorlar.

O’nunla ilgili yapılanlardan sonra yine rencide edici, kontrol kaybettirici duygular vererek; aralarından 20-30 gibi yaşıtların olduğu, bütün görüntülerin, mahremin kaydedilip düzenli bir şekilde izlenip eğlenildiği, herkesin mahreminin bir ortalık malı gibi dolaşıp oranın bir ana baba günü olduğu gerçeğini sürekli hatırlatıyorlar. Bütün bu aşağılayıcı duygu manipülasyonlarıyla birlikte onlar hala güçlü durumdayken bir şekilde yolumun kesileceği, zor kullanarak karşılaştırılacağım, elim kolum bağlı bir şekilde ezilip aşağılanacağım, zihnimde yapılanlar, bütün röntgencilikler gözümün önüne serilerek ben esir onlar güçlü konumdayken, yüz yüzeyken bütün öfkemin içimde patlayarak yaralı bir it gibi kuyruğumu kıstıracağım gibi düşünceleri zihnime sokuyorlar. Topluluk içinde özgüven, karizma, özsaygı, sağlıklı bir özel-mahrem yaşam gibi şeyler gerektiren, liderlik arz eden işleri yaparken bu düşüncelerle tehdit ve rahatsızlık yapıyorlar. Zihin kontrolünden habersiz bir insanla konuşurken beynimde aynı reaksiyonları yaratmaya çalışıp ana odaklanmamı engellemeye çalışıyorlar. Karşınızda biri varken her şey normalmiş gibi konuşuyorsunuz, ama içinizde bir tsunami gerçekleşiyor… Bunu devam ettirmek için gösterdiğiniz çabayı anlatamıyorum… Bir de zorla düşündürüyorlar bunu.. Dedik ya telegramın işleyişi bu şekilde diye.. Beyin haritanız tanımlı olduğu için istemsiz bir tepki veriyor…

Ama düşünün… 12 Eylül’de kaç tane insanın makatına cop soktular. Kaç tane insana bildiğiniz kendi pisliklerini yedirdiler. Şimdi bu zavallı insanlar bir daha insan içinde olamayacak mı? Sevdikleri tüm kalpleriyle yanındayken olanları mı hatırlayacaklar? Daha da önemlisi; işkencecilerle karşılaşsa psikolojik bir şartlanma mı gösterecek? Bir 12 Eylül mağduruyla, işkencecisi olan bir gardiyan aynı odaya kapatılsa, saldıracak gücü bulamayacak mı kendinde? Her şey serbest olacak şekilde… Paramparça yapmayacak mı o kişiliksiz, o.. evladı gardiyanı… Ben en azından özgürüm, her gün dışarı çıkıyorum. Bakkalıma gidiyorum, tütüncüme gidiyorum, hava almaya çıkıyorum. Çıkıp arkadaşlarımla buz gibi bira içiyorum… Bu insanlar sonlarının ne olacağını bilmedeni psikolojik bir yardımcı olmadan gökyüzünü bile doğru dürüst görmeden çektiler o işkenceleri..

Sonuç olarak; bütün dünyanın zihnini kontrol eden, bütün savaşların, terörün sebebi olan, bir sivil olarak daha da önemlisi kadınları ve tüm insanların mahremini kendi kısırlıklarını bastırmak için gözetip arşivlemesini, röntgenlemesini yapıp, dinledikleri, izledikleri kadınlarla masturbasyon yapan bu telegram zihin kontrolcü güruhta yaşı genç olanların var olduğunu zaten biliyorum. Hatta merkezde toplanan veriler haricinde beğendiklerini kendi PC’lerinde depolayan birer ultra sapık olduklarını da biliyorum. Bundan önce yazdığım bir günlükte; bu kişisel PC’lerde depolanan telefon, kamera ve bilimum röntgen verileri dahil olmak üzere hepsi yeryüzünden silininceye kadar mücadeleyi bırakmayacağımı söyledim, söz verdim. Ama bu yaşlarının kaç olduğu gibi o kadar sinir stres arasında düşünmeyeceğiniz şeyleri onlar aklınıza sokuyor. ‘Yahu bak, 50-60 yaşında doktorlarız, her şey geçmiş bizden, doktor muayenesi gibi düşün.’ gibi düşüncelerle aynı zamanda yaşları 20-30 arası olduğunu söyleyen işkenceleri yapıyorlar. Kendilerinin ve yakınlarının herdaim zihin kontrolünden korunduklarını, bizi röntgenleyerek para kazandıklarını, bu olayları hiçbir şekilde yaşamadıklarını itiraf ediyorlar. ‘Bunlar bizim için önemsiz, çöp veriler. Kazara (?) rastlarsak bir şeylere umursamıyoruz, günahı boynumuza.’ demekle aynı anda benim mahremimi aşağılayan işkenceleri yapıyorlar. Sen kimsin hesabı.. Bunu da geldi durduk yere yaptı, zihnimde kendi kendine tartışma yaratıyor, kendi kendine kavga ediyor.. O kadar ezik ki kendi iddiasını kendisi yaratıp sonra kazanmış gibi davranıyor… Yıllardan beri yaptığı bir olay bu: Doğru düzgün bir şey söyleyeceği ya da sizi iyi hissettirecek bir telkinde bulunacağı zaman bunu mutlaka yaptığının 2 katı sinirlendirecek bir şey eşliğinde yapıyor.

Bütün dünyaya uygulanan şu koskoca telegram zihin kontrolü mevzusunda mevzuyu tuta tuta mahreme getirenler de onlar zaten. 3 senedir mahremime, zaaflarıma dair mükemmel sistematiklikle işleyen bir psikolojik işkenceyle birlikte yaşıyorum. Hoş zaten başka bir mevzu olsaydı girmezdim bu işe… Zaten var yaşı 20-30 olanlar, şahsi bilgisayarlarında hobi olarak depoladıkları mahrem veriler olduğu da bir gerçek de; 50-60 olsan ne fark eder ki? Cezanı mı hafifletecek, ben acıyacak mıyım sana zorla nefes alan, prostatlı, hırıltılı, yalnız başına ölmeyi ve cenazesine gelecek tek bir insanı olmadan açıkta çürümeyi bekleyen bir ihtiyar olmana acıyacak mıyım ben senin?…

Bilmeyen okuyucuya bir not: Psikolojik işkencenin acısını dışarıdan fiziksel işkence gibi anlayamazsınız, ama fiziksel işkencelerin belki de %80’inden daha büyük bir insanlık suçudur. Fiziksel işkence sizi dayak arsızı yapıp daha da körükleyebilir. Fakat sistematik şekilde, sinsilikle yapılan psikolojik aşağılama mağdurun kişiliğini geri dönülmez bir şekilde zedeleyebilir, hayata dönmesine engel teşkil edebilir. Aynı zamanda tarifi imkansız acılar da verir. Yani psikolojik işkence, bayılmak değildir bir nevi…Ben psikolojik işkencelere rağmen hayatın içindeyim. Hoş zaten ezilmeye alışkın bir sosyolojik kökene sahibim sanırım, zihnim de psikolojik işkenceye dayanıklı olsa gerek.. Yani psikolojik işkence, hele ki mobbing şeklinde değil de, elekktromanyetik yöntemlerle yapılan, henüz hiçbir dilin lugatinde tanımı olmayan bir insanlık suçudur. Başınıza tam olarak gelmeden asla anlayamazsınız nasıl bir şey olduğunu… Siz zihninizin içinde yaptıklarından kafayı yiyecek durumdayken bir de anlattığınız birinin sizi hasta olmakla suçlamasını… Dünyadaki bütün bilgiye vakıfmış ve ben sanki bir ideolojiden bahsediyormuşum gibi ‘Ben katılmıyorum bunlara’ diyerek size karmadan, spiritüalizmden bahsetmeye çalışmasını… Ama anlayacaksınız bir gün… Ve o zaman gönlüme öyle bir su serpilecek ki.. Çünkü nasıl bir şey olduğu anlatıcı gerekmeksizin anlaşılırsa her şey çorap söküğü gibi gelecek…

Son 2 gündür Eski Dost’un özellikle bir yönünü taklit ettikleri bir işkenceye maruz kalıyorum. Asıl yıpratıcılığı yapıp iş gücünü düşüren şey o.. Sabah kahvaltı yapıp ilk sigaramı çekerken, öğle yemeğinde, sonrasında dinlenirken, cama çıkıp sigara içerken, tuvaletteyken, yatarken… Daha önce hiç görmediğim yoğunlukta v2k (voice to skull) yaşıyorum. (Hala daha geceleri yatmadan önce rahat bir yarım saat-1 saat kadar şizofren gibiyim bildiğiniz) Sürekli gergin tutuyorlar… Zihnimdeki düşüncelerin susmasına izin vermiyorlar. Mola kavramını yok ettiler. Eski Dost’un özellikle boş vakitlerinizi seçerek sistematik şekilde üzerimde yaptıklarını hatırlatıyorlar, bunu bir zihin kontrolüne çevirerek aynı zamanda onun intikamı olduğunu söylüyorlar.

Bir de yine zihnimde yarattıkları bir oyun var. Hani arada sırada iyi davranıyorlar demiştim ya; zihnimde benim için iyi olacak olan bir şeyi, onun 2 katı kadar sinirlendirecek bir şeyle beraber söylüyorlar. Aklıma şimdi gelmedi çarpıcı bir örnek ama; sinirsel durumumuzu düzeltecek bir telkin gönderirken bunu da mutlaka ama zihnen, ama çevreden sinirlendirecek bir olay ile beraber söylüyor… Yine bunun da bir saplantısı olduğunu söylüyor Eski Dost’un. En son kendisi laf sokmadan, son bir kazık sokmadan duramıyormuş. Böyle dalga geçerek işkenceye çeviriyorlar olayı…

22 Haziran 2018 09:18

Bak elime kalemi aldım. 09:19’a 1 dakika kala.. Sabah kalktığımdan yarım saatten beri yediğim aralıksız küfürler, çevreden yaşadığım aksilikler birbiri ardı arkası kesilmiyor. Bir insan sabah uyanır uyanmaz neden yarım saat-45 dakika sevdikleri ile ilgili küfür duysun. Yani hangi hastalıklı beyin bunu yapar kendi kendine. Sevdiklerim sevdiklerim, benim için her şey olan kişiler… Neden sabahın köründe böyle kafa zonklatacak aktiviteler başlasın beyinde.. Bir de küfredecek şekilde.. Buna bir açıklamanız var mı gerçekleri söyleyenleri hastalık arka bahçesine atmayı sevenler?…

Bir de ayın 19’undan beri çeşitli ara gazlarıyla yapıyorlar bunu. Çok çok kötü oladuğum noktalarda gönderdikleri seslerden bazıları şöyle:

  • Yav sinirli olmanı istiyorum şu an. Sürekli stres altında olmanı istiyorum. İşi bırakıp gevşemenin sırası değil. Bıraksan bile gevşemene izin vermem anladın mı?
  • Yok piyasa pahalı şu an, sana iyi gelecek bir şey yapmaya başladığım anda küfredesim geliyor. (Hakikaten de öyle yapıyor zihnimde)
  • Sabah çayından keyif aldığın için, dinlediğin için, güldüğün için, kalktığın için gibi bahanelerle bedel-siftah prensibine dayalı bütün işkenceler devam ediyor.
  • Ayın 19 ile 23’ü arası Eski Dost tutulması Feyyaz. Biraz ne çektiğini anlar mısın o garibanın?…
  • Tatilin, yolculuğun, her şeyin berbat olacak. Kafan rahat şekilde seyahat etmene de, manzaraya karşı kaygısızca içmene de asla izin vermeyeceğim. Sürekli başında ağırlık yaratarak böyle stresle gezinmene sebep olacağım.

25 Haziran 2018 18:56

Ayın 19’u ile 23’ü diye başlayan işkence artarak devam ediyor. Çok zor iş yapıyorum. Çok kötüyüm. Hayatım boyunca, zihin kontrolünün farkında olduğum hemen hemen 3 yıldan beri hiç kimsenin yaşamadığı psikolojik işkenceleri, psikolojik aşağılamaları, mahrem ve özel hayat aşağılamasını, sevdiklerimin binbir çeşit aşağılanma ve tehdite maruz kalmasını yaşıyorum. 3 senedir periyodik olarak, 3-4 sn’de bir, 10 dakikada bir, dışarıdan gelen ritmik seslerle eş zamanlı olarak, günümün her anı, her saniyesi O’nunla ilgili işkencelerden, aşağılanmalardan ibaret… O kadar zamandır böyle nasıl yaşıyorum anlamadım. İnsanlara anlatmaya çalıştığım anda çok yakınlarım ve mağdurlar hariç, zihin kontrolünün de etkisiyle ‘Boşver hayatını yaşa…’ diyorlar. Ulan mal; gelip işkence yapmaya başlayanlar onlar. Ben babamın hayrına mı başladım araştırmaya…

OTobüse biniyorum. kulaklığı taktığım anda O’nunla ilgili işkenceler başlıyor. Ben aldırmamaya çalışsam bile benim sinirli, küfreden beyin haritamı gönderip zorla zihnimdeki kavgaya çekiyor… Kişiliğimin, onurumun, sevdiğimin böyle aşağılanması çok ağır lekeler bırakıyor bende..

Dışarıda gayet normal bir şekilde yürürken zihnimde sürekli küfürler, aşağılamalar. Geçen yaz olan sürekli sinir bozukluğunun, tam ayarında tutulan stres halinin aynısı. Bu sefer daha beteri… İşkenceyi yaparken bir taraftan  ‘Hepsini düzelteceğim. Yapılan işkenceleri, aşağılamaları unutturacağım. Rüya hepsi, hipnoz, merak etme..’ diye hissi zorla verip bir taraftan işkencelere aşağılamalara devam ediyor. Stres atmak, sinirimi boşaltmak, gerekirse ağlamak istiyorum. Onu bile engelliyor. Tam yeltendiğim sırada bu sefer mutluluk verici bir sinyal gönderiyor, dürtüsüz bir mala dönüşüyorsunuz. Sonra şiddetli bir baş ağrısı veriyor, sonra çevreden ritmik işkenceler başlıyor falan filan… Sonra onların ardından yine kahkaha atacağınız bir şey gönderiyor. Böyle devam ediyor… Ne gülebilen, ne ağlayabilen, ne doğru düzgün çalışıp ne de tam hayata küsen, dışarıya karşı normal olup düşük perdede sürekli ağlamaklı, stresli hali olan tanımsız bir vaziyetteyim. 3 senedir buradayım. Bu sene tatile gideceğim. ‘Tatilin zehir olacak senin.’ diye korku yaratmaya çalışıyor. ‘Sen 3 senedir tatile gitmiyorsun da ben bunun siftahını yapmaz mıyım ohoo…’ diye ses gönderiyor. ‘Dışarıda seni rezil edeceğim. Sinir krizi geçireceksin, hasta durumuna düşeceksin.’ diye sosyal ortamlarda gergin yapmaya çalışıyor beni. Bir kızla konuşuyorum, hatta güzel bir kıza sadece bakıyorum; 10-20 dk boyunca O’nunla ilgili ya da harici konulardaki yoğun bir işkence başlıyor. ‘Senden mi korkacağım. Hayatımı yaşayacağım ben.’ diye bütün işkencelere rağmen günlük hayatımı devam ettiriyorum. Bir süreliğine kilitliyor. Sonra da ‘Çalış hadi çalış açılırsın.’ diy bırakıyor. Bunu da kendini işe güce vermeyi kendisi tavsiye etmiş, sanki ben farklı bir şey yapıyormuşum gibisinden yapıyor. Sonra da tabii çalışırken binbir engelleme.. Dinlenmeye sevk ediyor. Dinlenmeye oturduktan sonra da anında küfürler başlıyor. ‘E hiç çalışmıyorsun ki..’ diye zihinsel manipülasyonlar.. Mağdur bir arkadaştan mesaj geliyor. O mesajla aynı anda işkenceler, manipülasyonlar…

EVET. MESAJIN GELECEĞİ SAATİ SANİYESİNE KADAR BİLİYORUM VE 1-2 SN. ÖNCESİNDE OLACAK ŞEKİLDE KENDİ KENDİME YARATIYORUM İŞKENCELERİ DEĞİL Mİ SEVGİLİ OKURLAR… ŞU BÜTÜN GÜNLÜĞÜ OKUYUP DA BANA TEŞHİS KOYABİLECEK BABAYİĞİT BİR PSİKİYATR ARANIYOR…

Günlüğü niye alıp yazdım? Çünkü yaklaşık 20-30 dakikadır yamulmuş bir durumdayım. Yataktan kalkamadım. İşkencelere rağmen çalışmaya çalışırken elim ayağım titriyor. Mahremim, gururum, erkekliğim yok. Bitti… SİZ HİÇ GÖZÜNÜZÜ KAPATIP YATSANIZ DA, FULL KONSANTRASYONLA ÇALIŞSANIZ DA, ÇIKIP SİGARA İÇSENİZ DE, BİRİLERİYLE SOHBET ETSENİZ DE GÖRMEK ZORUNDA OLACAĞINIZ ŞEKİLDE DAKİKALAR BOYUNCA SEVDİĞİNİZ İNSANIN AŞAĞILANMASINI, AMA ZİHİN KONTROLCÜLERİN TARİFİ İMKANSIZ SADİSTLİKLERİ, İŞKENCE KONUSUNDAKİ YARATICILIKLARI EŞLİĞİNDE YAPILAN AŞAĞILAMALARI İZLEDİNİZ Mİ? GÖRMEK ZORUNDASINIZ, YAPANLARIN NEREDE OLDUKLARI MECHUL VE BİRİNE ANLATTIĞINIZ ZAMAN YAPABİLECEĞİ EN İYİ ŞEY PSİKOLOĞA GİTMENİZİ ÖNERMEK OLUYOR… Ömrüm boyunca bu yaralarla, maruz kaldığım işkencelerin bende yarattığı hisleri hatırlayarak yaşayacağım. Sırf gizli servislerden torpilli sadistin birinin dikkatini çektiğim için. Kare şeklindeki bir masanın bir köşesi gizli servisler ve bu tarz çalışmalar ise, benim ilgi alanlarım o karenin en uzakta bulunan diğer köşesi olduğu halde… Herkes; bakın bu adaletsizlik değil, fakiri bile kendi bütçesince normal bir hayat sürüp yaşayıp giderken; 16 yaşım kesin olmakla birlikte özellikle 21-25 arasını bir sadistin, kelimelerle anlatması imkansız bir megalomanın deneyleri için heba etmiş bulunuyorum. Ve artarak devam ediyor bu yıl sayısı… Bundan sonrası da öyle gidecek. Cebimde sadece 10 lira para olsa bile istediğim gibi yaşayabileceğim o hayatı hiçbir zaman yaşayamayacağım. En son ne zaman onlar zihnimde manipülasyon yapmadan doğada uzanıp uyuduğumu, açıp bir kitap okuduğumu, birazdan saldıracaklar demeden manzara seyrettiğimi, biramı içip müzik dinlediğimi, manipülasyonlar, sesler ve aşağılamalar olmadan en son ne zaman tuvalete gittiğimi, duş aldığımı, ne zaman seks yaptığımı hatırlamıyorum. Hiçbir zaman; b.klı bir kanalizasyon çukuru da olsa oraya girip gerçek anlamda yalnız kalmadım. Zihnimdeler, duygularımdalar, kişiliğimde ve karakterimdeler, hipnozlar, ritmik sesler ile etrafımdalar. Aynı şekilde bütün mağdurlar da aynı durumda… 2-3 senedir doğru dürüst tatil yapmadım, onların işkenceleri eşliğinde olacakları bilerek tatile gidiyorum.

Günlük haricinde bazı bazı karalamalar yapıyorum. Sonra O’nunla vs. konularla ilgili böyle sığır, maganda, çomar usülü küfürler geliyor. ‘Sen iyi yazarsın ya, şairsin ya, ben de bu kadar yazabiliyorum idare et.’ diye v2k geliyor.

Ara vermeye çıktığım zaman yine Eski Dost’un yaptığı gibi sistematik tacizler durdurak bilmiyor. Zihnimde zorla kavga çıkarıyor. 1 hafta işkenceyi yapıp düşünmemi engelledikten sonra  iş işten geçince ‘Şöyle şöyle yaparsan korunursun aslında’ diye bir telkin gönderiyor. Hatta bu da Eski Dost’un hikayede örnek verdiğim ayakkabı alma örneği içinmiş. Bütün işkenceleri aylardır zihin kontrolünü fark ettiğim birinci yazıdan hareketle oradaki bazı olayları alıntılayarak yapıyorlar. Telegramcıların adamı olduğu için…

27-28 Temmuz 2018

En ağır işkencelerden birini yaşadım. Aynı zamanda bedel-siftah oyununu da yine belirgin şekilde yaptılar. Her zaman yapıyorlar da bazen sizi kilitleyecek, hipnoza sokacak şekilde sinirlendiriyorlar. Bu sefer O’na küfretmek için kullanmaya başladılar aynı parametreleri. En son; 1 ay önce okuduğum kitaptan bir şeyi hatırlatıp “Bu bilgiyi öğrendiğin için” diyerek işkence yaptıkları bile oldu.

TEMMUZ AYINDA YAPILAN ZİHİN KONTROLÜ

-Tatilde, insan içinde, en eğlendiğim zamanlarda işkence tüm şiddetiyle devam etti. Yoğun geçen bir aya, yapılan tatile rağmen 7/24, damla sulama sistemi gibi yapılan bir işkenceyle beraber yaşadım. Bir yaz daha sadistin Nazi doktorlarının işkenceleriyle geçti. Son 1 ay… VE ŞİMDİYE KADAR YAŞADIĞIM İŞKENCELERİN MAKSİMUM NOKTASI BUYDU.. YAZIYI NAKLETTİĞİM AĞUSTOS AYINDA HALEN DEVAM EDİYOR. AYIN 11’İNDE ‘ŞU KADAR GÜN’ DEVAM EDECEK DEDİKLERİ İŞKENCEDE 50-60 GÜNDÜR ARALIKSIZ OLARAK YAŞIYORUM. ŞİMDİ DE ’69 GÜN SÜRECEK. AĞUSTOS’UN 19’UNDA BİTECEK DİYORLAR BEYNİMİN DAYANIKLILIĞINI ARTTIRIP DAHA RAHAT İŞKENCE YAPMAK İÇİN.. HADİ BAKALIM…

-Arada sırada bu 13, 7, 19, 69 gibi sabitlenmiş olan sayıları değiştirmeye başladılar. Mesela önceden saat tam 16’da, 16’nın ilk 10 dakikası, 16’nın bitmesine 10 dakika kala gibi rakama, açılışa ya da kapanışa yönelik yapılan işkenceleri rastgele, kaotik olacak şekilde 15’te, 17’de, ama özellikle bu sayıların bir eksiği ya da bir fazlası olacak şekilde yapmaya başladılar.

-Eski Dost’a söylediğim hakaretler, bir de bana yaptığı aşağılamalar tekrar tekrar anlamlandırılıyor.

-Zaturra filmini izleyenler bilirler. Beni gelecekte olacak olan bir şeylerle tehdit ediyor. Sonra da bir Zaturra oyunun içinde olduğumu, çıkabilmek için oynamaktan başka çaremin olmadığını, oynamazsam öleceğimi ve gelecekteki tehditlere dair hiçbir şeyin değişmeyeceğini söylüyor. En sona da böyle yaşlı bir kıronun sesiyle ‘Dikkat et de Zaturra g.tüne girmesin.’ diye laf sokuyor.

-İşkencenin geleceği konusunda; tatilde, orada burada ne olup ne olmayacağı konusunda zihnime korku serpmeye çalışıyorlar. Ne zaman ne olacağını bilmeden, her an bir şey olacakmış gibi yaşamamı istiyorlarmış. Nasıl bir şey olduğunu anlamam içinmiş…

-Yoğun, çok yoğun fiziksel işkenceler başladı.

-Eski Dost’un yaptığını söylediğim, ya da onda bıraktığı etki olduğunu iddia ettikleri her şeyi korkunç işkencelerle benden intikam alarak gerçekleştirdiler. ‘O bizden oğlum o. N’aptın sen adama? Yakaladın, deşifre ettin. Tabii ki koruyacağız.’ diyorlar.

-Yeni bir iş bir de üzerine bir terfi haberi alıyorum. Haberden 1 dakika kadar sonra ‘bedeli’ diyerek yine aynı işkenceler başlıyor. Evet ben bir hastayım. Evet gerçekten işimin gücümün arasında, aldığım mükemmel bir haberin sonrasında, böyle mükemmel bir hayal dünyasıyla yaşıyorum. 

20 Temmuz

-Çok kötü işkenceler…Evde etrafı yumruklaya yumruklaya çalışıyorum.

-Eski Dost’un neler çektiğine, nasıl bir hayat yaşadığına dair hiçbir fikrim olamazmış.

-Daha bu ne ki diye tehdit ediyor.

-‘Zihin kontrolü uyugluyorsam, mahrem ihlal edip röntgenliyorsam ve tüm mağdurlara da işkence ettiysem hepsi de ulusal güvenlik için. Siz anlamazsınız.’ diyor.

-Ultra internet kesintileri

-Uzun süredir devam eden ‘Ben bu işkenceyi yapıyorum çünkü ben zengin çomarım. İstediğimi yaparım sana.’

-‘Çalışmasın .mk fakiri istemiyorum ya istemiyorum.’ gibi fasıllar yine başladı.

-Yazılımdan bahsettiğim, düşünmeye başladığım anda, web master sitelerine bakasım geldiği ve baktığım anda ‘Eski Dost için’ diye işkence yapmaya başlıyorlar.

21 Temmuz akşamı

-11 Haziran’da başlayan olaylar Haziran ve Temmuz ayında maksimum seviyedeyse, 21 Temmuz’da olanlar da bu maksimum aralığının maksimumlarından biriydi…

-Birkaç gündür öldürdükleri dedeme küfretmeye başladılar. Ağza alınmaz küfürler, aşağılamalar. Öldürdüklerine dair itiraflar, ölümüyle ilgili ve arkasından söylenen zorbaca laflar. Ki bunun hesabı da ölene kadar bitmeyecek…

-Dünya liderleri (Trump, Putin, Erdoğan ve nicelerini) uygunsuz görüntülerle zihnimde aşağılıyorlar.

-Şu sıralar sürekli söyledikleri bir şey var: ‘Sen kimsin laaan! Sen kimsin!’ Durduk yere zihnimde bu ses yankılanıp duruyor.. Sürekli bana ‘Sen kimsin’ diye bağırıyor.

-Bir de kendisi sinirlendirerek, demiştim ya beyin haritası gönderiyor, duygu manipülasyonu yapıyor diye, aynı yöntemlerle sizi zorla sinirlendirdikten sonra ‘Bir sus ya bir sus amma tantana yaptın, ben naptım şimdi?..’ diye şizofrenik sancılarını devam ettiriyorlar.

-‘Çalışmanı istemiyorum.’ diyor. ‘Neden?’ diyorum. ‘Ben çomar zenginim çünkü. İstediğimi çalıştırırım istediğimi çalıştırmam. Ben istihbaratçıyım, istediğim kişiye istediğimi yaparım. Sana ulusal güvenlik için yapıyorum bunları’ gibi cevaplar veriyor.

-Uzun süre rahat bırakıp bırakıp birdenbire en ağır işkenceyi yapıyorlar.

-Ben niye gelip böyle senin eskilerden sevdiğin bir kızla, O’nun sendeki hatırasıyla uğraşayım. Sadistim çünkü…

-Önce kendini gömüyor. Benim aklımdan buna dair bir düşünce bile geçmiyor normalde. Sonra ‘Bana hakaret ettiğin için.’ diyerek işkence yapmaya başlıyor. ‘Sen kimsin ki. Bana hakaret edemezsin çünkü ben istihbaratçıyım.’ diyor.

24-25-26 Temmuz

Uzun süredir hafif olan sabah uyanır uyanmaz yapılan işkenceler tekrar şiddetlendi. Tüm hızıyla devam ediyor.

-Bütün günler boyunca genel olarak ‘durduramadıktan sonra hazmedemeyip, çekemeyip küfür ya da ölüm tehdidiyle biten oyun’ canlandırması yapıyorlar.

Diğer günlük yazılarına buraya tıklayarak tam liste halinde ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *