Eski Dost, Siber Tacizler ve Zihin Kontrolünün ayak sesleri (Zihin kontrolünün ilk aşamaları)

(YOĞUN VE HER KELİMESİ TELEGRAM ZİHİN KONTROL İŞKENCESİ ALTINDA YAZILAN, ADETA YAZININ İÇERİĞİNİ ISPATLARCASINA YAZMAMAM İÇİN HER ŞEYİN YAPILDIĞI BU YAZININ OKUYUCUYU AYDINTILATMASI DİLEĞİYLE)

Merhaba sevgili okurlar. Telegram zihin kontrol mağduru olduğumu fark ettiğim uzun mu uzun bir yazı yazmıştım. “Zihin kontolünü nasıl fark ettim? Tüm insanlara uygulandığını nasıl gözlemledim?” başlıklı yazıyı, bu yazıdan sonra okuyacak olursanız, taa her şeyin başkangıcından itibaren zihin kontrolünden sebep başıma gelen olaylar, bu konuyla ilgisi olan, bu konudan haberdar olan fakat rol yapan, siber casusluk yöntemleriyle beni takibe alıp sapıkça gözlemleyen kişilerin olduğu; her şeyin başka türlü açıklanamayacak bir yapboz gibi, psikolojik hastalık ihtimaline el vermeyecek şekilde nasıl örtüşen bir olay örgüsü dahilinde ilerlediği gibi şeyleri bulabileceksiniz. Fakat; asıl mevzu olan elektromanyetik zihin kontrolünün %80-90’ını diğer yazıda anlattığım için; Eski Dost ile başlayan olaylar, çevremdeki takipler, siber alanda yaşadıklarım gibi başlıkları aktaracağım bu yazı kısmen daha kısa olabilir. Yine de tek seferde okursanız  1 saatinizi falan alabilir.

Ayrıca; ilk yazıda yaptığım uyarıları burada büyük harflerle tekrardan yapıyorum:

 

ARAŞTIRACAK VEYA ZİHİN KONTROLÜNÜ ELEKTROMANYETİZMADAN FARKLI YERLERDE BULMAYA ÇALIŞANLARA TAVSİYEM; ZİHİN KONTROLÜNÜN TAMAMEN BİLİMSEL, ELEKTROMANYETİK DALGA TEORİSİ VE BEYİN-BİLGİSAYAR ARAYÜZLERİNE DAYANAN BİR TEKNOLOJİ OLDUĞUNU AKILLARINDAN ÇIKARMAMALARIDIR. METAFİZİK İSTİHBARAT, PSİŞİK GÜÇLER, TELEPATİ, TELEKİNEZİ, İSTİHBARATTA CİNLER GİBİ BAŞLIKLAR BİLEREK VEYA BİLMEYEREK BU KONULARIN ASLINI ASTARINI SAKLAMAKTAN BAŞKA BİR ŞEYE YARAMAYAN, SPEKÜLASYON YARATAN BİR YOLDUR. ZİHİN KONTROLÜ RUHANİ VARLIKLARLA VEYA ÖBÜR TARAFLA UZAKTAN YAKINDAN İLGİSİ OLMAYAN; RADYO DALGALARIYLA, ELEKTRONİK VE HABERLEŞMEYLE, SİNYALLERLE, BİYOMEDİKALLE UĞRAŞMANIZ GEREKEN %1500 BİLİMSEL BİR SAHADIR..

En can alıcı kısım ne biliyor musunuz? Zihin kontrolü; olaydan haberdar olan birtakım üst makam mensupları hariç tüm istihbarat çalışanlarına da uygulanıyor. Yani şüphesiz ki sokakta, büroda çalışan, hatta belli başlı sorumlulukları, üst düzey yönetim görevleri olan MİT mensupları dahi birer zihin kontrol mağduru. Eğer olmadıklarını iddia ediyorlarsa MİT’in çalışanlarını zihin kontrolüne karşı koruduklarını biliyor olmaları gerekir. Böyle bir şey duymadılarsa ve haberleri yoksa üzgünüm. Herhangi bir ayrıcalıkları mevcut değil. Hatta emri artık kimden alıyorlarsa zihin kontrol mağdurlarını arada sırada dışarıda rahatsız eden takipçiler ve ıslıkçılar da zihin kontrolü altında. Yani  “Onlara uygulanmıyordur ya.” diye aklımızdan geçirdiğimiz istihbarat mensupları dahil birilerinin strateji oyunundan ibaret, manipüle edilmekte olan robotlarızBelki kamuya açıklandığı ölçüde en üst düzey istihbarat mensubu olanlar dahi mağdurdur. Kim bilir, başbakan ve cumhurbaşkanında dahi bu tarz belirtiler görüldüğüne göre onlara uygulanması işten bile değil...


NOT: Olayların sondan geriye doğru giden bir seri gibi ele alındığının farındayım. Ama gerçekleşen şeyleri hatırlamak ve önem sırasına göre aktarmak adına böyle olması gerekti.

Evet sevgili arkadaşlar;

Daha önce de söylediğim gibi benim zihin kontrolünü fark etmem 2016’nın Temmuz-Ağustos cıvarında resmen gerçekleşti. Yer: Bolu Sülüklügöl dönüşü Samandıra Otogarı

Ama bu; aklımdan geçenlerin çevrem vasıtasıyla canlandırıldığı, duygu manipülasyonları ile voice to skull’ları hafif hafif hissetmeye başladığım tam, net ve kesin tarih… Fakat ondan öncesindeki  2 yıl ise, yani 2015-2015 cıvarında ise telegram zihin kontrol mağduriyetimin ısınması, tıpkı enerji biriktiren bir fay hattı gibi ilk birikmelerin yaşandığı dönem oldu. Tabii ki bu ilk evre boyunca da herkes gibi zihin kontrol manipülasyonu altındaydım. Hatta daha eski yıllardan beri. Ama bunun farkında değildim. Hatta böyle şeylere inanacak, meraklısı olacak bir zihniyete dahi sahip değildim.

Geçmişe doğru iz sürdüğüm zaman bundan taa 7-8 sene öncesine kadar giden, açıklamanın şimdilik gereksiz olduğu dönem periyodunu saymazsak her şey 2014 yılında Eski Dost ile yaptığımız bir girişim, bir iş fikri sonrasında başadı.. Bunu bir milat olarak kabul edebiliriz.

Peki bu Eski Dost kimdir? Hem burada hem diğer yazıda, hem de siteyi açtığımdan beri bana yazdığı taciz, tehditvari mesajlarla, hem de hemen hemen 2015’ten günümüze kadar birkaç ayda bir yaşanan bazı olaylarla dikkatleri sürekli üzerine çeken, sonrasında da her şeyi nikar etme, savurmak için tehdit etme, hatta dalga geçme yoluna giden; ama her şeye rağmen Eski de olsa bir zamanların arkadaşı değil, “Dost”u olmuş olma unvanını hak eden bu şahıs kimdir, necidir?

Efendim Eski Dost; benim lise yıllarından beri tanıştığım; kafa yapımız, karakterimiz, mizah anlayışımız, fikirlerimiz %1500 oranında uyuşan tek yakın dostumdu. Kankamdı, kardeşimdi. Her şeyimi bilen, her şeyini bildiğim (ya da uzun bir süre öylesandığım), ilk içkileri, ilk sigaraları, il aşkları, Boğaz’ın soğuğunda İstanbula karşı ilk yeminleri ettiğimiz, sahillerde sabahlara kadar şu Boğaz’ın keyfini çıkararak bize nazik davranmayan kadere ilk isyanlarımızı ettiğimiz, “Biz de isterdik tek derdimiz önümüzdeki vizeler olsun, her yaz tatilimiz olsun, en büyük yoğunluğumuz okuldan sonraki eskrim kursu, en büyük derdimiz segilimize ne hediye alacağımız olsun.” diye iç geçirip düşündüğümüz yol arkadaşı, fikir arkadaşı, kısaca her anlamda bir kardeşti. Yani gidilen yol ister muhabbet, ister aforizma, ister iş, ister zihniyet olsun, ikimiz de bütün bu sıfatların tam karşılığıydık. Her ikimiz de başımızda bulunan ve övünmek gibi olmasın biraz erken büyümemize sebep olan sorunlardan kurtulduğumuz zaman felekten bir gün çalıp biralarımızı, rakımızı, en önemlisi de tekilamızı aldığımız zaman bir oturuşta 3 devlet kurup yıkar, 3-4 tane holding kurup batırır, hayattan intikam alırcasına yaşamaya doyar, bu düzenin var olmasına sebep olan sistemi öldürürcesine ezilmişlere, dışlanmışlara, kuytuda kalmış sanatçı, bilimci, düşünen, hakkı yenmiş ve yenmekte olan, Türkiye’nin veya dünyanın herhangi bir yerinde bulunduğunu bildiğimiz, varlığını hissettiğimiz dostlarımıza, büyüklerimize yapacağımız hayır işlerinin, yardımların ne olacağını tartışırdık. Kışın parka gidip ayakkabılarımız ıslanıncaya, tir tir titreyinceye kadar ısrarla oturur; şişenin dibini, muhabbetin sonunu görmeden kalkmazdık. Ben öğrencilere burs vermeyi ya da her türlü eğitim yatırımını çok isterdim. O da çeşitli inşaatlardan, insanlara balık tutmayı öğretecek çeşitli iş fikirlerinden bahsederdi. O daha çok plan kurardı, daha plancıydı. Bense gezginliği, hareketi severdim. Dürtüseldim. Kendimi bildim bileli kapalı mekanlarda darlanırdım. Açık havadaydım hep.

Evimin yakınındaki manzarası meşhur yere giderken uğradığımız ve büyük ihtimalle gay olan tekelcinin o Nuri Alço bakışıyla “Ooo hoşgeldiniz gençlerr…” diye bizi karşıladığı, vodka istediğimizde “En ucuzundan abi” diye markasına bakmadan aldığımız, bardak istediğimizde içeriden kirli bir rakı bardağı gösterip “Alın bardak bizde var ya.” teklifini geri çevirdikten sonra “İçeride naptı Allah bilir bardağa” diye güldüğümüz, bütün boğaz manzarasına karşı birkaç saniye baktıktan sonra “Bu Ayasofya bu geminin üzerinde nasıl duruyor lan?..” diye çözümlemelere başladığımız güzel anılarla geçti ilk zamanlarımız.

Oturup insanları çekiştirir; anlamsız kaygılarla hayatı ciddiye alan, stres yapan günümüz kariyerist, paragöz ve bu hırsları yüzünden hem kendini hem çevresini, hem ailesini mahveden insanların bir güzel mizahını yapardık. Güçleneceğimiz günleri, daha fazla kişiye uzanacak durumda olan yardım elimizi, yapacağımız hizmetleri, sahip olacağımız zenginliği, gerçek bir kardeşlik babında kuracağımız, günde 18 saat çalışsak da eğlenerek , zevk alarak geçecek olan aileyi düşünürdük. Topluluk içinde rahatlıkla anlaşabileceğimiz şifrelerimiz, parolalarımız bile vardı.

Ve tabii ki aşklar… Kendisi her ne kadar saklamaya çalışsa da benim bir bakışta insanın kalbini, niyetini görebilen sezgimden kaçmaz..:)) Maddi, manevi, ailevi, gönül işlerine dair şeyleri daha çok içine atan, daha soğukkanlı olabilen birisiydi. İnsanları pek sevmediği belli oluyordu. Daha bir psikopatımsıydı, dürtüsüzdü yani. Benim daha romantik ve duygusal olduğumu söylerdi hep, öyle olsun…:)

Ve inanır mısınız… Bu kadar uyuşmamıza rağmen yeryüzünde var olabilecek en zıt camialardan geliyorduk. Eski Dost İstanbul’da sayılı zenginlerden denebilecek bir ailenin mensubuydu. Yani nasıl desem; sayılı ve ömür boyu alın teri dökmekten çok zekice elde edilebilecek bir varlık, zenginlik… Bunu okuyan pek çok kişi “Ya yok o bir şey değil” diye yorumlayabilir. Ama gerçekten milyonlarca kişinin gıpta edeceği, hatta hayatı boyunca o taraflardan biriyle dostluk kurmayacağı bir mertebenin söz konusu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Gram bir art niyet olmadan söylüyorum: Gerçekten çok az insanın sahip olabileceği bir avantaj… Fakat ailesiyle arası, sahip olduğu zihniyet, hayat görüşü sebebiyle hiç olması gerektiği gibi olmadı. Maddiden çok manevi meselelerle boğuşuyordu. Onunkisi kabaca tarif etmek gerekirse; kültürlü ve duyarlı değil de çomar zenginlerin arasında, birazcık duygusal olduğu, birazcık hayal kurmaya yatkın olduğu, çomarların tabiriyle “aklı bir karış havada” olduğu için ailenin sorunlu ve izole çocuğu kıvamındaydı. Zengin depresyonu hesabı..:)

Bense doğalgazsız bir gecekondu kadar olmasa da fakir ve emekçi kesime mensup bir aileden gelen, doğar doğmaz göç yolunda ilerlemeye başlayan Kuzey Amerika Antilopları gibi çocukluğundan itibaren geçim sorunuyla tanışmış, hayatını idame ettirmeyi liseden beri ama hafta sonu, ama yazları çalışmaya başlayarak öğrenmiş bir makineydim, robotum…

Onun yetiştiği dünyada insanlar doğduğundan beri çeşitli kurslara, çeşitli eğitim programlarıyla o lise senin, bu dersane benim, yüzme balesi senin, kariyer odaklı seminerler benim derken kalkınma planı gibi, sahip oldukları imparatorluğa uyum sağlayacak şekilde yetiştirilirler.. Şimdiye kadar zengin kesimden başka şeylerle ilgilenen; para, güç, kariyer, sisteme entegre olacak her türlü kaygı dışında işlerin “Neden”iyle, adaletsizlikle, toplumla, “Neden bu düzen böyle?” sorusuyla, farkındalıkla ilgilenen hiç kimseyi tanımadım desem yalan olmaz….

Bizler ise bizi güç bela büyüten ailelerimizin tatlı mı tatlı yükünüi vefayı ömrümüz boyunca omzumuzda taşırız. Sermaye yerine dayanışmanın, bir arada olmanın avantajını tatmışızdır. İnsan gibi yaşayabilmek için gerçekçi olmak zorundayızdır. Hayal kurma, hatta bunlar üzerine düşünüp depresyona girme şansımız bile son derece sınırlıdır. (mı acaba?..:)) Yapmak ve gerçekleştirmek bizim için önceliklidir. Depresyona girme, psikolojik sorun yaşama özgürlüğümüz dahi yoktur. Ağustos sıcağı, Şubat soğuğu demeden her sabah işe giden, kendi canından kısarak bizlerin daha iyi hayat yaşaması için çırpınan milyonlarca emekçi anne ve babaya karşı yazılı taahhüt olmasa bile o vicdani yükümlülüğü, o “gönüllerin vergi borcu”nu her zaman kalbimizden hissederiz. Bunları yapmaya fırsatımız olmasa, bizzat bir işkolik olsak da çocukluğumuzu silerek o insanların sırtından kat be kat kar yapmayı kendimize yediremeyiz… Yeryüzünde mükemmel insan mı arıyorsunuz? Uzakta değil, burnunuzun dibinde hepsi… Faturalarını, ev masraflarını ödeyip, kendi cebine aylık 50-100 lira koyarak fazlasını çocuklarına yediren milyonlarca mükemmel insan var yeryüzünde… Hepsi de halihazırda aynı hayat kavgasını vermeye devam ediyor… Hem de günahsız bir şekilde…

Ama nasıl desem… Eski Dost’ta bu saydıklarımdan hiçbirinden eser olmayan, yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal hesabı, “Yürüyün gidin ne hırs besliyorsanız besleyin, ne kazanıyorsanız kazanın. Bunun bir anlamı yok. Ben bu yarışa dahil değilim. Ve ben de bu yönümle kimseyi mağdur etmeden kazanacak, kendi çemberimde zararsızca yaşayacağım.” Diyen bir yön vardı…

Ben de altına sadece imzamı atıyordum. Gerçek anlamıyla bir kimliksizdi, gerçek anlamıyla bir kimliksizdim. “Neden”ler üzerine düşünen, biraz duyarlı, biraz katı gerçekçi, biraz nihilist, sorgulayan, biraz anarşik, biraz kurucu-girişimci kafalar… Bir insanda geldiği camiadan, aşılanan zihniyetten izler taşıyan, karakterini ana hatlarıyla analiz edebileceğiniz bu yönleri, bu izleri onda hiçbir şekilde saptayamıyordum. Ve bahsettiğim toplumsal sorunlara, bu nevrotik sisteme karşı gerçekten, ama gerçekten duyarlıydı, gerçekten bilinçliydi… Bunu her halinde görebiliyordum. İkimiz de hem 50-60 yaşındaydık, hem de hala 5-6 yaşında çocuklardık. Hiçbir zaman bir liselinin ya da üniversitelinin sahip olduğu standart ritüellere sahip olmadık. Umrumuzda değildi böyle şeyler… Yani gerçekten, mutlak şekilde iyiydi. Sistemin sindiremediği sorunlulardık, üretim hatalarıydık.

Zaten tanışmamız bile benim cebimde 3-5 kuruş fazladan para varken, onu ancak sima olarak tanıdığım zamanlarda 3-5 kişinin olduğu bir ortamda “Ben bugün darlandım. Çıkışta iki bira içeceğim gelen var mı?” sorusuna “Ben gelirim.” Diye cevap vermesiyle olmuştu. O derece… Belki de bizi o şekilde telegram tanıştırdı, kim bilebilir…Ayrıca; ikimizin de sahip olduğu mağduriyetlerin, eksikliklerin birbirimize karşı hiçbir şekilde bahsi geçmemiştir. Ne o beni ezmeye çalışacak şekilde bir şey yapmaya yeltenmiş, ne de ben ona ön yargılı bir harekette bulunmuşumdur. Pek çok kez birbirimizin sırtını kaşımışızdır.

Ama tabii bunların hepsi “dı”li, “di”li geçmiş zaman sevgili okurlar… Geçmişe dair gıpta dolu bir pasajdan sonra şimdiki zamana yaklaşıyoruz malesef… İnsanın liseden üniversiteye, oradan orta yaşa, oradan da kim önce ölürse o zamana kadar dost olmayı umduğu kişiyle ilgili böyle şeyler yapmak, böyle şeyler yazmak zorunda kalmak tarifi imkansız, garip, böğrünüze bir öküz oturmuş gibi hissettiren bir şey… Tanımsız ve “yaralanma”nın, kalp kırıklığının tam karşılığı…

Peki, bu kısmı niye yazdım? Yani diğer birkaç yazıda bazı şüphelilerden bahsettiğim gibi sanki bu adamla da öyle sıradan, alelade bir şekilde zamanım geçmiş de, mesafeli bir tanıdığımmış da beni bir şeylere bulaştırmış gibi bir durum olmasın diye yazdım. İkimiin de, birbirimizi daha bıyığımız çıkmadığı zamanlardan beri tanıdığımızı ve tam olarak tanımadığım, bütün çözümlemeleri yapmadığım şekilde kimseye iftira atmadığımı, bir paranoya veya benzer rahatsızlığa kurban gitmediğimi vurgulamak istedim. Eski Dost; benim üniversitede bile her Allahın günü ders çıkışı buluştuğum, kıraathaneye giden amcalar gibi bilindik mekanlarda oturup takıldığım birisiydi. Sonradan tanıştığım ve yersiz şüphe tohumlarına sebep olacak birisi değildi yani…

Ayrıca; bütün o yaşanmışlığın, her geçen yıl uzaklaşsa da geçmişe dair güzel anıların bahsinin geçmesi de vicdanen uygun olur. Demek istediğim Eski Dost; ta lise başlangıcından, bundan sadece 3 yıl öncesine kadar bende yeterince yeri olan birisiydi.

Velhasıl kelam; bugün de halihazırda yapmakta olduğum blog yazarlığı, makale yazarlığı gibi işlerle beni Eski Dost tanıştırmıştı. Kendisi internet alemine son derece meraklı birisiydi. Mesleğinin pek alakası olmamasına rağmen… Lisede birkaç kez site açalım, blog yazalım gibi ortaya çıkan fikirler olmuş fakat tutmamıştı. O zamanlar o da ben de biraz daha geleneksel, sıcak para getirecek şeylerle uğraşıyorduk.

Üniversiteye başladığım yıllar ise (ki 2011 cıvarına tekabül ediyor) ilk adam akıllı işlerle uğraşmaya başladığımız zamanlardı. Çok iyi hatırlıyorum; bana bir site söyleyip ücret karşılığında makale yazabileceğim bir yere yönlendirmişti. O da aynı işi yapıyordu. Haricen harçlık çıkartıyorduk. Bana ise adeta dualarım sipariş üzerine kabul olmuşçasına ilaç gibi gelmişti. Hem aksatmadan okula gitmiş, hem istediğim zaman PC’yi açıp makale yazmış, hatta bu yazma işini biraz abartıp eve bile para ayırmıştım. Sonra bir bahane üretip beni sistemden atmışlardı..:))

Biz o dönemde öyle iki körpe öğrenci olarak yaşarken bazen hem birbirimizin konuşmalarında, hem de etrafımızda meydana gelen olaylarda bizi sürekli güldüren, düşündüren şeyler oluyordu. Tıpkı mağdurların sürekli maruz kaldığı ve aklınızdan geçen bir şeyi çevrenizdeki insanların söylemesi, düşüncelerinizin ve hafızanızın dışarıdan yansıtılması gibi. Hatta pek çok kez Eski Dost “Oğlum bak bu dünyada var böyle şeyler galiba. Evren bize cevap mı veriyor ne oluyor? Bu meselelerin var galiba doğruluk payı..” gibi şeyler söylerdi. Ben de mantığıma pek toz kondurmazdım ama olanlar benim de ilgincime gider ve gülerdim. Ama sonra unutp giderdim. Hayatta bilimsel esaslarla açıklanamayacak bir şey yoktur. Şu anda tam olarak çözülemeyenler de mutlaka bir gün açıklanacaktır. Aşk hariç…:)

Hatta Eski Dost “Feyyaz biz aslında yokuz.” Dan tutun da “Lan biz birbirimizin hayali kişilikleri olmayalım.” Gibi, hatta “Şu martı var ya bizi izliyor.” Gibi espriler yapardı sık sık. O cıyaklayan gülmesinden bir tane patlatması yetiyordu zaten sizin de gülmenize…

O zamanlar üzerinde durmadığım bütün bu olaylara bir de elektromanyetik zihin kontrolünü bilerek tekrar bir bakınca her şey anlam kazanıyor… Bunlar ilk evrelerde telegramı andıran şeylerdi. Eski Dost’un ise arada sırada ama isteyerek, ama istemeden söylediği ve çıtlattığı bu tarz yüzlerce şey, onun gizliden gizliye böyle şeyler üzerinde düşündüğünü, olaylarla ilgilendiğini gösteriyor. Bu ilgilenme boyutu elektromanyetik anlamda da olabilir; düşünce gücü, karma, aura gibi yollarda da… Bu konuda o yıllar için pek bir gözlem yapamıyorum malesef…

Peki böyle şeyler aklını meşgul ettiğine göre neden bana o sıralarda ya da daha sonraki yıllarda böyle bir sorunu, bir araştırması, ilgi alanı olduğunu belirtmedi. O da ayrı bir konuBu arada dürüstçe, tüm gerçekçilikle bir not düşeyim: Eğer ki dediğim gibi bir şey olsaydı, dünya üzerinde çok ama çok farklı bir gelecek şekillenebilirdi. İmkan, şerait, dostluğumuz çok farklıydı. Objektif bir şekilde değerlendirme yapıp kendimi da gayet zaafları ve nefsi olan bir insan olarak görüyorum…

İnternet ve siber meselelerle ilk aşinalığın başladığı bu dönemlerde çevremizde meydana gelen başka başka olaylar kabaca böyleydi benim gözümde… Komik, bazen ürkütücü ama üzerinde durmaya değmeyecek tesadüfler…

Ama internette yaptığımız işler biraz daha ilerledikçe nasıl bir takip ve tacizin söz konusu olduğu, siber ortamlardan, sosyal medyadan başlayarak dünyadaki zihin kontrolüne kadar uzanan keşif sürecinde her şey netleşmeye ve anlam kazanmaya başlamıştı.

Bana gayet cömert ve temiz niyetli bir şekilde gösterdiği bu makale işinden sonra yaptığı konuşmalardan, uğraştığı şeylerden Eski Dost’un tam bir dijital ortam manyağı olduğu belliyi. Okuldan çıktığım zaman ya da hafta sonu ne zaman bunu arasam internet kafede oluyordu. Abartısız günde 4-5 saati internet kafede geçerdi. “Napıyon oğlum o kadar” falan dediğim zaman yabancı dizi izlediğini, oyun oynadığını falan söylüyordu. Yabancı dizileri ben de seviyordum zaten. Ondan sonra da oturup muhabbet ediyorduk. Bu arada; kendisini bildim bileli hiçbir zaman evinde kendi bilgisayarı olmamıştır. 5-6 ayda bir paylaşım yaptığı sembolik bir Facebook hesabı dışında kendi ismiyle hiçbir sosyal medya aktivitesi olmamıştır. Başka başka olanları bilmiyorum zaten varsa…

Bir keresinde otrurken bana elinde tabletle deep web’i gayet açıklayıcı ve ilgili bir şekilde göstermişti. “Bak ben arada sırada bunlara bakıyorum. İnternet aslında böyle böyle bir ortam. Bizim takıldığımız bilinen internet dünyanın sadece bir kısmı.” Diye gözümün önünde Tor kullanarak bazı sayfalar, bazı şeyler gösterdi.

O zamanlar da zihin kontrol manipülasyonu olduğuna adım gibi eminim. Bir de ben o zamanlar bunları “Haa, anladım, anladım, öyle mi, vay be” formunda dinlemiştim hep. Okuldu, işti, şansım yaver gitmeyen aşktı derken bende var olan derin acılarla birlikte yeterince yoğun ve umursamaz vaziyetlerdeydim. Bir de ben bunları değil; doğayı, canlıları, toprağı, denizi, içmeyi, çalışmayı, özellikle yazmayı, kısaca beş duyuyu seviyordum. Hissetmeye, toprağa meraklıydım. Dolayısıyla üzerimde yeni şeylerle uğraşma enerjimi düşüren bir yorgunluk oluyordu sürekli. Ve tabii ki az önce de söylediğim gibi zihin kontrolünün “z” siyle, siber dünyanın “s” siyle, yazılımın “y”siyle ilgilenen biri değildim. Gemici olacaktım. Yapı olarak da insanların tiplerine, ilginçliklerin ya da ne bileyim asosyallik, vs. gibi taşıdıkları yönlere hiç dikkat etmeyen, biraz sığır ve dalga geçmeyi sevmeyen birisiydim. “Bilgisayar manyağı mk” deyip geçiştiriyordum. Çünkü zaten hala aynı kankalığa dostluğa sahiptik. Aynı derecede gülüp eğleniyorduk. Sonra da bunu unuttum gitti zaten…

Sonraki zamanlarda gerçekleşen şeylerle birlikte ise bu aklıma gelen bir sürü ipucundan sadece biri olmuştur…

Aynı zamanda bu dersler, onun internet kafesi, benim ıvır zıvırlar ile geçen zaman boyunca ilginç ve üzücü düşünceleri, davranışları oluyordu. Kendisinde, sürekli psikolojik sorunlar yaratmak, kendisiyle ilgili düşünmek gibi… Aslında Eski Dost yazının başında dediğim gibi uzun vadeci, daha soğukkanlıklı, umursamaz, anlık dürtülerini pek dinlemeyen biri olsa da bir de bunun tam tersi; aşırı pimpirikli, paranoyaya varacak kadar tedbirli, insanlara karşı içten pazarlıklı olan, nevrotik krizleri andıran bir yönü de vardı. Evet; hepimizin zihin kontrolcüler hariç tüm insanlardan sakladığı yönleri vardır. Bu korkuları, düşünceleri yalnızken yaşamak isteriz. Buraya bunu yazmam da doğru olmayabilir ama telegram ile bütün bunların ilgisi açısından hiçbir detayı atlamamam gerek..

Eski Dost aynı zamanda psikolojiye de meraklıydı. Yani akademik olarak olmasa da kişilik bozukluklarıyla, insan davranışları gibi konularda kitap okumuşluğu vardı. Karmaşık bir insandı. Ortak ilgi alanımızdı bunlar aynı zamanda..

Fakat bu ilgi alanlarını kendi üzerinde çok uyguluyordu. Mesela bir keresinde kafede otururken “Kanka bende bipolarlık var biraz galiba. Arada sırada geliyorlar bana.” Gibi, ya da başka bir gün bir kitaptan başka bir alıntı göstererek “Bak bendeki sorunu buldum.” Deyip Borderline kişilik bozukluğu başlığını göstermesi gibi. Başka zamanlar “Bana arada sırada geliyorlar ama kitap okuyunca, yazınca rahatlıyordum.” Gibi yine sürekli ruhsal durumunu analiz eden bir tutumu vardı. Ben sürekli onu tersi yönde telkin ediyordum. Hastalık hastası olduğunu söylüyordum.

Aynı şekilde daha yeni tanıştığı insanlara karşı “Kanka bak. A. Denen o. çocuğu ile konuştum.” Ya da “Bu B. Acaba şöyle şöyle mi düşünüyor.” “Bana bak bunun böyle bir niyeti olmasın. Ya da yoktur ya tertemiz insan.. Ya da var mıdır acaba?” gibi söylemler… O sakin, durgun, sevecen mizacından arada sırada fırlayan o nevrotik, ne yapacağını bilemez bir telaş olan yönünü görebiliyordum. Bunların telegramla ilgisi olduğunu biliyor muydu? O yüzden mi psikolojiye merak sardı? Yoksa telegrama karşı mı bunları okumaya başladı? Zihin kontrolünün etkisiyle farkında olmadan mı ilgilendi? Tam sebebini bilemesem de çevresel etkilerin en bariz etkilerini gözlemledim o sıralar…

Belki o sakin hali ısrarla dışarıya karşı mahsustan takındığı tutumdu ve kendisi de “Psikologlara gerçek hastalar gitmez. Gerçek hastaların hasta ettikleri gider.” Cümlesindeki gerçek hastalardan biriydi. Bilemeyeceğim.. Gerçi benim ona taktığım bir lakap olan “pasif agresif” vardı ama neyse..

O zamanlar bu hareketlerini nasıl mı karşılıyordum? Ailevi sorunları ve yalnız büyümesi sebebiyle genel halinin arada sırada böyle patlak verdiğini ve o psikoloji kitaplarının etkisinde kalarak kendisinde bir tedbirlilik görünce hemen “paranoya”, en ufak bir aşırı duygu görünce hemen “borderline” gibi teşhisler koyduğunu düşünüyordum. Biraz insanlarla kaynaşıp sosyalleşmesini, hepsinin gelip geçici olduğunu söylüyordum. Alternatif psikolojik tedavi olarak “Gel beraber kızlarla kaynaşalım açılırsın.” Diye tavsiye veriyordum özellikle..:)

Ve dertlerini kelimesi kelimesine dinliyordum. Onun beni aynı içtenlikle dinlediği gibi…

Makale işi bittikten ve biz de aynı şekilde takıldıktan bir süre sonra yeni bir iş geldi. 2014 yazıydı. Eski Dost memleketteyken telefondan konuştuk ve “Kanka la, biz niye kendi sitemizi açıp para kazanmıyoruz.” Diye bir fikir geldi kendisinden… “Nasıl olacak? Yeterince kazanır mıyız? Geleceği var mı? Ondan sonra büyür müyüz?” gibi klasik çözümlemelerden sonra girişimi yapma kararı ayrıldık. Daha sonra yaptığımız krtikler ve elemeler sonucunda bir konuda karar kıldık ve Bismillah diyerek siftahı yaptık. Evet; sahip olduğumuz zihniyetin, hayallerimizin bir dışavurumu olarak aynı zamanda ortak bir girişimimiz de olmuştu. Bu fikir ve sonrası öğrencilik standartları dahilinde gayet karlı oldu. Fakat aynı zamanda beni bugün, tam olarak şu ana sürükleyen şeylerin de başlagıcı oldu.

ESKİ DOST İLE ORTAK İŞE BAŞLAMAMIZ, AKABİNDE SİBER MESELELRİ FARK ETMEM.

Web sitesi yapığ yazı yazmaya başladığımızda ben aynı zamanda bir şirkette proje bazlı, 6 aylık bir staj yapıyordum. İlk olarak haftada birkaç gün olan bu staj, paraya sıkışmam ve iş dünyasının biraz daha hoşuma gitmesi sebebiyle her güne dönüştü. Akşamları da site için yazı yazıyordum. Sözüm ona ikinci öğretimden gireceğim dersleri aksatmıştım ve okul uzamıştı… Yoğun ve biraz sıkıntılı bir periyottu benim için. Aynı zamanda ev taşıma olayları, evdeki dinlenmeye mahal vermeyen, yer yer aile üyelerinin de anlam veremediğim duyarsızlıklar göstermesi gibi durumlar derken sinirlerimin arada sırada zorlandığını hissedebiliyordum. Arada sırada başıma gelen bazı olayların, durduk yere girdiğim bazı triplerin aşırı çalışmadan kaynaklandığını düşünüyor, biraz sabredeyim, şu yoğun periyot bitsin sonra her şeye vakit olacak diye geçiştiriyordum.

Tabii ki şimdi bakınca her yerde buram buram, sinsi adımlarla uygulanan zihin kontrolünü görebiliyorsunuz. O 1-2 yıl benim için her şey tıkırındaydı. Okul bitince gemici olup denizlere açılacaktım ve ikincil bir iş olarak büyüyorduk. Hayallerimi gerçekleştirme vasıtam zengin olmaktı. Zengin olmak, bir şeyler kurmak benim için hayatın tek anlamıydı. Kapitalizme tamamen uyarak, yani kafayı girişimcilikten, yatırımdan yana kullanarak zengin olabileceğim düşüncesindeydim. Bu benim için sistemin bir cheat koduydu, hilesiydi.  Benim için istediklerimi yapabileceğim malzeme para olabilirdi… Herkesin gücü farklı yerde bulması gibi…

ÖNEMLİ NOT: Para delisi olduğum için değil. Maddi sorunun ne demek olduğunu çok iyi bildiğim, aynı şeyleri ne ben, ne kaderde varsa ailem yaşasın, hem de ulaşabildiğim yere kadar yardımım falan dokunsun diye.. Ayrıca; zenginliğin insanı özgür kıldığı su götürmez bir gerçektir. Yüksek standart istemek en doğal hakkımız. Bunu da okuyucunun yanlış anlamaması ve başarılı olmayı zengin olmak sayan kapitalizmin çocuğu kişisel gelişim zihniyetine külliyen karşı olduğum için belirtiyorum.

Devam edelim. Ayrıca o sıralar sıkışık ve etrafıma fazla bakacak durumum olmamasından gerek; umursamaz ve sert yönüm ağır basıyordu. İnsan hayatı böyledir zaten.. Hedefleriniz, düşünceleriniz, duygularınız periyotlar halinde gündeme gelir hayat boyunca..

O dönem boyunca yaklaşık 4-5 ay bu düzende geçti. Anlatılması gereken birkaç şey hariç…

Benim hafta içim iptal bir şekilde geçip hafta sonlarım müsait olurken her hafta Eski Dost’la istisnasız bir şekilde oturup çay bira falan içiyorduk. Ama Eski Dost’un haftadan haftaya, aylarca yaşadığı anormal değişiklikleri fark edebiliyordum. Bu değişim bir insanın görüşlerinin değişebileceği tarzda bir değişim… Adeta bambaşka bir kişiliğe bürünmüşçesine, o bahsettiğim canavar yönü ortaya çıkmışçasına..

Öncelikle dikkatimi çeken şey, Eski Dost’un ne zaman buluşursak buluşalım ısrarla site propagandası yapmasıydı. Tamam zaten yaptığımız işti, bir de o daha çok seviyordu, hevesliydi.. Ama ne zaman havadan sudan, belki benim başlıca dertlerimden, belki onun meselelerinden konu açsam “Ben bu konular hakkında başka bir şey konuşmak istemiyorum.” Derecesine sürekli “Şunu kazanmak mümkün, bunu kazanmak mümkün.” Gibi şeylerden ya da başka başka iş fikirlerinden bahsediyordu. Karşımda aynı kişi vardı, dış görünüş olarak… Kendimizi paralamadan biraz freelance kazanalım diye bu işlere girmiştik. Ama o Eski Dost ile alakası olmayan bir işkolik vardı karşımda. Bir de içkiyi yavaş yavaş bırakıyordu. Alkolik değiliz bu arada, sadece haftada bir oturduğumuzda bir iki bardak içmek bizim kültürümüzde oturmuştur. Ama birdenbire çok keskin bir şekilde “içmek loser işidir.” Falan diyordu. Grand boy yeşil çaylarla falan takılıyordu.

Arada sırada aynı muhabetleri açmaya çalışıyordum. Böyle yüzüne bir soğukluk, sanki ayıp bir şey söylemişim gibi, korkmuş gibi bir surete bürünüyordu. Biraz eğlenmekten dem vuruyordum.” Gel bak sevgili falan da bulalım, gezelim, tozalım, biraz kendimizi ödüllendirelim. Paramız olunca o yatırım fırsatları, o dünyalar kendiliğinden gelir zaten ayağımız şimdi kafa yormayalım.” diyordum. Gerçek bizden yana tavır takınıyordum. Yok; varsa yoksa site, yatırım, şu işi de yapalım, bunu da yapalım…

O zamanlar ben de geçmişe sünger çekmiştim. Israrla iş dışında bir şey konuşmak istememesi haftalar geçtikçe çok fena dikkatimi çekmişti. Ama “Çocuk kendini buldu herhalde napayım? Biraz bir rayına otursun durumumuz orta yolu bulur mutlaka” deyip fazla irdelememiştim. Çünkü bu değişime rağmen iyi gözüküyordu. Kendinden emindi… Ben de ayak uydurdum. Başka şeylere onu bulaştırmadan onun dilinden konuşmaya başladım. Ta ki çok sakıncalı olan birtakım hareketleri sergilemeye başlyıncaya, benden yana da bir mesafe girmeye başlayıncaya kadar… Zaten bunlar ve sonrası telegrama bağlanıyor.

Site işi istikrarlı bir şekilde yükseliyordu. Her şey iyiye gidiyordu. Ama bu benim için herdaim ikincil bir işti. Gemicilik yaparken de buna devam edecektim. Daha çok nakit paraya ve yüklü kazanca ihtiyacım vardı. Allah var bu işte bende kat kat fazla emeği vardı. Ben gündüz ofiste falan çalışırken hep sitelerle ilgili muhabbetler oluyordu telefondan. Gece geç saate kadar teknik işlerle uğraştığı oluyordu. Bense sadece makale yazıyordum. Zaten hala daha teknikten pek anlamam. Yazmayı severim.

Bütün bunların sonucu olarak ben de ona bir ara konusu açılınca “Kanka bak bu iş tın tın yükseliyor. Cebimize girmeye başlıyor bir şeyler. Benim sana güvenim tam. İsabetli bir girişim oldu. Site düzeni olsu, stratji olsun, insiyatif kullanabilirsin.” Şeklinde telkinlerde bulundum sürekli. Hakikaten öyleydi durum çünkü.

Ama daha sonra bu söylediklerime, takındığım tutuma inatmış gibi, adeta beni sınıyormuş gibi tavırları başladı. Ve tabii birtakım hack mevzuları, telefon dinleme gibi imaları… Beni işi gücü bırakıp ondan beter blogçu olmadığıma pişman edercesine yani… Ve büyük ihtimalle bu kişiliğinin derinliklerinde hapsolmuş bir zorbanın, insanları yaralamayı seven bir fitnecinin ayak sesleriydi.

Yine bahsettiğim süre zarfında Eski Dost’un çok meşhur bir olayı vardı. Sabah erken kalktığım için gece 12 cıvarında yatıyordum. Bu bana hep 23:50, 23:55, 23:53, 23:58 gibi yatıp lensimi falan çıkardığım saatlerde beni meşgul edecek içerikte mesajlar atıyordu. Sistematik bir şekilde ama… Pek çok kez uykuyla uyanıklık arasındayken o mesaj sesiyle irkilip uyandığım da oluyordu. Ben “Allah Allaaah, Allah Alaaah” deyip geçiyordum. Ama bu o kadar ritmik bir hal almıştı ki o zamanlar. İlk birkaç gün yaşadığım rahatsızlıklardan sonra telefonu sessize alarak yatmaya başladım. Yatınca uyuyana kadar “Aha bizimki bir şey yazacak şimdi.” Diye düşünüyordum ve yine aynı saatlerde mesajı geliyordu..:)

Aynı şekilde pek çok kez saat tam 6’ya doğru arayıp işten çıkacağım saatte yakalıyordu. Ben de şimdi “metroyabineceğim. Vakit geçmesin inince eve kadar konuşalım uzun uzun.” Diyordum. O ise ısrarla daha hızlı ve daha seri konuşarak bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. “La ooğlum..” diyordum. Şaka olmayacak şekilde bir pasif agresiflikle sürekli en dinlendiğim,ya da en sinirlenebileceğim saatleri yakalayarak beni meşgul ediyordu.

Ondan sonra çay içip muhabbet ederken de bunun çok meşhur bir huyu vardı: Karşımda dikkatimi dağıtmak, bir şey anlatırken trollemek hoşuna gidiyordu. Mesela kendisi bir şey anlatıyordu. Sitelerle ilgili, bloglarla ilgili, vs. vs. Ondan sonra ben konuşmaya başladığım zaman konuşmanın başında mutlaka “Çayını da iç de Feyyaz soğumasın.” “Şey sigaran sönecek Feyyaz” “Evet evet dinliyorum ben seni.” Deyip dikkatinizi dağıtacak şekilde kaşınma, etrafa bakanıp göz teması kurmama, başka şeylerle ilgilenme, tam can alıcı bir şey anlatırken “Bir tane sigarandan alıyorum Feyyaz.” Diye ortamı dağıtmak, ben bir şeyle ilgilenirken bir anda ağzını şaplata şaplata yemek yemeler gibi yıldırıcı dolandırıcılara benzeyen hareketleri vardı. Hatta sahilde biraz alıp deniz kenarında oturup muhabbet ederken bu döngünün devam ettiği; yani onun bir şey anlatıp sonra ben bir şey anlatırken “Şuradaki ne Feyyaz gözükmüyor buradan..”, sonra yine “şurada ne var Feyyaz.” Diye sorup sorup en sonunda dönüp ters ters baktığım zaman bu sefer de üzülmüş, korkmuş bir dehşet ifadesiyle baktığı bir anı bile hatırlıyorum. Bir kişiliğin yaptığından diğeri üzüntü duyuyormuş gibi…

Bundan başka günlerden bir gün her şey olağan terasta oturmuş kahvemizi içtikten sonra bunun tuvalete gidip geldiğini, geldikten sonra da “Kanka bak benden sana tavsiye, yarın bir gün kızın biri yatakta ağzından laf almaya falan çalışır bir şey anlatma, benden tavsiye…” gibi bir şey söylediği de olmuştu. “Haa? Ney?” gibi tepkilerden sonra unuttum gitti…

Bunları sistematik olarak yaptığını görebiliyordum, bazen ben de onun dilinden cevap veriyordumi nadir de olsa. Ve hareketleri bir süreliğine kesiliyordu. Bilerek yaptığı belli oluyordu. Açık açık bahsetsem de bu sefer “Ne alakası var oğlum paranoyak mısın” diye sebepsiz yere olay çıkaran yerine beni düşürecekti. Bir de biraz sonra anlatacaklarımla birleşince insanın bilmem kaç senedir dostu olan birinin böyle bir şeye dönüşeceği aklının ucundan bile geçmiyordu. Tipik dolandırıcı, sömürgen, sinsi taktikleri bunlar..  Zorbalığın farklı bir versiyonu.. Ama bana arkadaşlığı sabote edercesine zevk için yapıyordu. Ee ne yapacaktım? Hemen ben de mi kestirip atacaktım arkadaşlığı? Ne bekliyordu? Neden yapıyordu?

Bir iki keresinde en sonunda “Bu ne oğlum ne yapıyorsun pasif agresif misin sorunlu musun sen?” diye bağırdım. Sadece kafasını önüne eğdi ve sustu. Evet, kendisine neden pasif agresif dediğim şimdi daha iyi anlaşılıyordur yavaş yavaş… Daha sonra ise bu durum daha  beter suretlere bürünmeye başlamıştı… İşi yaparken de kontrolü onun eline verdiğimden olsa gerek, bana doğrudan hobi olarak ezilecek, durduk yere mobbing yapılarak zevk alınacak bir çalışan muamelesi yapmaya çalıştığını hissedebiliyordum.

Zamanla Eski Dost; direkt insanın en hassas zaaflarını iğneleyecek, doğrudan ezmeye çalışacak şekilde davranışlara başlamıştı. Bir de böyle bir insana karşı sürekli konuyu hassas olduğu, sinirlendiği şeylere getirmekten hoşlanıyordu. Birinin psikolojisini adım adım yıpratmak için; teselli berir gibi gözüküp aslında sinir olduğu konu hakkında daha çok düşünmeye sevk etmekten zevk alıyordu.

Mesela günlerden bir gün sahilde uzunca bir süre benim sahip olduğum, aileden gelen bir meselenin yarattığı bir dert hakkında konuşuyoruz. “Yani işte kanka böyle böyle ya, ben çalışadurayım, yarın bir gün çözülür şöyle böyle olur” faslından sonra arabada yol almaya başlıyoruz. Konu değişmeye başlıyor. Ama bu hala daikada bir

-“Kanka sizin olay kötü ya.”

Ben:

-“Evet ya bakalım… Bak bak yarın ne yaza…”

Eski Dost:

-“Kanka sizin o meselenin hallolması lazım ya.”

Şeklinde bildiğin 2-3 dakika bildiğin ifadesiz, troll Oktay gibi bir şekilde diretmeye devam ediyor. En sonunda ben dönüp gözlerinin içine delici bir şekilde bakarak “Evet öyle bekliyoruz işte.” Diyorum sonra yola bakıyor ve konu kapanıyor…

Başka bir gün site olayları nereye gider diye konuşurken laf lafı açıyor bu da

-“Hadi diyelim seni s.ktir ettik. O zaman da pek bir şey fark etmez.” Gibisinden bir şey söyledi.

O an ilk kez böyle bir çarpılmış gibi olduğum anlardan biriydi. Karşımda normal bir patron o kadar süre aynısını yapsa ben bildiğin çok rahat anlayacağı, Recep İvedik’in “Elim kaydı.” Mimikleri gibisinden ona zarar verecek bir çirkefliği yapıp işi bırakmıştım ya da kavga çıkmıştı. Adam patron da değil bir b.k da değil… Sen nereye ben oraya dedim böyle böyle laflar etmeye başladı. Ondan sonra biraz biraz tartışmıştık. Ama genel bir şok, genel bir umursamazlık, çaresizlik hali vardı bende. Neler oluyordu böyle?…

Başak bir gün arayıp her zaman oturduğu bir kafede kalabalık bir ortamda telefonda bana aklında olan bir iş teklifini söylüyor. Ama çok uygunsuz bir şey olduğu için “Bu ne oğlum amele miyim ben?” gibi bir tepki veriyorum. Söylediği öyle abes bir şeydi çünkü. Kalabalıkta “Yok kanka amele gibi hissetmene gerek yok. Amelelikle alakası yok ki bunun. Allah Allah niye amele gibi hissediyorsun? Ameie, amel, mele…” şeklinde motor gibi konuşmaya başlıyor.

Günlerden bir gün oturup kave içerken sistemle ilgili konuşuyoruz. Konu konuyu açıyor ben de “Bak kapitalizmin tek iyi yönü ne biliyor musun? Soylu ya da aristokrat olmayanlara da refah fırsatı sunuyor. Aslında kullanılabilir bir sistem o yönden…” gibi bir şey sölüyorum. İçinde bulunduğum durumu kast ederek “Aynen bir de sen söylüyorsun bak bunu. Şaşırdım kaldım balla.” Gibisinden bir aşağılama çabası. Birdenbire ama. Sanki içinde saklanan bir cin varmış gibi. Her şeye kendinizi kaptırmışsınız klasik bir muhabbette. Birdenbire böyle cümleler kuruyor bir an bir kilitleniyorsunuz böyle…

Benim bir makale yazıp yayınlamak üzere sitede taslak olarak bıraktığım gün, eşşek kadar sitede hiç de kolay akla gelmeyecek olan aynı konu hakkında akşamına makale yazıp yayınlaması sonra da “Aa kanka sen de mi onu yazmıştın göremedim ya…” diye ayak yapması…

Evet, yazarken bile o dönemleri hatırlayıp boynumu kıtlattım haffiten. Dikkat ederseniz bu ve bunun gibi yazmadığım bir sürü olay masum gözüken konuşmalarla yapılan imalara, bir şey söyleyecek olsanız sizi haksız ve kompleksli durumuna düşürecek olan iğnelemelere, pasif agresif saldırılara dayanıyor… Erken aşamada işi bozan siz olacaksınız, ortaklık da paylaşımsız bir şekilde bitecek… Kısacası s.ktir edileceksiniz. Telegramla iş birliği yaparak bu yönleri daha zayıf birine kafayı yedirmek, haksız duruma düşecek şekilde sağa sola saldırtmak dahi mümkün.

Evet; uzun lafın kısası.. Neler oluyordu bu çocuğa böyle?… Her şey o kadar hızlı gerçekleşiyordu, ağır çalıştığım için de o kadar keskin bir şekilde oluyordu ki.. Yani nasıl davranacağımı bilemiyordum. Yaralıyordu beni… Normalde benim için çok basit olan hamleleri, kararları dahi yapamadım. Olayları idrak edemedim yani… (Tabii bu dönemde de elektromanyetik zihin kontrolünün var olduğunu söylemiyorum bile. Büyük ihtimalle yorgunluk, hafif sinir bozukluğu gibi şeyler güçlendirilerek karşı koyamayacak şekilde uyuşturuluyordum)

Yani yazının başında bahsettiğim Eski Dost; bildiğiniz o dost, o arkadaş, o “kardeş” böyle şeyler yapmaya başlamıştı. Tabii ki yine aynı samimiyetteydik görünürde. Sadece 5-6 ay öncesine kadar aynı olan adamın yerine adeta onun kılığında, tanımadığım, ceza olarak aynı odaya kapatıldığım, zevk için dövülecek bir kıl kuyruk geçti… Artık aynı insan değildi… İnsanlar yıl geçtikçe olgunlaşırlar, tecrübelenirler, ama o farklı bir kişiliğe bürünmüştü. Bildiğiniz kıçı kırık bir site işi üzerinden bütün yaşayamadığı zorbalıkları, komplekslerini; kendisine tamamen güvenen, kalkanlarını tamamen indirmiş birinin üzerine kusuyordu. Olmayan bir şey üzerinden patronluk, zorbalık, çeşitli ezmeler gibi hareketlere bürünyordu. Bir de ben ona bu yönde hiçbir harekette bulunmadığım halde… Ben böylesini çalıştığım hiçbir yerde, günde 10.000 TL’yi su gibi harcayabilen eski patronumda dahi görmedim… Hatta tam tersine o, gördüğüm en iyi patronlardan biriydi.

Evet bildiğiniz o temiz niyetli dediğim, gerçekten bilinçli dediğim adamın içinden şimdiye kadar gördüğüm en büyük çomar, çomarın hası ama, en büyük şımarık, sopalık, kendi hayal dünyasının hakimi olan, yakınlarını da bu dünyaya çekmeye çalışan nevrotik bir umutsuz vaka çıkıyordu. Bildiğiniz kuru kuruya, katıksız bir şekilde insanlara psikolojik zorbalık yapmaktan zevk alıyordu herif. Baştan aşağı bütün hareketleri değişmişti. Bütün bunlar bildiğiniz 1-2 ay içinde olan bir kılık değişikliğiydi. Nasıl olduğunu bile anlamadan araya çok fena bir mesafe girmişti.

Kendisiyle artık haftadan haftaya gibi görüştüğüm için zaten burada böyle anlattığım mevzu aylar boyunca kafamı o kadar meşgul etmiyordu. O zamanki ruh halimle de “Ya çocuk iş konusunda pek tecrübeli değil. Ekip çalışmasına, benzer çalışmalara yatkın değil. Buldu bir fırsat herhalde hayata kızgın. Bir ara bakarız icabına..” diye bir yaklaşım sergiliyordum. Uğraşacak durumda değildim çünkü. Hem öbür yazıda hem de burada dediğim gibi; paranoya, psikoz gibi şeyler benim için çok uzak mevzulardı. Olayı basit bir ego mevzusu olarak algılıyordum.

Ama sonuç olarak koca bir yarıyıl, belki de daha fazla süre boyunca Eski Dostla aramızda dostluk adına hiçbir şey kalmamıştı. Hem pek çok kez o meşhur makaralar kukaralar devam ediyordu. Ama bir taraftan da şımarık, kibirli bir herifin teki oluyordu. Hala takılmaya devam edebilirdik belki. Ama ne olursa olsun beraber iş yapılacak en son insanlardan biri olduğunu geç de olsa fark etmiştim.

Pek çok kez karşıma alıp “Oğlum bak sen böyle böyle hareketler yapıyorsun. Neden böyle şeyler yapıyorsun? Sorunun ne? Ne yaptım ben sana?” temasında güzel güzel konuşmayı düşündüm. Bu sefer de “Yok ya manyak mısın? Yok oğlum sen kafaya takmışssın.” Şeklinde o meşhur plancı Gaslighting’ine sığınacaktı. (Bilmeyenler internette Gaslighting yöntemini araştırabilirler) Bir taraftan benimle aynı samimiyette konuşuyor, bir taraftan bu tarz sinsilikleri ve aşağılamaları yapıyor. İlgi çekmeye çalışıyor desen değil, uzaklaştırmaya çalışıyor desen değil. İçeri çekmeye çalışıyor desen o da değil… Amacını anlayamamıştım. Yoyo gibi muamele yapmaya çalışıyordu kendisine güvenen insanlara. Ama şu yönde karar vermiştim: Benim sinirlendirmeye çalışıp, her ne hata, her ne oyunbozanlık olacaksa bana yaptırtmaya çalışıyordu. Ben de sabır küpü oldum. Çünkü ipin incelmekte olduğunu gördüm. “Hee, hee, evet, haa…” diyerek izlemeye aldım bakalım ne olacak. Malum, gördük zamanında böyle anlamsız, gereksiz toylukları… Ben de yaptım hatta geçmişte pek çok kez…

Aslında aldığım bu karar da bir dönüm noktası olmuş olabilir…. Çünkü eğer ki eskisi gibi karşıma alıp konuşsaydım, hareketlerine daha çok dikkat ederdi. Bir süre sonra tekrar başlardı ama… Böyle böyle beni kanser ederdi. İşleri bozsaydım da artık eskisi gibi görüşmezdim ve bu meselelerden mümkün değil haberim olmazdı. Aldırmamam sayesinde buradan hack, fişleme, dinleme, oradan da telegrama kadar uzanan durumu fark ettim. Oyununa tepki verseydim normal hayat sınırında kalacaktı her şey ve büyük ihtimalle ben bu siteyi, bu yazıyı bile yazmamış olacaktım.. Veyahut kendisi telegram zihin kontrolünden ve çevirdiği dolaplardan bahsetseydi..

ESKİ DOST, SİBER TAKİP, HACKERLIK MEVZULARI

Olaylar burada bitmiyor tabii… Öncelikle şöyle bir mevzu söz konusu: 2014 Kasım-Aralık cıvarında başlayan bu girişim yanlış hatırlamıyorsam 2015’in Ağustos-Eylül cıvarlarına kadar sürdü. Önceki başlıkta bahsettiğim olaylar aşağı yukarı 2015’in Şubat-Mart cıvarına kadarki kısım. Şimdi anlatacaklarım ise 2015’in baharından ortaklığın bitmesine kadar. Ama yine de bazı mevzular o süre zarfında bir bütün halinde olabilir. 3-4 yıl geçti. Hem de zihin kontrolü var üzerinde. Bu durumu da belirteyim.. İlk 2-3 aylık dönem bunlarla ve çevrede yaşadığımız, bizi de güldüren tipik telegram belirtileriyle devam etti.

Yaza doğru olan periyotta ise bu ilk davranış bozukluklarının üzerine yeni yeni ilginçlikler çıkmaya başladı. Hem rakip sitelerle, hem Eski Dost ile aynı siteye yazdığımız yazılarla birtakım göndermeler, kinayeler başlamıştı. Nasıl olduğunu hemen izah edeyim:

2015’in ilk 3 ayı içerisinde ben siteye bir makale yazmıştım. Biraz serbest kürsü olan bu makalede hayatın anlamı, emek, bahsettiğim toplumsal sorunlar, iş hayatı üzerine öyle içten bir yazı yazdım. Sonra gayet olğan bir şekilde “Yazıma bak bakayım nasıl olmuş?” dedim buna. Ondan sonrasında ise 2-3 gün görüşemedim kendisiyle. İşim var, şu bu var falan derken bildiğin haber alamadım. Bir süre sonra bana watsap’tan yazdı:

-“Kanka yazın çok güzel olmuş. Ben de bir tane yazdım oku bak.” Yazzıyı okudum. Aynı şekilde o da içten bir yazı yazmış, son kısmı da koyu harflerle yazarak bildiğin bana cevap vermiş… Yani bu bildiğin iki köşe yazarının atışmasından ziyade işittirmelerle yaptığı bir şeydi. Yazıları da nasıl anlatsam.. Ben adaletsizlikten, fırsat eşitsizliğinden, bazılarının yaşayıp bazılarının yaşayamadığı gençlikten dem vurmuştum. O da “bazıları kartal gibi uçmayı sever, bazıları içinse sürünmekten başka çare yoktur. Bırakın da bizim kendimizce var olan şuyumuz buyumuz bizde kalsın.” Gibisinden bir şey yazmıştı. Yazılar belki hala duruyordur bakmadım… Ama bildiğiniz adam yazdığım yazıyı okumuş, birkaç gün boyunca konuşmamış, sonra bir tane yazıp bana al oku diyerek o yazı aracılığıyla yine biraz pasif agresif bir cevap vermişti. Ben öyle yazdım ama yazıyı, aklıma geldi yazdım yani… O kadar belirsizce iğneleyen ve açık olmayan şekildeydi ki, yine benim mevzuyu ilk açan olmamı bekliyor “Sen bunu bunu mu ima ediyorsun?” dediğim zaman “Yok oğlum nerede çıkardın” diye salağa yatacak. Karşısındakini evhamlı durumuna düşürecek. Yazıya şöyle bir baktım, imasına baktım. “İyii, cevap vermiş bu şimdi ama ne yani… Bir şey mi konuşmalıyım?” diye bir an düşündüm. Sonra güldüm geçtim. bu olaydan bir hafta 10 gün kadar sonra spor salonunda Eski Dost’un kardeşiyle karşılaştım. Naber nasılsın derken bana

-“Ya Eski Dost biz konuşmuyoruz Feyyazla falan demişti bana ama anlamadım…” demesin mi?..

Olay anlaşılmıştı. Yazıyı okuyup 2-3 gün boyunca tribe girdiği sürede evde o Drakula şatosunda yalnızken kim bilir neler kurduysa kafasında… Kardeşine “Biz konuşmuyoruz onunla.” Diyecek kadar da garip ayrıca.. Evet, bu herif beni yer yer ürkütmeye başlamıştı arada sırada…

O olay üzerine hemen konuşup “Ne lan bu olay?” diye soruşturmak vardı, ama elim dilim varmadı. Belki de zihin kontrolü engelledi bilmiyorum ama bu sistematik süreç beni öyle benden almaya başlamıştı ki; artık 6-7 aydır tanıdığım biriymişçesine umrumda olmamaya başlamıştı. Bir tiksinme, bir soğuma da hissetmeye başlamıştım. Ama içimde de bir sezgi vardı.. Ses etmemem gerektiğine dair.. Kötü kokuları alabiliyordum. Cümlelere dökecek şekilde plan yapmamış olsam da iç güdülerim bana “Yapmanı istediği şeyi yapma. Bırak ne olacaksa onun kararı olsun. Yazını yaz. Egosunu şişirip şişirip indirsin. Gittiği yere kadar gitsin. Eninde sonunda her ne yapmak istiyorsa mert bir şekilde yapmak zorunda kalacak.” Diyordu. Yani koca birkaç ay boyunca bu pasif agresif saldırılardan sonra benim kararımmış, ortalığı ben bozmuşum gibi bir durum ortaya çıkabilirdi. Bunu da dediğim gibi hem daha öncesinde birkaç kez dediğim duruma düştüğüm için, hem de yoğunluktan mı desem, umursamak istemememden mi desem, öyle sebeplerden ötürü aldırmıyordum. Adam öyle yani çünkü…

Aynı süre zarfında koordineli olarak gelişen ve ikimizin çapından çıkan olaylar oldu. Dediğim gibi sırasını tam olarak hatırlamıyorum. Aslında o kadar önemli de değil. Ama aynı 2-3 aylık periyot dahilinde oldu. Ayrıca şunu; asıl büyük olaylara geçmeden önce ısrarla belirtmek isterim: Şimdiye kadar olanlar Eski Dost’un ani karakter değişikliği, her şey normalken durduk yere yaptığı pasif agresiflikler, ben dostane bir şekilde güvendiğim için hiçbir yaptırım gücü olmamasına rağmen yeltendiği kibir, zorbalık, hem üzerimde uygulanan telegram zihin kontrolünden istifade etmesi, hem de diğer sitelerle ve beni dinlediği, takip ettiği şüpheleri üzerinde düşünmeye başladığım kısımdı. Yani buraya dedikodu yapmak için yazmıyorum bunları. Olayların başlangıcı adına önemli olduğu için yazıyorum. Bu dönemde onun istediğini yapıp “Yok ben bu işi yapmayacağım.” Gibi bir şey söyleseydim ya da hal ve hareketleri konusunda karşıma alıp konuşsaydım, hatta tartışsaydım, telegram zihin kontrolünden kesinlikle şimdi haberim olmayacaktı. Belki bir ihtimal daha sonraki yıllarda biraz biraz fark edebilirdim. Aramızda hallettiğimiz gayet olağan gözüken mevzular sonrasında ben kuzu kuzu işlerim her neyse yapmaya devam edecektim. Ya da ortaklık bitecekti, dostluk biraz yaralanacaktı.  Nasıl bir siber takip ve cinsi sapıklık altında olduğumu bilmeden… Tabii Eski Dost bana bunları anlatsaydı o zaman farklı bir gelecek şekillenebilirdi. Ama hem siber alanda olanlar sebebiyle neden anlatmadığı anlaşılıyor, hem de o artık insanları psikolojik olarak yaralamaktan, düzgün giden bir şeyleri trollemekten zevk alan, elinde güç olsa günahını bile 3 ay süründürerek verecek, atmak istediği ve 5-10 saniye alacak bir adımı bir ay plan yaparak atan pasif agresif mi desem, başka türlü sorunlar mı desem öyle bir herifin tekiydi.

Devam ediyoruz…

Aynı dönemde olayı bu kimlik değişikliğinden , varsa ikimizin arasındakinden daha da öteye taşıyacak olan kısım başlamıştı. Bunu da birkaç paragraf halinde aktarayım:

Bizim Eski Dost rakip sitelerle yazışmaya başlamış. Ben hiçbir art niyet beslemedim, ciddi söylüyorum. O daha çok ilgileniyordu zaten. Öyle yeni açılan esnaf gibi mahalleyle tanışmak istemiştir. Ama adamın olayları haber verişi, öyle hareketleri var ki size adeta bakkala gidip ekmek almasından bile kıllandırır. Üzerinden 1-2 hafta geçtikten sonra, omzunda kendisini dışarıdan idiot gibi gösterdiğini söylediği pembe kulaklıkları varken  “Bak bak şununla tanıştım.” Diye kinayeli bir tavır gibi, “Otobüste giderken garip garip sorular sorup sonra telefondan diğer site sahibinin numarasına bakıp, “Güzel…” diye bıyık altında kıllandırmak istemesi, “Noldu lan niye sustun ne var.” Diyince “Hiiç yok bir şey ya düşünüyorum öyle…” diye ilgisiz bir cevap vermesi gibi… Ben bir ara bunun elinden makarasına telefonu almıştım. “Ver bakim neler konuşmuşsunuz.” Diye.. Bir iki sırıtmayla “Al oğlum bak.” Tan sonra ben “Hmm, hmm, Eveet.” Diye daha fazla saniye oyalandıkça o bahsettiğim paranoyak hali böyle zorla sırıtarak “Yaa neye bakıyorsun..” diye geri gelmişti baya. Çok gülmüştüm… Bir iki keresinde bana sormadan yaptığı ciddi müzakereler falan olmuştu. Oralarda uygun bir şekilde uyarmıştım zaten. Ayrıca içime çok dert olsaydı ben de “Merhabalar ben diğer ortağım.” Diye gayet ağırlığımı koyardım. Ama ihtiyaç duymadım…Yaptığı hareketlere rağmen yine de bir rahatlık var içimde hala… Sadece biraz havalandı diyorum..

Hatta bu telefonuna baktığım gün aynı mekanda otururken bizim yan tarafımızda oturan orta yaşlı bıyıklı, biraz göbekli, tezcanlı bir adam vardı. Biz konuşurken falan elinde tespih bizi dikkatle dinliyor ve süzüyordu. Eski Dost da fark etmişti. Sonra bir ara “Şarj kablosu var mı, priz var mı?” gibisinden bir muhabbetle adamla muhattap olma fırsatı buldum. Sonra çantasındaki “National Geographic” amblemini gördüm, kendisinin de biraz akademik mi desem, bilgili bir araştırmacı mı desem, belgeselci mi desem, sıradan olmayan bir mizacı vardı. O vesileyle muhabbet etmeye başladım. Eski Dost o esnada biraz tedirgindi. Sonra o akşamki yazısına bir de baktım “Geçen gün ben KM ve arkadaşlarımla her zamanki mekanda otururken yanımızda bir adamla karşılaştım. Şöyle oldu böyle oldu. Bu lafım sanadır be hey dürzü!…” gibi bir yazı yazmış. O adamın o yazıyı göreceğini düşünerek… Bu da ilgimi çekti ama o zamanlar öyle adama sinirlendi de içini döktü diye düşündüm…

Ayrıca şimdi aklıma geldi: Bu “Hadi seni s.ktir ettik. Diyelim” muhabbetini de diğer siteler hakkında konuşurken, “beraber iş yapalım mı acaba” gibisinden bir şey konuşurken o sıralarda söylemişti yani.. Böyle sürekli sizi arkanızdan iş çevriliyormuş gibi hissettiren bir tutuma sokuyordu. Ama bunu her şey normalmış gibi o kadar güzel, o kadar alttan alta yapıyordu ki, gerçekten yanlış yerde yanlış bir tepki verseniz adam sütten çıkmış ak kaşık olurdu. Topluluk önünde de siz sorunlu durumuna düşerdiniz.

SİTE YAZILARINDAKİ GÖNDERME VE KİNAYELERE RAKİP SİTELERİN DE KATILMASI

Yine ilerleyen süre zarfında başlıkta da belirttiğim durum gerçekleşmeye başlamıştı. İlk belirgin şekilde az önce bahsettiğim Eski Dost’un bir süre haber vermeyip sonra o yazıyı yazmasıyla gerçekleşen yazı içlerindeki işittirmeler birkaç kez daha kendi aramızda olmuştu. Ama bir süre sonra rakip sitelerde de böyle benzer durumlar başlamıştı. Eski Dost malum bizim bildiğiniz Eski Dost’tu. Ama diğer sitelerde, özellikle birinde böyle bir durum olması çok ilginç bir hal almıştı. Hatta o zamanlar eğleniyordum bu durumla.

Bu “kinaye, işittirme, yazı içinde gizli mesaj” gibi nitelendirdiğim durumları mevzuya yeni olan okuyucular için açıklamak isterim. Mesela siz bir gün ayet normal bir şekilde makale yazdını diyelim. Bu makalenin konusu da “aşk ve sevgi” olsun diyelim. Siz makalede kendinizce önemli olan, okuyucunun daha dikkatli okumasını istediğiniz kısımları koyu yazdınız. Koyu yazdıklarınızda da “Aşk dünyadaki en masum duygulardan biridir.” “Hayatım boyunca insanı tetikleyen gücün nefret değil, sevgi olduğunu gördüm.” Gibi cümleler olsun. Diğer sitedeki eleman hmen sıradaki yazısında kapak fotoğrafı olarak “İki sevgilinin resmini veya kalp resmi koyuyor. Yazının konusu da “Sevgilinizle tatile gidebileceğiniz 9 yer” gibisinden bir şey oluyor. Yazı içinde de “Sevginin gücüne inanın.” “Bize güzel şeyler yaptıran şey aşktır.” Gibi cümleler, tıpkı sizin yazdığınız yazı gibi koyu oluyor. Sonra da çok belirgin bir şekilde olan bu durum dikkatinizi çektiği için bir deneme yapıp onun yazısından bazı paragraflardan konu çıkarıyorsunuz. Mesela diyelim ki tatile gidilecek yerlerden Fransa’yı yazmış ve siz onu seçtiniz. Siz de bir sonraki yazıda bu seferkini bilerek yaparak “Fransa’ya ihraç edilebilecek ürünler” diye bir yazı yazıyorsunuz. Hemen ertesinde diğer eleman “Fransa’ya seyahat pahalı mı? Ne kadara mal olur?” gibi bir yazı yazıyor ve içerikte yine göndermeli şeyler oluyor.

Olay kabaca böyle… Ben bunu fark ederken herhangi bir paranoya hissetmedim. Malum rakip site olduğu için her gün onların yazılarına da bakıyordum. Zamanla bu olay çok ama çok keskin bir şekilde geçrekleşmeye başladı. Dediğim gibi kontrol deneyi yaptım defalarca, her seferinde tutuyordu. Bu durum ben fark etmeden önce var olan bir telegram etkisi miydi? Yoksa ben, fark ettiğim sıralarda mı başlamıştı? Yoksa telegram hariç bilerek yapılan bir şey miydi bilmiyorum.

Eski Dost’ta da aynı durum oluyordu ama sayfalarca yazdığım gibi onun durumu biraz daha farklıydı. “Allah Allaah, yoksa bu adam da mı böyle biraz manyak, ritmik hareketleri fark edebilen bir insan?” iye bayağı gülmüştüm. Ama ben sadece oyunu devam ettirdim. Yazarken bayağı eğlendiğim de olmuştu. İleride başıma gelecekleri nereden bilebilirdim?…

Sonra bir arada bunu Eski Dost’a da açtım. “Bak bak şu elemanın yazılarıyla böyle bir durum var.” Diye anlattım. Pek fazla gülmeden “Yoktur ya sana öyle gelmiştir.” “Yok ya öyle bir şey.” Gibi tepkiler verdi sürekli. Tahminler 12’den tutmuştu tepkisi konusunda. İlerleyen zamanda da sürekli bir konuyu açıp “Kanka bak sen bundan bundan bahsettin ama sana öyle gelmiştir yok öyle bir şey.” Diye her fırsatta söyleyip duruyordu. Bu artık onun jokeri olmuştu resmen. Falan hareketi niye yapıyorsun dediğim zaman hemen altına imza gibi “Bak sen şunun sitesiyle ilgili de söyledin ama yok öyle bir şey.” Diye ekliyordu. Çaldığı parayı saklamaya çalışırken “Ben bugün para çalmadım. Diye durduk yere söyleyen bir insan gibi aşırı miktarda dikkat çekiyordu.

Bir de o zamanlar bu durum eğer ki bilerek yapmak isterse Eski Dost’un yaptıklarında oluyordu. Bir de sadece sürekli baktığım bir rakip sitede oluyordu. Mevzunun herkesin sizi takip etmesi gibi, sadece bir kişinin size kumpas kurması gibi bir paranoyaklıkla alakası yoktu. Anlam veremiyordum yani. Bunu da belirteyim.

AYRILIKTAN ÖNCE ESKİ DOST’UN BENİ DİNLEDİĞİNE DAİR İLK ŞÜPHELER

Bu ilk şüpheler o zamanlar belli belirsiz ve üzerinde durmadığım nitelikteydi. Yani o zaman hissettiğim şu şekildeydi deneblir: “Belirtiler bunu düşünmemi gerektiyior. Ama yoktur herhalde. Sanmam öyle olacağını…” gibi bir geçiştirme. En fazla olaylar gerçekleştikten sonra 20-30 saniye falan düşünmüşümdür. Tabii zihin kontrolü sebebiyle bu dürtükleme, bu unutturma da olmuş olabilir.

Uzun lafın kısası; aynı dönem periyodunda Eski Dost sanki benim telefonlarımı dinleyebiliyormuş, ev ve bilgisayar ortamımı gözetleyebiliyormuş gibi tespitlerim olmuştu. En belirgin iki örneği verecek olursam:

  • Günlerden bir gün evde bir meseleden dolayı hafif bir kavga çıkmıştı. Ben de yerimde kalkıp “Yeter bu ne ya aynı aynı mevzular.” Diye araya girmiştim. “Sonra sen ne diyorsun lan?” diye bir karşılıktı falan derken hafiften bir şeyler olmuştu. Ondan 3-4 gün sonra Eski Dost’la buluşmuştum. Laf lafı açtı bu konudan bahsettim. Ama nasıl?.. “Geçen gün de evde kavg…..” çıktı demeden kafasını önüne eğip gülmeye başladı. Ben aldırmadan bir 5-6 saniye daha olayı anlattım. O süre boyunca normalde “Hadi ya, ee sonra?” şeklinde dinlemesi gereken, mizacını bilmesem bile normal insan tepkisi olarak bunu yapması muhtemel adam daha konuyu açacak cümleyi tamamlamadan ve olayı bitirinceye kadar kafasını önüne eğip, kendini tutmaya çalışır bir vaziyette güler gibi olmuştu.

 

Yani bir an aklıma gelmişti. “Ulan bu adam evde olanı mı biliyor?” diye ama o kadar uzak bir ihtimaldi ki üstünde bile durmamıştım.

  • Bir diğer mevzuda da o zamanki sevgilimle baş başa kaldığım bir gün; tam biraz gevşeyip sohbet etmeye başladığımız sırada Eski Dost mesaj attı. Muhabbetin ortasında yine o pasif agresifliği yapar gibi girdi ortama… Zamanlaması mükemmeldi ama… Telefonu elime alıp baktım, sarılmış bir vaziyette telefona uzanmıştım, ön kameradan ikimizin de gözükmesi mümkündü. “Kim o?” “Hiç ya bizim Eski Dost” diye geri bırakmıştım telefonu. Daha sonra ilerleyen zamanlarda bu kameranın bizi gördüğü durumu andıran resimli imalarla karşılaşmıştım. Bir de o gün zihnimde “Kameraaaaa…” gibisinden bana ait olmayan bir düşünce duyduğumu hatırlayabiliyorum ilk kez… Evet; o zaman kendi düşüncem sanmıştım ama zihnimde çok net bir voice to skull olacak şekilde “Kamera” diye bir ses duyup birilerinin bizi gördüğü gibi bir hisse kapılmıştım. Ayrıca o gün sonrası, ertesindeki birkaç gün boyunca Eski Dost sürekli çeşitli imalarda, garip garip yüz ifadelerinde falan bulunmuştu.

 

Ama ben hala ihtimal veremiyordum. Ayrıca söyleyeyim, boş zamanlarımda üzerinde düşünecek kadar dahi dikkatimi çekmemişti. Şu an geriye bakınca taşların yerine oturmakta olduğunu görüyorum o kadar…

Bunu destekleyecek olaraksa yazının bu kısmına kadar lazım olanları söyleyecek olursam; kendisi sanal alemin ve internetin tam bir manyağıydı. Her ne kadar teknik bir bölümde okumasa da kendi bölümünden çok bunlarla ilgileniyordu diyebilirim. En başlarda bahsettiğim gibi ddep web olsun, blog işlerini, vs.’yi derinlemesine bilmek ve altif çalışmak olsun, arada sırada yaptığı konuşmalardan anlaşılan şeyler olsun bu herifin siber caususlukla yakından ilgilendiği aşikardı. Hackerlık, basit bazı numaralar, ya da çok daha hayal edilemeyecek şeyleri yapabilecek bazı kişilere ulaşabilmesi şeyler gayet de ihtimal dahilindeydi.

Bir de en önemlisi, Eski Dost’un evinde bilgisayarı yoktu. Evet; bütün işi bilgisayardan olan, sanal alemle her açıdan günde 15 saat ilgilenmeden duramayan adam evinde bilgisayar barındırmıyordu. Her ne iş görecekse internet kafelerden, oranın buranın wi-fi’sinden dışarıda görüyordu. Bir keresinde net bir şekilde “Sen niye PC almıyorsun oğlum eve?” diye sorduğumda “Var kendimce sebeplerim..” demişti.

Hatta ve hatta günlerden bir gün oturup çay içerken bildiğin

-“Feyyaz sana bir itirafta bulunacağım.” Dedi.

-Söyle bakayım, dedim.

-Ben aslında hacker’ım, dedi.

Evet; yer yer bir an şüpheleneceğiniz mevzuyu ilk kez kendisi açmıştı. Normalde bırakın hackerlığı, “Dün akşam nerede takıldın?” gibi bir soruya bile “Hehe.. Hatırlamıyorum ki ya, niye ki, bilmem…” diye  1 hafta sonra cevap verecek olan adam böyle bir konuda kendiliğinden bir şey söylemişti. Çok şaşırmıştım..

-Hadi lan. İnanmam, gibi bir şeyler söyledim.

Sonra cep telefonundan indirdiği bazı word dosyaları gösterdi. Yanlış hatırlamıyorsam Pentest, internet bilgisi, DDOS, vs. vs. gibi şeyler halinde bilgiler yazan dosyalardı.

-“Ee” dedim.

Yani bir yere getirmek istediği belliydi. Yanlış hatırlamıyorsam

-“Ee si öyle işte…” gibi bir şey söyledi.

Baktım normal bilgilerin olduğu bazı dosyalar bütünü. Yani hayal meyal hatırladığım başlıklar temel network bilgisi falan filan..

-“Ee oğlum işte neler yapıyorsun neler biliyorsun ne olay dinliyorum işte…” dedim.

-“Ehehe” diye gülmeye başladı.

-“Gözümün önünde yapabilir misin bir iki numara. Bunlar öyle genel bilgiler yani.” Gibi bir şey söyledim.

-“Yok yapmam.” Dedi.

-“Ee o zaman… Hey Allahım ya…” gibi bir konuşmalarla

-Yap inanayım. Yapmam diyorsan yapacağım bir şey yok o zaman, gibi bir şey söyledim…

Yani konuşmasındaki haleti ruhiye dahi doğru düzgün belli olmadan böyle şeyler de yapıyordu. Bir şey ortaya atmak, bazı hareketlerle şüphelendirmek gibi gibi… Ama bir şeyler çevirdiği kesindi. O gün bütün bu evde PC olmaması, kaçak göçek takılması, pasif agresif yıldırıcı harekatlarının devam etmesi gibi şeylerin birleşimiyle kendi elleriyle küçük de olsa bir itiraf katmıştı.

Telefonları dinleme mevzusuna gelirsek.. Aslına bakacak olursanız 21. Yüzyılda elinde yeterli para, alan ve nüfuz olan birinin kendi teknik imkanlarıyla dahi telefon dinlemesi mümkün. Onun dışında bu deep web, internet gibi hobilerin internetin kullanıldığı akıllı telefonlardan sizi götürebileceği bir yer var mı bilemem? Hem kendi imajı, hem de ailesinin bahsettiğim bu zenginlik, biraz gizemli bir çehre, biraz da yıllardır kendisini tanıdığım için bildiğim bazı ipuçları neticesinde gizli servisle yakın ilişki içinde olma ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir. Ve Türkiye’de yaşadığımızı düşünürsek; yeterince parayı yediren, orada burada dayısı olan çoluk çocuğun bile istedikleri kişinin telefon, bilgisayar, vs. kayıtlarını elde edebileceklerine inanıyorum. Burada milyon dolarlık teknolojileri ve kamu güvenliği unsurlarını kıraathanede hava yapma aracı olarak kullanırlar yani… Telegram şahsi iletişimde bile olabilir, teorik olarak…

Dolayısıyla o zamanlar pek çok kez es geçtiğim bu “acaba”ların şu anda gerçek olduğuna adım gibi eminim. Tabii ki bu yazdığım olaylar da hiçbir şey… İleride daha bariz itiraflar var…

Bütün bunlar sırasında “Acaba karşıma alıp konuşsam mı?” diye birkaç kez aklımdan geçmişti. Ama sonrasında baktım ki ses etmedikçe işler garipleşmeye başlıyor, daha cesur e daha açıktan saldırılar yapıyor. Artık oluruna bırakmıştım. “Hiç uğraşamam. Çocuk da değil artık. Kimse anası babası değil bu herifin nazını mı çekeceğim.” Diyordum. Ortaklıktan yana bir sıkıntı yoktu. Üzerime düşeni yapıyordum, keza o da öyle. Ama adam onun dışındaki hayatta tam bir umutsuz vakaya dönüşüyordu. Bitirme gibi bir mevzu olursa onun bileceği işti. Ama o mesafe çok belirgin şekilde vardı artık. Açık bir şekilde bazı bazı belli oluyordu zaten. Eski Dost’tan ziyade şirketlerde ileri yaşlarda tanıştığınız iş arkadaşlarıyla yapılan kulis havasındaydı muhabbetlerimiz.

Şimdiki aklım olsa, 7-8 senelik dostluk falan demez, kaba kuvvet pahasına da olsa çok ciddi ve sağlam bir şekilde “Oğlum sana neler oluyor. Bu değilsin sen. Başkası var şu an karşımda.” Diye konuşurdum, silkelerdim. Evet, salağın malın önde gideniyim sevgili okurlar..:) Can çıkmadan huy çıkmıyor malesef.

Ama bu sefer de siber mevzulardan ve hatta telegram zihin kontrolünden hiç mi hiç haberim olmayabilirdi. Öyle farkındalık olmadan yaşamaya devam ederdim. Bu vicdan muhakemesini şu yazıyı yazaren bile hala yapıyorum. Siber ve telegram dışında da acaba bilmeden adama işlediğim bir kusur var mı diye.. Ama yok… Ve ayrıca adam iş birlikçi, en yakını üzerinde türlü manipülasyonlar ve sapıklıklar deneyen zavallının biri…

STAJ BİTTİKTEN SONRA GEÇEN YAZ DÖNEMİ VE ORTAKLIĞIN BİTİŞİ

Yaza doğru benim proje bazlı yaptığım staj bitmişti. Kendimi tamamen site işlerine veriyordum ama biraz da dinlenme amacıyla fazla yüklenmiyordum. Bahsettiğim tüm şeyler aynı şekilde devam ediyordu. Ama haftada bir 15 günde bir falan görüştüğümüz için bu süreç çok daha yavaş ilerliyordu.

Yazın ortasına doğru işler iyiden iyiye ilerlemişti. Sadece bu işten de geçinilecek miktarlarda kazanılabileceğini görmüştüm. Yavaş yavaş aklımda yeni kıvılcımlar çakmaya başlamıştı.

O esnda görüşmelerimiz ve çalışmalarımız sırasında aynı şeyler devam ediyordu. Anlattığım bütün süreç boyunca çevrede de şimdi telegram etkisi olduğunu anladığım garip ve komik olaylar oluyordu. Gülüyorduk.

Onun dışında Eski Dost’un ultra-pasif politikasında yeni yeni gelişmeler de oluyordu. Önceden bahsettiğim diğer site sahipleriyle yazışma meseleleri bir yana, bir de çevreden tanıdığı bazı kişilerde gelişe durumlar da vardı. Bir tanesi meşhur… İyi bir üniversitede kriptoloji mi ne okuyormuş. “Gel senle yapalım bu site işlerini” falan diy yapışmış bizim Esi Dost’a. Eski Dost bunu ötelemeye çalışmış. Eleman bildiğin evlerine gidip kapılarını çalmış da kardeşine yok dedirtmiş. Hatta “Ortağım var zaten şu an yeni iş düşünmüyorum.” Gibi cevaplar verince “S.ktir et ortağını gel beraber daha büyük işler yapalım.” Demiş.

Eski Dost konuşmalarını göstererek bana direkt nakletti bu olayı… Ben de “Allah Allaaah. Bak sen hele.” Diye gülmüştüm. “Sen ne dedin peki?” diye sordum. “Ya bırak bir daha görüşmeyeceğim s.ktirsin gitsin a… k… görmemişi. Kalkmış evime geliyor” demişti. Tam bizim Eski Dostluk bir tepkiydi… Bizim ortaklıkla ilgili bir durum olmayacağını biliyordum zaten. Öyle bir gayesi de olamazdı, paraya ihtiyacı da olamazdı zaten. Saklamaya çalıştıklarına rağmen umursamıyordum. Tabii diğer olaylarla beraber kafam karışmıştı:

Yer yer sürekli yaptığı imalardan, hareketlerden başka şeylerle de uğraştığı anlaşılıyordu. Zaten adam dediğim gibi manyağıydı bu işlerin.ortaklıklarımız dışında başka başka sitelerde yazıyor, uğraşıyor olması pek ala mümkündü. Bana söylememesi de mümkündü. Ayrıca; böyle bir şey yapması halinde de ortaklık konusunda pek racona ters bir durum olmuyordu. Beraber yaptığımız işi hakkıyla bölüşüyorduk zaten. Sadece gizli tutması daha fazla kıllandırmaya sebep olurdu, kendi kararı olurdu. Her şeyin yarı yarıya olduğu havuz fikri yarıya düşerdi. Dolayısıyla; farz-ı misal olarak söylüyorum. Onun kendine göre yorduğu hukuka göre o çocukla ya da başkasıyla başka başka işler yapıyor olsaydı bana ihanet etmiş olmazdı. İhanet değil de, ayıp etmiş olmazdı.

Derken bu şüphenin ilk esintileri gelmeye başlamıştı:

  • Günlerden bir gün bira içerken bana “Kanka sitelerin gidişatından memnunsun değil mi? Bak ben bir şey söyleyeceğim. Ben tek başıma da iş yapmak istiyorum.” Diye nadir e olsa gayet temiz ve içtem bir konuşma yapmıştı. “Niye yav noldu” falan derken “Bak sen ben pek çok yönden aynıyız. Beraber çok kazansak da tek başıma ilgileneceğim, özgür olmam gereken bir sınır olmalı.” Gibi bir açıklama yapmıştı.

Yani kimliksiz, sorgulayan, özgür gibi sıfatları tekrarlayacak olursak anlayabiliyordum. Freelance’ın, yalnız başına çalışmanın tadı başkadır. Ama bunu halihazırda birçok işi bensiz yürütürken beni denemek için mi söyledi, yoksa gerçekten bir şeylerin ısınması mıydı bilemeyeceğim. Aynı şekilde “Sen de benzer bir karar alırsan alınmam.” Dedi ve sonra konu değişti. Hatta biraz biraz “Oğlum bak bu kadar basit bir şey işte, aklından geçen bir şey varsa öyle şeyler yapma, gel söyle direk…” gibisinden konuşmuştum da…

Bir iki kere konuşmasında şu tarz olaylar olmuştı. Bunları herhangi bir kanıt veya bir yere varmak için söylemiyorum bu arada. Eskiden bildiğim ve o sıralardaki pasif agresif haline tamamen zıttı bunlar. İnsan ağzından 1-2 cümle böyle olgun, daha bir korkusuzca cümleler duyunca şaşırıyordu. “Ölecek galiba, iyilik çöktü adama.” Diyordum içinden… Neyse:

Günlerden bir gün biraz dalgasına bana:

-“Kanka benim aklımda bir şeyler kurmak var.”

-“Ne gibi?”

-Hasan Sabbah’ın sistemini örnek alıyorum.

Tarihi sevdiğim için gülmüştüm.

-Nasıl yani

-Yani ne bileyim öyle bir şeyler kuralım. Genişlesin olaylar. Sen de olur musun içinde

-Ee nereye getireceksin lafı, dailerinden mi olayım?

-Yani böyle bir şey olura nasıl bakarsın olaylara?..

-Değişir.. Dostuz arkadaşız sonuçta. Katılabilirim. Dailerinden de oluruz kardeş..:))

-Öyle ya işte öylesine sordum.

Mevzu bildiğimiz geleneksel suç şebekesi falan değil he yanlış anlamayın.:) Daha fazla girişim, daha fazla yatırım, oraya buraya etki etmemiz, zengin olmak, özgür olmak, istediğimiz şeyleri yapmak, vs. vs. derken beni istihbarat, telegram çekimine sokmaya çalıştı büyük ihtimalle. Bu esnada yüz yüze görüştüğü, arkadaşı olacak adamın telefonlarını dinleyip her türlü dijital ortamda izlemeye alıyor tabi.

Ama o zamanlar ben bunu sadece girişimciliği, iş hayatında kurulan bir kardeşliği bizim kendi aramızdaki mizahla söylüyor diyordum…

Aynı gün ya da başka sıralarda da

-Sana bir şey soracağım.

-Sor

-Ben yarın bir gün seninle ortaklığı bozsam. Sonra bir süre ortadan kaybolsam yeni işlerle gelsem yine iş yaparsın değil mi?

-Ne diyorsun oğlum?…

-Ya mesela ya. Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır kanka. Valla naparsın öyle bir şey olsa. Sen aldırmazsın öyle şeylere biliyorum.

-O nasıl bir soru ya.. Döverim bak seni…

Diye takılmıştım.

Ve daha bunun gibi birçok ömürlük sorularla insanı kanser ediyordu. Evet, aklında benden bağımsız gelişen bir şeyler vardı. Benle olan durumu ve onlar arasında kafasında kırk tilki dolanıyordu. O zaman sadece iş odaklı düşündüğüm kafayla ne yapmaya çalıştığını anlayabiliyordum. Adam bir şeylerde lider olmak istiyordu. Beni de yanında tutmak istiyordu. Ama ortak etmek istemiyordu. Sağ kol, kurmay gibi bir şey olarak tutmayı planlıyordu. Artık böyle 2-3 ayda bir şey sormasına bırakırsek 2-3 yılda açacaktı bize düşüncelerini.. Ama o kadar belli belirsiz, güvensiz, karşısındakine güven vermeyen şekilde yapıyordu ki bunu.. İnsanı kıllandırmak, bir şeyleri çevirdiğini belli eden o pasif agresifliklerine bir de insanın gözlerine bakarak fikir beyan edememe, ağzından cımbızla laf alma huyuna rağmen körü körüne kendisine güvenilmesini bekliyordu. Şımarıklığı, her dediğinin yapılmasından ötürü bazen sergilediği davranışlarını özellikle iş yaparken görebiliyordunuz. Adamı 6-7 senedir tanımama rağmen bilmiyorum, ama bir türlü tam olarak güvenemiyordum. İstikrarsız gibi… Dediğinin arkasında durmayacak gibi… Bir türlü saygı uyandıramıyordu. Arkadaşım olduğu ve arkadaşımın altında çalışma gibi bir durum olacağı için değil, çok ciddiyim. Hala daha iyi bir insan olduğunu da biliyordum. Ama iç güdülerim bir türlü ondan yana meselelerde rahat edip huzur içinde uyumama izin vermiyordu… Hatta insanın dikkati bu yönden çok yazınn başından beri anlattığım yaptıklarına kayıyordu… Zaman geçtikçe etrafımda neler döndüğünü fark edince, iyi ki de körü körüne bir şeylere dalmamışım diye diz çöküp tövbe edesim gelmişti.

Tatile girdiğim yaz dönemi boyunca Eski Dost’la olan gidişat haricinde pek çok gelişme de oluyordu benim hayatımda. Staj bitmişti, dersleri de ötelediğim için okula gitmemiştim bahar zamanı… Öncesinde maddi zorluklar, vs. sebebiyle kendimi sıkmak zorunda kalmış, şimdi iki işten biri bitmişti. Bir de sıkıntılı olan ailevi durumumuz büyük ölçüde toplarlanmıştı.

O dönemde stajdan boşalan vakitten sonra yeni şeylerle uğraşmaya başladım. Bunlar genelde kitaplar, filmler, sanat konusunda daha da ilerlemek şeklinde oldu. Hiç boşta kalmadan aynı yoğunlukta işlere de devam edebilirdim ama içimden bir his bir süre kendimi dinlemeye, özgürce takılmaya itti beni. Ruhumu dinledim. Zaten aslında yoğun çalışmaya rağmen epey bohem bir insanımdır.

Ama yine de Eski Dost ile yaptığımız iş dışında tıpkı bana zamanında söylediği başka işler yapma mevzusunda olduğu gibi benim karşıma da başka fırsatlar çıkmaya başlamıştı. Sitede sık sık bahsettiğim ve diğer tanıdığım olan T. bana ticaret yapma fikriyle gelmişti.

Yaşça benden büyüktü ve çalıştığı sektöre bağlı olarak iş yapabileceğimiz bir piyasası vardı. Ürünler alıp satalım, fikirler düşünelim, vs. vs. dedik zamanla fikirler zamanla gelişmeye başladı. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ben sıkı bir doğaseverdim. Bu alanda girişimler de yapmak istiyordum. Böyle böyle halihazırda var olan işlerden geçiş yapmaya çalışacaktık. Eğer ki her şey basit bir girişimden, telegramsız, istihbaratsız, siber dünyasız bir şey olsaydı işi tutturmamaız için hiçbir sebep yoktu. Her şey mükemmel olacaktı. Bir şirket kuracak ve orta halli kazanacaktık.

  1. ile işleri kesinleştirdikten sonra bir gün sahilde kahve içerken bu gelişmeyi Eski Dost’a da anlattım. “Hadi canım.”, Vay be…”, “iyi ya o zaman..” şeklinde donuk donuk, gülerken bir taraftan fıldır fıldır düşünür şekilde her şeyi söyledi de bir hayırlı olsun demedi herig… Sermayeyle falan bir şeyler dersen T.’ye de söylerim oturur konuşuruz dedim, pek yanaşmadı o sırada.

Tam o sıralarda çok çok ilginç bir şeyler oldu. Ben T. ile bu meseleleri konuşmaya başladım. Meseleleri konuşmamdan hemen ertesi günlerde Eski Dost sürekli bana “Kanka işler de düşünmek lazım.”, “Kanka aklında var mı ya bir iş fikri”, “Kanka bak konuştuğumuz gibi benden hariç iş yoksa sorun yok.” “Hafiften garip bir havayla T. napıyor?” gibi şeyler söylüyordu. Gerçekten çok, ama çok ilgincime gitti. Bu kadar bariz bir şey olur muydu? Ve ben ona haberi verdiğimden birkaç gün sonra yine T.’den ne zaman bahsetsem o söylediğim rutin garipliklerini yapıyordu. Hayır, ilk defa karşılaşıyorum böyle şeylerle, adama bildiğin “sen beni dinliyorsun.” Diye bilip bilmeden laf mı atacağım?

Neyse; yeni işten bahsettikten sonra bir gün o gün akşam vedalaşmadan önce çekip bölüşecektik. O sıralarda Eski Dost’un arada sırada bahsettiğim o diğer yönü birdenbire ortaya çıktı. Adam manik depresif gülüşler atan, ne yapmaya çalıştığını anlamadığınız bir moda girdi. Ben parayı çekerken omzumun üstünden ATM’ye bakıp “Bakim bakim başka nelerin var?” diye çocuk gibi davranmaya başlayıp “Hadi görüşürüz.” Diye ayrılmak üzereyken “Bi dk. Bi dk. Ne demek gidiyorum.”diye koluma yapışıp gülmeye başladı. En sonunda “Kanka, T.’ye selam söyle” diye o cıyaklayan gülüşünden öyle bir patlattı ki bütün sahil yankılandı. Sonra da “Ya of bana yine geldiler.” Gibisinden bir şeyler söyleye söyleye ayrıldıydık.

Evet; deminden beri anlattığım kendi aramızda ve diğer sitelerle olan mevzular bir yana, bu neydi şimdi?… Eğer bariz gözüken şüpheler doğruysa ya olaydan sonra tutuştu. Kontrol manyaklığı ve paranoyaklığı tuttu. T. ile de konuşup ağzını aramış bile olabilir. Ya da telefonları dinleyebilmesi sebebiyle neler olduğunu biliyordu. Bu sefer aklımda geçiştirilemeyecek şekilde tohumlar oluşuyordu. Ama o kadar idrak edemediğim, belli belirsiz, insanı “Neden bu kıçı kırık işler, neden ben…” dedirtecek kadar öyle uç bir düşünceydi ki, aynı şekilde devam edip ne olacak diye bekliyordum…

Gördüğünüz gibi zamanla mevzular dışarı doğru taşıp bugünkü haline doğru yol almaya başlamıştı. Derken; tam aynı cıvarlarda beklenen hamle geldi. Eski Dost; her zamanki pasif agresifliği ve iletişimsizliğiyle dolaylı yoldan ortaklığı bitirme kararı aldırttı. Nasıl mı?

Her şeyin sıradan olduğu bir gün Eski Dost mesaj attı. Web sitesi için büyük bir reklam gelmiş. Biz para vereceğiz ama. Sitenin reklamı yapılacak yani… Söz konusu meblağı reklam ajansına vereceğiz ve sitenin konsepti hakkında tanıtımlı reklam, video falan olacak…

Olayın gidişatını tane tane açıklıyorum:

Bana bu maili attı.

-Kankaa meşhur oluyoruz dedi.

Ben de:

-Bu ne ya reklam parası istiyor, gibi bir şey dedim.

-Tamam işte ben çıkacağım konuşacağım dedi.

Evet… Aşağı yukarı bu kıvamda olan konuşmalar emrivaki yapar nitelikteydi. Ne dersin değil, yapacağım şeklinde uyuzluk yapmaya çalışıyor… Yazışıyoruz bu arada bunlar olurken. İşi hala doğru düzgün anlatmıyor. Ben de “N’oluyor ya” diye aradım bunu.

-Ee kanka bu ne?

-Niye aradın la, mesajlaşsaydık keşke, hihi… (ileride bu kronik sorundan da kısaca bahsedeceğim)

-Yapamayız ki bunu

-Nasıl yapamayız. Bildiğin röportaj hazırlayacam çıkacam işte.

-Ödeme? Pahalı bu..

-Ben vereyim?…

-Bak yarı yarıya versek ya da bir şekilde eşit yük olsa tamam. Sen tek çık istersen ya da başka bir şekilde yapalım. Ama böylesi beni eziyor.

-Haa, anladım öyle mi diyorsun

-Hem bu ajans iyi değildir ya o kadar paraya başka reklamlar da olur, parası da çok…

-Ben veriyorum oğlum işte parasını..

Diye tekrar söylediği anda zaten tavrından, emrivakisinden sorun çıkartma çabalarından hafif sinirliyken beynimden iyice kaynar sular döküldü… yaptığı hareket ve tavır, konuşarak anlatmak yerine “Seni umursamıyorum.” Şeklindeki bir girişle yapılan, bilerek yaptığı bir şeydi. Ortağını ezmeye yönelik hareketti. Doğru düzgün konuşmak izah etmek yerine tartışma çıkartarak bahane yaratmaya çalışıyordu. Kötü ayrılmak için her şeyi yaptı desem yeridir. Daha sonraki konuşmalarımızda bunlardan bahsettiğim zaman zaten inkar etmedi, kafasını önüne eğdi ya da konuyu değiştirdi..

Neyse; bu emrivaki ve ortağı ezmeye yönelik hamle karşısında

-Ne diyorsun oğlum s.kecem ağzını yüzünü

Deyip telefonu suratına kapattım. Özür diliyorum okuyucudan. Yaptığı şey çok sinirlendirmişti çünkü…

Sonra telefonu masaya bıraktım. Nasıl olsa eninde sonunda mesaj yazacaktı. Biliyordum huyunu. Ve evet yaklaşık 10 dakika sonra SMS geldi:

-Feyyaz naber?

-Niye watsaptan yazmadın?

-Niye böyle yapıyorsun?

-Ben ne yaptım oğlum?

…..

-Kanka anla işte ben böyleyim. Değiştiremiyorum huyumu. Sürdürülebilir değilim.

-Ee yani?

-KANKA İZİN VER, ÇIKAR TASMAMI, ATILAYIM ŞEREFSİZLERİN ÜZERİNE..:)

Burada ne demek istediğini anlamamıştım. Bir şeylerden ötürü rahatsızdı ama ne… Şu anki bilgimle telegramı kast ettiğini söylememe gerek yoktur sanırım. Sonra yine bana söyletti:

-Ayrılmak mı istiyorsun

-Evet (Bu kadar net cevap vermemiş bile olabilir hatırlamıyorum)

Aylardır devam eden bu sinsiliklerin birikmesi, garip olaylar ve böylesi beceriksiz, ele yüze bulaştırılarak, bilerek sorun çıkartarak yaratılan bir durumda inanın bir an “niye ya noldu anlat derdini” gibisinden bir tepkiyi salisede bile veresim gelmedi. Ayrıca birkaç hafta var olan hareketleri boyunca T. ile aldığımız ticaret kararı sebebiyle daha beter pasif agresiflik yaptığını da hissediyordum.

-Peki, ne yapacağız.

-Bir dahaki buluşmaya kadar düşün. Bir bölüşmede anlaşalım halledelim.

Yani o sırada olayların “görünen” seyrine bakacak olsanız; böyle “ani gözüken” bir karar sonrasında “Allah Allaah.” Ne oldu böyle birden bire…” gibi konuşmalar geçebilirdi. Ama hiçbiri aklımın ucundan bile geçmedi. Hatta 1 gün sonrasında pazarlık için “Ne desem ne desem” diye düşünürken “Oh be, kurtuluyoruz dolandırıcı kılıklı pasif agresiften” diye bir hafiflik bile çökmüştü.

Ben de ortaklığın ayrışması için aklımdaki şartları belirledim ve oturduk konuşmaya başladık. Konuşurken de yine cins cins laflar etmeye başlamıştı. Hani ani bir değişimle sistematik paisf agresifliğe başlamıştı dedim ya… Bu sefer de tam kaypak heriflere yakışır şekilde benimle işi kalmazken içinde sakladığı o perçinlemiş kibiri döküyordu.

Niye öyle bir yöntem seçtiğini, ne zaman biraz daha sorumluluk alır bir şekilde davranacağını söylüyorum. Yaptıklarını bildiği için kafasını önüne eğiyor cevap vermiyor. Ondan sonra “kanka sen buradan alacağın parayla başka başka siteler açıp iyice yolunu bulursun” diye konuyu değiştirmeye çalışıyor. Bir konuşurken “Al paranı git, elimle konuş.” Demediği kalıyor.

“oğlum bak beni sinir etme. Sen kaç senedir tanıdığım adamsın. Niye böyle şeyler yapıyorsun” tadında bir konuşma yapmıştım. Yine cinslikler devam etmişti. En sonunda da:

“Bak elindeki nakitle siteleri beraber alacağız. Onlarla uğraşacaksın. Ama aynı şekilde görüşmeye devam edeceğiz.” Diye alttan alta yine beni kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bahsettiğim konuyu umursamıyor. Bir de üzerine ileri yönelik hamle göstererek iyi bir şey yaptığını sanıyor. Ama adamın halini hareketlerini siz görseniz yemin ediyorum zevk için döversiniz. “Haa oradan da köpeğin hazır olacak di mi?” gibi bir şey söyledim.

Yani yazının başından beri adamı kanser eden, ömür törpüsü halinden tekrar özet geçmeme gerek yok sanırım. Ortaya parasını koyarak emrivakiyle, bir de bana istetecek şekilde saçma sapan hareketler yapıyor. Sonra da daha dün konuşulan o değilmiş gibi beyefendi imajını takınıp “Elimle konuş” muamelesi yapıyor. Bitmedi…

Ben “Oradan da köpeğin hazır olacak di mi” dedikten bir süre sonra “Başkası olsa hiç para vermezdi biliyorsun di mi?” “Ne emeği, bir şey mi yaptın o kadar ayda, s.ktir et hiç verme bir şey, ne ortaklığı gönder gitsin.” Derdi diye laf ediyor…

Ne oluyordu böyle… Adam bildiğin başka bir kişi olmuştu. Tavırları o kadar farklıydı ki.

O laf karşısında ben de “Bak kardeşim. Eğer istesem şunu yaparım bunu yaparım diye konuşacaksak ben de senin boğazına bıçak sokabilirim. Ne biçim konuşuyorsun” dedim. Kafasını önüne eğdi sustu yine..

Miktar konusunda anlaştık. Orada da sürekli mırın kırın etti. Beni de iyice uyuz edince telefondan videoyu açtım. “Kameraya bakarak söyle. X lira ve şu şu’da anlaşıyoruz de.” Dedim. “Ya ehehe diye yüünü kapatıp bir iki sağa sola baktıktan sonra söyledi, kapattım. Birkaç hafta sonra telefonun hafızasını temizlerken de sildim zaten..

Hayır, milyon dolarlık bir enerji ihalesi olsa, bu adam da benim ciddi ciddi patronum olsa anlam kazanacak her şey… Ulan gerizekalı herif, benim amacım özgür çalışmaktı. Senin vereceğin parayı sokakta iki iş yaparak 3 ayda biriktiririm ben…

(NOT: bu kısmı yazdığım şu sıralarda inanılmaz bir zihin kontrol saldırısı altındayım. 20 saniyede bir O’nunla ilgili resimler gönderiyorlar… Çok kötü…

Yazmayacaksın, Eski Dost’un yaptıklarının aynılarını yapıyorum bak sistematik bir şekilde. Bitti yeter… diye işkence yapıyorlar…

Eski dost ve sonrası için yazmamı engellemeye , sabote etmeye, çalışıyorlar.)

 

 

 

 

 

Bir de bu konuşmaların olacağını tahmin etmediğim için öncesinde bir şart daha koşmuştum: seninle oturup adam akıllı içeceğiz bir kez… demiştim. Kendisinin alışkanlıkları da külliyen değişmişti. Büyük bardakta yeşil çay içip duruyordu. Neyse; o gün böyle gergin bir ortamdan sonra evlere dağıldık ve her şey normale döndü. Ben öyle sanımışım…

Şimdi olayı basit bir ortaklık, Eski Dost’un gerçek yüzünün ortaya çıkmasından farklı olarak telegram zihin kontrolüyle, siber casuslukla olan ilgisini kavrayarak geriye bakıyorum da: “Keşke ben de böyle sonradan görme gibi davransaydım da aklı başına gelseydi.” Diyorum. Ya da “Ulan hiçbir şeye doğru düzgün aldırmayarak nasıl da aynı şekilde muhattap olmaya devam etmişim. Adam herhangi bir iş yerinde karşılaştığım şımarık bir züppe değil ki sabredeyim, ayar vereyim ya da ayağının kaymasını bekleyeyim. Dostundu kardeşindi lan bu adam senin.” Demeden edemiyorum.

Çok fazla “Let it go” yapan, gülüp eğlenen biriymişim meğer…

Devam edelim; ben öyle sanmışım demiştim. Çünkü o günün akşamı Eski Dost’tan yüzyüze, hatta telefonda sesli konuşmaktan dahi çekindiği mesajlardan biri geldi… düşündüğüm şeylerin aynısıyla bir de üstüne beni suçluyor…

Aynı 2. Dünya Savaşı’nı kaybederken halkını kendisini ihanetle suçlayan Hitler gibi.. Kötü kaptanmışsın derler o zaman adama… Neyse, mesaj şöyle:

“Kanka bir fiyatı şöyle dedik ama değer hesaplanırken falan filan baz alınır, şuna göre hesap yapılır… diye dolandırıcı usülüne geri döndü. Bu durumda da sitenin değeri X lira değil Y lira olur (çok daha düşük bir bedel).. Sen bana emrivaki yapıp o videoyu çektin ya, BANA KAZIK ATMAYA KALKTIN YA, bu da hakkın senin. Günlerden beri deniyorum seni. Yazıklar olsun, vs. vs. Al son bir kıyağım olsun sana:)” şeklinde bir aşağılama. En sonda o gülüşü de yapınca iyice kötü adam oluyor…Bir de hemen arkasından bu prensiplere göre uydurduğu fiyattan sonra “Sen pazarlık yaptın ama pazarlık dostluk değildir.” Diye bana suç atıyor. Bakın az önce kendine göre anayasa uyduran adam diyor bunu bana… Acaba bu ruhsal kriz sırasında tam olarak yaptığı bu şeyi ne olarak tanımlıyordu. Adam bir pazarlık yapyıor, onu da pire için yorgan yakarak yapıyor.”

Evet… Evet evet.. Bildiğiniz beni suçluyor şimdi… Bir de yapılmış anlaşmanın üzerine yeni bir şey katıyor. Deyim vardı bunun içinde hatırlayamadım. Bir de baktı istediğini alamıyor, olayı “deniyordum seni” diye çevirmeye çalışıyor. Sonrasında yaptığımız konuşmaları çocuk ve bayan okur olma ihtimaline karşı es geçiyorum… Ama “lanet olsun deyip ortada bir karar vermiştik.”

Birkaç gün sonra sözleştiğimiz gibi bira içmeye oturduğumuz sırada hem öyle eğlenecek hem de bana parayı verecekti…

Her şeye rağmen eğlenmeye çalışıyordum: Laf sokacak bir teşebbüsüm dahi olmadı. Onun hareketleri ise bu sefer çok sıkıntılı ve tedirgindi… Yine o stabil görünen ama arada sırada alt beyinden fırlayıp ortaya çıkan öbür kişiliğinden izler gösteriyordu. Bir kelime bir şey söylüyor sonra yine değişiyordu, vs. vs.

Bir süre sonra yine “Bak ama nırmalde olsa bir şey vermeyebilirdim biliyor musun? Hiç verme ya gönder gitsin derdi başkası olsa.” Ya da “Gerçi sen de haklısın. Sonradan düşündüm bu çocuk bu kadar parayı hiç bir arada gördü mü?” gibi şeyler söylemeye başladı. Sen o kadar parayı gördün gördün de yiyebildin mi acaba?… Neyse… Kavga mı çıkartmak istiyordu napıyordu anlamadım. Onun meşhur bir algoritması vardır: Olayı, isteklerini ve niyetini asla bir bütün olarak anlatmaz. Siz ona soru sormadıkça kendiliğinden çok az şey konuşur. Ama bunu becerikli bir dolandırıcı gibi sizi inandıracak şekilde yapmayı da beceremez. Becerikli bir dolandırıcıdan çok sorunlu bir ruh hastası izlenimi bırakır. Böyle başı sonu olmadan, ortaya tam anahtar kelimelerden oluşacak bir laf atar. Sizin kontrolden çıkmanızı bekler, sonra da sizin söylediklerinize yine kısa kısa cevplar verir… Gerçekten hiç uğraşmadım o gün hiç onla…”Hakkımı şimdi alacağım. Şurada biramızı içiyoruz. Ne hali varsa görsün görgüsüz herif.” Modundaydım. Hatta elime nakit geçeceği için sevinçliydim. Sahile doğru giderken cebinden parayı çıkarttı. Teker teker sayarak parayı denkleştiriyordu. Tam hepsini verecekken bir tane 100 lirayı alıp çekiştirmeye başladı. Bildiğin elimden çekiştiriyor ama… 100 liranın da derdine düştü herif… Ve ondan sonra gözünden yaş geldi, ağladı… Şöyle bir hafiften baktım ama inanır mısınız dönüp sorasım bile gelmesi “noldu lan” diye… Yani “İstesem hiç para vermezdim.” “Bu çocuk bu kadar parayı bir arada gördü mü acaba”, “ben veriyorum parasını reklam yapacaz.” Gibi gibi şeylerden sonra bende bir tepkisizlik daha oluştu. Oradan vedalaştık sonra…

Evet; başından beri yaptığı pasif agresiflikler, kıllıklar durduk yere sorun çıkartmalardan sonra ortaya beni ekarte edecek bir mazeret atarak ayrılmak istediğini sordurtacak şekilde ortaklığı bitiren, sonra anlaşmayı belirlemeye çalışırken kendini ifade edemeyip saçma sapan giderlerle ortalığı karıştırmaya çalışan, sonra geri basıp anlaşan, sözleşmenin ertesi gününe tekrardan sinir krizli mesajlar atan, sonra son kez bira içerken bile aynı lafları söylemekte ısrar eden, son kertede 100 lirayı bildiğiniz elimden çekiştiren, sonra da aldığı karardan pişman olmuş gibi ağlayan bir vakayla karşı karşıyaydım.

“Bu nasıl bir ruh hastalığı, bu nasıl bir umutsuzluk abidesi” diye düşünüyorum. Hayır normalde olsa bu adam benim kalkıp Hakkari’ye bile yanına gideceğim adamdı tamam mı. Ama öyle şeyler yaptı. Çin işkencesi gibi planlı bir şekilde öyle uygulamalar yaptı ki telegram zihin kontrolüyle beraber; bu ağlamasına karşı, ya da başka duygusal tepkilerine karşı inanın bir an bile üzerine eğilmek aklımdan geçmedi. Nasıl olduğunu ben de anlamamıştım. Adam bildiğin o mesafeyi uygun bir üslupla değil de, sihirli değnek değmiş gibi yaratmıştı yani…

Şimdi şu geçmişte olanları tekrar hatırlayıp bir de ileriki bölümlerde yazacaklarımı bir düşünüyorum da “Ulan adam bildiğin etrafına zarar verebilecek bir zırdeliymiş de benim gözüm körmüş.” Diye iç geçirdim…

Bir de bütün bu keşmekeşe rağmen aklıma “Telefonuna doğru düzgün internet alamayan, dakka almaya para bulamayan adam bu parayı nereden buldu? Nasıl bir güce ulaştı ki nakit parayla ayrılbileceği mazereti yaratıyor?” diye dikkatimi çekmişti. Ama “çenemizi yormayalım şimdi almıştır birilerinden” diye üstüne düşmedim… Evinde PC olmaması gibi ilginç bir detaydı işte. Bir de daha önce çıtlattığı gibi başka başka işler yapıyor olma ihtimali de vardı o kadar. Sorsam bile beni yine kanser edecek bir haftalık süreç sonrasında cevabını verirdi zaten. O da ne kadar doğruysa…

Bir de hosting taşıma işlemi yaparken yaptığı garip bir hareket vardı. Örneğin ikimizin de erişimi olan hesabın şifresini, hesabı bana teslim etmeden önce, her zaman kullandığım ve onun da bildiği şifreyle kendisinden bir şeyleri harmanlayarak işaret bırakmış. Yani o ayrılma aşaması da tamamlanmadan önce göreceğimi bildiği için son bir uyuzluk.. “S.ktir git” dedim içimden şifreyi değiştirdim. Sonra bahsetmedim, mevzu kapandı. (mı acaba?)

Bir de; yine o mesajlaşmalar sırasında şifreyi fark etmeden önce hosting taşıma gerçekleşirken anormal bir şekilde kopmuştu. Yenileyip yenileyip sayfaya girmeye çalışıyorum olmuyordu. Tam taşıma işlemi olurken böyle kesintiler böyle şeyler çeşitli aksaklıklara sebep olabiliyordu. Bilgilerin eksik aktarılması gibi, bir müdahale göstergesi gibi, vs. Bir de öncesinde bu bahsettiğim para mevzularını tartışmıştım sanırım, o yüzden epey sinirli ve gergindim. Ve tabii ki zihin kontrol manipülasyonu vardı. Normalde internet kesik de olabilirdi, ne var ki bunda da diyebilirdiniz. Eski Dost’tan ise şüphelendircek tarzda, o sürekli kullanmadığı, sadece yüce planlar sırasında kullandığı gülüşle bir mesaj geldi: “Sayfa açılmıyor di mi, ben de ekranı yeniliyorum yeniliyorum gelmiyor..:)” şeklinde. Bu da bütün telefon dinleme, hack mevzularına ek olarak onun tarafından bilgisayar ekranımın görülüyor olabileceğine dair bir şüpheydi. Ya da en azından basit bir saldırı… O zamanlar sadece anlam vermeye çalışıyorum… Dikkatimi çeken şeylerin ne kadar iplik üzerinde olduğu malum…

ESKİ DOST İLE BİR SÜRE GÖRÜŞMEME KARARI ALMAMIZ, WEB SİTELERİNDEKİ MAKALELERDE BAHSETTİĞİM İMA VE KİNAYELERİN KESİNTİSİZ BİR HAL ALMASI

Gerekli işlemler yapılmakla birlikte bir de, onun olacak olan sitede son, uzun bir veda yazısı yazmıştım. Öyle bir hatıra olsun diye… O yazıyı yayınladıktan sonra Eski Dost hiçbir yorum yapmadı. “Hee, yayınladın mı tamam.” Dedi.

Bir süre sonra ise bu olayların hepsinin üst üste bindiği bir durum meydana geldi. Şöyle;

O yazıan sonra Eski Dost kendisinin olan sitede iki yazı yayınladı. Bunlardan biri doğrudan beni ve ortaklığı hedef alır şekildeydi. Kinayesiz bir şekilde.. Tam “Her şey bitii” derken bu sefer de o taraftan saldırıyordu. Yazının resmi olarak boğulan ve eli dışarıda yardım isteyen bir adam, yazının içeriği ise şu şekildeydi:

“……………….

Sizlere bugün bir iş yaparken batmamak için tavsiye vermek isterim sevgili okurlar. Onca zamandır verdiğimiz emek sonrasında ortağımla yolları ayırdık. Onun için epey karlı bir paylaşım oldu. Ortağıma yüklü miktarda bir parayı yedirdim. Üstüne bir de reklamsız kaldım ve iflasın eşiğine geldim. Şu anda reklam meklam hiçbir gelir kaynağım kalmadı.

Siz siz olun iş yaparken her şeyi önceden kesin olarak belirleyin. Sonradan mağdur olmamak adına dikkatli olun.

Gibisinden bir şey.

Şimdi ne dersin buna? Gelmiş şimdi de benim onu mağdur ettiğim bir yazı yazıyor. Ayrılmayı sen istedin niye kendini mağdur edecek şekilde ayrılıyorsun? Aylardır sistematik bir şekilde pasif agresiflik yapan sendin. Sitelerden feragat edip üstüne para vermemi isteyecek utanmasa.. Ayrıca büyük ihitmalle o parayı da onun kontrolünde site işine yatırmadığım için büyük ihtimalle kardeşini benle konuşmadığını söylediği zamanki gibi kafasında kendini çıkartacak yollar arıyor.

Bir de aşağıda “Ortağın da az uyanık değilmiş.” Gibi yorumlar gelmiş. Ziyaretçilerine de beni rezil ediyor, kötülüyor. Anlamadım ben ne yaptım bu çocuğa? İlginç olan şeyse, normalde Google’da okunup da bulunursa bir üstüne yorum gelirse görülen bu yorumlar, Eski Dost’un yazısına yarım saat içinde falan geliyor anında. Öyle anahtar kelimelerle ön sıralarda olacak bir yazı da değil hani…

Aynı durum benim yazdığım veda yazısında da olmuştu. Normalde kolay kolay yorum gelmeyen sitede benim yazdığım serbest kürsü o veda yazısına da hemen yorum gelmişti. Yorumlardan birinde “Dostum yazını okudum. Seninle tanışmayı çok istiyorum. Ben de Kafkas kökenliyim. Bu yazıyı görmemin tesadüf olmadığını düşünüyorum. İsmim şu şu, Facebook’tan benimle iletişime geçebilirsin.” (Bir süre konuştuk. Yüz yüze görüşmedik. Büyük ihtimalle fake ya da ıslık idi)

Bir diğerinde de “Dostum yazın çok güzel. Hayatta başarılar. Sana bir ipucu vereyim. Seninle benzer konularda yazıyorum ve aramızda iki yaş var. (Bir Dost)”

Rakip sitelerdeki yazarlardan birinin biyografisiyle aynıydı. Hatta diğerleri doğum tarihini falan vermezken o özellikle doğum yılını da yazmıştı. Bir süredir onun yazıları da dikkatimi çekiyordu.

Yani bütün bunlar Eski Dost’un yazılardaki kinayeleri ve olan garip olayları inkar etmeye çalışmasını, böyle bir şey olmama ihtimalini çürütür nitelikteydi.

Neyse; bir bütün halinde anlattığım bu gairpliklerden sonra Eski Dost’un ortağına laf soktuğu şu yazıya dönelim:

Bütün o yaptıklarından sonra peki ben ne yaptım bliyor musunuz sevgili okurlar? Aldım telefonu ve yazdım “Kanka noldu paraya mı sıkıştın? Darda mısın? O yazıyı niye yazdın?” gibi…

Bir süre sonra cevap geldi “Ya yok oğlum ne alakası var?”

-“Eee yazdığın yazı…” dedim.

-“Acıyorum lan sana, çok duygusalsın sen” diye daha beter eden bir cevap geldi.

Sonra da

-“Bizim ordaki kumarhaneci Muzaffer’den borç aldım ödeyemiyorum şimdi.”

-“Ne diyorsun oğlum Muzaffer kim? Ne kadar borç yaptın? Anlat bir olayı şöyle… (Bu Muzaffer ismi aynı zamanda benim T. ile yaptığım ticari teşebbüslerde tanıştığım öyle orta halli bir işverendi. Uyduruyor büyük ihtimalle)

-“Sonra kuzenim yanımda hakimlik sınavlarına hazırlanıyoruz.” Diyerek bir 45 dakika falan cevap yazmadı.

O esnada rakip sitelerde yazılan yazılara şöyle bir baktım. Olay daha da alevlendi. Çünkü onlarda bile artık kinaye, ima falan neredeyse kalmamıştı. Düpedüz laf sokuyorlardı.

Bir tanesi makalenin son cümlesinde, bu sefer koyu kırmızı harflerle olacak şekilde “Pek çok kadın iş dünyasında erkeklerden daha güçlü.” Gibi şeyler yazmış. Bir diğeri de tam hatırlamıyorum ama benzer yönlerden benzer şekillerde laf sokmuş. Yani o imalar hem onun yaptıklarına ve yazdıklarına, hem de benim adamı umursayıp da geri yazmama yönelik olabilirdi. Bu seferki farklıydı. Ama olan bitene bir türlü anlam veremiyordum.

Am o sıralarda aynı zamanda bir gariplik daha vardı. Eski zamanlardan çok net şekilde hatırladığım his manipülasyonlarından, duygusal saldırılardan birini yaşıyordum. Böyle yapay bir adrenalin gibi, odada hiçbir sebep yokken, sanki biri yapay olarka yaratmışçasına bir heyecan. Aldırmadım tabii o sıralarda. Büyük ihtimalle sinirmi bozmasındandır diye düşündüm.

Sonra Eski Dost’tan cevap geldi:

-Kanka bir şey yok ya… Hayatına bak, ne bileyim takıl bölümdeki çocuklarla falan…

Yani bu bildiğin görüşmeyelim demekti. Ben de emin misin faslından sonra:

-İyi ya neyse.. Kafana eserse istediğin zaman ara bir kahve içeriz… dedim.

-Amerika’da bazı mahkumları bilerek bir araya getirmiyorlarmış biliyor musun? Oğlum bazı insanlar bir araya geldikleri zaman tehlikeli olabiliyorlar, ciddi söylüyorum bak.. İt iti ısıramıyor valla…

-:D

-Takıl öyle…

-Doğaya bulaşma, bulaşırsan tekrar karşılaşırız.

-:))

Ertesi gün, yine bu yazıyı yazdıktan, görüşmeyelim dedikten sonra, aramızda o soğukluk varken Eski Dost bu sefer yine watsap’tan ilginç bir şey yazmıştı. Hiçbir yorum, hiçbir sebep yokken bana üzerinde “Başbuğ Attila’nın mezarı bulundu.” Yazan bir mesaj yolladı. Bir de “şimdi görürsün” der gibi dişleri sıkan o gülücükten 3 tane yollamış. Böyle mafyaların birilerini vurmadan saniyeler önce verdikleri mesajlar gibiydi. Bayağı spontane ve beklenmedik bir şekilde. Benim de pek halim yoktu. Hava biraz yağmurluydu. Bir de zaten sinirimi bozmuştu.

-Bu ne la?, dedim

-Buluşalım mı, valla lan geleyim Kadıköy’e…

Falan dedikten sonra bahane uydurmuştum. Ama o gün garip bir hali vardı. Bir şeyler anlatmak istiyor mu desem, bir şeylerden dolayı günah çıkartmak mı, helalleşmek mi, öyle bir şey… Gönderdiği resme yorumum ise “Eski Dost işte. Şatosunda yine bağladı nöbetlere…” şeklindeydi.

Neyse; bu olaydan ertesi gün ya da o cıvarlarda Eski Dost her şey güllük gülistanlık bir kez daha aradı… Bu psikoloji lugatinde tanımı bulunmayan hareketleri sorunları bittikten sonra bu sefer bir yenisini yapmıştı. Hiçbir şey değişmemişti. Bir kere aradı, ben tam “Alo” dedim kapattı. Bir kere daha aradı, açtım. Yine “Alo” dedim ve yine kapattı. Bilerek yaptığı nereden belli diyorsanız hat düşmüyordu, hafiften duyduğum dış ses sonrasında hemen düğmeye basılmış gibi kapatılıyordu. Bir de sonrasında olanlar bunu doğruluyordu. Üçüncü defa arayınca bu sefer küfrederek açtım. Küfrettiğim zaman da “Ya kapandı ya.” Gibi bir şey söylemeden direk “Hıı, alo kanka bak ne diyecektim.” Diye yine o umursamayan halini takınmıştı. Bu sefer de yine:

-Para site paylaşımı falan yaptık ama bir sorun yok di mi?

Falan diyordu. Ben de :

-“Yoo gayet tamam her şey..”

Dedim.

-“Haa, ne bileyim aramızda bir hak hukuk falan kalmasın da.”

Gibi bir şey söyledi.Arabulucu bir konuşmadan sonra bu sefer sitede iğneleyen değil, bildiğiniz çuvaldızı bir yerinize sokan bir yazı yazdı. Bakın o konuşmaları yapıyor. Yaptıktan saniyeler sonra ana saya akışında onun yeni, sıcak sıcak yayınladığı yazı gözüküyor.

Yazıda da muhasebecilikle ilgili bir şeyler yazılmış. Koyu harflerle de “Hesaplamalarla, şunun hakıydı bunun hakkıydı gibi şeylerle uğraşacağınız muhasebecilik mesleğinde aynı zamanda dikkatli ve uyanık da olmalısınız. Yoksa birileri sizleri kazıklayabilir.” “Bol bol pratik yapmanız gerekir.” Şeklinde bir yazı yazmış.

Bu sefer de hem ortağıma para yedirdim konulu yazı, hem de benle yaptığı bir görüşelim bir görüşmeyelim, sorasındaki arabulucu konuşmadan sonra bir de “Sen kazıklandın haberin olsun.” Diye fitne sokucu bir yazı yazmış.

Yani artık söyleyecek kelime kalmamıştı. Beraber tekilalar, rakılar içtiğimiz, geçtiğimiz yıllardaki adam nasıl böyle leş, böyle anlatılması imkansız bir şeye dönüşmüştü.

Ben de ne yaptım. Normalde onun pasif agresifliklerini görmezden gelirdim. Ama bu sefer bayağı bayağı kaşındı. Görebileceği şekilde Ruh ve Sinir Hastalıkları ile ilgili bir yazı yazdım. Koyu ve üzerine büyük harflerle “DELİ DEĞİL RUH HASTASI” gibi şeyler yazdım. Bu sefer ben de pasif agresiflikle cevap vermiş oldum, beni sahaya çekmiş oldu.

Bunda zihin kontrolünün ne kadar etkili olduğunu bilemeyeceğim. Ama beni normal hayatıma devam etmekten alıkoyup telegrama doğru götüren şey bu hamleydi. Bu yaptığım hayatımın hatasıydı, hayatımın en büyük kelebek etkisiydi diyebilirim. Çünkü geri kalanları bulmam bundan sonra oldu.

Ona da öyle içimden küfredip süresiz şekilde görümeseydim, sitesiyle de ilgi alakamı kesseydim birkaç güne olaylar geride kalacaktı. Telegramdan ve siber casusluktan mümkün değil haberim olmayacaktı… Ama bunu yapma olasılığım çok düşüktü… Çünkü başından beri her şeyi yapmıştı, her şeyi planlamıştı…

Bir de o cıvarda; bu “ortağıma para yedirdim.” Temalı yazıyla beraber yazdığı diğer yazı var ya; iki tane yazmıştı demiştim hani… Ona da bakayım dedim. Orada da benden yardım istercesine yazdığı yazının aksine beni daha da nefret ettirecek bir yazı yazmış. Yani duygu bozukluğu olan bir insanmış gibi iki duyguyu da iki farklı yazıya dökmüş. Birinde duygu sömürüsü, birinde laf sokma… Konuştuğunuz zaman da hala sizin bir şey söylemenizi bekliyor ki verdiğiniz açıklara göre sizi boşa düşürecek. Gel de kırma ağzını yüzünü…Bir de iki yazıyı birden gördüğüm sırada ilk okuduğuma önce tıklamam için ünlem işareti, resim gibi figürlerle dikkatimi çekmek için her şeyi yapmış. Bir diğerini çok sıradan gözüken, hiç dikkat çekmeyecek şekilde yazmış. Ben yardım yazısına değil de ona tıklasaydım büyük ihtimalle hiç mesaj falan yazmayacaktım.

Bu son olaydan sonra kendisiyle bir daha aylarca görüşmedik zaten. O aralarda birkaç kez görüştüğümüzde de niye tamamen irtibatı kesmedim? Bu sefer pusuda beklediği için “Neler söylüyorsun? Sen iyi misin? Demek bunu düşündün he..” gibi şeylerle sizi paranoya ve komploculukla suçlayarak ve üzerine o sakin, sütümsü imajı takınacaktı. Bu adam; gerçekten böyle bir insan… Ayrıca hem yazı hem konuşma hem davranış yoluyla yaptığı bu hareketleri çok dikkatli ve sinsi bir şekilde yapıyordu. Mesela hala bu söylediklerim için bugün bile “Yaa ben sana bir şey yazmadım ki, okurun dikkatini çektim diye koyu yazdım, sen de üstüne alınıyorsun.” Diyebilir. Hatta bir de büyük ihtimalle her zamanki gibi “Bak sen onu o diğer rakip sitede de söyledin ama yok öyle bir şey..” diye eklerdi. Amaç ne mi? Size telegramı da kullanarak kafayı yedirmek. Oyuncağı yapmak. Böyle insanlar kendisi için hiçbir kazancıı olmasa dahi başkalarının ölümünden, harcanmasından, mutsuzluğundan zevk alırlar…

Neyse; Eski Dost son kazığı da soktu ve bundan sonra arkadaş  olarak da görüşmediğimiz, siber olayları ve telegramı fark ettiğim süreç başladı.

Not düşüyorum: Bir süre görüşmeyelim diye o söyledi. İleriki evrede hatırlamamız gerekecek çünkü…

Eski Dost’la görüşmeden göndermeler yaptığımız bu site göndermelerine geçmeden önce kendisiyle ilgili özel bir kısım daha yazmak istiyorum. Tanıdığım zamandan beri yer yer gözlemlediğim ve tam da bugünkü iddialarımı destekler nitelikteki davranışlarla ilgili. Ayrıca belirteyim; burada herhangi bir ispiyonlama, kalleşçe kötüleme gibi bir amaç gütmüyorum. Her şey gelişen süreçle bağlantılı:

Telegramla ilgili olarak anlattığım bu evreler dışında bizim makaralarla, işle güçle geçen hayatımız boyunca bu çocuğun gerçekten çok garip ve aklının dehşet şeylere çalıştığı durumlar oluyordu. Mesela taa lise yıllarında görüştüğümüz sıralarda günlerden bir gün parkta oturmuş 1-2 bira içiyorduk. Az ileride de iki tane de evsiz, kağıtçı gibisinden adam takılıyordu. Bunlarla kısa bir muhabbet olmuştu, şakalaşmıştık. Sonra da kendi köşemize döndüğümüz zaman Eski Dost “Bak aslında bunlar varla yok arası insanlar. Bunların varsa cep telefonunu iki dakika kullanıp mail açacaksın, hesap açacaksın ya da site açacaksın. Öyle duracak, kimse bulamaz izini.” Gibisinden konuşmalar yapıyor.

Spor salonuna gittiğimiz bir gün soyunma odasında çantasını bırakıp çıkmış bir çocuğun çantasını karıştırıp “Bak bak şimdi ne yapacağım.” Deyip, çantasını karıştırıp kimliğine, pasosuna, ismine falan “merak ettim” diye bakmışlığı falan vardı. Aynı şekilde dışarıda birisi kimliğini düşürmüş. “Bunu iade mi etsem yokssa işlem mi yapsam?” diye düşündüğü de olmuştu. Yıllar önce olmuş olan anlık konuşmalardı bunlar. Bana soracak olsanız o anlattıkları bir kulağımdan bir kulağımdan çıkıyordu. Bir de nasıl desem; böyle düzgün olmayan insanların arasında taşıyıcı gibiydim bir nevi. Normal insanları, sorgulamayanları korkutacak olan bu tarz şeyler beni pek korkutmazdı. Aykırı veya daha fazlası olan insanların, psikopatların mizaçlarına bir dereceye kadar alışkındım. Bir de edebi ve sanatsal anlamda yeraltını sevmemden ötürü onlarla vakit geçirmek, onları incelemek hoşuma gidiyordu. “Neden böyleler? Neden kolay olanı tercih etmiyorlar?” diye merak ediyordum. Bir sirkteki dışlanmışların, psikopatların, yaratıkların annesi gibi bir şeydim..:)

Hiç ilgimi çekmiyordu söyledikleri. Kendisi Eski Dost’tu ve ben iki ucube olarak ettiğimiz muhabbetleri, kahkahanın dibine vurduğumuz, dertleştiğimiz kısımları seviyordum. Bu anlattığı şeylerden fazlasını hiçbir zaman yanımda yapmadı zaten. Yıllar içinde unutuldu gitti. Gerçi diğer iki rakip sitenin sahiinin isimleri de bu tanıştığımız evsiz ve kağıtçının isimleriyle aynıydı ama bilemeyeceğim artık…

Onun dışında 1-2 kere benim bölümden diğer arkadaşlarla ilgili zihnime fitne sokmaya çalıştığı da oluyordu. O zamanlar biraz daha temiz niyetliydim ve “Öyle değildir herhalde diyordum. Ama şu anda niyetinin tam olarak o düşündüğüm şeyler olduğunu adım gibi emin bir şekilde söylüyorum.”

Arkadaşımın oturduğu, başka bir işinin olmasının mümkün olmadığı, ters yerdeki mahalle ismini kullanarak, önceki günlerde arkadaşımdan pek çok kez bahsederek sonra telefonda birdenbire “Geçen gün falan yerdeydim.” Diye lafa girmeler falan…

Bir de özellikle üniversite yılları sırasında bana sürekli ikimizin de bildiği bir arkadaş üzerinden “Bak bu çocuk var ya önceden fakirdi. Sonra birdenbire zengin oldu. Herkes diyor ‘Nasıl zengin oldu bu çocuk?’ diye ama kimse daha fazlasını irdeleyemiyor.’ Gibi hikayeler anlatıyordu. Ya da evlerine gittiğimiz zaman “Geçen gün şuradaki komşu geldi, emekli istihbaratçı..” gibi başlayan hikayeler. Böyle sürekli ve sanki teşvik ettirici nitelikteymiş gibi…

Ayrıca sürekli aramızdaki diyaloglar üzerinden anlattığım Eski Dost’un genel olarak garip bir mizacı vardı. Genel hali böyle sakin, kibar, mülayim olduğu halde pek çok kez bir bastırılmışlığı, zihninde sürekli sakladığı bir şeyleri olduğunu belli eden bir hali vardı. Mesela yaptığımız espriler, gülüp eğlenmelerimiz, yaptığımız işler gibi meseleler dışında duygusal olarak ya da fikrini, görüşünü beyan etme, sağlıklı iletişim açısından sorunları vardı. Ya o kendisine has gülme krizlerine girer, ya da o sığındığı sözüm ona kaba, duygusuz yönüne sığınır ya da “Kanka ben de böyleyim işte..” derdi.. Ama ben seviyordum o triplerini. Orjinal adamdı.. Gerçi ayakkabı alırken ben bir tanesini seçtikten sonra “Bu güzel güzel kanka bak bunu al mutlaka bunu.” Dedikten ve ben ayakkabıyı alıp parasını ödedikten sonra “Kanka aslında bu güzel değil biliyor musun şurası şurası kötü ya..” diye ya da “Ya bu akşam Marlboro içesim var onu mu alsam yoksa puro mu alsam? Sigara daha çok canım istiyor ama..” diye söyleyip Benim “E sigara al o zaman..” dememden sonra “Ya da boşver puro alayım.” diye ters köşe yaparak 5 dakika bu muhabbeti sürdürmüşlüğü vardır.  O her zamanki çift kişiliğine benzer şeyleri oluyordu böyle…

Bir keresinde de yine aynı terasta otururken birdenbire bana “Geçen gün kardeşimle konuşuyorum böyle böyle diye… ‘Uğraşma çocukla’ diyor kızıyor bana” diye gülerek anlatıyoru. Kardeşinin uğraşma dediği çocuk benim. “Hmm demek ki benimle uğraşmak için vakit harcıyorsun.” a getirecek şekilde çıtlattım. “ehehe” dedi sustu yine.

Taa üniversite birinci sınıftan itibaren sahilde bazen önemli bir şey konuştuğumuzda birdenbire “Yaa… Ee, ee anlat sen.. Ya yok dinliyor şu yandaki o. çocuğu” gibi ani davranış değişimleri de oluyordu. Yani yanımızdaki en fazla hepimizin yakınımızda konuşurken yaptığımız gibi kulak misafiri oluyordur ama onda takip edilme, gözetlenme bir korku mevcuttu.

Bu beraber iş yaptığımız süre boyunca telegramla ilgili olmayan meselelerde de sürekli oldu. Yaptığımız site işi dışında T. ile giriştiğim başka bir küçük internet işi de oldu mesela. Sonra Eski Dost’tan ben bunun sitede “dipte ufak bir reklamını yayınlayabilir miyim?” diye müsade aldım. O da “Yayınla oğlum ne olacak?” dedi. 1-2 gün her şey normal iken sonra siteye sahte olduğu olan bir isimle bir yorum geldi; o benim reklama… Yorumda “Bir kişi de çıkıp şunu şunu sormamış, bunu bunu sormamış.” Diye kafa bulandıran, sabote eden bir şeyler yazıyordu. Olay hemen 1-2 gün sonra ve o kadar bariz bir şekilde gerçekleşmişti ve o zamanlar az yorum yapılan siteye hemen yorum düşmesiyle o kadar belliydi, kendisinin internette sahte sahte takılmaya olan sevdasını da bildiğim için onun olduğunu hemen anladım. “Ben yapmadım.” Diyecekti sorsam. Ben de yoruma tatmin edici bir cevap verdim.

Bu da olmayınca aynı cıvarda watsap’tan mesaj geldi. “Kanka ben o reklamı yayınlamanı istemiyorum.” Diye.. “Dedim e dursun oğlum işte zarar vermiyor ki…” Sonra bildiğimiz nutuk gibi cevapla “Her şey böyle başlıyor Feyyaz… Önce bir birikimim yok diye üzülüyorsun. Sonra yatım olsun istiyorsun. Ondan sonra da niye daha büyük yatlar benim değil diye üzülüyorsun.” Şeklinde bir türlü meseleyle ilgili net cevap vermeyen, sürekli imalarda dolaşan bir tutumu vardı. Yazdıktan sonra da bir de telefonu kapatıyor. Uzun bir süre kendisine ulaşamıyorsun. Neden mi? Çünkü ben sinirleneceğim ve sinirli halimle ona ulaşmayacağım hesapta, bir de bahsettiğim sorunlarından dolayı 10 dakika önceden planlamadan bir diyaloğa giremiyor. Sizinle bir şey konuşuyorsa 10 dakika sonra yazmayı düşündüğü şey dahi planlıdır. Bunu böyle defalarca yaptı. Sonra o reklamı kaldırdım. Sonra da o iş de tırt çıktı zaten bıraktık. Böyle; bir şey söylediğiniz zaman itirazda bulunası varsa o anda söylemez.  Hatta “iyi, olur, olur” diye kabul eder. Aklına o sırada gelmediği için değil. Yalnız kalınca “Ben ne yaparım da bu işi baltalarım?” diye plan kurmak için… Sonra şatosunda kendi kendine nasıl triplere giriyorsa artık bütün planları bozacak bir mesaj atar ve teleonu kapatır.. Bir konu hakkında tartışırken uyduracak bir mazereti kalmadığında, bana da bağıramayınca alıp küllüğe birayı ağzına kadar döküp sigaramı söndürdüğü bile vardı… Sonrasında 1 dakikalık bir küfür seansından sonra “Allahın pasif agresifii” diye bütün barı inleterek bağırıp bir insan içinde dalmadığım kalmamıştı.

Ayrıca dışarıdan bakan insan Eski Dost’a mülayim, saf der kesinlikle. Ama can alıcı bir meseleden konuşurken ya da benle değil de bir başkasıyla yalnızken 4-5 saniye gözlerini açarak “Oğlum onu böyle böyle yapacağına…” diye hırs dolu, jerk bir mizaca bürünür. O bitince yine “Evet, evet. Öyle mi dersin…” diye her zamanki haline geçer..

Tabii bunlar arada trajikomik olarak anlattığım şeyler… Telegram ve siber dünya işin içine girmese bizim için Eski Dost’la sıradan bir gündü hepsi.. Bir de dediğim gibi aylar, yıllar süren olaylar ı sıkıştırarak anlattım. Yoksa aynı zaman diliminde her zaman beni gerçekten dinleyen de aynı Eski Dost’tu. Dibe vurduğum zamanlarda ben halihazırda içmişken “Gel ya bir şeyler içelim.” Diye tekrardan rakı ısmarlayan da aynı Eski Dost’tu… Gece iskleye doğru yürümem gerektiği sırada aradan 15-20 dk gibi bir zaman geçtikten sonra sigaram kalmadığını fark ettiğimde o kadar yolu bana sigara vermek için geri koşan da, akşamın bir vakti arabayla beni alıp sahile götüren, sonra yaka değiştirmeye üşenmeyip mahallenin girişine kadar geri bırakıp yolu uzatan da, yaratılış, deizm, panteizm, ateizm gibi tabu konuları konuştuktan ertesi gün öğlen ulaşamayınca beni geri arayıp “Babamla cumadaydım ya nolsun.” diyen de,  beraber uzun ve heyecanlı yolculuklara çıktığımız da, aileye dair bütün dertlerimi dinleyen de, kötü geçen bir gün sonrasında “ya benim aklımda bir şey vardı ama neyse ya..”diye unutup bir güzel içtiğimiz, içmekten tek gözü kör olmuş bir vaziyetteyken “Haa, YDS’ye girsem mi, yüksek mi yapsam mezun mu olsam oydu mevzu..” diyen de, gece mezarlıkta saklanıp zombi sesleri çıkartarak yoldan geçenleri korkuttuğumuz kişi de, bir şişe tekilayı devirdikten sonra yere kapaklandığımda koltukaltlarımdan kaldırıp “Kalk la” diyen de aynı Eski Dost’tu…:) Atsan atılmaz, satsan satılmaz, çocuk gibi, kıyamayacağınız bir herifti yani…

Evet; şimdi de Eski Dost’la görüşmediğimiz süre boyunca onun sitesinde ve diğer zamanki rakip sitelerde başlayan göndermeli makalelere dönelim. Malumunuz; en son yaptığı muhasebeci harekatından sonra ben de kendisine bilerek cevap vermiştim. Ayrıca batmasından şikayet ettiği yazıyı yazdığım gün iki rakip sitede de acayip derecede göndermeler olduğundan bahsetmiştim hatırlarsanız. Sonra benim yazının altına bu rakip sitedekilerden birini tarif eder şekile “Aynı konuda yazıyoruz ve aramızda 2 yaş var, bir dost” şeklinde bir yorum gelmişti. Bir de birisi daha yazmış onu Face’ten eklemiş biraz konuşmuştum ama irtibat kopmuştu…

Benim en son cevap vermemden itibaren bu oyun sürekli devam etti. Daha önce verdiğim örneklerde olduğu gibi yazıda başlık olsun, resimler olsun, altı çizili kısımlar olsun yapılan tipik göndermelerle devam etti. Yani ben onların yazısına bakıyorum; mesela Kanada ile ilgili bir şeyin üzerine ben de konumla ilgili olacak şekilde “Kanada’da şu şu” diye bir yazı yazıyorum. Atıyorum benim o yazı Kanada geyikleri ile ilgili olsun. Ertesi gün o sitede Ren geyikleri ile ilgili bir yazı yazılıyor. Bu olay kabaca böyle. Ve ben tam olarak neler döndüğünü anlamaya çalışıncaya kadar birkaç ay sürdü. Hatta bu sistemde yer yer eğlendiğim için çalışırken keyif de aldım. Yani evet; ben de, Eski Dost da, diğer 2-3 site de var olan bu sistem dahilinde işliyordu. İnkar edilemez şekilde bir alışveriş söz konusuydu.

Peki sen ne düşündün de böyle hiçbir şey yokmuş gibi korkmadan devam ettin.” Diye soracak olursanız o zamanlar şunlar aklımda geçiyordu:

  • Eski Dost’u zaten biliyoruz. Onun dışında diğer site yazarları böyle bir iki bir iki dikkat çekerek bir oyun başlattılar ben de karşılık verdim.
  • Eski Dost bu site sahipleriyle zamanında mailleştiği için bana anlattığından daha yakın tanışıyordu ve bunu bilerek yapıyorlardı.
  • Eski Dost aslında bildiklerimle beraber bu sitelerin de sahibiydi. Zamanında kurduğu bu sistemden sonra bana ortaklık fikrini açtı ve böyle troll, şizforenik bir şekilde olay devam etti.

NOT: Hani Eski Dost’la parkta oturduğumuzda evsizler ve kağıtçılarla konuşmuştuk ya, o da “aslında bunların kimliklerini yürüteceksin.” Diye bir fikir sunmuştu ya; işte o iki sitenin sahibinin ismi, o evsiz ile kağıtçının isimleriyle aynıydı hatırlarsanız. Bir diğer sitedeki yazarlardan biri ise kimliğini belli edercesine bana yorum yazmıştı. Sahte yorumlara, fake hesaplara olan sevdasını da düşünürsek… Gerçi adamlarla gözümün önünde watsap’tan mesajlaştı birkaç kez ama bilemeyeceğim artık…

Yani durum böyle.. Yolları ayırdıktan sonra bir daha o sitelere bakmadan, Eski Dost’unkine de ayda bir merak edersem göz atacak şekilde yoluma devam da edebilirdim. Neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum… iç güdülerim boş vermememi söylüyordu, kötü kokular çok keskin bir şekilde geliyordu. Bir şeylerden kıllanmıştım. Bir de zihin kontrol manipülasyonuyla bu yönüme dikkat çekmiş olabilirler.

Siteler dünyasında bu durum devam ederken, onun haricindeki hayatımda da çeşitli gelişmeler oluyordu. Öncelikle T. ile karar verdiğimiz ticari fikir devam ediyordu. Bir iki işte başarılı olmuş ve kazanmaya başlamıştık. Sonrası için de bağlantılarımızı geliştirmeye çalışıyorduk. Ta ki olaylar çığrından çıkıncaya ve bu iş de bozuluncaya kadar..

Onun dışında kişisel olarak çeşitli kararlar almıştım. Okduğumuz bölümü bir sene uzatmıştım. O esnada da site yazarlığı, ticaret gibi işlerde kök tutturmaya başlamıştım. Zamanla bana kendimi dinleme, aslında ne istediğim üzerine kafa yorma fırsatı doğmuştu. Bol bol spor, ormanda yürüyüş falan yaptım. Toprak, ağaçlar, kitap, film, müzik, sanatsal aktivitelere de daldım… Bu evreyi özet geçecek olursak bana girişim ve kendi işimi ya da işlerimi yapma konusunda cesaret geldi.”Ben seyahat tutkumu bu işleri yaparak da gerçekleştirebilirim.” Diye bir gerçekle yüzleştim. O kadar tekniğe, mühendisliğe meraklı bir insan da değilim. Hem para kazanacağım hem de fedakarlık yaparak gezebileceğim pişti bir iş olsun diye seçmiştim. Aynı zamanda çevreyi ve doğayı sandığımdan çok daha fazla sevdiğimi fark ederek okumakta olduğum bölümü bıraktım. Yazarlık yapacak, kendimi sıkmadan ticaretle uğraşacaktım. Bir de onunla beraber yenilenebilir enerjiyle ilgili bir bölümü okuyup akademisyen olmaya karar verdim. Varım yoğum doğa ve çevre olacaktı. Anlattığım olaylardan bağımsız olarak geleceğe umut dolu baktığımı, ruhsal ve psikolojik herhangi bir sorunum olmadığını, amaç dolu olduğumu belirtmek isterim… Tabii ki bugün yıllardır nasıl bir olayın içinde yaşadığımı, işin ucunun nerelere vardığını, ömrümün en güzel 7-8 yılının millet ekmek elden su gölden yaşayıp giderken benden çalışmakla kalmayıp çeşitli deneyler ve manipülasyonlar için çalındığını, sabahları kalkınca hobi olarak birkaç Yahudi öldüren Nazi Komutanları, insanları tek kullanımlık kobay gibi kullanan Nazi doktorları gibi şımarıklar tarafından harcandığını fark etmiş ve hiçbir şeyin bana bunu geri veremeyeceğinin farkında olmakla beraber mücadeleyi başka eksenlere kaydırmış vaziyetteyim…

Zihin kontrolüyle ilgili olan kısma dönelim. Yaklaşık 2, bilemedin 3 ay sitelerle olan bu işaretlemenin devam ettiğini söyleyebilirim. Bu esnada hem T. ile olan işlerin suya düşmesine, hem de 2015 yılının kış aylarında Eski Dostla tekrardan görüşmeme sebep olmuştu.

Makalelerde eğlendirici, hatta sanki beni çok iyi tanıyan birileri tarafından yazılıyormuş gibi teskin edici bir şekilde devam eden olaylar, fikirlere, hayata yönelik atışmalar gibi şekillerde devam eden olaylar, göndermeler birdenbire çirkin bir hal almaya başlamıştı. Aynı başlıklar, aynı usüllerle birdenbire mahremimi hedef almaya başlamıştı. Mesela gündüz karşılaştığım ve bir süre aklımdan çıkaramadığım bir kız oluyordu , aynı gün akşamki yazıda “Aah ah ne güzeldir gençlik… kıpır, kıpır, cıvıl yürekler…” gibisinden cümleler koyu harflerle yazılmış oluyor. Ya da sevgilinizle buluştuktan ertesi gün hiç çalışasınız gelmiyor. Yie sitelerden birinde “Hadi, gülleri koklamanın zamanı geçti, şimdi çalışma vakti.” Diye bir cümleyle motivasyon yazısı oluyor. Daha açıklayamadığım şekilde bu yazılar hep böyle aşağılayıcı şekilde, bazen rencide edici, bazense sadece “Biliyorum.” Havasında oluyor. Eski Dost’un yaptıklarından bahetmiyorum bile. Ve daha sonra telegram zihin kontrolüne uzanan bu gidişatta böyle tacizler hiç durmadan olmaya başlıyor.

Ama ortada sizi şizofrenik duruma düşürecek bir şey söz konusu olduğu için ortalığı velveleye vermedim. “Allah Allaah” deyip denemelere devam ediyorum. Evet; Eski Dost, artı bu siteler olmak üzere ben birileri, bana bunu belli etmek isteyen birileri tarafından dinleniyordum ve neler yaptığım biliniyordu. Ama nasıl? Tam olarak kimler tarafından? Bütün bu rakip sitelerin sahipleri, Eski Dost’un da aralarında olduğu bir siber çete miydi? Bu görüş ağır basıyordu bende.. “Ama şimdilik devam” dedim. “O süre zarfında ne olacak; orada burada yapılan konuşmaları, derin derin alınan nefesleri, tuvalette çıkan sesleri dinletip trolleyecek en fazla. Sonra da bir güzel döverim. Gerçek anlamda…” gibi bir düşünce içerisindeydim. Tabii nereden bileyim işin nerelere varacağını.

“Hmm, ilginç.” “Allah Allaah.. Bu ne arkadaş..” demek ki bir şeyler olacak. “Bir bekleyelim bakalım.” Gibi ruh hallerindeyken bu sefer Eski Dost “Kimse size kapının anahtarını tepside sunmaz. Siz alırsınız. Bakın ben K.M. (rumuzu) olarak yönetmeyi, gücü severim. Ama biliyorum ki gücümün bir sınırı var. Her şeyi yönetmek tabii ki isterim, ama olacak diye bir beklenti içerisinde değilim. Gittiği yere kadar gidecek. Sizden güçlü, sizden daha şanslı insanlar olacak, o-la-cak, yapacak bir şey yok. Ve sizden güçlü, egoist insanların sinir bozucu hareketlerine katlanmak zo-run-da-sı-nız.” Şeklinde şeyler yazmış. Senin ben kişisel gelişim kabiliyetine sokayım dedikten sonra bir an “kapı?anahtar?ben anahtar mı istemiştim?” Diye düşündüm. Olaylar devam etti. Serbest saha olduğu için eleman bütün hayvani dürtülerini görüyoruz tabii… Bir de dışarıdan ne kadar az hayvan olursa bu bilinçaltı o kadar daha hayvanlaşıyor sanırım…

Neyse; sitelerdeki tacizlerin ve T. ile olan işlerin birleştiği kısımda çok keskin dönüm noktalarından birini yaşadım. Aklımıza birkaç güzel ürün fikri gelmişti. Sermaye koyalım, şunu yapalım bunu yapalım falan filan. Bu kez de sitelerde T.’nin beni dinleyen kişilerle ve özellikle tabii ki Eski Dost’la görüşüp arkamdan iş çevirdiğine imalar başladı. İşin ilginci ise T.’nin yaptığımız telefon konuşmaları, hal ve hareketleri de bununla örtüşüyordu. “Sen kimsin?” gibisinden, “Seninle dalga geçiyorum?” gibisinden.  Bir de sitelerden birinde bu imalardan sonrasında “insanları bir araya getirmek için uğraşıyoruz. Yaptığımız şey bu.” Diye bir şey yazdığını gördüm.

Ve o gün T. ile oturarak bunları konuşma kararı aldım. Oturdum açık açık konuşturmaya çalışacak şekilde konuştum. “Eski Dost’la mı konuştun? Neler oluyor?” gibi… “Abi yok ya öyle bir şey” gibi, “Ben Eski Dost’la bir kere senin yanında gördüm de konuştum.. O kim?”, ben de kısaca olanları falan anlattım. “O giderken ben geliyordum. Zengin falan değil o adam ya tırt… Bana gelip konuşsa ben sana haber vermeyecek miyim?” gibi cevaplar aldım. Sonra ben de “Evet dolandırıcı ruhlu bir adamdır. Böyle böyle hareketler yapması mümkündür. Kendisini iyi tanıyorum.” Kısaca düştüğüm şüphelerden falan da bahsettikten sonra biraz biraz konuştuk. Ama hareketleri olsun, olayların mantığı olsun, hala içime sinmeyen bir şeyler vardı. Bilerek kötülüyor bile olabilirdi. Ama T.’ye karşı kesin hüküm vermek istemiyordum. Pek öyle bir insan değildi. Sadece kandırılabilir bir insandı. Ama kısa bir konuşma sonrasında o sırada verdiğim bir kararla “Ben bu işte şimdilik yokum abi.” Dedim ve olayı kapattım…Ama T. ile o kadar keskin bir şekilde irtibatı kesmedim. Tam olarak karar veremedim çünkü. Çok ilginçleşmeye başlamıştı olaylar… Bir de T. ile ilk konuşmamızdan sonra ertesi gün sitelerde “Sevgili falan bu seferlik olayı yanlışlar yapmış olabilir, ama genç bir yetenek olarak ileriki sanatsal çalışmalarının çok daha iyi olacağına eminiz.” Gibi şeyler yazıyordu.

Daha sonraki aylarda zaten T. bir keresinde beraber para yatırdığımız ve o sıralar sıkıntıya giren bir işi kast ederek “Abi ne bu ya.. Zaten üç beş kuruş paramız var. Yoluna girmez eksik olarak elimize geçerse vermem seninkini nedir bu ya?” gibi; telefondan konuşurken “Evet anaparayı çıkarttık, bundan sonraki para uçsa da bir şey olmaz…” deyip kıskıs gülmeler gibi şeyler yapmaya başlamıştı.

Benim “Nasıl yani?” diye dönüp uygun bir şekilde konuşmamdan sonra durum toparlanınca oradan alıp kendi başıma yatırmıştım. Daha sonradan T.’nin ve diğer tanıdıklarımla olanların çok fena zihin kontrolünden kaynaklandığını saptasam da yaptığım objektif değerlendirme sonucunda T. ile ilgili, yaptığım objektif değerlendirme ve yapboz dışında kesin bir görüş bildirmesem daha iyi olur. Ama bunun dışındaki olaylar için buraya tıklayarak T. ile ilgili yazıyı okuyabilirsiniz.

Devam edelim.. Bu komplo durumundan, insana kafayı yedirebilecek olan şeylerden sonra malum sitelerde figüranlıkla ilgili bir yazı yayınlanıyor. Yazıda “Bazen hayatta kendinizi önemsiz, harcanan, kimsenin görmediği bir figüran olarak hissettiğiniz oldu mu?” şeklinde yazılar yazmaya başlıyor. Eski Dost ise bu sefer tırnak içinde koyu harflerle ve cümlenin akışına uymayacak şekilde “tombul”, “fındık-fıstık” çay seven insanlar çay ocağında bir araya gelmelidir. Oraya gelip yeni şeyler konuşmalıdır.” Şeklinde imalarda bulunmaya başladı. Tombul, fındık fıstık derken T:’yi, onun içki masasında bütün çerezi silip süpürmesini kast ediyor. Konuşma kısmında da “Gelip bana her şeyi anlatacaksın. Ayağıma gelip konuşacaksınız.” Gibi şeylere getiriyor lafı.

Oyun basit: Ben seni dinliyorum. Ama bunu kanıtlayamazsın. Ve sen hiçbir şey bilmiyormuşum gibi ve kendini “godoş” yerine koyacak şekilde gelip benimle konuşacaksın.

Siber takip konusunda yeni level ise bilgisayar kameramın görülmesi şeklinde oldu. Günlerden bir gün aklıma “Bunlar PC kamerasını da görüyor olmasınlar..” diye bir şüphe düştü. Kamerayı bantladım. Bu sefer de 2 dakika sonra sitelerden birinde “Rus hackerlar bu sefer Mobese kameralarını hedef aldı!…” şeklinde bir yazı yayınlandı. “E yuh artık..” dedim. O vakte kadar gördüklerinin üzerine bir soğuk su içtim. Bundan sonraki süreçte de kamera her zaan kapalı değildi. Birkaç gün sonra PC’nin karşısında film izlerken pipo içiyordum. Yaklaşık 45 dakika sonra Eski Dost’un sitesinde pipo dükkanlarıyla ilgili bir yazı geldi… Yani artık daha ne diyeyim…

Bir de; T. ile ve sitelerle bu olay olmadan yakın zamanda garip bir olay olmuştu. Müstakbel şirketin mail adresine; hiç de şirket adresi gibi olmayan kişisel bir mail’den “Selam hayırlı günler. Size birkaç siparişim olacak aşağıda ektedir. Saygılar…” diye bir mail geldi.

Site kurulalı bir hafta olmuş ya da olmamıştı. Henüz hiçbir şekilde dışarı açılmamıştık. Siteyi Google’da ön sıralara taşıyacak bir şey de yoktu. Ben, T. Eski Dost, çalıştığımız bir web master çocuk, bir de bizi takip edenler kimlerse onlar biliyor sadece… Şirket ismi de henüz meşhur değildi. Yani bu maili %99 yaptığımız işleri aşama aşama bilen birileri atmıştı.

Neyse ben yine de dosyayı indirdim. Değişik bir uzantıydı. Excel desen değil, Filemaker gibi bir şey desen değil… Bir de açılırken PC’nin garip tepkiler vermesine sebep olmuştu. Ben de hemen sildim. T. ile malum konuşmaları yaptıktan sonra ise PC’ye format attım. Aynı şekilde ona da söyledim, telefona, bilgisayara falan format attık hep. “Bizi buralardan alan dinliyor olabilirler” dedim…

Bu olaylardan yaklaşık bir hafta kadar sonra T. ile tekrar buluştum.

Birazcık enine boyuna tartıştıktan sonra o zamanki kafayla “Bari şu ufak tefek işleri yapalım da az biraz ek gelir gelsin.” Diye hemfikir olduk. Ben hala peşin hüküm vermiyorum ama bir taraftan da tedbirliyim. Sonra o günkü konuşmamızda hem telefonlardan duyulma hem de T.’nin bir şeylerin içinde olma ihtimaline karşı Eski Dost, vs. mevzusu açıldığı zaman “Amaan abi boşver, çocuk gibi insanlarla, deliğinden çıkamayan farelerle iş yapamam.” Tarzı bir şey söyledim. T. ise bayağı bozuldu nedense. Bir süre bir şeyler geveledi. 5 dakika sonra da “iş konusunda ben onu beğenmedim, onu gözüm tutmadı diye düşünmek kötü biliyor musun Feyyaz.” “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser Feyyaz” gibi şeyler söylemeye başladı.. Hadii… Şimdi ne dersin? “Sizi yakalayacağım oğlum, bekleyin..” dedim..

Yanlış hatırlamıyorsam o cıvarda sitelerden birinde yine “İş yaparken insanları kişisel özelliklerine göre değerlendirmek yanlıştır.” Gibi şeyler yazıyordu. Eski Dost da görüşmek istediğine dair, iş yapmaya devam istediğine dair imalarda bulunuyordu. Ama bunu yine beni aramaya sevk edecek sonra da “Yoo öyle bir niyetim yoktu” diye boş düşürmeye çalışarak yapıyordu tabi.. Pasif agresif mode on… Bir diğer sitede “Biz ne yapıyoruz abi ya?” deyip alttan almak lazım. Hadi, ilk adımı atan siz olun.” Gibi imalar mevcuttu. Sanki etrafımdaki ve hatta sitelerdeki herkes bütün hepsini görmezden gelip hiçbir şey yokmuş gibi Eski Dost’a yazmamı istiyordu.

  • Olan olmuşken niye yazayım? Şu internette yaptıklarından sonra artık artık ciddi anlamda bir değeri de kalmamış gibiydi.. Bir de “takıl işte bölümdekilerle falan” diyen de oydu. Onun durumu toparlaması gerek.
  • Yazsam mutlaka “Yoo sana öyle gelmiş. Buluşalım mı? İş mi? Ben doluyum ya şu sıralar” diye ayak yapacak..

Ha bir de; T. ile ilk buluştuğum gün var ya, o günden sonra hani “figüran” şeklinde yazılar olmuştu. Aynı gün Eski Dost da benim T.’ye karşı kendisini kötülememi kast edercesine bazı cümlelerden sonra, dönerlerle ilgili yazdığı bir yazıda “Dönerci çocukluğu” bazılarının hamurunda vardır. Gibi bir şey yazmıştı. Dönerci çocuğunun Türkçesinin ne olduğunu anlamışsındır.

O sıralarda diğer siteleri daha kesin olarak denemek için şöyle bir şey yaptım: Sitede 30 yaşlarında bir bayan yazar vardı. Bu imaları yapanlar arasındaydı. Fake profil de olabilir tabi. Ama deneme şöyleydi: Yazdığım yazılardan birinde ona iltifat edecek, hatta askıntı olacak imalarda bulundum. Daha sonra yazdığı yazıda koyu bir cümle ile son cümleyi açık ve net yazmış: “Yaşıtınız yok mu sizin? Dışarı çıkın gezin hadi!..”

Aynı zamanda Eski Dost’un sitesinde de “EVLİ” bayanlar için ne diyebiliriz derseniz… şeklinde bir yazı gelmişti.

Burada gülmüştüm. Ama söz konusu sistemden kesin ve inkar edilemez bir cevap almıştım. Ayrıca bu açık ve net uyarı neydi? Tanışıyorlar mıydı yoksa? Bir de yaşımı nereden biliyordu?

Aynı cıvarda yazılan makaleler dışında bir de benim siteye gelen yorumlarda da acayiplikler vardı. Mesela Eski Dost’un o benim pipo içtiğim gün pipolarla ilgili yazı yazdığı sıralarda, aynı saatlerde bendeki makalelerden birine “Bende de var bunun videolarndan. Çok komik, severek izliyorum.” Diye bir yorum gibi.

Ya da Eski Dost’un “Bakın arkadaşlar başarılı olmanın en önemli kriterlerinden biri sizinle dalga geçmelerine kulak tıkamak, ısrarla duvarı eşelemektir.” Gibi bir yazısından sonra “Dijital çağda yaşıyoruz. Mutlaka bir hacker arkadaşınız olsun. Yoksa maazallah..” gibi…

Ya da isim kısmına “sitesinesokayım” yazılmış şekilde “Bir sitesi var ki Allah belasını versin. Çok meraklıydık sanki.” Gibi bir yorum gelmesi.

Aynı anda her ihtimalle ilgili imalar ve yorumlar yaparak, mahreminizi kullanıp sonra pes etmemelisiniz diyerek suçu sizdeymiş gibi hissettirerek  size kafayı yedirmeye, en sonunda iradenizi elinizden almaya çalışıyorlar.

Haa şimdi hatırladım; ayrılmamızdan birkaç gün sonra “Web siteleri ek gelir elde etmek için bir fırsat sunar bize. Tabii ki birileri tarafından bir yerlere şikayet edilmezseniz..” şeklinde tehdir dahi edilmiştim..

ESKİ DOST’LA TEKRAR GÖRÜŞMEMİZ, KLASİK AŞAĞILAMALAR, BENİ BİR KEZ DAHA TEHDİT ETMESİ, MAKALE OYUNUNU VE HACKERLIĞI KABUL ETMESİ

Bu süre zarfında makalelere, gidişata bakarken arada sırada “belki o konuşur dur bakalım.” Diye aklımdan geçiyordu. Ama o cıvarlarda bir şey daha olmuştu ve “Yok bu iş böyle olmayacak.” Diye düşünmeye başlamıştım.

Telefon konuşmaları, PC ve telefon kameraları üzerinden gerek Eski Dost’tan, gerek diğer sitelerin imaları ve T. ile görütükten sonra aldığımız tedbirlerden sonra bir gün akrabalar bizi ziyarete geldi. Hayet hoş normal vakit geçirdik. Bir ara TV’de çizgi film çıktı. Amcam bana “Bu Pokemon falan vardı eskiden sen hatırlıyorsun onları değil mi?” diye sordu. Ben de “Evet 5-6 yaşlarıma denk geliyor benim.” Dedim.

O günün akşamı ya da ertesi gün diğer sitelerden birinde yazan yazıda çizgi filmler hakkında bir şeyler yazılmış ve koyu harflerle “5-6 yaşlarımızda izlediğimiz Pokemon gibi çizgi filmler hiç şüphesiz unutulmazlar arasındadır.” Diye yazılmıştı. Evet. Ortada alınacak pek bir tedbir yoktu…

-Ayrıca bu soralarda ya da daha sonra olabilir, aynı sitenin Facebook sayfasında bir şey için “Çok üzüldüler bak.” Diye bir haber paylaşılmış ve altta fake olduğu belli olan bir yorumla “Uzak dursalar yeter aslında…” diye yazılmıştı. Yine aynı şekilde bir icadın fuarda tanıtıldığı bir video var ve altında “Manası çok derin.. Ben adamı saksıyı fesleğene oturtur gibi oturturum” diyor. Diye bir yorum.. Yine günlerden bir gün boynuna kamera takılmış bir Golden’in tasma çıkarılı çıkarılmaz evinden çıkıp denize doğru atlayıncaya kadarki videosu “Bir golden’in gözünden…” diye paylaşılması “Nereye götürecek bizi bakalım?” diye yorum gelmesi.. (O Golden’in nereye götürdüğü şu an belli oluyordur herhalde..)

-Sensörlü bir akvaryımda balığın gitmeyi tercih ettiği yöne göre hareket ettiği bie videoya “Kendini özgür sanan balık” diye bir başlık konmuş. Hemen alta da “Balığın olaydan haberinin olmaması ne kötü:/” diye yorum gelmiş.

-Benim “Balkanlardan Anadolu’ya” gibi bir başlıkla yazdığım bir yazıdan sonra ertesi gün iki yarış arabasının otobanda hız yaptığı bir videonun “O güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler.” Diye paylaşılması, ben videoyu izlediğim sırada “Bu gidemedi, arkada kaldı.” Diye bir yorum…

Birileri, bu imaları ve göndermeleri fark ettiğinizi fark eden birileri apaçık dalga geçmeye çalışıyordu. Daha neler neler sevgili okurlar… Bu anlattığım olaylar hemen hemen 4-5 aylık bir zaman dilimi. Ondan sonra Eski Dost ve rakip siteler dışında tüm internet aleminde ve tüm çevremde aynı olaylar başladı.. Bu olaylara hiç girmeyebilirdim bile. Eski Dost’un yaptığından sonra kendimi tutarak bir daha bakmayabilirdim siteye, ama dediğim gibi o kadar belirgin bir vaziyette dikkatimi çektiler ki; Recep İvedik’in komşu adaya gidip sonra sandalı karaya oturduğu için geri dönemediği, “Lan gidemiyoz ki!…” durumunda gibiydim.

Neyse; o Pokemon mevzusu geçtikten bir süre sonra şöyle bir plan yaptım: “Her zaman takıldığım yere uzun mu uzun bir süre gitmemiştim. Dedim bir haftaya oralarda takılayım, yazımı da yazarım. Bir de bakayım Eski Dost oyunu toparlayacak mı?

Yazdığı yazılardan birinin altına “Bu restoran benim hep takıldığım yerdir. Hafta içi her gün saat 14’te işten çıkınca orada kahvemi içerim.” Diye bir yorum yazdım. “Hafta içi her gün öğlen ordayım.” Demek oluyor bu..

Ertesi gün topladım kağıdı kalemigittim mekanda oturmaya başladım. Arada sırada aşağı bakıyordum. Bir ara iki kişinin bariz yukarı bana bakarak, elle işaret şekilde gösterdiğini gördüm ama üzerinde durmadım. 2 saat kadar takıldım, gelmedi. Eve döndüm.

Evdeyken o Facebook sayfasına baktım. “Son anda o şaka yapılır mı ya…” diye bir video paylaşılmış. Eski Dost’un sitesinde her zamankinin aksine ima olabilecek hiçbir şy yoktu. Sadece cümle içinde gereksiz yere belirtilecek şekilde bir “eve” sözcüğü vardı. Bakın bu da her şeyden, her kelimeden nem kapmadığımın bir başka göstergesidir. Sayfalardır anlattıklarıma rağmen bir paranoya veya saplantı içerisinde olmadığımı tekrar belirtiyorum.

Neyse; benim plan devam ediyor. Ertesi gün yine gittim. Bu sefer de yan masaya iki genç sevgili oturdu. Girerken çocuk da kız da beni baştan aşağı hafif bir tebessümle süzen bakış attılar. “Hmm bu muymuş. Ya da karşında olunca böyle gözüküyormuş demek…” gibisinden dikkatle inceleyici bir bakış… Çocuk topuz saçlıydı, benden 3 yaş falan büyüktür en fazla. Bir de af edersiniz ama bildiğiniz videoları çeken bir pornoculara benziyordu.

Ben yazımı yazmaya devam ediyorum. Yanda sevgililer konuşurken çocuk bağıra bağıra “O …..’daymış, köydeymiş” dedi sonra normal tonda konuşmaya devam etti. “…” dediğim kısım bizim Eski Dost’un memleketi oluyor.

Bir ara aklıma benzer imaları kullanarak bir şey sormak aklıma geldi ama biraz daha bekledim. Sonra çocuk kalktı ve beni tanıyormuşçasına ya da bir amaç güdüyormuşçasına bir gülümseme ile “Pardon çakmağınızı alabilir miyim?” dedi. Ben de “Tabii” dedim verdim. Sonra da kızın yanından ayrılıp aşağı indi. Bakın bunlar paranoya değil. Her gün onlarca insanla konuşuyorum ve bunlar tam yorumu doğrultuda ve saatte kimsenin olmadığı mekana gelip böyle davranışlar gösteriyorlar.

Kız sol çaprazımdaydı ve yalnızken göz ucuyla sürekli bana bakıyordu. Ben yazmaya devam ettim. Ama saçlarıyla maçlarıyla oynayarak, bana dönüp kafasını falan kaşıyarak çok fena bakmaya başladı. Bir de tipi, fiziği, siması falan tam hoşlanacağım şekildeydi. Önümdeki asıl planla ilgilenmeye devam edip ne olacağını beklemeye çalıştıkça daha fazla bakmaya başladı. Fiziğini belli edecek şekilde doğruluyor, hırkasını falan çekiştirerek hatlarını belli ediyordu. Hafiften tahrik de olmuştum. Şimdi bunlar buraya bizim meseleyi bilerek gelmişlerdi o kesin. Çocuk da büyük ihtimalle birkaç dakika içinde geri gelecekti. Sevgilisi olmayabilirdi bile.. Ama kızla ayak üstü konuşmaya çalışsam, “Call me” falan denesem her açıdan riskli bir hareketti. Ben de üşümüş gibi yaptım. Yazmayı bırakıp çantamdan kitabı aldım. Oradan kalkıp içeri camekanlı kısma geçerek kitap okumaya başladım.

Çocuk 10-15 dakika kadar sonra geldi. Oturduğum yer terasa çıkınca hemen görülmeyecek bir yerdi. Özellikle sağa bakmanız gerekirdi. Girer girmez sağa baktı ve yine sanki benden bir şeyler bekliyormuş, beni tanıyormuş gibi gülümsemeyle geçti. Bir dakika kadar sonra hiç doğru düzgün orada vakit geçirmeden kalkıp gittiler. Yani yorumda ima ettiğim saatte, benden bir süre sonra geldiler. Erkek 2 dakika oturup, bana mesajı verip sonra ateş isteyip gitti. 10-15 dakika kızla aynı ortamda yalnız kaldım. Sonra erkek geri geldi. 1 dakika oyalandılar ve kalktılar. Bir çay bile içmediler…

O günün akşamında Eski Dost’un sitesinde ise beklendiği gibi bir durum mevcuttu. Koyu harf içi gibi aynı yöntemlerle olacak şekilde “Kendinizi pazarlamanın önemi” gibi bir yazıda “Bak abin numune gönderdi sana.” Gibi göndermeler mevcuttu

Bomba olan kısım ne biliyor musunuz: 1-2 ay sonra bölümden arkadaşlarla bir çaycıda otururken yan masada hemen bitişikte ve seyyar pilavcının birinde otururken yine masada o çocuk vardı.

Terasta bu olaylar olurken arkaya çekilip okuduğum kitap “Türklerin Tarihi-Jean Paul Roux” idi. Kızın tek başına olduğu sıralarda “Avrasya bozkırlarından gelen, kuzey ormanlarından gelen Türk boyları zamanla gittikleri yerlerdeki yerli halklarla kaynaştılar. Kültürel etkileşimler kaçınılmaz oldu. Göçebe ve savaşçı olan, yerlilerden son derece farklı adetleri, dış görünüşleri olan, doğayı kutsal akbul eden bu özgür millet, zamanla bir yere yerleşip tarım yapmanın, ürünlerini biriktirip ticaretini yapmanın daha karlı olduğunu gördü, öğrendi.” Gibi bir pasaj okumuştum. Hafiften dikkatimi çekmişti ama o kadar da değil diye umursamamıştım.

Evet; Eski Dost’tan yana durum olumsuzdu. Bugün de radara takılmamıştı.oradan çıkıp sahile gitim. Vapur beklerken telefonla uğraştım. Yanımda bu sefer bir başka kız bana bakarak çok net, yani bir erkeği bile tıpkı bir kıza bakıldığı zaman kızın utanacağı derecede utandıracak, bastıracak şekilde gülümsemeye başladı. “Hmm güzel çocuk işte.”, “Hmm yakışıklı işte” şeklinde bir anlık bir süzme değil, “Sevgilisi var mı acaba? Bana yazar mı acaba?” bakışı bile değil, direkt “Sen ne kadar tatlı bir şeysin seni bizim eve götüreyim mi?” bakışıydı… Allah Allaah, bu da mı tanıyordu. Bir de bildiğiniz 10-15 cm yanımdaydı, kişisel sınırlar dahilinde. Kafamı kaldırdım, hem ondan yana hem de denize biraz baktım. Dilimin ucuna kelimeler, ha konuştum ha konuşacağım. Ama bir şeyler döndüğü kesindi. Aynı gün sözüm ona birinin yanında sevgilisi olan iki kızdan yana; tam da yorumda kast ettiğim saatlerde böyle şeyler yaşadım…

Ayrıca kızlar bir amaçları olmadıkça hiçbir zaman ilgilendiklerini o kadar bariz şekilde belli etmezler. Bir de zaten öyle şeytan tüyü olan ya da playboy bir insan da değilim…

O gün de geçti. Plan devam ediyor. Aynı şekilde mekanda oturup yazmaya başladım. Sahile falan indim. Bugün de bir haber yoktu ve sıradan bir gündü. Ama sahildeyken bana garip bir ruh hali çöktü. Böyle genel bir melankolik bir hal gibi… Büyük ihtimalle zihin kontrolü vardı. Sahilde dolaştım. Dolaşırken aklıma bir şey geldi. Eski Dost’la otururken sahilde her gün mutlaka bize de uğrayan, omzunda çanta, elinde kartpostallar, dernekleri için satış yapmaya çalışan bir amca vardı. Gülüyorduk bayağı her seferinde gördüğümüz için. O gün oradaydı, uzaktan resmini çektim. Düşündüm düşündüm. Watsapp’tan resmi ona gönderdim sonra da “Eski Dost naber? Bizim K.’nin telefonlarının dinlenip takip edildiğiyle ilgili bir şüphesi var. Hukuki açıdan yardımcı olabilir misin?

Diye yazdım. K. İkimizin de tanıdığı ortak bir arkadaş.. Telefon dinleme gibi, takip gibi şikayetleri kullanınca bakalım nasıl tepki verecek? Ve evet.. Biraz orta yol olsa da her şeye rağmen herifle irtibata geçen ben oldum. Şımarıklığı yanına kalmış oldu biraz. Ama mecburdum. Dediğim gibi her şeyi görmezden gelip sitelere falan bakmayadabilirdim. Ama beni dinleyen, takip eden, şehir efsanesi olarak değil, bizzat yanımda, hissettirecek şekilde bana bunu belli eden birileri vardı. Anlaşılan o ki görmezden gelsem de olmaya devam edeceklerdi ve bana sürekli oradan burada varlıklarını belli edeceklerdi.

Neyse… O mesaja ne cavp verecek diye bekledim. Bir süre sonra resme verdiği tepki ne gülmek ya da tersi gibi olağan bir şey.. Ama çok resmi.. “Bu ne la.:/” diye bir mesaj. Sorduğum soru için de “Bilmem… Haberleşelim yoğunum şu an..:/” şeklinde bir cevap…

Bu tepkiler dikkatimi çekmişti.. Aylardır devam eden pasif agresif göndermeleri yok saymadı. Ya da “Ooo. Kanka naber” gibisinden bir tepki de veremedi. Acayip temkinliydi ve acayip soğuktu. Öteliyordu her şeyden önce. Gün saat dahi vermeden. B uarada evet; büyük ihtimalle bilgisayar ekranından beni görmüş, mahrem zamanlarımı, görüntülerimi görüyor, dinliyor olan birisyle soğukkanlılıkla görüşebiliyorum. Lütfen telegram zihin kontrol mağdurları; sizi psikolojik olarak ezmeye çalışırlarsa bu numaraları yemeyin.

Ama aklıma bir şey daha geldi: Açıktan, inkar edilemeyecek şekilde yazdığım mesaj haricinde siteden yazdığım yorum olayı vardı ya, ona devam ettim. Şu “dönerci çocuğu” yazısı vardı ya. Bu sefer onun altına anonim bir isimle “Benim çok sevdiğim bir dönerci dükkanı var. 3 katlı… Memleketten döndüm ve yarın saat 16’da oraya gideceğim çok mutluyum.” Diye bir yorum yazdım. “Saat 16’da sizin eve geleceğim.” Diye anlaşılacak şekilde. Amacım da gerçekten öyleydi zaten.. Gidecektim yani çat kapı.

Bu bana Watsapp’tan gün vermedi. Vermiş olsa o gün giderdim zaten.. Ben ertesi gün de aynı saatlerde yola çıktım. Saat 14:30 sularıydı galiba vapurdayken kendisinden Watsapp mesajı geldi. Mesajda diyor ki:

-BİZE FALAN GELME ŞİMDİ..

Hmm, yorumda yaptığım dönerci imasına göre cevap vermişti. Normalde olsa ondan haber bekliyordum ve o gün yolda değildim. Bir de dikkat ederseniz tam vapurdayken mesaj attı… Yakalndı yani. İstesem “Size gelmiyorum ki. Dışarıda bile değilim.” Diyebilirdim. Ama saflığım mı desem, devam ettiresim mi geldi desem o hava tuttu. Şaka ortaya çıkacak diye gevşemiş de olabilirdim. Bir de zaten öyle bir şey yapsam “Yanlış yazdım” a kadar pek çok bahane uydurabilirdi.  Israr ettiğim zaman yine paranoyak olurdum. Ama ne kadar net ve mecbur kalınca yorum anlayabildiğini gösteren bir mesaj atıoyr: BİZE GELME ŞİMDİ.. Ben dün anlattığım dışında aylardır konuşmadım ki senle. Aniden niye size geleyim?…

 

-Niye? Diye cevap verdim.

-Amcamlar falan hepsi evde. Psikopat bütün sülale…

Sülalesinden biraz çekinir kendisi. Arkadaşlarıyla falan tanıştırmak istemezdi. Onlarda kaldığım bir gün akşam arka kapıdan tırmanarak eve girmişliğimiz, sabah babası ve amcası yukarı çıkarken sanki sevgilisiymişim gibi masanın altına saklanmışlığım bile vardı.:) Ama ailevi kısımlar konumuz dışı..

-İyi, gel bizim mekana görüşelim o zaman.

-Hmm, kaçta? Ben stajdayım sürecek biraz

-Kaçta çıkıyorsun oyalanırım.

-16.30 gibi orada olurum.

-Tamam

-Yarım saatten fazla duramam ama. BENİ S.KİK S.KİK ŞEYLERLE MEŞGUL ETME.

Bak hele bak.. Bizim mülayim, beyefendi Eski Dost’a bak. En son ortaklığı bitirdiğimizde malum günlerden beri yazayım falan yok. Siteden pasif agresiflik devam. Ben yazdığım zaman adam ne hale geliyor.. Hiç “Nerelerdesin..”, “Olur ya konuşalım” falan yok. İnsan bari biraz role tuz biber katar biraz. Bildiğiniz o site yazılarındaki atışmayı tamamlar nitelikte..

Neyse; dediği saat geldi. Ben aten yazı falan yazıyordum. Galiba 2015 Nisan-Mayıs cıvarıydı bu arada… Mesaj attı:

-Neredesin

-Oturuyorum mekanda bekliyorum.

-Geliyom..

Normal samimi olmuş yine. Geldiğinde ben yine “Naber napıyorsun” diye ayağa kalkıp kafa falan tokuşturdum. Fazla şey yapmadım. Zaten ilk kapıdan girişi baya her zamanki o eller cepte, omuzlar yukarı çıkık, bacakları öne ata ata, biraz çekingen, tın tın yürüyüşü gibiydi.

Ama davranışları her zamankinden o kadar farklıydı ki.. Benimle bir an bile göz teması kurmadı. Abartısız tek bir an bile… Masaya bakarak konuştu sürekli. Bir de böyle “Ne olacak? Ne diyecek şimdi bu?” diye tedirgin, pasif şekilde bekleyen bir hali vardı.

Evet, malum aşamalara geldik. Ben burada belki, bir kısım hata yapmış olabilirim. Konuşma sırası konusunda. Ağzından daha fazla laf almış olabilirdim. Hazır malum oyunları kabul etmişken..

Hiç “Ee ne diyordun K. Falan diyordun.” Gibisinden konuyu da sormadı. Masaya sırıtkan sırıtkan bakarak gülümsüyor öyle.  Olan şeyleri direk anlattım, kendisinin niye böyle şeyler yaptığını, beni dinlediğini ve takip ettiğini, rakip sitelerle komplo gibi bir durumun söz konusu olduğunu anlattım. Bu yaptığım konuşma boyunca sıra sıra verdiği cevaplar şöyle oldu:

-FEYYAZ TELEFONLARIN DİNLENİYOR DA SENİN PARAN YATMIYOR MU?

Diye gözüme bakmadan, kafayı sola doğru savurup çemkirerek söylenen bir laf..

“Ha, ne, para, yatmak?.” Diye düşünceler geçiyor aklımdan… Ben paramı yazarlıktan, başka başka işlerden kazanıyorum. TELEFONLARIMIN DİNLENMESİ KARŞISINDA BANA KİM NEYİN PARASINI YATIRIYOR? Para da birkaç bin TL falan olsa hani…

“Neyin giderini yapıyor bu” “Bildiğin SENİN TELEFONLARINI DİNLİYORUM KARŞILIĞINDA RAHAT RAHAT SİTEDE YAZIYORSUN, YOKSA MAZALLAH..” mı demek istiyor acaba…

YANİ TELEFONLARININ DİNLENİP PC’DEN TELEFONDAN TAKİP EDİLDİĞİNİ SÖYLEYEN BİR İNSANA NİYE SENİN PARAN YATMIYOR MU DİYE MUAMELE YAPASIN Kİ? NE ALAKA… HELE Kİ SEN DİNLEMİYORSAN… Şimdiye kadar böyle bir çalışma şartı gören oldu mu?

Ama o çemkirmek, o hareket var ya… Bina zaten 5 katlı, neyse…

-Geçen gün sitede hacklemeyi andıran garip şeyler oldu, senin de imaların vardı. Gibi bir şey söyledim.

-YOO NE ALAKASI VAR. HEM HACKLEMEYİ ÖYLE YAPAMAZSIN Kİ, DDOS GİBİ YA DA BİLMEM BİLMEM NE GİBİ YÖNTEMLERDEN ŞU ŞU ŞEKİLDE OLURSA YAPABİLİYORSUN…

(Hmm hacklemenin ne şekilde olacağı hakkında bilgi veriyor. “Ne diyorsun oğlum lan manyak mısın sen? Gibisinden şaşıracağına)

Hafiften güldüm…

-Hah, ben de tam olarak bunlardan bahsediyorum işte… dedim..

Kafayı öne eğip sustu.. Aradaki küçük sözleri hatırlamıyorum. Bir süre sonra masadaki telefonunu aldım yine.

-Ver bakayım neler çevirmişsin görüşmüyorken, dedim.

Watsapp’a şöyle bir baktım. İkimizin de tanıdığı normal arkadaşlarıyla normal konuşmaları vardıen üstte. En altlara inip diğer sitelerin numaralarına falan da baktım. Normal gözüküyordu. Telefonu biraz uzun süre tutunca “Yaa, neye bakıyorsun.” Diye yerinde zıplayarak telaş etmeye başladı.. Ama mesajlarda garip bir şey yoktu. En son konuşulduğu gibiydi.

“Beni s.kik s.kik şeylerle meşgul etme.” Diyen adam yine o çaresiz, eski haline dönmüştü. “Hey Allahım” dedim içinden. Senin dışarıdan bırakmak istediğin imaja sanki biz omzunun arkasında durup destek olmadık… Ne bu tripler…

-Evet, gram değişmemişsin, dedim yüzüne karşı..

Dişlerini göstererek gülmeye başladı. Sonra muhabbet web sitelerindeki göndermelere geldi.

-“Ya yok onlar.” Diye itiraza kalkıştı.

O esnada benim telefondan sitelerden birindeki bir yazıyı açtım. Bir şeyler göstermek için okumaya başladım.

-YAA OKUMA ŞÖYLE UZUN UZUN

diye yüz ifademi kast ederek elini ağzını götürüp gülmeye başladı.

(Bunu nereden biliyordu? Kameradan beni okurken görmüyorsa böyle bir lafı dalga geçercesine ve iyi biliyormuşçasına niye söyledi? Daha önce hiç yanında yaptığım bir şey değildi öyle “Uzun uzu okuma” dediği şey. Bir şeyleri izliyordu demek ki… Acaba göz teması kurmaktan, yakın temastan da mahremimi falan gördüğü için mi çekiniyordu. Gülerim de bir şeyleri ele veririm diye…)

Sonra biraz daha benzer muhabbetler telefonda vs. ile ilgili…

-Bak kimse senin telefonunu falan dinlemiyor. Dinleyen varsa MİT’tir.

(Bunu da yine konuya aşinaymış, nasıl desem her şeye bahanesi hazır şekilde söylüyor. Adamda hiç inkar etme, şaşırma belirtisi yok. Hatta, ileride göreceğimiz üzere sırıta sırıta bunları pek çok söyleyecek. Yoksa dinlediğini ve siber takibi dolaylı yoldan mı söylemeye çalışıyor?

-Lan bi s.ktir git Eski Dost! Beni MİT niye dinlesin, dinlediğini niye etsin? Diye bağırdım bütün bu hareketlerine sinirlenip

(Yine kafayı manzaradan yana çevirip böyle iğrenç bir şekilde gülmeye başladı. O günkü hareketleri hala tamamen aklımda. Aklınca filmlerde gördüğü o polisi sinirlendirmeye çalışan suçlu tavrını takınacak.. Bana yer mi?? Gereksiz yere darp etmek de istemiyorum. 8 sene tanıdığım adamsın sen. Artı senin gibi kaç tane şımarık gördüm. Hala o aciz, küçücük çocuksun sen.. Telegramı da kullanarak aşırı savunmayla korumaya çalışıyorsun kendini…

Ama hareketlerinden çoktaan ele vermişti kendini. Sonra bir ara:

-İNSANLAR KENDİ İŞLERİNE GÜÇLERİNE BAKIYORLAR. YANİ BİRİLERİNİN SENİNLE BÖYLE KONUŞTUĞUNU, İMALAR YAPTIĞINI NİYE DÜŞÜNÜYORSUN? BUNUN ADI KİBİRDİR..

Gibi bir şey söyledi. Az önceki kibriyle ironi oluşturacak şekilde.. Ayrıca; bu buluşma olmadan en fazla bir hafta içerisindeki göndermelerinde yine lafı aynı yerlere getirecek imalar kullanmıştı. Kibir gibi… Takip yok gibi. Her zaman yaptığı gibi sizi düşündüklerinizden ötürü suçlu hissettirmeye çalışıyor. Bunu da söyledim yine kafasını önüne eğid. Sonra;

-Bak Feyyaz telefonların dinleniyorsa telefonunu değiştir. O da olmazsa numaranı değiştir. Benim bir ilgim yok.

Gibisinden bir şey söyledi.

Aylardır beni işin içine çeken sensin zaten… Bir de dediğim gibi; o sürekli anlattığım mizacı var ya, “Hehe, yok oğlum ne alakası var.” Şeklinde kafasını eğip mülayim bir şekilde takındığı, onunla alakası yoktu. Adam Amerikan filmlerindeki avukatlar gibi her şeye bir mazeret uyduracak, bir taraftan da bir şeyler bildiğini ve yaptığını belli edecek şekilde konuşuyordu. Hiç olmadığı kadar bir hazırlanmışlık, bir aşırı motivasyon vardı yani… Korkudan kaynaklandığı bariz belliydi…

Bu dediğine de “Değiştirsem bir şey değişmez ki…” gibisinden bir cevap vermiştim.

Sonra bu “Hadi vaktim doluyor.” Gibi meşgul ayaklarına yatmaya başladı yine. Biraz daha oturttum. Sinirleniyordu. Sonra da açık ve nt şekilde:

-Bak gidip babanla konuşurum. Yaptıklarını çevirdiğin işleri bir bir anlatırım. Her ne yapıyorsan hepsi yalan olur.

Dedim. Bu tarz işleri genelde babasından gizli yaptığını ve pek sağlıklı bir ilişkileri olmadığını biliyordum. Yaptığım en en tehditvari konuşma bu, bu arada…

Bu sefer de “Arkadaşlarıyla arası bozulup bozulup düzelen, her arkadaşına mutlaka küsüp sonra yeni arkadaş bulan, kimseye görünmeyen bir insanı inandıramazsın, ikna edemezsin…” diye yaptığımın bir işe yaramayacağını ima edercesine bir tavır takındı.

Karşımdaki adeta başka bir adamdı, bu seferki hakikaten başkaydı. Ve genel siması, bilinçaltının yansıması beni, su tanıdığı her şeyi aynı insanı neyin ne olduğuna kesinkes inandırmak yerine “Kanıtın yok, bir şey elde edemezsin, yakalyamazsın.” Şeklinde bir tutum takınıyor. Hem de babasının bile hayatında hiç tanımadığı bir insanı dinleyeceğini, dinlese bile inanıp oğluna karşı cephe alabileceğine bir gerekçe uydurmak zorunda hissediyor kendini.

Babasından bahsettikten sonra konu değişti. Yani ailecek böyle şeylerle uğraşıyor olmasınlar… diyeceğim ama bilemiyorum artık.

Sonra da en baştaki şu fake yorumlarla anlaşma olayına döndüm.:

-Yazılara yaptığım yorumları gördün mü?, dedim.

-HA EVET ANLADIM SEN OLDUĞUNU, dedi.

-Ee niye ilk günler gelmedim.

-STAJDAYDIM GÖRDÜM GELEMEDİM. YANINDA YAZI KİTAP FALAN OYALANACAK ŞEYLERLE GELMİŞTİR HERHALDE DEDİM.

Son yoruma gördüğünü söyledi mi söylemedi mi hatırlamıyorum. Bana evlerine gitmememi söylediği yoruma. Ama ben direkt “niye öyle yazdın ki” desem büyük ihtimalle onu da bir şekilde boşa çıakracak, zor da olsa kıvıracaktı.

Evet; konuşmlarıyla bu pasif agresif saldırıları ve troll yorumları kabul ediyordu, ama evet yaptım öyle bir şey demiyordu. Dalga geçiyordu resmen… He bir de; benim siteye gelen ve o olduğu bariz belli olan birkaç yorumu da kabul etmişti.

Yaptığı imalardan ve konuşmalarından telefonları ve siberi takip ettiği de belliydi.

Sonra terastan çıkıp aşağı indik. Hesabı ona ısmarlattım tabii ki… Mekan sahibi tanıdık olduğu için biraz bizi tuttu çay ikram etti. Biraz da kapının önünde oturduk. Kalsik iş güç faslı. Bir ara bizim Eski Dost’a “Bak abi sen iyi işler yaparsın piyasanı yaparsın. Bir kere dürüst bir insansın her şeyden önce.” Dedi. Eski Dost göz temasını koparamadan kafa sallayıp onu dinlerken ben öbür tarafa bakıp anıra anıra gülmemek için kendimi zor tuttum…

Ha bir de; hem terasta hem de dışarıda otururken sürekli  “Bak sen mesaj atınca ben dedim ki Feyyaz beni niye arar? En sonki sitede kalan parayı isteyebilir aklıma bir tek o geldi.”

Gibisinden bir şey söyledi.

Ortaklık bitmeden önce yaptığımız bir girişim daha vardı, başarısız olmuştu. Cüzi de olsa bir değeri vardı. (50 TL falan)

-“Onu istiyorsan ben sana onun için haber verecektim zaten.” Dedi.

Diye konuyu aklımın ucundan bile geçmeyen yerlere taşıyor. Yani mevzuyu hala “Para mı istiyorsun” a getiriyor, bir de hala “Kanıtın yok. İnkar edilmez bahaneler üzerinden konuşacaksın.” Diye imalarla yol yapıyor. Yani bildiğin sonradan görmelik, varyemezlik, çomarlık adama sanki sistematik olarak, damla sulama sistemiyle işlenmiş. Son 4-5 aydır her hareketi bir aşağılamaya; her sözü bir sus payına (hani neredeyse), sizi haksız çıakrtmaya çalışan bir ruh hastalığına dönüşmüştü.

Bir de; olayı tekrar hatırlatayım: En son “Git takıl ya bölümden çocuklarla.” Falan diye görüşmek istemeyen oydu. En son yaptığı malum saç baş yoldurtucu hareketlerle mevzuyu başlatan da oydu. Şimdi “Sen beni niye ararsın ki, para mevzusu vardır ondan ararsın.” a getiriyor.

Neyse; kapının önünde oturduğumuz sıralarda bu konular değişip biraz “Neler yapıyorsun” a dönüştü. O diyor stajdayım, ben diyorum şu şu…

“Ben çevreci işler yapıyorum ya” gibi bir şey söylüyorum. Bu sefer de “Giiit orası da KM’nin..” diye bir şey söyleyip sonra yine normal konuşmaya devam ediyor. Ya kendini ve ya da telegramcıları kast ediyor. Kendinin de onlardan olduğunu söyleyerek kast ediyorsa; çevreci işlerin de KM’nin olmasıyla tam olarak kast ettiği nedir?… KM sitesinde kullandığı rumuzdu hatırlarsanız. Nereye gidersem elinin uzanacağını söylüyor apaçık.. Bu bariz böyle kaşına kaşına geçirecek bugünü..

Sonra kalkıp onun otobüse bineceğe doğru gitmeye başladık. Yolda yine “Oğlum telefon dinlemeyi MİT yapar ancak yani basit bir şey mi istihbaratlık bir şey yani. Düşün biraz.” (BASİT.. Hele ki senin malum konumun ve davranışların düşünülecek olursa son derece basit.. Ayrıca bu adam bu sonradan görme, sanki elinde çok değerli bir şey varmış da herkes onun peşindeymiş gibi niye davranıyordu? Minyatür Yeni Dünya Düzeni oyunları nelerdi?

Ben de uzatmadan “İlgileneceğim bu mevzularla haberin olsun.” Dedim. “İlgileen tamam.” Dedi.

 

Otobüse binerken baya baya “Hadi görüşürüz.” Şeklinde kafa tokuşturarak falan ayrıldık yani. En azından beni ötelediğini düşünmesi gerekirdi. Her şey normal, bakın havadan sudan falan da konuştuk. Ayrıldıktan sonra telefondan Facebook’a baktım. Yine malum sitelerin sayfasında bir arabanın balyozla parçalandığı video “Aldatan sevgilisinden öyle bir intikam aldı ki.” Başlığıyla paylaşılmıştı.

O günkü görüşmemiz böyle sonlanmıştı. Konuşturmaya ve itiraf ettirmeye yönelik takındığım tutumda o zamanlar aklıma bunlar geldi. Ne bileyim yakasına yapışayım, konuş lan diyeyim falan hiç aklıma bile gelmedi. Ayrıca büyük ölçüde doğaçlamaydım. “Ben olsam konuştururdum.” Diyen varsa, amatörlük yaptıysam kusura bakmasın…:)

Ben bu olayın sonlandığını sanıyordum. Gayet normal şekilde vedalaştık. Otobüsten arkasından baktım gayet öyle sıraya girip tın tın otobüse falan da bindi. Kızgın değildi. Baya baya her şey normaldi yani. Ama şu akşam şatosunda kurt adam olup bütün planları bozan, kendisine saçma işler yaptırtan triplerini hatırlarsınız. Hah; onlardan biri geldi işte..

Bu konuşmamızda anlattıklarım %98 doğrudur sevgili okur. Kalan %2 ise yanlış hatırladığım cümlelerdir.

Fakat akşam kendisi sitesinden bir yazı yayınladı ama nasıl.. Bakın hiçbir detayını atlamamaya çalışıp yazıyı naklediyorum:

Yakın zamanda eski tanıdıklarımdan biriyle yaşadığım vahim bir olayı sizlere aktarmak istedim.malumunuz ben K.M. olarak akşamları beyin dengemi ve ruhsal dinginliğimi korumak için kahve bile içmiyorum. Yeşil çay içip planlarımı yapıyorum. Bu zamanlarım sırasında aklıma bu arkadaşlarla ilgili tıpkı okunduktan sonra otomatik olarak silinen mailler gibi düşünüp hemen zihnimden attığım bir cevap geldi.

Birkaç köylü çakalından oluşan bir çetenin elebaşı olan F., arkadaşı olarak bana bir kumpas kurmaya çalıştı. Son derece gergin ve paranoid bir halde olan F. (öyle değildim); kendisinin telefonlarını dinleyip, siber alanda takip ettiğim gibi bir komplo ile benden iftira atarak benden para koparmaya çalıştı. Tabii bu arkadaşlar benim avukat olduğumu bildikleri için zayıf noktamdan vurarak beni aileme, çevreme karşı rezil etmekle tehdit ettiler… “Senin itibarını iki paralık ederim.”, “Seni perperişean ederim, hayatın mahvolur.” “Varını yoğunu elinden alırım.” “Hapislerde çürütürüm.” Gibi tehditler savura savura hepsi beni sıkıştırmaya çalıştı. Benim “Neler söylüyorsun F.? Ne saçmalıyorsun? Demeden bu tehditlerin ardı arkası kesilmedi.

Benim de K.M. olarak yasadışı çete kurarak namuslu ve onurlu bir şekilde para kazamak suretiyle yaşayan insanlardan para koparmak, tehdit, şantaj gibi suçlarla elebaşı F.’ye şu şu kanun gereği bilmem kaç yıl, çete üyeleri K., T. ve E.’ye de şu kadar yıl hapis hapis yolunun gözüktüğü kısa bir senaryo bir an aklımdan geçti.

Bu ruh hastası, beyin kimyası bozuk, topluluk için tehlike arz eden köylü çakalını ve çetesini evimin 100 metre çapında görürsem bunu yapacağımı, ben çeteyi mahvedeeğimi belirtmek isterim.

Demiş ve sonuna da

NOT: TERECİYE BOZUK TERE SATMAK ÇOK TEHLİKELİ BİR HAREKETTİR.

Diye eklemiş…

Evet; okuyucunun bütün bu iftirayı, ruh hastalığını, kumpasçılığı idrak edebilmesi için birkaç satır boşluk bırakalım…..

..

..

….

..

Evet; adamdaki korkuyu, çirkefliği, nasıl bir iftiracı olduğunu, gerçek yüzünü görüyorsunuz değil mi? en sonda vermeye çalıştığı mesajı da “Seni bana iftira atar duruma düşürürüm, harcarım seni..”

Bir de Facebook’tan paylaşmış. O vesileyle okudum zaten… Bir de konuştuğumuz akşam beni kendi Facebook’undan engellemişti.

Bu yazıyı yorumlama gereği duymuyorum. Tek diyeceğim benim zaten tehditlik bir modum yoktu, onda da buna dair hiçbir hareket yoktu görüştüğümüzde.. Geçen olaylar, bir de üzerine onun beni bu şekilde tehdit etmesi ağır bir zırdeli olduğunun göstergesidir. Ve nasıl bir kültürde yetiştiğinin… Bir de bir şeylerin ifşa olmasından nasıl korktuğunun..

Yazıyı akşam yayınlanınca tabii ki okudum. Tabii ki çok sinirlendim. Ve tabii ki biraz korktum da böyle şeyleri gerçekten yapabilir mi diye… Ve gerçekten çok üzüldüm…

Hiç aramadan etmeden şeytan dedi bir akşam vakti git evlerine, her kim varsa çal kapıyı, Eski Dost’un yüz ifadesini şöyle bir gör, sonra da anlatmaya başla ve kendini olayların seyrine bırak… Babası ne yapacak? İsterse tartaklasın, isterse silahla kovalasın, isterse soruşturma yiyeyim yine attığı iftira attığı ortaya çıkacak. Ama Eski Dost’un tanrı kompleksli işlerine çomak sokulacaktı ya, o yeterdi bana… Ah Allahım, nasıl fırsatları tepiyorum ben… Sonrası da malum zaten bunu seçmem halinde.. Yani ben biraz cahil bir insanım ama iftira diye, daha da önemlisi ve beni sinirlendiren yönüyle “HUKUKU KÖTÜYE KULLANMAK, İSTİHBARATI MASUMLARIN MAHREMİNE YÖNELİK KULLANMAK” diye de bir şey var. İsmini pek söyleyedim, uzmanı değilim ama var yani…

Ayrıca; sitesine uzun mu uzun süredir bakmadığım için bilmiyorum. Büyük ihtimalle silmiştir. Silse bile bir şekilde bu yazıya ulaşılabilir. Vaka tümden, sonradan anlattıklarımla beraber ayrıntılı olarak incelenirse haklılığım ve şeffaflığım tamamen ortaya çıkacaktır. Yazdıklarım külliyen doğru ve olduğu gibidir.

Bir de; bu yazıya hiç de alakalı olmayacak şekilde bir hacker resmi koymuştu görsel başlık olarak.. Yazının içeriği bu; kapak fotoğrafı da şu meşhur kapşonlu imajı, rakamların uçuştuğu hacker resimlerinden biri.. Birilerine bir işaret mi verdi ne yaptı anlamadım? Bu çok, ama çok dikkatimi çekti…

NOT: Hukuk ve bilgi sizin koltuğunuzu sağlamlaştırmak, gerdanınız daha da şişirmek için icat edilen oyuncaklar değildir… Hukuk masum insanları korumak içindir. Bilgi de hayat standartlarını yükseltmek içindir. Kamuya kapatılamaz…

Bu yazıyı okuduğum aynı zamanda geçmişte zihin kontrolünü çok net bir şekilde hatırladığım zamanlardan biri oldu. Böyle inanılmaz bir uyuşma, bir yarı uykulu hal çöktü üzerime. Normalde o yazıyla ilgili bir şey yapacaktım. Tepki vermemi engellemek istediler büyük ihtimalle… Ve o uyuşukluk, o çöken dinginlik sebebiyle 1-2 oraya yönelk bir şey yapmadım da…

Sonrasında ise bu benim tanımlayamadığım rahatsızlıklar taşıyan Eski Dost’un yaptıkları daha vahim… Bildiğiniz itiraf… Katıksız, kayıtsız şartsız itiraf…

Ne mi oldu? Bu yazının üzerinden 1-2 gün geçmişken ve ben bir taraftan aklım o meselede, bir taraftan da nomral işlerime bakarken benim siteye yine ondan yorumlar gelmeye başladı. Kendi ismiyle değil tabii… Yorumlar ilk şu şekilde:

-Sevgili beyinsiz, gerizekalı admin, bilmem bilmem ne eklentisini kaldır.

-Lan bırak bu işleri gibisinden bir şey (bunu tam hatırlamıyorum)

Ertesi gün:

-“Geçen gün Kadıköyde 3 Suriyeli gördüm. Bunlardan F. Banka soymuş. E. Adam öldürmüş. T. kızın birine tecaüz etmiş. Ehehe manyak mısın oğlum..” gibi bir şey…

-“Yaa hayat böyle işte, sen çalışırsın didinirsin zengin, nihilist, amaçsız herifin biri canı sıkıldığı için bir çırpıda ne varsa alır elinden..”

-“Yaa admin efendi işte K.M. gibi eğlencesine milletin malına mülküne konan birine denk gelirsin neyin varsa alır elinden.” Gibi şeyler.

Yine ortaklık ayrımında gösterdiği o çift kişiliğin aynısı… Alışkınım ben tabii. Bunları söylerken sözüm ona mizah yapacak, gülecek şekilde söylüyor. Adamın gönül alması bile şantaj…

Bir sonraki gündü yanlış hatırlamıyorsam; bu sefer bizzat Watsapp’tan mesaj attı. O gün de ben o yazı sırasında yaşadığım uyuşukluğun aksine neşeliydim. Mesajları şu şekildeydi (aşağı yukarı):

-Feyyaz

-??

-Napıyon

-İyi sen

-Mal Feyyaz, Salak…

 

Bir de şöyle bir şey var.. Hem siteye yorumlar hem de bu watsapp konuşması tam da PC’nin karşısında kamera kapalı değilken yazmaya çalıştığım sırada olmuştu. Bu da ilginç bir ayrıntı… ondan sonraki konuşmalar ise tıpa tıp şu şekildeydi:

-Tam kumarhane müdürü tipi var sende he, diyor.. devam ediyor

-Web master mı olmak istiyorsun? Hackerlığı ima edecek şekilde bunu bunu mu yapmak istiyorsun gibi şeyler.. Sonra da

-Benimle misin?

-Evet de bi öğret bir göster kurtulalım işte

-Dişleri sıkarak yapılan gülüşten 3 tane.. (Seviniyor, şantajla gidiyoruz b.k yoluna hadi bakalım…)

Takıl ya web master sitelerinde falan bak işte oralardan öğren bir şeyler, diye bir cevap geliyor ardından…

(Gel de dövme… İlgi çekmeye, hata yaptırtmaya çalışıyor, bekle., oyununu oynamayın..)

-Seviyom seni, hadi doğa moğa bir sürü fikir verdim sana..

(Haydaa… Adam doğa ve çevre fikrini de sahipleniyor. Bana onun verdiğini sanıyor… Neredeyse güneşi doğurtuyorum diyecek…)

Bozmadım.

-:D

Yazdım. Ve beklenen cevap geldi:

-AYRICA SİTENİ PATLATMAYACAĞIMI SEN DE BİLİYORSUN.

(Evet sevgili okurlar.. En net itiraflardan biri burada olmuştu. İşi eline yüzüne bulaştırdıktan sonra bayağı bayağı itirafta bulunuyor ama devamını getirmiyor. Üstelediğim zaman da “Bilmiyorum çünkü.” Gibi kıvırtmalı cümleler kuracak yine boşa çıkacak.. Daha yorum yapmıyorum)

Adamdan gidip rica ettiğim, güzel güzel anlattığım zaman da yaptığını görüyorsunuz. O zamanlar zihin kontrolünden haberim yok. Bunların da en fazla bir siber çete olduklarını düşündüğüm için olay sadece o, ben ve başka kim biliyorsa onlar arasındaydı. Aynı zamanda hiçbir zaman yalvaracak, siz çökecek bir imada dahi bulunmadım. Siz siz olun;bu tür bir psikopatla karşılaşırsanız asla yalvarmayın. Çözüm değil. Egosu doymak bilmez. Zayıflığı gördüğü anda normalde yapacağı işi iki uzatıp evrene dahi sığmayan egolarını tatmin ederler. Suistimal ederler. Ve sakın ola sizi çekmeye çalıştıkları oyunu oynamayın. Ayrıca; yaptıkları yüzünden kontrolden çıkmayın. Orgazma eş değer zevk alırlar. Sinirlenmezseniz dikkat çekemedikleri için onlar sinirlenirler ve gerçek yüzlerinin adım adım ortaya çıkmasını izleyerek siz gülersiniz.)

Gördüğünüz gibi adamın bir tehdit eden, iftira atacak kadar ileri giden, bir de tam tersi arkadaş olmaya çalışan çift kişiliği mevcut…

Yine “Seni izleyeceğim ve ikimiz de hiçbir şey yokmuş gibi davranacağız”a getirdi lafı. Bu ne marjinallik? Bu nasıl mide bulandırıcılık?

Açık açık söyleyeyim mi sevgili okurlar: Bu adam dostluğumuzu devam ettirip her zamanki her şeyi söylese, olayı sadece siber ve telefon gibi şeylerden ibaret olarak bilmemden dolayı, yani çok daha zararsız gözüktüğü için büyük ihtimalle ilk söyleyişte yine beni saflarına katmıştı ve ben şu anda istihbarat mı desem, küçük bir çete mi desem o arada bir şeyin üyesiydim… Sırf mahremimi kurtarmak pahasına. Bu kadar net bir şekilde gocunmadan söylüyorum. Gerçi iyi ki de yapmamış. Baksanıza dünya ne haldeymiş dedim.

Ya da bu yaptıklarının hiçbirini yapmasa saf saf takılmaya devam ediyordum. Ama o zamanki kafa yapım olsaydı, bir de bana anlatan “eski” Eski Dost olsaydı, dürüst olmak gerekirse buna emin bir cevap veremiyorum. İnsanlar zamanla değişir… İnsanlar değişir. Zihin kontrolü denen şeyi ve on yıllarca ulaştığı boyutları görünce çok köklü değişiklikler yaşadım zihniyet olarak.. Önceden sadece haberlerde görürken, Yahudilere gerçekte ne yapıldığını görüp değişen Schindler gibi oldum… Yapacağınız işi s.keyim dedim kısaca…

Neyse; o mesajlaşmadan sonra ben bir şey yazmadım. O da bir şey yazmadı. Bir taraftan diyorum daha fazla üstüne git. Bir taraftan diyorum beklemeye devam et, bir planı olabilir. Adam ağır hasta, o zaman çıkartırsın acısını şu tarifini yapamadığım megalomanlığın.

O esnada yine hala sitelerdeki göndermeler devam ediyor ama.. birkaç gün süren göndermelerden sonra günlerden bir gün borsanın, piyasanın, kısaca kapitalizmin ne kadar acımasız olduğundan, hayatın kimseye merhamet edilmemesini gerektirdiğinden falan bahsetmiş. Sonra da en alta eşek kadar bir resim koymuş. Takım elbiseli purolu bir adam üç tane kızı kollarına almış. Resmin altında da “TEKRAR KAYBETTİĞİN İÇİN TEŞEKKÜRLER.” Yazıyor.

Hey Allahım… Bir de bunun ayrılmamıza yakın zamandan beri fikirlere olan eğilimi de kaybolmuştu. Bana ne doğadan, her yer gökdelen olsun, metropolcüyüm ben falan diyor, oğlum benim ışığı açık bırakmamdan olacak o kadar fabrika kaç saat çalışıyor” diye trollük yapan, tipik kişisel gelişim zırvalarında takılan biriydi…

Neyse bu resmi gördüğüm esnada içimden “Allahım bu adam böyle çakalsa ben de görücü usülü evlenip çoluk çocuğa karışmak istiyorum.” Dedim. Tam o esnada arkadaşım olan bir kız “Ben yatıyoruum.” Diye mesaj attı. Tam salisesine kadar ama… Tabii o zamanlar haberimiz yok yapay kaderden, telegramdan.

NOT: Yapay Kader mevzusunu diğer yazıda daha ayrıntılı öğreneceksiniz. Buradan okuyabilirsiniz.

Yer yer bu ayrıntılar da daha fazla dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu olaylar olduğu esnada çevrede Eski Dost, rakip siteler ve ara ara takip şüpheleri dışında normal olan insanlarla bazı unuttuğum durumlar da olabilir. Ama önemli değil. Buradan Eski Dost’un şu olaylardan oluşan gündeminin biraz askıya alınmak zorunda kaldığı yeni başlığa geçebiliriz:

AYNI İMA VE GÖNDERMELERİN BÜTÜN SOSYAL MEDYADA, GİRDİĞİM BÜTÜN WEBSİTELERİNDE HATTA YAKINLARIMDA BİLE BAŞLAMASI

Evet; Eski Dost’un sitelerdeki şifreli mesajlaşma, siber takip, telefon dinleme ile ilgili itiraf niteliğindeki ve tehdite varan hareketlerinin olduğu kısımdan sonrası tüm dünyaya uygulanan Telegram Zihin Kontrolü’ne biraz daha yaklaşılan kısım. 2015 baharı ile 2016 yaz ortasınaki kısım diyebilirim. Diğer yazıda söylediğim gibi 2016’nın bahar aylarında bütün bu beni bizzat takip, kamera ve cep telefonlarımın takibine dair şeylerin yapılmasıyla çok daha profesyonel bir şeyin söz konusu olduğunu fark ettim. 2016’nın Ağustos’undan beri de zihnimin okunabildiğini, şüphesiz bir şekilde biliyorum.

Şimdi;Eski Dost’la olan bu olaylar sonrasında tam olarak hatırlamıyorum sırasını, yeni planlarıma göre çeşitli işler yapıyordum. Eski Dost ve diğer sitelerdeki durum devam ediyordu. Ama bunun yanı sıra açtığım çevreci bir site gibi durumlar sebebiyle başka çevreci siteleri de düzenli olarak takip etmeye başlamıştım. Diğer çereci bloglar gibi, bültenler gibi… Akla gelecek en meşhur siteler gibi… Yani sosyal medyada daha aktif bir editörlük yapıyordum. Ayrıca sınava falan hazırlanmam sebebiyle genelde dışarıda, okulda, arkadaşlarla, kütüphanede falan geçiyordu zaman. Makaleleri de o sıralarda yazıyordum.

O sıralar az biraz dikkatimi çekse de şimdi kesinlikle zihin kontrolünün anlaşıldığı olaylar gerçekleşiyordu aynı şekilde. Aylar içerisinde meydana gelen olayları yine sıkıştırarak anlatıyorum.

Mesela çevremde de olan olaylardan biri Eski Dost’un yaptığı tehdit sırasında gerçekleşmişti. Eski Dost bana anonim şekilde “Geçen gün 3 Suriyeli gördüm…”  yorumunu yaptığı gün akşam mutfağa gittiğim cıvarda annem TV’de ana haberdeki bir çocuğa üzülere bakıyor ve

-“Bak çocuğu nasıl korkutuyorlar?”

-“Ney?”

-“Uçaklar geçiyor Suriyeli çocuğu uçaklar bizi bombalayacak diye korkutuyorlar. Korkutanlar da Suriyeli bir de.” Diyor…

Daha sonraki zamanlarda bu Sruiyeli geyiğinde sosyal medyada yapılan göndermeli şeylerle çok yoğun, bire bir örtüşerek şekilde “Suriyeli” temasında oaylaşımlar ilk sırada görülüyor sürekli. “Suriyelilere iş” “Suriyeliler meclise girecek.” Gibi. Burada okuyucuya bugünkü bilgi seviyemle bilgi vereyim: sosyal medyada Suriyeli gündeminin olması o sıralarda Suriyeli mültecilerin yoğun gündem olması evet. Ama bu anahtar kelimeleri, yaşadığınız olaylara uygun başlıklarla çıkan haberleri zaman tünelinizde var olan malzemelerden seçtikleri manipülasyonlarla yapıyorlar. Mesela gündem yarın bir gün değişirse ve sizin zaman tünelinizde o haber ya da her ne konu gözüküyorsa onlarla yapıyorlar bu işi…

Bu böyle 1-2 hafta devam ettikten sonra okulda her zaman oturduğum yerde yazı yazarken bir ara çay almaya kalkıyorum. Geldiğimde yabancı öğrencilerin de aynı masaya yerleştiğini görüyorum. Öyle bir selamlaşıp bir süre aynı masada beraber oturduktan sonra Fas’taki etnik gruplar, azınlıklar, adetler gibi şeylerden bahsederlerken İngilizceyle araya giriyorum. İçlerinden bayağı iyi Türkçe bilen çok hoş, narin mi narin, hanım hanımcık, benim omzuma gelen, bir kızla yarı Türkçe yarı İngilizce gruptan kopup muhabbet etmeye başlıyorum. Ama öyle tipik bir nezaket, güzel bir kızın karşısında otomatikman sergilenen davranışlar değil. Gerçekten heyecanlanmıştım biraz karşısında… “Yüzüm kızarmamıştır inşallah…” diye düşünmüştüm. Bayağı Avrupai bir tipti, kızıl saçlı beyaz tenli. Belki Slav; bir ihtimal de Keltik, İrlandalı olabilir diye düşündüm. Sonra “Nerelisin?” diye sorduğum zaman hiç beklemediğim şekilde “Syria” diyor. Arapça birkaç kelime falan öğretiyor, sonra veda… yanlış hatırlamıyorsam baba Lübnan anne Fransız gibi bir melezdi kendisi. Çok kültürlülük, çok dillilik, gezginlik hepsini tamamlıyordu zaten. Bildiğin göçeveydi, gezgindi. Erasmus bir şey bir şey koordinatörüydü. O grubu gezdiriyor ve bir projeyle uğraşıyordu.

Kızdan çok etkilenmiştim. Vapurda bir sigara yaktığım sırada bir an aklıma geldi. Ve tam o sırada telefonuma bir mail geldi.

Outlook sizin mahremiyetiniz ve bilgiye erişiminiz arasında en iyi dengeyi kurmak için çalışmalar yapmaktadır. Sizlere en iyi hizmeti verebilmek için Outlook tercihlerinize erişim yetkisi vermek hususunda onayınıza ihtiyacımız var

Deyip “Devam etmek istiyor musunuz?” diye soruyor.

Bundan önceki birkaç gün boyunca da sosyal medyada ve ara ara çevrede sanki evren sizinle konuşuyormuş gibi süren olaylar neticesinde bunun açık bir mesaj olduğunu ve benden cevap beklendiğini düşündüm. “Sorgulayan, bilmek isteyen birisine ‘bilmek istemiyorum.’ Demek yakışmaz” diye düşünüp “Hayır” yerine “Evet”e bastım.

Evet o sıralarda insan “İnanamıyorum, gerçekten bir mail üzerinden bunları düşünüp yapıyor muyum?” diyerek yapıyor ve eminim ki olaya yeni olan bütün okuyucular da aynı şeyi düşünüyor. Ama inkar edilmesi imkansız şeyler oluyordu. Ben de öylesine kozmos, hackerlar, sistem, artık her neyse bu mesajı göndermek istedim. “Hayır” desem belki de beni uyutacaklardı, belki de yine telegram mağduru olacaktım bilemeyeceğim…

Akşam yine Facebook’u açtığım anda ilk sıradaki paylaşım bir arkadaşımın “Suriyelilerin aşkı” gibi bir başlıkta paylaştığı bir video. Videoda çoban bir çocuk eşarplı Suriyeli bir kıza flütle seranat yapıyor..:)

Aynı şekilde de 1-2 gün boyunca “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” Gibi “Artık yeni fırsatlar sizleri bekliyor.” Gibi kampanya, vs. şeylerle doluyor etrafım ve sosyal medya…

……………………………………….

Yine aynı cıvarlarda bir zamanda kütüphanede çalışırken sigara içmek için dışarı çıkıyorum. Kalmadığı için okulun yanındaki büfeden sigara alacağım. Gidip bir West Gri alıyorum

West Gri sigarasını alırken telefonuma bir mesaj geliyor. Daha önce birkaç kez araştırmalarına gönüllü olarak katıldığım bir anket şirketinden ve aynı şöyle söylüyor:

West marka sigaralar ve benzer ürünlerle ilgili araştırma yapılacak gönüllüler alınacaktır. Katılmak istiyorsanız bu mesajı “Evet” yazarak cevaplayınız.

Bakın dikkat çekerek söylüyorum. West sigarasını alırken, büfe sahibiyle alışveriş halindeyken bu mesaj geliyor ve ben yine şaşırıyorum.

“Hmm bu neymiş diyorum.” Yine benzer bir soru, bu sefer iş de çıktı. “Evet” yazarak cevaplıyorum.

5 dakika sonra bölümde bir arkadaşım arıyor “Bilardo oynayalım gel.” Diyor. İniyorum, bayağı filmlik bir ortam estiriyor tabii.. Loş ışıklar, uzaklarda güzel kızlar falan… Orada “West mi? Evet Evet…” gibi muhabbetler dönmeye başlıyor. Şaşırıyorum neler oluyor diye… Yani bölümden arkadşaım, bildiğin benim gibi insanlar telefonumdan, ya da olacak olanlardan mı haberdarlar?… Bir kamera şakası falan mı var ortada? Telegram zihin kontrol mağdurlarının çok iyi anlayacağına eminim.

Sonra oradan çıkıp bir bara gidiyoruz. Oturup muhabbet ederken konuşmalardaki gariplikler yine devam ediyor. Ben “Abi şöyle biramı alıp boş boş denize bakmayı özledim ya… Hiçbir şey düşünmeden, mal mal bakmak deyimi var ya, çok seviyorum onu ben.” Diyorum. Ya da mesela “ben hep yurt dışına gitme, yurt dışında çalışayım, uzun bir süre gezerek işler bulayım.” Diye planlar yaparken en büyük destekçim olan bir arkadaşım İrlanda, vs. doğası güzel yerler hakkında konu açıldığında birdenbire “Yurt dışında yaşamak öyle kolay değil.” “Dışlarlar.” “Benim bir arkadaşım gitti hiç de öyle düşünüldüğü gibi olmuyor.” Diye en karşı çıkanlardan biri oluyor. Birdenbire ama… Böyle bir afallama yaşıyorsunuz. Sonra mevzu kızlardan açılıyor. Bana da “Ee Feyyaz yok mu sende bir şeyler” diye takılıyorlar. Yeni biralar geldiği zaman ben bardağı biraz hızlı vuruyorum kadeh tokuştururken. Bir diğer arkadaşım “Oha lan İrish gibi çakıyorsun” diyor. Sonra laf lafın üstüne gelince orada Irish Pub gibi bir kahkaha kopuyor..

Sonra hatırlamadığım daha birçok tesadüfü de fark etmem üzerine ben burada da bir kelime oyunu yaparak ortamı deniyorum. Bir fırsat kolluyorum ve geliyor. Bir arkadaşım: Abi Almanlar çok disiplinli adamlar. Çok çalışıyorlar katı kuralları var. Bir arkadaşım yazılım işi yapıyordu orada o anlattı. Bir de gidersen orada çömezleri hemen gruplaşmalara kapıyorlar. Biz ne dersek onu yapacaksın. Başka şansın yok. Yoksa her türlü yalnız kalırsın. Dışlarlar. Grupçuluk var. Ezerler yani.” Gibisinden bir nutuk çekiyor. Ben de “Ya gitmek, uyum sağlamak sorun değil abi çalışırız. Ama “Nasıl yapıldığını” (vurgulayarak söylüyorum) bilmek lazım.” Diyorum. Başka bir arkadaşım kalkıp tuvalete gidiyor. Döndüğü zaman “Abi adam şimdi aradı da işçi çokmuş ya.” Diyor…

Bütün hesaplar tutuyor ama hala anlam veremiyorum olanlara… Yani bu insanlar beni dinliyor olamazlar. Böyle muhabbetler dönüyor falan… O kadar da değil.. Ama bu olanlar neydi?..

 

Neyse, o gün böyle sürekli devam ediyor. Kalkma vakti sahile doğru gidiyoruz. Herkes otobüs minibüs, vs. ayrılıyor. Ven vapura bineceğim. Daha uzakta olan Kadıköy İskelesine doğru yürüyorum. Vapurların bittiğini görüyorum geri dönüyorum. O sırada bir bayan da vapurlara doğru geliyor. Yolun ortasında “Kadıköy iskelesine gidiyorsanız bu Kadıköy bitmiş öbürü var.” Diyorum. O da biraz daha arkadaki arkadaşına “vapur bitmiş” diyor. “Ha?” diyor arkadaşı. Ben de “Bu Kadıköy bitmiş” diyorum.

-Hangi Kadıköy var? diye gülüyor.

-Az ileride hemen. Diye ben de biraz gülüyorum.

-Ayy o da olmasa ne yapacaktık?

-Yüzerdik artık

-Sen yüzer misin?

-Tabii, seni bile taşırım.

Arkadaşı da o sırada:

-Ya akbilim yok olan var mı? Ben çok severim zaten bastırmayı ha ha ha…. diye araya giriyor.

-Yapma ya, bende var basayım mı? diyorum.

“Allah Allaah.. Şanslıydık ama o bütün günün ruh haliyle insanın bunlardan bile şüphe edesi geliyor. Ama baya sarhoşlardı. Rol falan değil yani, anlarım…

Neyse, öyle sarhoş muhabbetleri vapura biniyoruz karşıya geçiyoruz falan. “Neden ailemle yaşıyorum ki?” diye iç geçiriyorum ve olay kapanıyor.

Ertesi gün bilgisayarı ve Facebook’u ilk açtığımda en önde bir tane çevreci bloğun üç yazısı var. Zaman akışında direk gözümün içine sokar gibi:

-İrlanda’nın mükemmel doğasından kareler

-Siz de deniz manzarasına karşı oturup hiçbir şey düşünmeden, salak salak bakmak ister misiniz?

-Yavrusunu sırtında taşıyarak yüzen köpek ilgi odağı oldu..

Şeklinde… Ve tabii ki yazılardaki imalar, göndermeler daha 1-2 haftadır bakmaya başladığım bu sitelerde de başlıyor…

Ben yine sürekli bu olanları düşünüyorum. Uzun süredir görülmediğim bir arkadaşımla görülüyorum. Laf lafı açıyor, sora bu bana:

-Abi sen çok iyi bir insansın ve senin gibi insanlar böyle yönetmek gibi işlere hiç kolları sıvamıyorlar. Biri sana gelip belediye başkanlığı falan verse kabul etmez misin?

Diyor. Ben de “O nasıl soru la? Hem işim olmaz oğlum manyak mısın?” gibi cevaplar verip bir süre öyle muhabbet etmeye devam ediyorum. Sonra bu sefer imalar kızdıracak yönde olmaya başlıyor. Bu bir ara bana “Abi bir arkadaş var hep düşünürdü insanlar hakkında. Acaba bu bana aslında böyle mi demek istedi? Bu benle dalga mı geçti acaba?” diye muhabbetler açmaya başlıyor. Ama önceki tam hatırlamadığım bazı imalar olsa gerek bu konuşmadan ötürü ben biraz bozuluyorum, sinirleniyorum. Zihin kontrolüyle desteklenmiş de olabilir. Sonra da

“Bak sana bir şey anlatacağım. Ben hassasım bazı konularda biliyorsun. Ben gittim MİT’e başuru yaptım. Güzel bir yazı yazdım. Öyle bir yazdım ki resmen dedim ‘Abi yeter ki beni alın, ben orada işe yerleri süpürerek bile başlarım!…’” dedi.

-Hmm. Döndüler mi peki?, dedim

-Yok ya nereye dönecekler diye gülmeye başladı…

Bir ara tuvalete kalktı ve ger idöndüğünde birdenbire:

-“Bizim bir abide IP TV diye bir şey var. Kodları şifreleri giriyorsun hem internetten hem telefondan görüntülü şifreli bağlanabiliyorsun. Bir ara sana da kuralım mı çok güzel bir şey.” Diyor. Ben de

-“Olur ya fena olmaz.” Diyorum.

Ne bu şimdi? MİT, Eski Dost? MİT’e başvuracaktım? Yok daha neler.. Kurtulamazdım ki bu olaydan daha beter çekilirdim içine.. Bir de anlamam zaten o işlerden işe nasıl alırlar, usülü nasıldır, ne yaparsın falan.. Arkadaşın MİT’e yaptığını ben Eski Dost’a mı yapacaktım? Daha neler…

Başka bir zamanda kendi çevreci sitemi açmadan önce bölümden arkadaşlarım çok yoğun bir şekilde bana bir anda doğası güzel yerlerden, geri dönüşüm teknolojilerinden, bedava enerji yöntemlerinden bahsetmeye başlıyorlar. Siteyi açmama 1 hafta falan var ve böyle sanki herkes benim internet hareketlerimi biliyormuş da yüzüme karşı “ee Feyyaz neler yapıyorsun anlat ya.” Deyip bir taraftan da üzerinde çalıştığım şeyleri ima ediyormuş gibi… Birdenbire ama bakın.. Konunun süreklilik arz etmesi mümkün değil. Yine ilginç, ve sinir bozucu…

Arkadaşımda kalıp, sabah oradan kalkıp spora gidip duşu orada aldığım, sonra derse gidip, sonra kütüphanede çalışıp, akşam da büfeye gittiğim bir gün arkadaşım “Adam kaplumbağa gibi, evini sırtında taşıyor” diye takılıyor. Gezme, seyahat, gezerek yapılan işler falan… 1-2 gün gezgin sitelere falan bakıyorum. Aynı zamanda teknoloji haberleri, Space X, Tesla Motors, yazılım devrimi, vs. vs. onları da okuyorum. Sonra yine arkadaşlardan ikisiyle buluşmaya gittiğimde biri “Uzaktan kelle avcısı gibi gözüküyorsun.” Diyor. Sonra diğeri hiç de konuşulan bir konu olmadığı halde aynı okuduklarım, Elon Musk’mış, Space X miş, Tesla Motors muş, akıll teknolojiler istilası, 4. Sanayi Devrimi gibi şeylerden bahsetmeye başlıyor.. İlginç, ama hoşuma gidiyor muhabbetler…

Benim aklım hala gezginlikte.. Şu okulu bitirsem ya da site işi yapsam, ama bir şeyler dönüyor. Hep takip edecek bu herifler beni.. Her yerde taciz edecekler.. Bir de daha 2 sene falan var en az.. Ondan sonra da gemide iş bulabilecek miyiz bakalım. O zamanlar zihin kontrolünden de haberim yok. Neyse; bu düşüncelerle birkaç gün geçiyor. bir akşam bir bara gidip tek baıma oturuyorum bu sefer. Yan masadaki kızlarla muhabbet ediyorum. Bir tanesinin evcil hayvanı varmış. Evcil hayvanlarla ilgili muhabbetler açılıyor sonra konu evcil hayvanların çiftleşmeleri, yavrulama zamanlarına geliyor. Tam o sırada diğer kız 2-3 dakika telefonla ilgilendikten sonra kafasını kaldırıp “Ben kaplumbağaları hiç sevmiyorum. Çok yavaş hayvanlar.” Diyor. Günlerden beri gezgin, kelle avcısı, yazar, fikir gibi şeyler etrafımda uçuştuktan, herkes garip bir şekilde gururumu okşadıktan sonra evet hiçbir şekilde acımadı, yaralanmadım..:) “Evet bence de ya ne o öyle…” diye konuşmaya devam ediyorum.

Sahilde otururken laf lafı açıyor, konu yine seyahatlere falan geliyor tabi. Ben bu sefer İzlanda’yı anlatıyorum. Yanda tek başına bira içen, bende 5-6 yaş büyük biri “Moruk kulak misafiri oldum da ben İzlanda’ya gittim ya” diye lafa giriyor. Kısa bir muhabbet sırasında “Yok ya bir şey, öyle soğuk, tenha bir ülke..” gibisinden olumsuz, heves kırıcı yorumlar yapıyor.. Bir süre sonra bir arkadaşım bana “Ben de zaten Yotube’dan Irish mix’i bir açıyorum bir saat müzikle takılıyorum öyle.” Diyor. Hatta şarkılardan birinin klibini bile anlatıyor. O liste o mix benim sürekli dinlediğimin aynısı ve anlattığı şarkı da favori şarkım. Ve bu arkadaşlarımın bu yönlerini daha önce hiç mi hiç bilmiyorum…

Yani şimdi Eski Dost ya da onun arkadaşları, bildiğin konuşuyorlar mıydı bu çocuklarla? Yok ya olamaz öyle bir şey.. Hadi Eski Dost’u geçtim bölümdekiler söylemeyecek miydi? Hem internettekiler ne o zaman, o yazarlar da mı Eski Dost’ta olduğu gibi birileri tarafından aldığı direktiflerle işleri güçleri yok yazılarında kinaye ayarlayacaklardı benim için. Ben kimim onlar için?

Evet; burada açıklamayı yapayım. Çevremdeki insanların konuşmalarıyla olan tesadüfler, diğer yazılarla internet siteleriyle olan şeyler bir kısmı ıslıkçılarla desteklenecek şekilde büyük ölçüde telegram zihin kontrolünün sizi esir almak istemesi sebebiyle insanların zihinlerinin manpüle edilmesiyle oluyor. Peki Eski Dost’un bunlardan farkı ne? Yazının başından beri anlattıklarım, o da ön yargılı geldiyse, aylar boyunca sitesiyle adım adım olan gariplikler, pasif agresiflikler, çevirdiği gizli kapaklı işler, ruh hastalığına varan hareketleri, iftira niteliğinde yazdığı yazılar, giriştiği garip inkar, ayrılma esnasında gelen garip yorumlar, beni o göndermelerin içine çekmek için bilerek yaptığı hareketler, vs. vs. gibi şeyler.. Anlaşılıyordur yani.. Yani kendisi kesinlikle bölümdeki arkadaşlar gibi ya da çevredeki arkadaşlar gibi her şeyi telegram zihin kontrolünün yanılsamasından kaynaklanan bir masum değildir.  Aklıma gelmişken bunu da yazayım da “O ihtimali niye yazmıyorsun iftira mı atıyorsun?” gibi bir şey akla gelmesin.

Neyse; okulda öğlenleri her zaman çay içtiğim yerde arkadaşıma “Folk metal, Celtic metal” gibi grupları anlatıyorum. Ensiferum var, Eluveitie var falan diye. Kısa bir süre sonra 10-20 metre mesafedeki bir arkadaş grubunun yanına Eluveitie t-shirtlü bir çocuk geliyor.. (Eluveitie bahsettiğim tarzda müzik yapan bir metal grubudur)

Başka bir gün yine aynı yerde arkadaşa “Şu sessizlik, şu yeşillik, şu huzur var ya… Ölünür bu sesizlik için..” diyorum. O derse girdikten sonra telefonu alıp Facebook’a bakıyorum. İlk paylaşım bir Facebook sayfasının doğa manzaralı bir yerle “Huzur..” diye yaptığı paylaşım.

Kütüphanede çay içmeye çıktığım bir gün oradaki güvenlik görevlisiyle muhabbet etmeye başlıyorum. Telefondan Facebook’a baktığım zaman güvenlik görevliliğiyle ilgili paylaşım görüyorum. Güvenlikçi tam ondan sonra telefonu açıp “Alo, K. Naber. Bilgisayarın başında mısın?” diye biriyle konuşmaya başkıyor. K. Dediği isim bizim Eski Dost’un K.M. rumuzuyla aynı. Sonra da bana dönüyor “Abi bak çok farklı işler var ya adam uzaydan muzaydan bir şeyler yapıyor bütün elektrik sistemini çökertiyor. Bilgisayarları ele geçiriyor.” Falan diye konuşmaya başlıyor.

Bunlar gibi günümün her anında her dakikasında olan nice nice olaylar sevgili okurlar… Anlatsam… Bunlar %1-2’si falandır. Bir de bunlar dışında tanımadığım ama beni tanıyormuş gibi hissettiren, takip ettiğini, izlediğini düşündüğüm insanlar falan filan…

Bütün bu olaylar nasıl mı gerçekleşiyor sevgili okurlar?.. Tüm sosyal medya hareketlerinizin, takıldığınız sitelerin yapay zeka gibi, bot gibi bazı otomatik filtreler tarafından değerlendirildiği bir sistem var. Bu sisteme belli ki telefon konuşmalarınız, dış ortamdaki konuşmalarınız ve hatta zihin kontrolü de eklenmiş istihbarat ağı tarafından. Telegram zihin kontrol mağdurları dışında telefonda konuştuğu şeyler, Facebook reklamlarında gören gibi pek çok şeyi yakalayan insanların yazılarını da internette görebilirsiniz.

Bende buraya kadar hala bir sorun yok tam olarak. Yani zihin kontrolü, duygu manipülasyonu, davranış kontrolü gibi şeyler aklımın ucundan bile geçmiyor ve dürüst olmak gerekirse bu siber takibi, sosyal medya ağına saldırmayacak bir zihniyete sahibim o sıralar. Herkes biliyor bunları zaten… Ama yanıbaşınızda görünce sadece biraz daha ilgin. Oluyor. Bir de “bütün bunlar boşuna olmadı. Bir yere varacak bu olay..” diye dünüşüp bekliyorum. Her şeyi değiştiren şey telegram zihin kontrol işkencesi ve onun yaptıkları oldu.

Ama aklıma gelen şeyler oluyordu sürekli… Evet; en başlarda olan şeyler beni genelde güldürüyordu. Bazen de sinirlendiriyordu. Güç gösterisi olarak bu siber dünyadan yaptıkları şeylerle sinir bozdukları çok oluyordu.

“Bu olup bitenler nereye varacak? Ne zaman bitecek? Birileri izledikten sonra benimle mi konuşacak?”

Niye diye sormuyorum, neden ben diye sormuyorum çünkü olaylar Eski Dost ile başladı. Arada sırada “Böyle gönül eğlendirmek değil de daha ciddi işlere kalkışırsam ne olacak? Gezdiğim yerlerde kalırken, kimsenin beni tanımadığı yerlerde vakit geçirirken de çevremdeki insanların konuşmaları, her hareketimin bilindiği internet beni rahatsız mı edecek? Yarın bir gün takıldığım değil, gerçekten saygımı kazanan bir kız olursa ne olacak? Midesiz bir şekilde, izlendiğimizi somut olarak bile bile ikimiz arasında olan, mahremimiz olan her şeyi sergileyerek mi yaşayacağım? Eğer sevgi duyuyorsan, birlikteliğinizin aşaması, planlarınız ne olursa olsun bu kutsal bir değerdi. Şakanın bir sınırı vardı..”

(Şimdi bu yazıyı insanlarda yarattıkları hastalıkları, sebep oldukları kazaları, psikoz vakalarını, hareketlerimizi düşüncelerimizi nasıl kontrol edebildiklerini bilir vaziyette yazarken keşke tek sorunum bu olsaydı diyorum)

Bu düşüncelerin olduğu sıralarda günler geçerken aklıma O düştü. O’nu düşünüyordum sürekli. Günlerden bir gün Facebook hesabından profiline bir kez daha baktım. Sosyal medyada olan şeyleri, işin varacağı yerleri az çok tahmin ettim.

-“Hiç unutmadım ki seni… Sesini duymayalı ne kadar oldu hatırlamıyorum bile, belki yüzünü de yavaş yavaş hafızamın derinliklerinde boğulmasının zamanı gelmiştir he, ne dersin? Gerçi nasıl unutacaksam? 40 yaşında bile elim ayağıma öyle bir dolaşır ki karşında…”

Diye bir hüzne kapıldım ve tüm sosyal medya hesaplarını kapattım… Telegramın herdaim zihnimizle oynadığını, her şeyin zihin kontrolcüler tarafından yapıldığını fark edene kadar olaylar böyle devam etti.

YOUTUBE VE ADSENSE REKLAMLARINDA YAPILAN MANİPÜLASYONLAR, ESKİ DOST İLE TEKRAR GÖRÜŞMEM

2016’nın bahar, yaz cıvarına doğru olan zaman boyunca zihin kontrolünün şimdi anlam verip o zaman veremediğim ve siber takibin sosyal medya hesaplarını kapattıktan sonra da devam eden kısmı başladı. Hatta bunu izlediğim dizilerde, günün her anında bile garip garip hissetmeye başlamıştım.

Bu olaylar ilk olarak Youtube reklamlarında ve yandaki önerilen videolarda dikkatimi çekmeye başladı. Tıpkı önceki başlıkta gelen SMS’ler gibi, söylediğim sözlerle sosyal medya hesaplarındaki hareketlerim, diğer ve Eski Dost’un sitesindeki yazılarla uyum gösterdiği dönem gibi Youtube’da çıkan reklamlar ve öne çıkan videolarda da benzerlik başlamıştı.

Yalnız bu zamanlar, olayın bir merak ve yer yer komiklik olmasından çok bir işkenceye dönüştüğü zamanlardı. Evet bildiğiniz sinirleniyordum. Yapılan şeyler beni duygusal olarak baskı altına alıyor veb üzerimde psikolojik, duyguları zevk için aşağılanan bir hayvan yerine konuyormuşum gibi bir taciz hissediyordum.

Tabii ki zihin kontrolüyle duygu manipülasyonu yaşadığımı söylememe gerek yoktur. Ama o zamanlar bilmiyorum.

Çevrede ve sitelerde olanlar o zamanlar aynıydı. Youtube’da olanlara birkaç örnek verecek olursam:

-Evde “Tıraş makinesi nerde?” diye aranıp yerini sorduktan sonra en üst sırada “Lavabonuzda biriken kıllar için uygun çözümler” diye bir başlığın ve saçını sakalını keserek tamamen kel olan bir arkadaşımın resminin çıkması.

-Telefondan yüzümdeki bir sivilceye baktıktan sonra Dove ya da Neutrogena gibi bir reklam çıkması.

Gibi şeyler… Ve tabii kii bunların her anımda, her zamanımda olması durumundan söz etmiyorum bile… PC kamerası ve telefon kamerası karşısındaki hareketlerin, internette yaptığım, evde konuştuğum her şeyin bir uyumu mevcuttu.

Günlerden bir gün bir yöntem uygulamaya karar verdim. Diğer yazıda ve burada bahsettiğim pek çok deneme yanılmaya benziyor. Kamera, ekran, hepsi görülüyor madem. Ben de bilerek müdahale ederek bunu doğrulayabilecek miyim bakalım diye bilgisayar ekranında not defterini açıp kısa cümleler yazmaya başladım. Ve her zamanki gibi inkar edilmes cevaplar gelmeye başladı…

-Mesela “Arkadaşlar siz bunu niye yapıyorsunuz? Ben niye mahremimi başkalarına sergiliyorum?” diye yazıyorum. Yotuube’da sağda öne çıkan bir sonraki videonun “ÇOK DA BÜYÜK PROBLEMDİ” diye başlığı oluyordu.

-Arkadaşlar sizin işiniz gücünüz yok mu niye dışarı çıkıp dolaşmıyorsunuz? Vardiyalı mı çalışıyorsunuz kaç kişi var orda napıyorsunuz anlamadım ki?

Diyorum. Bir sonraki şarkıda çıkan reklam işçilerle ilgili bir şey oluyor. Reklam da “tam 8 kişi” gibisinden bir şeyler söylüyor.

-“Siz izlemesini sevenlerdensiniz galiba” diye yazıyorum. Bir sonraki şarkının öncesinde çıkan reklam “Dominos” pizza olarak çıkıyor. (Dominos sahip demek. Spartacus, Roma, köleler, gladyatörleri izleyen sahipler falan malum…)

-1-2 kere  sesli olarak konuştum. Evet, lütfen şizofren demeyin telefon ve PC’yi kontrol etmek için yaptım bunu…:D

-Sesli olarak “Arkadaşlar bu olay her neyse ben ya çıkmak ya da net bir şekilde girmek istiyorum. Bu böyle olmaz.” Dedim.

-Youtube’un alt şerit reklamlarında Şeytan resmi olan bir oyun reklamı ve “OYUNA GİR!!!” diye emir verir gibi yazıyor.

-“Yani olay ne ben anlamadım ne istiyorsunuz benden?” diyorum. Yine alt reklamda “Yeni Görev Tanımı: 48 saat içinde bir kız bul ve kahve içmeye davet et.” Diye bir reklam çıkıyor…

Evet kulağa ne kadar tarifi imkansız, salakça bir şey gibi geliyor değil mi? Bunu birine anlatsanız sizin hakkınızda ne düşüncelere kapılır acaba?…  Ama doğru, inkar edilemez, benim her kelimeden zorla anlam çıkartmama gerek kalmayacak şekilde gerçekleşiyordu bu…

Aynı şekilde izlediğim dizilerde repliklerle uyumlu olacak şekilde de pek çok taciz gerçekleşti. Bunların çoğunun telegram olduğunu şimdi söyleyebiliyorum. Eski Dost, siber dünya ve çevre bir yana; telegram zihin kontrolüyle onların melezleştiği zamanlar.

Dizilerde veya başka zamanlarda teknik olan tacizler genelde SMS ve maillerin zamanlamasıyla oluyordu. Böyle darta atılan ok sesi yapan bir SMS zil sesim vardı. Tam zamanında gelen mesajlarla çok dikkat çekici oluyordu.

Dizilerin replikleri ve dizideki karakterler önümüzdeki mevzuyla uyum sağlayacak şekilde sürekli SMS’ler, mailler, evdekilerin kapı açma zamanlaması gibi şeylerle taciz ediliyordum. Mesela; Vikings dizisini izliyorum. Dizinin karakterlerinden Ragnar Lothbrok, köyün resisiyle hafif bir sürtüşme yaşıyor. Köyün reisi de ona:

-Sen bir çiftçisin Ragnar Lothbrok. Bunu sakın unutma. Ve çiftlikler, günümüzde çok değerli olan şeyler. Arazinde gözü olan bir sürü insan var. Yeterince açık konuşabiliyor muyum?

Dediği anda telefonuma SMS geliyor ve SMS’te “Şu şu tarihe kadar bildirim yapmamanız haline kalan haklarınız silinecektir.” Diye bir operatör mesajı geliyor…

Bununla beraber doğa, blog, çevre, çiftlik, internet gibi pek çok gönderme mevcuttu.

-Ragnar Lotbrok’un Paris Kuşatmasında ölü taklidi yaptığı bir sahnede herkes cenaze ritüeli gereği odaya girip tabutun eşiğinde onunla son konuşmasını yapıyor. Karakterlerden biri olan Floki:

-Seni seviyorum Ragnar Lotbrok. Ve senden nefret ediyorum. Neden kardeşliğimizi bozdun ki?

Dediği anda yine SMS geliyor ve mesajda “Kampanyalardan yararlanmak için hadi hemen ara!” diye bir şey söylüyor. (Floki, karakter olarak Eski Dost’a çok ama çok benzeyen bir karakter)

-Diziyi gayet normal seyrinde seyrederken bir diğer karakter olan Lagertha’nın O olduğuna dair bir düşünce yankılanıyor kafamda. Bana ait olmadığını hisseder gibi olduğum düşüncelerden biriydi. Kesinlikle bir şey düşünmedim ama ismiyle olacak şekilde “Lagertha O” diye bir ses duydum ve zihnimde absürt bir görüntü oluştu….

-Aynı şekilde “Da Vinci Demons” adlı bir diziyi izlerken tam bu kinayeli olabilecek replikler söylendiği sırada bu sefer internet kesiliyor. Bir bölümü 2-3 saate uzatacak şekilde ama… Aynı şekilde “Hadi ara” gibi, vs. imalarda bütün SMS’ler ve tacizler oluyor…

-Top üretimi yapılan bir fabrikada kör bir adam top namlularının sırayla geldiği yerde oturmuş, sırayla namlulara vurarak alaşımın olması gerektiği gibi olup olmadığını anlıyor. Bir tanesine vurunca “Bunun tonu bozuk!” diye bağırıyor. Tam o sırada, saniyesi saniyesine sol kulağıma aşırı miktarda ir çınlama geliyor. Anlam veremiyorum. Hatta birkaç saniye şok benzeri bir şey geçiriyorum bu ani çınlama sonrası… Bu da bütün bu çevresel durumlarla beraber vücudumda telegram etkisi olan ama o zamanalr anlam veremediğim şeylerden biriydi. Ama kafa salak kafa işte… Nereden bileyim böyle ciddi, böyle sorunlu insanlar gelip beni bulacak. Yok zihin kontrolüymüş, yok psikotronik harpmiş…

Bu zamanlar genelde böyle geçiyordu. Hem yaptığım her şeyin bir cevabının, hem bulunduğu her eylemde birilerinin göndermeler yaptığı bir zaman dilimi… Genelde hem bütün mahremimin taciz altında olduğu, hem de “Umrumuzda değil.” “Kimse senin ne yaptığını umursamıyor.” Şeklinde imaların olduğu bir dönem…

Eğer psikolojik bir rahatsızlığım olsa, bakın Eski Dost’la olanlardan beri sayfalarca anlatmama rağmen bu ihtimali de güzel güzel söylüyorum: Bu göndermelere ek olarak “Kimsenin umrunda değilsin. Gibi göndermeleri de  niye fark edeyim? Belli ki birisi “Biz buradayız” diye her şeyinizi aşağılayacak tacizler yapıp bir tarafran da “Umrumuzda değilsin” diye egosunu tatmin ediyor. Hem “Ne varsa görüyorum.”,  hem de “Umrumda değil.” Hesabı… Megalomanlığın başlangıcı… Kişisel ya da kuru bir cinsel mahremiyetten çok duygusal mahreminizin aşağılandığı zamanlar. Duygusal tepkiler veriyordum.

Vee bu süre zarfında bazı çok önemli şeyleri de düşünmeye başlamıştım: O’nu nereden biliyorlardı? Ben O’nun hakkında hiçbir şeyi sözel olarak, herhangi bir şekilde söylemedim. Eski Dost’tan başka da O’nu bilen birisi yoktu. Ama pek çok kez O’nunla ilgili göndermelerle de karşılaşmıştım… En son yüzünü gördüğüm yer, olay ve zaman dahi ima edilmişti. Ve aslında bu; olayı umursamamaktan vazgeçip duygularıma, gururuma saldırıldığının, birilerinin beni zevk için aşağıladığını hissetmeye başladığınıni duygusal dünyamın yaralandığı zamanlardı. O da aynı şekilde dinlenip takip ediliyor olabilirdi. Ama teknik olarak, somut olarak birbirimize uzaktık ve bir bağımız yoktu. Merak edersem, yaklaşırsam her şey daha beter olabilirdi.

Ve o günlerde bir söz verdim ve nolur nolmaz diye ekrana da yazdım: O’nunla ilgili, O’na da bulaşan bir şey olursa, karşımdaki her neyse ve kimse paramparça ederim..

Peki bu sıralarda Eski Dost’la nasıl ve ne vesileyle görüştüm? Aslında zihin kontrolünün beni çok net bir şekilde kandırmasıyla ve o ettiğim yeminin getirdiği soğukkanlılıkla oldu. Bütün duygularımı, baraj kapaklarını yanlış bir karar vermemek için kapattım. Yani son bir çıkış umudu olarak yapılan ima ve göndermelere bir uymayı denedim:

Günlerden bir gün Eski Dost’u aradım. Bu arada evet sitedeki göndermeler devam etmekle birlikte teknik olarak hiçbir sebep olmamasına rağmen görüşmemek için, aramayan o tabii ki. Niye söylüyorum bunu.. Düşünce Polis’ni açtıktan sonra yazdıklarında lazım olacak çünkü…

Neyse; öğlen vaktiydi. Numarayı çevirdim aradım. Açtı.

-Alo?

-Eski Dost naber ya

-İyi Feyyaz senden naber? (Güldü hafiften, böyle hafif şaşırmış ve toplarlanır gibi bir halde..)

Nolsun uğraşıyoruz faslı, biraz işler nasıl, şu işi yapıyorum, bunu unu yapacağım diye eski zamanları andıran bir muhabbet. Naber diye sorduğum zaman “Memleketteyim” dedi bu arada..

Ondan sonra sürekli kinayeler devam etti. Mesela o günün sabahı siteye bir güncelleme yapmıştım. Güncelleme yaparken internet kesilirse her şey yarım kalır ve sizin yönetim paneline girerek daha teknik bir süreçle uğraşmanız gerekir. Ben de bu yüzden uyuz olurdum buna. Ve o sabah tekrar bu durumu yaşadım. Normalden uzun süre bekledim, dondo bir ara internet. Bu yine bana konuşmanın başında:

-BEN DE GÜNCELLEME YAPIYORUM BEKLİYORUM BEKLİYORUM İNTERNET GELMİYOR…:)) diye gülerek söyledi. Yine böyle dertleşir gibi deil de dalga geçer gibi yapılan bir gülüşle. Bilgisayar ekranında ne yaptığımı biliyormuş gibi sanki…

Bir süre daha konuşuyorum, bu sefer de tam en son yazdığım yazılarla ilgili bir şey söylüyor. Yurt dışından hit çekmek için gurbetçilerin okuyacağı yazılar yazıyordum.

-Ya ben de yurt dışından Türkler incelesin diye yazılar yazmaya başladım, harbi işe yarıyor bak…

Diyor. Yine en son yaptıklarımı biliyor. Ve bu yazılar taslaktaydı. Heüz yayınlanmamıştı yani… Bilmesine imkan yok. Yayında olsa bile bana karşı iddia ettiğinden daha hastalıklı bir şekilde yaptıklarımı, hamlelerimin iç yüzünü araştırıyor demektir.

“Memleketteyim” demişti ya hani. Benim telefonu kapatmama doğru benim orada ezan başlıyor. Sonra onun orada da ezan başlıyor..:) Hafiften bir sesi değişiyor sonra kapatıyoruz telefonları…Youtube’da da “Aksiyon dolu dakikalar..:)” diye reklam çıktığını görüyorum.

Bu da o sıralarda yaşadığım olayların iç yüzü. Eski Dost yine PC ekranı, telefon, bütün yaptıklarımı ima eder konuşmalar yapıyor ve Youtube’dan, sitelerden, dizilerden her yerden aynı şekilde taciz ediliyorum.

Bir süre daha böyle geçmişti. Ben okula uğruyorum arada sırada ama genelde yazı falan yazıyorum. Bir de kendisinin bu oalylar bildiğiniz yıla yayılaca şekilde gerçekleşirken takındığı enteresan tutum dikkatinizi çekmiştir. Yaptığı imalar dışında da… Yani normal hayatta her şey normal, sadece ortaklığımı bitmiş gibi gözükürken sonra da sözüm ona benim onu olmayan şeylerle suçlarken kendisinde “iyi misin? Bak kavga ettik ama ben senin böyle düşünmene üzülüyorum bir taraftan da.” Gibisinden “normal tepki” niteliğinde hiçbir şey yok. Sanki neyin peşinde olduğumun farkındaymış da bu konudan kaçıyormuş gibi sürekli… Ben onun yerinde olsam ve biri bana birden böyle bir şeyle gelse doğruyu söyleyeceğim için gayet ikna edici bir şekilde konuşur (yani çunu yapamazsın, kanıtlayamazsın gibi gibi imalarla set çekmeye çalışmaz) sonra da “iyi miyiz bak, hala düşünoyr musun bunları?” diye biraz daha yaklaşıp durumu netleştiren ben olurdum. Ayrıca kim olsa böyle yapardı. Fakat eleman mülayim ama sinsi bir tutumla kaçmaya devam ediyor. Pasif agresif ve siber tacizler kabullenir bir sima takınıyor.

VE O GÜN, EN SON OLAN MESELELERE DAİR TEK BİR ŞEY SÖYLEMEDİ…

Neyse; bir süre daha böyle geçti. Sonra günlerden bir gün ben yine bir şey denedim. Tacizler devam ediyordu çünkü. Ve burası adeta atom bombasının patladığı yer sevgili okurlar… bilgisayar ekranından doğrudan Eski Dost’a yönelik bir yazı yazdım. Kısa bir şekilde bu durumun sonlanmasından falan bahsettim. En sona da “Ya bu durumu bitir bana üstünlüğünü kabul ettir. Sana fırsat veriyorum bak. Ya da s.ktir git tamamen” tarzı bir şey yapıp “Hadi top sende.” Dedim.

VE NE OLDU BİLİYOR MUSUNUZ? BU YAZIYI AKŞAM YAZDIM. ERTESİ GÜN ÖĞLEN BENİ KAHVE İÇMEK İÇİN KENDİLİĞİNDEN TELEFONLA ARADI. Naber faslından sonra okuldan aşağı indim yanına gittim. Aynı mekan…

Oturduk. Bana “Dün Dostoyevski’nin Yeraltından Notlarını okudum. Çok güzel kitap lan.” Dedi. Bu normalde roman okuyan bir insan değildir. Yanında bahsettiğim Rus edebiyatından dolayı falan biraz aşinadır. Ve dün akşam da bizim sakallı Dostoyevski’nin Yeraltında yazdığı notları okumuş… Bak sen…

En son gördüğümde sigarayı bırakmıştı. Şimdiyse dişleri nasıl sararmış nasıl sararmış…

Sonra biraz daha konuşmaya devam ediyorum. “Ee noldu ne yapacak şimdi?” diye bir taraftan düşünerek beklerken zamanla “bildiğin şekilde takılıyor bu…” dedim. Sonra “Şimdi bu ne zamandır içmemiştir, şunu bir içireyim bakayım.” Diye “gel bira içelim dedim.” Çarşıya doğru yürüdük.

Oturduk. Muhabbet devam ediyor. Biranın etkisi gelmeye başlayınca bu bana “Yeni bir site açtım bak.” Diye telefondan açtı. Sitenin aynı İlluminati üçgeni gibi büyük bir logosu var. Özellikle logoyu göstererek telefonu bana uzaatı.

Biraz siteyi inceledim sonra “Ben de dahil olmak istiyorum buna.” Dedim. “Yazar var ya şu an.” Dedi.

Hmm ne yapmaya çalışıyor? Bakın oyun oynadığı bariz, tekrar belirtmeme gerek yok. Bir süre konuştuktan sonra birdenbire “Hiiç benim diyeceklerim bu kadar.” Dedi ve bana bakmaya başladı. Yani hiç “şunu bunu yaptım.” Diye normal muhabbet de yok. Adamın ağzını bıçak açmıyor.

Sonra ben buna “çözülmesi gereken bazı sorunlar” diye lafa girdim. Tam bir iddiada bulunmadan aynı şekilde telefonların ve bilgisayarın takibi, sürekli yapılan tacizler gibi şeyleri tarif ettim. “Bunları çözmek lazım.” Dedim. “Hacker olduğumu mu ima ediyorsun.” Dedi. “Aynen dedim.” Dedim. “Yok ya değilim.” Diye yere doğru bakarak o sinsi “Susmalıyım” duruşunu yaptı. Yani hiç “Ya Feyyaz yeter artık bak.” Diye bir şey de yok.

Neyse, sonra bu telefonu telefonu alıp tuvalete gitti. Telefonla geldi.

Bir iki cümle daha konuşmaya devam ettik. Sonra “KANKA DOKTORLAR NE DERSE O YA.” Gibi bir şy söyledi. Tuvalette kimlerle konuşuyordu bu? Ne doktoru? DOKTORLAR NE DERSE O…

Ben de “Senin doktorlara söyle tek sorun bu.. Yıllardır tanıyorlardır zaten beni.” gibi bir şey söyledim. Ayrıca; “bir sorun olursa idam edebilirsiniz.” Diye bir şey de söyledim. Kamera ve telefondaki mahrem kayıtları falan kast ederek. Denemek için… “Ya oğlum…” diye gülmeye başladı birdenbire. “Bende de var o videolardan” gülüşü yani…  Bir iki kem küm bu yine kalktı telefonla tuvalete gitti… Yine elinden alacaktım telefonu ama bu sefer itiraf ediyordu bir şeyleri… Zorlasa mıydım? Üzerine mi gitseydim?

“Böbrekler hızlı çalışıyor galiba.” Dedim dönünce. Biraz daha şöyle iyi olur böyle iyi olur, doktorlardı, hastaneydi vs vs konuştuktan sonra bu bana kalkarken telefonun önünde “SANA BİR SORU: 300 KİŞİNİN ÖNÜNDE HEYECANLANMADAN KONUŞMA YAPAR MISIN?” diye o ömürlük sorularından sordu yine. Telefondan biri mesaj mı atıyordu buna konuşacaklarını ya… Elinden alsam yine aynısı olacak.. “Nasıl yani? Yani öğrenilir yapılır ne olacak?” gibi bir şey söyledim. Sonra kalkıyoruz.

Kalkmadan önce “Ya kanka Facebook’ta bir kız var. İnsanlar bana Facebook’tan asılıyor diye geldi beni sildi. Orada 800 tane sapık var gelip bir tek beni siliyor. Niye sence?” diye sordu.

Kız ben, 800 sapık da mensup olduğu o çete oluyor. Ben de “Almıştır sapıklığının kokusunu. Kadınlar anlar.” Dedim. “eihihihi” diye pis pis gülmedi. Kafasını önüne eğdi sustu…

Bir şey fark ettim. Bu böyle ömürlük sorularla birdenbire muhabbetin akışına uymayacak şekilde kurduğu absürt cümlelerle siteden yaptığı çift anlamlı konuşmaları sözel olarak da devam ettirmeye çalışıyor ama beceremiyordu. Muhabbetin akışına katılacak şekilde yapacağı göndermeleri yapamıyordu.

Sonra baktım bu hala aynı, hala bir yere varacağı yok. Bir şeyleri biliyor, bir şeylerin üyesi, doktorlar dediği malum kişilerle iritbatı var ama yine pasif agresifliğe devam ediyor. Ben de bu çift anlamlı konuşmalarla ezdim de ezdim…

Sonra dışarı çıktık. Ben çakırkeyiftim, o biraz daha kafayı bulmaya başlamıştı galiba.. Dedim “Yani böyle kankacığım. Mecburuz buna.. Sen bir doktorlarla hastanenle falan konuş tekrar görüşelim, zaten benden fazla güvenebileceğin tek kişi yok şu dünyada sen de biliyorsun.” Modunda konuşmaya başladım. “Ne doktoru, ne hastanesi” falan demek yok. Anlayabiliyor söylediklerimi, aynı durum üzerinden cevap vermeye devam ediyor. Sonra bidenbire “Lan bu çok düzgün adamların kaderi niye böyle berbat. Hep ne kadar pislik adam varsa onun altında çalışıyor.” Diye bir iğneleme. Ama cümleler ayrı ayrı başlıklar halinde.. Konuşamıyor adam.. Sonra da birdenbire “Allah Tayyip Erdoğan’a zeval vermesin.” Diye konuşmaya başladı durduk yere… “Feyyaz, bu çocuk kafayı mı yiyor acaba?” diyor iç sesim.. Neyse; bildiğin apaçık kabul ediyor işte.. Yumuşadı, tamam falan filan diyordu. Böyleyken “Konuş lan yapsam doğru olur muydu?” “Geri teper mi?” “Ama inkar edebilecek durumda?”

Derken yine biraz lay lay lom.. Sonra en son tekrar tekrar aynı şeyleri hatırlattım. Yine o uykulu gibi, 5 duyusu  kapanmış haliyle “Olur, öyle mi dersin.. Bir bakayım, vay be Feyyaz’a bak. Nereden nereye, bilmiyorum ki..” gibisinden sayıklamaya başladı. Sonra da ben bunu “Tamam mı bossçuğum. Hadi haber bekliyorum. Yarın haberleşelim hatta.” Dedim. “Hıı, tamam. Vay be..” gibi şeyler söyledi…

Sonrasında ondan haber bekliyorum tabii. Ortada bir hack sö konusu çünkü. Ben bir yere girmek istemiyorum. Sadece “Yaptığı işi bildiğiniz ama tanıdığınız olması hatırına ne halin varsa gör deyip şikayet edemediğiniz cinci hocalara, muskacılara yaptığımız gibi, kendimi de küçük düşürmeden rica etmeye çalışıyorum.”

Ayrıldıktan sonra durumu doğrulamak için telefondan Facebook’a baktım. Bilmem kimin bilmem kimle konuşmasını dinleyince ben başlığıyla Cem Uzan’ın “Kaybettiğin Başbakan’a bir dön bak istedim.” Caps’i ilk sırada servise sunulmuştu.

Sonra yarın oldu bu beni aramadı. Sabah ise sosyal medyada “Aramıza hoşgeldin” gibi, “Nereden bulaştık ki sana?”, “Yapıştın gitmiyorsun.” Gibi paylaşımlar vardı. (Yapışan kimse…) Oyun aynıydı. Arayacak mı diye bekledim. Okuldayken öğlen çıkınca 3-4 saat falan oturup kitap-yazı falan da takıldım. Tabii ki ses yok..

O akşam bana biraz sinir geldi nedense.. Normalde aynı şekilde devam ederdim bu işi sorgulamaya. Ama dediğim durum vardı ya; duygusal baskı gibi, sanki beni yavaş yavaş birisi zehirliyor gibi, onun gibiydi. Ben de hazır bu kadar konuşmuşken ertesi sabah ekranı açtım ve çok daha ağır, 1-2 paragraflık bir şeyler yazdım. Yazdıktan sonra Youtube mix’inde sıradaki reklam “Neler çeviriyorsunuz siz bakayım? E bi buluşmanın zamanı geldi artık.” Diye bir reklam çıktı. Çalışırken bekliyorum bakalım neler olacak? Vee tabii ki tahmin edeceğiniz üzere o akşam, yani erkana yazdığım günün akşamı aradı. Açtım. Geçen günkü konuşmalardan eser yok tabii.. Ne tatmin edici, ne inkar edici şekilde.. Halının altına süpürüp duran eleman misali:

-Alo Feyyaz naber?

-İyi ya nolsun, ee?

-Kankaaa ben sana ne diyecektim.. Bendeki rahatsızlığı buldum ben teşhis koydum kendi kendime, ne sence?

-Bipolar mısın nesin ne diyeceksin yine?

-YOK LAN PASİF AGRESİFLİK.. SEN SÖYLÜYORDUN YA HEP, ÖYLEYMİŞİM MEĞER…

(Pasif agresif olduğunu kabul etmek bir taviz oluyor kendi dünyasınca. Böylece zafer kazanmış olacağım. Yani artık vazgeçtim megaloman diyesim de geliyor ama..)

-Hm…

-Valla lan geçen gün şu şu oldu da ben yaptıklarımı bir gözden geçirdim de falan filan..

-Ee bizim mevzu?

(o sıralarda arkadan bir kızın gülme sesi geliyor. Allah Allah, telefon hoparlörde galiba. Bu herif şimdi kızlı ortama mı taşıyor konuşmaları. Kızlı ortamda rezil ediyor galiba beni. pasif agresiflik bel altına mı kaydı? Allah bilir bütün iğrençliklerimi izleyip dinleyenler arasında kızlar da vardır…)

-O ne ya hoparlörde mi telefon?

-Yoo

-KANKA ŞİMDİ SENİN DERDİN NE TAM OLARAK. MESELA BEN K.M. (RUMUZ) PORNOCU KILIKLI ADAMIM. 10-15 KİŞİNİN ÖNÜNDE ÇEKİNMEDEN YAPARIM.

-Ben bastırılmış bir insan değilim Eski Dost. Sevgi ve mahremiyet denen bir şeyde var. Ne bu?

-Ya öyle tabi o da var.. Mesela sevgilin falan olsa başkası dinler, ne bileyim başkasıyla buluşur, aldatır falan ondan mı çekiniyorsun?

-Hayır.

(Bir pasif agresiflik daha geliyor ve bu sefer artık son gücünü kullanıyor gerçekten…)

-Anladım aldatır diye korkmuyorsun. Aldatmak da mevzu değil diyorsun. Aldatmak sorun olur diye ne bileyim.. Aldatmak belki aklına… Aldatmak. Alt..

-Hıı..

-Aldatmak, ald.. Aldatır diye, aldatt. Aldatmasın diye mi,, aldat, al,, aldattı. İnsanın aklına geliyor aldatır diye falan ondandır yani.

-Hıı

-Aldatır diye değil yani.. Aldatır.. Aldat.. Ald..

(Yazıyı okuyan temiz yürekli insanlar. Savunmasız bir insansanız eğer bu akbabalara karşı, o dünyalarda gıdım gıdım özgüveninizi nasıl zedelerler, nasıl özsaygınızı bitirirler, bunu da size kendinizi suçlu hissettirecek şekilde yaparlar bu da size bir pratik olsun.. Size kendi kendinizi hissettirecek, kendi ellerinizle her şeyi batıracak şeyler yaptırtmaya çalışırlar. Farkındalığınız olmazsa varacağınız yer Stockholm Sendromu’dur. Ve hatta az ileride görebileceğimiz gibi sonra size yardımcı olmaya çalışıyormuş gibi gözükenler de onlar olur..)

-Öyle endişelerim olmuyor o konuda Eski Dost’çuğum. “Neden dinlensin ki?” bana bu sorunun cevabını versene..

-…………………

Bir süre susuyor ve konu değişiyor:

-Bak ben geçen gün X kişiyle konuştum. (X bizim bir ortak tanıdığımız)

-Ee?

-Yok bilmem kimle, hangi bakanla, hangi belediye başkanıyla, hangi CEO’yla görüşmüş  fotoları var falan filan. Uzun uzun konuştuk telefonda düşünüyorum valla ya nasıl zengin oldu birdenbire bu çocuk? Bildiğin bizim yaşımızda paraya para demiyor, birdenbire nasıl oldu bu böyle?

(Gülerek açıklamasını yapıyorum: X dediği aslında ben oluyorum. Benim de karışmamı, bütün işkenceleri af ederseniz kendime monte etmemi, onun ve birilerinin beni zengin yapaccağını söylüyor)

-Yav Eski Dost ben sana anlattım hem evvelsi gün hem şimdi…

-Hackerlık, telefon falan yani…

-Aynen öyle…

-“Ya şimdi sen bunların hiçbiri mi olmaz diyorsun?”

-Aynen. (O esnada arka plandaki kızın “Oha…” dediği duyuluyor)

Böyle ilginç bir ortamda konuşmalar devam ediyor. Hala aynı yerlerde dönüp dolanıyor. Adama desem, saysam hepsini “Bak şunu yaptın bunu dedin bunlar bunlar bunu gösteriyor. Sen beni dinliyorsun, siber olarak takip ediyorsun, bir şeyler biliyorsun.”” Diye, yine telefonu kapatacak sonra karşısındaki cahil insanmış gibi “Seni şundan içeri attırırım da, sana şunu yaparım da bunu yaparım da.” Onu da yazarak yapacak bir de…

-Kanka sen bunlardan kaçmak için doğada yaşasam falan diye düşünüyordun değil mi?

-Evet

-Kıs kıs gülmeye başlıyor (Telegramla ile de ilişkide olduğunu şu an anlayabiliyorum)

-Ee yani telefondu, bilgisayardı, imalardı falan filan.

-Anladım… Anladım.. Tabii bir süre düşününce insanda taşlar yerine oturmaya başlıyor di mi? (Başlıyor di mi? derken o gizemli bayanın biraz daha kopmuş şekilde güldüğü duyuluyor… Olayların başlangıcında başıma gelenler aklıma geliyor ama neyse..)

Aynı tarz konuşmalar.. Eski Dost:

-Allah Allah ne yapsak ki?

-Yav işte bu takip, psikolojik baskı olayı falan, bu saatten sonra bilmek zorundayım. Olmaz başka türlü.. Fark ettim bir kere…

-Yani şimdi o zaman şöyle şöyle yapsak…. (gibisinden benzer bir geçiştirme cümlesi)

-Mesela bu telefonların dinlenmesi..

-Telefonu dinleyen MİT zaten.. diye kıs kıs gülüyor yine.. (Anladım MİT’sin, MİT’i kullanan gizli servissin pardon…)

-Ee

Bu cıvarlarda bir 5-10 dakika falan zorla güldüğü olduğu belli olacak şekilde yine pek çok konuşmalar dönüyor.  Sonra

-Ya bizim oralar var ya İstanbuldan çok farklı bir yer bak ben şaşırıyorum kalıyorum valla.

-Nasıl yani

-Bak bizim oralar baya ıssız biliyor musun? Ne polis, ne jandarma kimse uğramıyor bilmem kaç kilometrekarede bir ev. Örgüt falan kursan kimsenin ruhu duymaz oralarda.. (bak bak imalara bak)

Beni bir böyle yarım saat falan oyalıyor. Bir bahane söylüyor ben ordan ilerliyorum. Başka bir şey söylüyor ordan ilerliyorum. En son hmm hmm diye diye

-Kanka sen şimdi bu başındakilerle baş etmek istiyorsun galiba.

-Aynen..

-O zaman biz önümüzdeki bir gün Kabalcıya falan gidelim. Orda kitaplar falan var bu konularla ilgili bakalım onlara beraber.. diye başka bir öteleme yapıyor.. (Hala hem yıllardır yaptığı şeyi gizleyip, hem de beni bulatırdığı şeyi ötelemeye çalışıyor. Bu işlerin en güzel yönü bu herhalde. Tam sorumluluk almak istemeyen şımarık çocuklara göre.. “Yanlışlıkla oldu “ hesabı.. O da mı yanlışlıkla oldu? Beni normal seyrimden vazgeçirip yanlışlıkla mı her şeyin içine çektin?)

O esnada yine bu tarz konuşmalar falan derken yine arkadan bu sefer Eski Dost’la aynı anda olacak şekilde karmaşık gülme sesleri geliyor. Telefonları kapatıyoruz. Bir süre düşünüyorum. Yarım saat falan başka şeylerle oyalandıktan sonra bilgisayardan Yotube’dan müzik açıyorum çalışırken. Youtube’da video öncesi reklamlara, oradan küçük reklamlara ve yan reklamlara kadar hepsi beni sinirlendirecek olanlardan oluyor… (Konuşmada her şeyi kabulleniyor aslında bu arada tekrar belirteyim) Ve gördüğünüz gibi ne bir dehşete düşme belirtisi var, ne de bir aydınlatma çabası… “Ben bu işlerin içindeyim ve sana hiçbir şey anlatmam” havasında sergilenen tavırlar aylardır…

Ayrıca bu konuşma esnasında “Aaa bak şu rakip sitelerin isimleriyle bizim o parktaki malum kişilerin isimleri de aynı.” Dediğimi hatırlıyorum. Ve hiç “oha lan puahaha” diye gülmedi, konuyu öyle bir değiştirişi vardı ki, bu kez de ben biraz gülmüştüm…

Ondan sonra bir süre daha irtibatta olmuyoruz. 2016’nın bahar ve yaz ayları derken diğer yazıda bahsettiğim takip edilme süreci ve telegram zihin kontrolünü de fark edişim başlıyor. Bu zamandan sonra kendisinin yılbaşına doğru bir kere daha yazdığı oluyor ve telegram zihin kontrolünü de fark edişim başlıyor. Bu zamandan sonra kendisinin yılbaşına doğru bir kere daha yazdığı oluyor ve telegram zihin kontrolüyle ilgisi olduğunu kesinlikle doğruluyor. Neden mi? Ben hiçbir şekilde telegram zihin kontrolünden bahsetmediğim, daha Düşünce Polisi falan açılmadığı halde bana zihin kontrolünü ima edecek ve onları destekleyecek ağır psikolojik saldırılarda bulunuyor:

İlk mesajlar 9 Eylül 2016 tarihinde başlıyor:

-Feyyaz nerelerdesin?

-Bartındayım knk dönerim (Bahane uydurdum)

-Bartın mı? Orda ne yapıyorsun?

-İş falan buldum buradayım bir süre

-Get la şurdan; inanmam

-Niye ya?

-Tam inandım hangi işte çalışıyorsunuz bu arada?

-Garsınluk

-Harbi mi la Arayayım mı?

-Şu an meşgulüm ya

(Bakın fark ettiyseniz yine her şey normal. Sadece bir süre konuşmamışız ve hala aynı samimi arkadaşlıktaymışız gibi, derken bomba geliyor)

-TAMAM ÖYLE OLSUN. GİDİP BARTIN’DA FARE KAPANINA YAKALANDIN DEMEK. DAHA DORĞUSU FARE KAFESİ.

(Fare kafesini anlamışsınızdır. Zarf atıyor ilgi çekmek için. Sorduğum zaman da “Yok ya sevgili falan bulmuşsundur onu kast ettim ehehe” diye bahane uydurup kıvıracak. Bir de konuşmaya direk fare kapanına yakalandın demek diye girerek ima yapıyor. )

-Beyefendi telefonu açar mısınız? İş görüşmemiz lazım. (Aradı birkaç kez)

-Kanka doğru düzgün vaktim olmuyor telefonun çekmediği de oluyor önemli bir şeyse yaz burdan.

-Oha sen harbi Bartındasın. Mutlu musun lan orada.

-Çook

-Vay bee.:)

1 saat sonra tekrar mesajlar başlıyor: Her zamanki mekanımızdan bir resim ve:            

-Al ulan pis Bartınlı. S.klemediğin ortağına dönüp bir bak istedim… (???? Suçlayıcı mode on)

-Ortağın burada dünyayı yok etme planlarına aralıksız devam ediyor haberin yok; sen ise hala garsonluk yap.

Bir bomba daha:

BİR DE NUMARA ÇEKİYORSUN ORTAĞINA HER DEFASINDA; YOK ŞİZOFRENİM, YOK HASTAYIM, YOK EFENDİM PARANOYAĞIM DİYEREKTEN.

(Konuştuğumuz şeyleri nasıl iftira ederek hatırlattığını görüyorsunuz. Ağzımdan bir kere öyle bir ima çıktıysa, kanıtlar dışında bir şey söylediysem şuracıkta gebereyim. Benim ağzımdan hastayım dedirtiyor bana)

Ben:

Aa bizim mekan değil mi orası?

-Tabi la..:

-Kim kimi s.klemiyor kim şizforen ne diyorsun ya

-Bırak numarayı

-SEN DEMİYOR MUYDUN PARANOYAK OLDUM DİYE HER BULUŞMAMIZDA (Yorum yok)

-Yok ben Bartındayım garsonum sen bir şeylerle karıştırdın. Servis var konuşuruz sonra

-ŞİMDİ DE ALZHEIMER OLDUN GALİBA; HAYIRLI OLSUN.

15 dakika sonra:

-Sana parliament görünümlü “orta-hafif Adıyaman”girsin… Geçen sefer aradığında memleketteyim dediğim sırada orada bir ezan sesi geldi ya sonra da sen dedin “aa burada da ezan okunuyor” işte orada gülmemek için çok zor tuttum kendimi.. Ne var yani yalan söylediysek. SANKİ YALAN SÖYLEDİĞİMİ TAHMİN EDEMİYORSUN. (Sayfalarca yazdığım bu olay da tam olarak bu huyumdan ötürü zaten)

-Niye cevap vermiyorsun Garson Bey (Yakalanınca kendiliğinden itiraflar geliyor)

Ertesi gün:

Dedim ya meşgul oluyorum diye, önemliyse yaz burda

-Garson Bey. Yazmayacağım buradan

19 Eylül 2016

-Garson Bey haberleri duydun mu?

-Bizim liseden aynı dönemde olduğumuz bir arkadaş Bodrum’da komşusunu “üzerinde çip olduğu “ gerekçesiyle öldürmüş. Olay gerçek bu arada. Tipik bir zihin kontrol vakası. Onu göndererek bazı imalarda bulunuyor.

Daha sonra her şeyi görmezden gelip “gel şu siteyi şöyle yapalım.” “Şurada seninle şu işi yapmak isterim.” Gibi mesajlar.

(Kısaca bunlara bulaşırsan durum o . Gel efendi gibi ortağım ol diyor)

Daha sonra da “Doğum günümü niye kutlamadın?”, aynı mekandan resimlerle “Al ulan ortağın geçmişine sahip çıkıyor..” gibi mesajlar.

Sonra 31  Aralık günü:

-Amk garsonu.. Senin a… Bir garson dedim diye alınıp darılan garsonun amk (akbabalık devam ediyor)

Vee en önemli bomba:

-ZAVALLI GARSON. SENİN GİBİLERİN SONU BELLİ. PARAMPARÇA OLACAKSINIZ.

(Paramparça olacaksınız derken biliyorsunuz kast ettiğini. Telegram zihin kontrolünün zihninizi parçalamasından bahsediyor. Ama o sıralarda teknik olarak benim telegram zihin kontrolünü bildiğimi bilmiyor.)

1 Ocak 2017

-Garson Bey mutlu yıllar. Cevap versene 2017 oldu hala cevap yok.

-Garson yeni yılda muhitinde bomba patlar inşallah..

-Bu yazılar boyunca her şeyi unutturmak istermiş, ya da piyangoyu kazananın ortaya çıkan akrabası gibi aşırı miktarda ve kim bilir manik depresif bile olabilecek aşırı miktarda gülüşlerle de yazdığını belirteyim)

Gibi konuşmalardan sonra 1 Şubat 2017’de, telegram zihin kontrolü için Düşünce Polis’ne yazmaya başladıktan sonra birkaç gün sonra başlıyor tekrar:

-Eski arkadaşımı internette “paranoyak komplo yayınları” yaparken görmek çok üzdü. İnşallah kendini ve zihnini kısa sürede toplar ve kısa dünyada keyfine bakarsın. Bunu başarabileceğine inanıyorum. Hiçbir suçun, günahın yokken hayattan adam akıllı keyif almayı kendine yasaklıyorsun resmen. (Aah, ah… İkidir zihin kontrolünü ima eden, yine pasif agresifliklerle, ‘var ama yok’ laflarla tuzağa düşürmeye çalışan adamın konuşmaları nasıl birdenbire “psikolojik desteğe ihtiyacın var” moduna geçti görüyorsunuz. Bir zamanların en yakın dostunu bile psikolojik vaka diye çürüğe ayırmaktan çekinmiyor. Bundan sonra da bu modda konuşmalar devam ediyor)

-Cevap versene olm. Amk yiyecek değilim ya. Oğlum istersen Kadıköyde buluşalım bi; belki kafanı toplarsın.

-Kendine yazık etme boş yere.. Enerjini adam akıllı faaliyetlere harcamayınca kendi kendini yiyorsun muhtemelen ondan tüm bunlar. Bir de bana pasif agresif diyordun, şu an pasif agresiflik yapıp cevap bile vermeyen sensin. Allah bilir bu yazdıklarımı da saçma sapan senaryolara yoruyorsundur. Yarın Kadıköye o profil resmindeki hep uğradığımız bara gideceğim. Gelirsen ortak konuşuruz, gelmezsen yapacak bir şeyim yok, kuruntularla dolu dünyada yaşamaya devam et. (Eski oyunları anımsatıyor, yazının en başını hatırlarsınız)

-TÜM BUNLAR EĞER Kİ DİKKAT ÇEKMEK VE PRİM YAPMAK İÇİN YAPIYORSAN, BAŞARILAR DİLERİM. (Telegram 7 videosu – 11:54-12:37) (Kendine güvenirsin kibir der, fikir beyan edersin, mağdurluğunu duyurursun ilgi çekmeye çalışıyorsun der..)

-Yatmadan önce son bir şey yazayım da belki biraz düzelme emaresi gösterirsin: “haklı ve kuruntulu düşünceyi kabul etmek bir eziklik değildir.” Ben de çok kez kuruntulu, yersiz, düşünebiliyorum ama sonradan kafam yerine geliyor saçmaladığımı fark ediyorum. (Bu yazının tümü ve “Zihin kontrolünü nasıl fark ettim yazısı)

-Az önce yine araştırdım da tekrar belirteyim başına gelmesi muhtemel rahatsızlığı: “paranoi şizofreni”(tanımıyla benim başıma gelenleri karşılaştırın). Belirtiler uyuyor, onbinlerce insan bu rahatsızlığı çekiyor; eğer ki kendine saygı duyar ve hayattan keyif alabilirsen bu rahatsızlığı yenebilirsin. Yok eğer ben kendime işkence ederim diyorsan yenemezsin.

-Havalar soğuyunca muhtemelen enerji patlaması sonucu rahatsızlığın tekrar arttı.

Gibi çeşitli mesajlar.. (Tekrar arttı derken geçmişten bir rahatsızlığım yok bu arada, uyduruyor)

Sonra devam ediyor:

-Bol bol açık hava yürüyüşü yapmanı öneririm. Git yüzmeye, dağcılık gibi aktiviteler e yazıl amk, tek başına evde duruyorsan tabii kafayı bozarsın. Allah bilir tüm gün evde oturup kendini dinleyip, izliyorsundur. Bunu yapmaya devam ettiğin müddetçe daha boka batarsın, kendine meşguliyet bul.. (Ve o gün; telegram işkencesiyle ilgili ilk videoyı çekmiştim. Yayınlamadan önce ilk deneyimim olduğu için kendimi 4-5 kere izlemiştim. Ama videoyu yayınlamadım. Ve yine böyle telefon kameralarına yönelik çok net bir laf koydu.. Daha önce olanları hatırlarsınız…)

-Biraz daha doğa ile iç içe ol, havalar soğuk diye dışarıdan korkma. (özellikle bunu bir de bana söylüyor)

……

…..

-Knk bir de kafandan parayı pulu, okulu dert edip durma, bir an gelir tüm maddiyat hiç ummadığın yerde önüne serilir… (Bak gene… Evladım ben öyle bir insan olsam sizin gibi enerekler için CV kasardım)

-Dert edecek tek şeyim var oda evde kapanmaktan kaçınmak (Eve kapanmıyorum ki… Neden acaba bu sorun çıkartma çabası. Ben adama kitaptan bana kendisine koyduğu teşhisi gösterince hepsi geçici diyorum adam bana hastalıklardan hastalık buluyor ört bas etmek için)

Ve bir bomba daha:

-Sosyalleşmeyi ihmal etme salın. Yazamadım amk, anla işte neyse… (Bu başka neyin imasıdır sevgili okurlar..)

 

Daha sonra 2 Şubat 2017’de daha beterleri başlıyor:

-Knk; aradım açmadın;

-Bak umutlu ol ve kendine düzgün meşgaleler bul… Yaratıcılığını kullanmayı ihmal etme… Aksi halde yaratıcılığın sana eziyet edecektir.. Kendini toplayınca bana yazmayı da unutma (…:)))

-Hiçbir şey için de kendini boş yere suçlayıp cezalandırma, başına gelen şeyin geçici “psikotik bir depresyon” olduğunu unutma.

-Sana motivasyon hediyesi olarak bir dağ bisikleti vermek istiyordum da amk yerinde açmıyon ki telefonları. Ayrıca yeni siten hayırlı olsun. Başarıların devamını dilerim, her ne kadar sayko konulara değinsen de içini boşaltıp seni iyileştirecek göreceksin. (Tıpkı taa ortaklık bitişinden yaptığı gibi, sitenin işe yarama ihtimaline karşı, gerçekleşitrse “Ben demiştim” diyebilmek için o olasılığı da sahipleniyor yanlış anlamayın)

Bu arada bisiklet mevzusuyla ilgili söylemek istediğim bir şey var. Ben tam o günlerde, dün falan ama, bir arkadaşımla bisiklet bulup Marmara Denizinin etrafını dolaşsak mı diye konuşuyordum. Ve Eski Dost da mesajı bunun üzerine attı. Hem üzerinde uğraştığımız projenin mahremiyeti, tıpkı videoyu yayınlama öncesindeki gibi bisiklet muhabbetini de bu şekilde açması, hem de benim yapmayı düşündüğüm şeylere göre ne kadar asosyal, eve kapanık bir durumda olabileceğime dair bir ipucu olsun. Bisikletten başka bazı mevzular daha vardı da tam hatırlamıyorum, tekrar bakarsam bulabilirim..

Sonra devam ediyor :

-Knk yazılarını okudum, eline sağlık güzel yazmışsın; fakat eğer ki beni de “seni psikolojik olarak rahatsız ettiklerini iddia ettiğin güruhun” içinde görüyorsan gerçekten senin yapacağın işi s.keyim…

Muhakeme yeteneğini bir anda önce:

-7 milyarda 1 insan olduğunu,

-ölümlü olduğunu,

-şu güne kadar hiçbir suç işlemediğini unutma ve ona göre seninle kimsenin uğraşmaya tenezzül etmeyeceği gerçeğini kabul et.

(Herkesin kendisiyle uğraştığını sanan bir paranoid durumuna düşürme çabaları. Ayrıca kimse özellikle sizinle uğraşmıyor evet: Telegram zihin kontrolü 7)

-Eğer kötü birisi olsaydım bile KALKIP İŞİ GÜCÜ BIRAKIP ESKİ ARKADAŞIMLA UĞRAŞMAZDIM (buna yorum yapmak istemiyorum)

-Kendini neye inandırmak istiyorsan osundur… Eğer sana garson dedim diye halen kırgınsan sana inanamıyorum, bunun için küsülür mü mk.. (Ya iyi de arkadaşlar bir insan bir diğerine garson dediği için niye küssün. “Garson” bir hakaret mi? Bir de bunun için konuşmadığımı gerçekten düşünüyor olsa bile eğer öyleyse özür dilerim falan demek de yok bak..)

Gibi mesajlar devam etti…

Daha sonra Watsapp’tan sürekli yeni işler, sitelerimde gördüğüm sözüm ona eksiklikler, olası hukuki sorunlar gibi şeylerle yazıp bu sefer de yorum kısmında “doğaya yönelmelisin”, “parayı dert ettiğini biliyorum” gibi bu aynı teselli edici ama eşeleyen yorumlara devam ediyor.

Bir de tam olarak aynı saatlerde ve cıvarlarda; yani bu yardımcı olmaya çalışır gibi gözüken pasif agresif yorumlara ek olarak SMS yoluyla beni “O sitede benimle ilgili bir şey yazarsa seni ömrün boyunca ya tımarhanede ya da hapihanede yatırırım.”, “Sen bir hastasın.” “Sen bir ispiyoncu, itirafçı, herifin tekisin.”, “Seni ömür boyu hapis yatıracağım.” Şeklinde direkt saldırılarla tahrik ve tehdit ediyor. Yani Watsap’tan topluluk içinde konuşup SMS’te tenhada sıkıştırır gibi yine iki farklı kişilik gibi yorumlar yapıyor. Ayrıca beni; yıllar oldu kurtulmak için her şeyi yaptığım ve yapmakta olduğum, hiçbir bilgim olmayan bir şeyin ispiyonuyla, itirafıyla suçluyor. İtiraf bir şeyleri biliyorsan, ispiyon da bir şeylere üyeysen yapılır. Ortada itiraflık, ispiyonluk, seni yazmalık bir şey var mıydı ki?

BAKIN EŞ ZAMANLI DİYORUM SEVGİLİ OKULAR. HADİ BANA PARANOİD ŞİZOFREN DEYİN, HADİ BU ADAM SAĞLIKLI DEYİN.

Bütün bunlardan sonra Düşünce Polisi’ne yazdığım yazılara da ayrı ayrı mizaçlarda yorumlar göndermeye başladı. Bir süre daha cevap vermediğim ve daha önceki günlük yazılarında genel hatlarıyla bahsettiğim bu yazılar sonrasında Eski Dost’un son bombası da bundan sonra geldi. Bu arada; o günlük yazılarına şimdi bakmaya üşendim. Eğer isteyen olursa sitede “İşkence ve Taciz Günlüğüm” kısmında yazıları okuyabilirler. Çünkü bu süreç dahilinde “O napıyor? Nerelerde o? Paranoid şizofren oldu galiba diye soruşturmuşluğu da var”

Son bomba da şu şekilde:

Eski Dost 16 Haziran 2017’de başlayan ve 12 Temmuz’a kadar devam eden bir Watsapp ve SMS bombardımanıyla web siteleriyle ilgili muhtemel sorunları, kendisinin bulduğu hukuki açıkları bildiren bir mesajlar bütünü geldi. 12 Temmuz 2017 günü ise sitelerimden biri saldırı yedi. Buyrun olayın ayrıntıları için buraya tıklayabilirsiniz…

Evet sevgili okurlar.. Telegram zihin kontrolü; siber ve istihbari zorbalık, Eski Dost hususunda en başından en sonuna kadar başımdan geçenler bunlardı. Lütfen kusura bakmayın, böyle her şeyi uzun uzun yazdığım için… Fakat takdir edersiniz ki olası paranoid, şizofren, paranoid şizofren, koplocu gibi şüpheleri ekarte etmek için her şeyi bir bütün olarak, 10 üzeri -12424531424 olasılıkla tesadüf oladuğunu kanıtlar nitelikte ele akmak gerekiyor. Yoksa insanlar telegram zihin kontrolünün nası lbir şey olduğunu ilk bakışta algılamakta sorun çekiyor. Mağdur olduğunu söyleyenler kötü niyetli odaklar tarafından böyle suçlamalarla susturulmaya çalışılıyor. Yazı boyunca istemeden yazdığım kısımlar sadece Eski Dost’la benim aramda olup biten iş vesaire mevzular, eski arkadaşlığımız, karakterinin ayrıntıları, kişisel özellikleri, insanlardan saklamak istediği derinlikleri ve arada sırada değindiğim ailevi durumlarırıdır.

HADİ BÜTÜN BUNLAR KARŞISINDA DA BANA PARANOİD ŞİZFOREN DEYİN. HADİ DİKKAT ETMEYE ÇALIŞAN BİR MANYAK YA DA BİR KOMPLOCU DEYİN. ALLAHIN GEMİCİSİNİN, İÇMEYİ, EĞLENMEYİ, HAYATI SEVEN BİR YAZARIN DURDUK YERE BU MESELELERLE UĞRAŞMASINI DA HADİ ÖRTBAS EDİCİ, İTİBAR DÜŞÜRÜCÜ BİR SEBEBİN ALTINA SÜPÜRÜN. HADİ BANA AJAN DİYİN, HADİ BANA PROVOKATÖR DİYİN…

 Yazıda anlattığım ortaklık bitişi, benim bölümümü bırakma kararı almam ve doğa, çevre gibi konulara odaklanmamla birlikte, hatta hepsinden de öte telegram zihin kontrolünü fark etmemve bana yapılanlarla birlikte fikirlerimde, daha doğrusu ne yapılması gerektiği, hayatta ihtiyacımız olan şeylerle, uygulamamız gereken pratiklerle ilgili köklü değişiklikler oldu… Her şeyin dönüm noktası, hatta tek sebebi diyebilirim; O’nunla ilgili yapılan işkenceler, insanı kozmetik deneylerinde yolunmuş, aşağılanmış bir hayvan gibi hissettiren, amaçsızca ve sadist zevkler için insanı bir kafes içerisindeki hayvan gibi teşhir eden, duygularını paçavraya çeviren uygulamalardı. Ve tabii ki bunun geçmişten beri uygulandığını fark etmem. Dürüst olmak gerekirse; eğer ki sağ beynim diyelim, duyarlılığım, sevgi duyma kapasitem olmasaydı elektromanyetik zihin kontrolüne dahi “Hmm ilginç. Adamlar nerelere getirmiş işi..” diye yaklaşıp hayatıma devam edebilecek bir zihniyete eğilimim vardı. Fakat ya dünyanın her yerindeki mağdurlar kendi hayatına göre aynı şeyleri yaşıyor, ya da bizim zihin kontrolcüler işi tam Türk işine çevirip 500 yıllık caminin ahır olarak kullanılması gibi bunu da kıraathane ortamına çeviriyorlar.

Bol bol doğada vakit geçirdim. Yürüyüş yaptım. Her zamanki gibi uzun uzun denizi, manzaraları seyrettim. Ağaçların arasında, toprağı, yeşili, avucumda hissederek, ormanda düşünme fırsatı buldum… Eskiden yoğun denebilecek bir tempoda çalışırken, daha fazla vaktimin olması sebebiyle sanatsal yönümü, sağ beynimi, fikir üretme kabiliyetimi geliştirdim. Birkaç sene biraz bastırdığım yönüm adeta bir patlama yaşıyordu.

Eskiden sistem, para, sermaye, kapitalizm gibi konularda çok hırslıydım, serttim, hatta gaddardım. Ama bu hırs; insanların gerçekten inanmayıp da kendilerine “olmak zorundasın” deyip her geçen gün yüzlerini suratsızlaştırdıkları, gri renkte, çocukluğun ve gençliğin verdiği nuru kaybettiren nitelikteydi.

“Ben de o TV’lerde kitaplarda anlatılan başarılı girişimcilerden, azim dolu hikayetlerden olmak istiyorum. Ben de o köpekbalıklarından olmalıyım.” diyordum kendime… Başka bir çıkış yolu yoktu. Amacınız iyi olsa dahi ayıya dayı dercesine sistemin parametreleri dahilinde güçlü olmayı şart görürdüm. Dürüst olmak gerekirse holdinglerin, yatların, katların, ışıklı lüks mekanların da hayalini kurardım… Tabii ki basitçe bir yenilenebilir enerji, geri dönüşüm gibi sektörlerde iş yapmakla hemen doğasever olunaağını düşünürdüm.. Zengin bir insan değil, parası olan fakir bir insan olacaktım. Gerçi yine aynısı olacak ama…

Çevreye, doğaya, iyiliğe odaklandıkça sistemin bize yüklediği bu toplumsal nevrotiklikten kurtulmaya; yapay ve şişirilmiş para kavramından bağımsız düşünmeye başladım. Eskiden birçok görüşüm “Acaba bende mi bir sorun var?” dedirtirken, benim gibi düşünen insanların arasındayken mutluluk seviyemin arttığını, düşündüklerimin normal geldiğini fark ettim. Evet, akrabalığı yaratan şey aslında fikir birliğiydi.. Yeri geliyor, daha 2 gün önce tanıştığınız bir insan size çocukluğunuzdan beri tanıdığınız bir akrabanızdan daha çok kan bağınız varmış gibi hissettiriyordu.

Zihniyet olarak Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”ındaki nihilist Bazarov’un “Burjuvazinin tatlı su muhabbetleri kesmez bizi. Bizim içimizde hiçbir şeyin söküp alamayacağı bir şey vardır. Biz, ezip geçmeliyiz insanları.” Gibi gerçekçilikle ilgili repliğini hiç unutmaz, Martin eden’in romanın son kısımlarına doğru inandığı “Mutlak güce sahip olan o gaddar, üstün insanların yaptığı doğrudur.” Görüşündeydim. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki Raskolnikov’u severdim. Burjuvazi ve elitizm hakkında hala aynı görüşlere sahibim. Ama kapitalizm, bizi götürdüğü modern çağ, uzaya doğru uzanacak olan teknolojiler gibi konulardan ötürü kalbim yumuşadı. Kapitalizmin kurallarını araç olarak gören yönüm zayıfladı. Bilgiye hala açım ve hiç bitmeyecek. Ama güç… Gücün nasıl bir şey olduğunu ve insanlığı ne hallere sokabileceğini erken yaşta fark ettim.

Şehirden uzakta geçirdiğim bu zamanlarda pek çok kez o varlığı, bedenimi, maneviyatımı, bu toprakla, çevremdeki canlılarla olan bütünleşikliğimi hissederek ağlamaklı oldum. O gelen ilham duygusunu, algılarınızın açılmasını hissettim. İnsanların içten dualar ederken hissettikleri gibi… Kendime “Hiçbir gerçekçi unsur, hiçbir engel düşünme Feyyaz. Elinde bir sihirli değnek olduğunu düşün. Ve bırak ne varsa çıksın. Ne yapmak istiyorsun? Nasıl bir hayat istiyorsun?” diye sordum. Maddi durumum toparlandıktan sonra, her şeyi mümkün kılmak isteyen hırsım bitmişti. Demek ki zihnim beni korumak için bir savunma mekanizması geliştirmişti. Daha fazlasını istemiyordum. Hem de henüz kendi mal varlığım, bir araba alacak kadar bile param olmadığı halde… Gerçekten… Taa ilkokul yaşlarında Indiana Jones’u izleyince “Ben arkeolog olacağım.” Demiştim. Tabii sonra arkeologların hiç de öyle filmdeki gibi meslek hayatları olmadığını fark ettim. Neyse; bu sistem ve onun yarattıkları ruh hastasının alasıydı. Bu yarış bana göre değildi…

Güneş doğarken oluşan o seher vaktini seyrettim. 150 MİLYON kilometre öteden yanan bir cisim. Doğuyor, doğuyor ve hayat başlıyor. İnsanlara ne kadar olağan, üzerinde düşünmesi salakça gibi geliyor değil mi? Ya bir gün doğmazsa? Her gün sabahın 5’inde kalkıp işe gitmek için iki dilim ekmek yiyen, balık istifi gibi otobüslere binip o trafiğe takılan insanlara “Ulan bir bak lan bak! 150 milyon kilometre ötede bir güneş var! Milyon milyon.. Senin arabanın yaptığı kilometreyle karşılaştırsan algı kapasiten yetmez. Nasıl olur hayranlık duymazsın buna! Her yıl onu etrafında sorunsuzca dönüyoruz. Topraktan bitki çıkıyor. Topraktaki Karbon’dan, Azot’tan yaşam doğuyor. Bu bildiğimiz canlılığın oluşumundan 2018 yılına kadar geliyor. Bu, sıradan değil, mükemmel bir şey!… Senin kendinle ne sorunun var? Niye hangi delinin kuyuya attığı belli olmayan bir taşın peşinden böyle gidiyorsun?” diye bağıra bağıra sormak istedim.Hunger Games’te ölmeden önceki son saniyelerde güneşin doğuşunun seyredilip “Şuraya bak. Her şey bundan ibaret…” dedikleri sahne aklıma geldi.

Doğanın, tüm evrenin ritmini yakalayabiliyordum. “Benim Adım Yunus Emre” kitabında söylediği gibi, “Bu ağacın, toprağın, kuşların dilini duymaz mısın Molla Kasım.” Diye kendini herkesin alacağı bir ev, bir araba için bu kadar paralayan insanlara sormak istiyordum.

Martin Eden’in, Raskolnikov’un, Bazarov’un, Jan Valjan’ın, Dostoyevski’nin, Tolstoy’un, Jack London’ın, Prens Andrey’in, Pierre Bezuhov’un, daha nice roman kahramanlarının ve yazarların; filmlerin, yönetmenlerin; mezarlarından, 100-200 yıl öncesinden benimle konuştuklarını duyabiliyordum. Bana verdikleri desteği, beni koruduklarını, anladıklarını, gerçek bir dost gibi beni koruduklarını, beni şımarttıklarını hissedebiliyordum. 200 yıl önce Rusya’da yaşamış bir adam, benle bugün çevremdeki hiç kimseyle olmadığı kadar içten bir şekilde nasıl konuşabiliyordu?

Bir akşam koşarken yorgun bir şekilde çimlere yattım. Dikkatinizi dağıtacak hiçbir dünyevi unsur kadrajınızda olmadan akşam parlayan yıldızları seyrettim. O yıldızlar, ne kadar uzaktalar.. Ne kadar anlamsız sorunlarla boğuşuyoruz, o kadar milyon kilometre ötede yıldızlar var. Daha gözükmeyen gezegenler, vs. vs. Plazalardan, geçim derdinden kurtulup o yıldızlara doğru yükselmeye çalışın. Zihninizde bu mesafeyi, dünyanın nasıl bir kum tanesi olduğunu düşünün. O yıldızlardan birinden, aynı mesafeden dünyaya bakmaya çalışın. O devasa uzayı hayal edin. Korkacaksınız… Kendimizi nasıl bir b.k zannettiğimizi algılayabiliyor musunuz? Ya da daha ötesinde neler olabileceğini?..

İşte O’nu, bu algı kapasitemize yetmeyecek şeyler, o bütün harika hisler kadar seviyordum…

Telegram zihin kontrolünü fark etmemle, işkencelerin mahrem ve duygusal dünyamla ilgili dayanılmaz bir hal almasıyla birlikte bu görüşlerimde her şey son halini almaya başladı. Gücün, ihtirasın, sistemin yarattığı bu ruh hastalığının bir çocuk oyuncağı olmadığını gördüm. Güç isteğinin insanlara neler yaptırabileceğini gördüm.

Çekim yasalarını bulan Johannes Kepler’in hayatını okumuştum. Beş kardeşli, alkolik bir baba ve zayıf, sinmiş bir annenin olduğu tek o dalı bir evde hayat sürmüştü. Yaşadığı hayatın kötülüğü onu sorgulamaya, hayatın anlamını keşfetmeye itmişti. Tarihe geçmesini sağlayan ne kadar bilgi birikimi, bilimsel çalışması varsa bunların hepsinin kökeninde “Hayat neden böyle? Neden bazıları öyleyken biz böyleyiz?” sorusu vardı. Ve Kepler; gezegenlerin çekim yasalarını da bu sorunun cevabını, hayatın anlamını öğrenmeye çalışırken yaptığı buluşlardan biri olarak keşfetmişti. Adaletsizliğin cevabını araması; onu ve bizi uzaya, gezegenlere kadar götürmüştü… O kanunları bulurken hala o küçük, savunmasız çocuktu. İşte bu yüzden tarihten bugüne görevini yapmış binlerce üniversite hocası sadece bir üniversite hocası iken, Kepler, bildiğimiz manyak Kepler’di… Diğer tarihe geçenler de öyle… (kesinlikle aşağılamak için söylemiyorum, sayısal ve duygusal deha arasındaki farkı vurgulamak istedim)

İnsanoğlu evrildikten sonra mağaralardan çıkıp tarıma başlamıştı. Oradan da feodalizm, kapitalizm, Sanayi Devrimi, teknolojik devrimler, parasal güçtü, medya gücüydü, askeri güçtü, elektronik ve siber güçtü derken bir hiç uğruna zihin kontrolüyle insan beynine kast edecek, insanı robotlaştıracak kadar aç gözlü olabilecek, bedava enerji üretilebilecek teknolojiyi zihninizi ve beden sağlığımızı mahvetmek için kullanılan silahlara dönüştürülecek bir zihniyete kavuşmuştu. Doğaya galip gelen, yani diğer canlılara karşı üstünlük kuran insanlık kendi dünyasında sanal, holografik bir evrim yaratmış ve bu parasal güç, bilgi gücü gibi şeylerle umarsızca birbirimizi ezdiğimiz, birbirimize karşı üstünlüğünüzü ıspatlamak için doğayı umarsızca sömürerek lüks denen şeyi icat ettiğiniz, balon fiyatlarla yapılan pazarlama unsurları yüzünden toplam üretim gücünün %80-90’ını anlamsız şekilde çöpe attığımız bir şakaya dönüşmüştü. Artık korunmamız gereken bir vahşi yaşam, çevremizde tehlike arz eden vahşi hayvanlar yoktu. Isınma, barınma problemimiz de yoktu. Dünyanın herhangi bir yerinden istediğimiz ürünü rahatça temin edebiliyordul. Bütün her şey tamam, mantıklı bir çizgide. Ama tek bir şeye cevap veremiyordum: NE GEREK VAR?

Neden bu güç gösterisi için çöp atılan hibeler, askeri bütçeler, milyon dolarla direkt olarak bilimsel araştırmalara, yaşam kalitesini yükseltecek şeylere harcanmıyorlar? O zaman her şey daha iyi olmayacak mı? Birbirimize böyle davranmamıza NE GEREK VAR? BU GÜÇ OLGUSUNU, HAYATTA KALMA DÜRTÜSÜNÜN KALINTILARINI NİYE ISITIP ISITIP DEVAM ETTİRİYORDUK?

Günlerden bir gün. Sadece bir gün. Kimse açlıktan ölmez.. İşçisinden garsonuna, genel müdüründen mühendisine, öğretmenine kadar kadar herkesin, sadece bir gün çalışmadığını düşünün. Göründüğünüzden daha güçlüsünüz. Ne yapacaklar? Ne yapabilirler? Bunu ne engelliyor ki? Neyden korkuyoruz?…

Evet.. Telegram zihin kontrolünün bana, çevremdekilere ve tüm insanlara yaptıklarını fark ettiğimde beri her şeye karşı tavrım değişti. Kendimi dinledim. Dışarıda gezerken asgari ücretle geçinen şu güzel insanlara bu halimle tekrar bir alıcı gözüyle baktım. Şu güzel hayata baktım. Geçmişime baktım.. Seviyordum işte. O’nu, ailemi, her şeyi.. Zamanında düşündüğüm yanlış  şeyler sevgimden kaynaklanıyordu. Sadece kırık bir kalbim vardı. Hayata kızgındım.

Maddi zorluk çeken her küçücük çocuğa cebimden, yediğinden, içtiğindeni almak istiyordum. Fırsat eşitsizliği sebebiyle masum hayallerini gerçekleştiremeyen buruk bir insan, özellikle bir çocuk görünce ben de dayanamıyordum. Benim de gözlerim doluyordu.

Vermenin, arınmanın, feda etmenin, gönülülüğün verdiği huzuru, mutluluğu tüm iliklerimde hissedebiliyordum. Kalbim yumuşamıştı. Bütün dünyayı gezmek, gezip gördüklerimi yazmak, her milletten insanla, her tenden kızla tanışmak istiyordum. Medeniyetin olmadığı ormanlarda soyunup özgürce koşmak, yağan yağmurudan kaçmak değil hissetmek; fikirler, şiirler yazmak istiyordum. Doğada hayatta kalmayı, kampı, outdoor’u, doğa için gereken tüm işleri öğrenmek, doğadaki otlardan, bitkilerden ilaçlar, çaylar, merhemler yapmasını öğrenmek, plazaları gökdelenleri yıkıp ormanlar dikmek istiyordum. Bağrımı açıp denizden esen rüzgarı hissetmek, herkes emeklilik fonuyla uğraşadursun, ben belgesel çekimlerinde dağ gorilleri tarafından kafası okşanan, bilimum canlılarla yüz yüze gelen belgeselciler gibi olmak istiyordum.

Takım elbiseler, kundura ayakkabılar, balolar, salonlar, üzerinize yapışan kıyafetler bana göre değildi. Görev adamıydım ben. Ve doğaldım. Çok çok mecbur hissetmediğim bir görev olmadığı sürece başıbozukluğa, sanata, freelancerlığa vuruyordum. Ormanların, dağların derinliklerinde, sahillerde yaşamak istiyordum. Ulu ağaçların önünde diz çöküp yemin etmiştim. Tövbe edip imana gelmiştim. Hiç durmamak, doğaya, temiz ve sevgi dolu yaşama kast eden zorbaları indirmek istiyordum. Neydi ki bu varlık, yatırım, birikim olayı?… Bunlar benim beynimde harcayacak daha çok paranızın olması dışında herhangi bir zevk uyartısı yaratmıyordu. Hayat gayet somut şeylerde saklıydı, yemyeşil bir dünya, tertemiz ormanlar, sonsuz bir seyahat, bütün gerçekliğiyle, 5 duyumuzla dipdiri hissettiğimiz dürtülerimiz, güzel kadınlar… Başka ne anlamı olabilir ki içinde bulunduğumuz bu 70-80 yıl alan şakanın…

Çinli Komutan Ho-Tsun’un Hunlar hakkında rapor isteyen prense gönderdiği meşhur bir mektup vardır:

“Kafasından kaçmış birer kartal gibi, hiç yorulmamış ve aç kurtlar gibi, ansızın kopan bir Sayan Dağı fırtınası gibi gibi geldiler üstümüze prensim. Son askeriniz de orada can verdiğinde ve son bayrak da toprağa düştüğünde, onlar hiç arkalarına bakmadan ve sanki hiç savaşmamış gibi sürdüler atlarını bozkıra.

Prensim nasıl soruyorsunuz nasıl durdurabiliriz diye?

Efendim onlar (Hunlar) durdurulamazlar”

İşte bu şekilde onlar gibi, ya da Avrupa’yı titreten Vikingler gibi, Moğollar gibi, Kurtuluş Savaşında ve Çanakkale’de direnen atalarımız gibi, İngilizlere kan kusturan İrlandalılar gibi, Ruslara karşı buzulların içinde kahramanca ülkelerini savunan Finlandiyalılar gibi, Kafkas Kartalı Şeyh Şamil gibi doğa inşa etmek ve doğaya kast edenlere karşı sürekli hareket halinde olarak mücadele etmek, damarlarımdaki kanın buharlaştığını hissederek surlardan içeri atlamak ve toplara tüfeklere karşı bıçakla koşup en önde savaşmak, bu vücut kimse tarafından beğenilmeyene kadar içip eğlenmek, hatta uzayı ilk kolonize eden göçmenlerden olmak, bir evsiz gibi istasyonlarda, banklarda, motellerde, misafirperver dostlarda kalarak sürekli yol almak, İrlanda’da River Dance yapmak, Kızılderililerle barış çubuğu içmek, Finlandiyalılarla vodka balık yemek, Meksika’da flamenko yapmak, Ege’de zeybek oynamak, Karadeniz’de horon tepmek, Nalçik’te Kafkas dansı yapmak, Ruslarla kalinka oynamak, Liberya’da teröristlerin kontrol noktalarından geçerek bütün ülkeyi gözlemlemek,  biramı sigaramı alıp kuzey ışıklarını seyretmek, vaktim geldiğinde de “Bitti öyle mi, vay be…” deyip bir b.k çuvalı gibi yığılıp bir çınarın gölgesinde ölmek istiyordum. (Çin kayıtlarında Hun ismi Hiung-Nu diye geçer ve “kızgın Köle” demektir)

Continuum dizisindeki Jaworski’nin söylediği “Şu kafesin içinde bile hepinizden daha özgürüm.” Sözünün ne anlama geldiğini işte şimdi, tam olarak anlayabiliyordum.

Telegram zihin kontrolünü ; bana yapılan işkenceler ve diğer mağdurlara, tüm insanlara yapılanları fark ettikten sonra onların çok sevdiğim doğanın , özgürlüğün, daha iyi ve daha adil bir hayatın, sürekli sorguladığım bu adaletsizliğin önündeki en büyük engel olduğunu, senelerce tüm Yeni Dünya Düzeni tarafından, en güvendiklerimiz tarafından nasıl uyutulduğumuzu, elektromanyetik sahanın, elektromanyetik kirliliğin ve onun insan aç gözlülüğüyle birleşiminin çok daha öncelikli olduğunu anladım. Hobi olarak seçmedim, mecburi olarak ilgilenmeye başladım. Emek veren, hiçbir kötü niyeti olmayan insanların verdiği vergilerle alınan cihazlarla karşılık olarak hunharca kobay olarak kullandığını, hasta edildiklerini, oyuncak gibi yönlendirildiklerini gözlemledim. Nasıl bir aldatmaca, nasıl bir hologram içerisinde yaşadığımızı gözlemledim. Uzunca bir süre deli muamelesi görmek, uğraşmak istemediğim şeylerle uğraşmak pahasına bu yola girdim. Az önce kendimi dinlediğim kısımda anlattığım coşkunluğun aynısını artık insanları korumakla görevli gözüken istihbarat kurumlarının arkasına sığınarak bunları yapan tarifi imkansız ruh hastalarının kellesini avlamaya adadım…

Ve ben olanları fark etmeye başladığım taa ilk günlerde ne dedim: O’na yönelik, O’nu da kapsayan, tek suçu benim tarafımdan sevilmek olan, dünyanın en masum şeyi olan, normalde gerçekleşebilecek olan hayatları deneyleri için engelleyen,  O’nu da işin içine katan, mahremine ve zihnine kast eden şey her neyse, her kimse paramparça yaparım, imana getiririm dedim. O klavyeyi, o cihazları, o kodları kendi elleriyle kullananlardan, O’nun telefonuna, bilgisayarına bakan, beynine menzil dışından belli belirsiz bir radyo dalgası dahi gönderen her kimse kurum olarak değil, kişisel olarak hesabımı tam kısasa kısas olacak şekilde sorarım dedim.  Herkes ciddi ciddi, bürokratik şeylerle uğraşırken, telegram zihin kontrolünü ifşa eden ben olurum dedim. Herkesin telegram zihin kontrolünün aşk yüzünden deşifre olduğunu bilmesini sağlarım. Konunun gündem değiştirmesine, karalamaya yönelik hiçbir yöne kaymasına müsaade etmem dedim. Olayın çarpıtılmaması için tutuklattığım, ifşa ettiğim herkesin gözlerinin içine bakarak bunu söyleyeceğim dedim.  Karmaşık ve içi boş kavramlarla gündem kirliliği yaratmayacağım, herkese çeşitli bahanelere sığınarak masum sivillerin onuruna, mahremine kast ettiklerini duyuracağım dedim. “Evet; biz bütün elektronik, elektromanyetik casusluk imkanlarını kullanarak kadınların mahremini gözetliyoruz.” diye mahkemede bu bastırılmış, oğlancı, sübyancı  FETÖ kılıklılara kendi ağızlarından itiraf ettireceğim dedim. Herkes bu leşlerin, ağzından salyalar akan iğrenç heriflerin insanların mahremiyetine, namusuna kast ederek  nasıl bütün görmemişliklerini, sapıklıklarını uyguladıklarını bilecek dedim. Herkes gerçek yüzlerini bilecek, kamuya çıktıklarında o demagojik ve sembolik kelimelerle konuşmalarına izin vermeyeceğim dedim. Bizi şu anki zihin kontrolcüler, ondan sonrakiler ve ondan sonrakiler diye nesiller boyunca aşağılayacak olan kobay hayvanlığı kayıtlarının, aşağılanan şerefimizin ve duygularımızın, mahremimizin yeryüzünde hiçbir izi kalmayacak şekilde silininceye kadar bu işin peşini bırakmam, bu uğurda ölürüm dedim. Cansız bedenim bile sizi rahat bırakmaz dedim. Yapmam gereken her şeyi yapıp, öğrenmem gereken her şeyi öğrenip, vermem gereken bütün sözleri verip “3. Dünya Savaşı Türkiye’deki bir liselinin aşkı yüzünden  patlak verdi” diye o tarih kitaplarına yazdırtırım dedim.

Ve bende bir sorun var, nasıl desem… Pek blöf yapamıyorum, olmuyor yani… Verdiğim sözü tutmadan duramıyorum. Yapamayacağım şeyi yapamayacağımı söylüyorum genelde…

Eski Dost’un telegram zihin kontrolü, siber zorbalık ve fişlemenin ifşası yolunda giden bu durumda yapacağı muhtemel hamleler:

-Yazının altına ve telefon yoluyla farklı kişiliklermişçesine bir ton taciz ve tehdit mesajı alacağım.

-İnanılmaz bir agresiflikle beni suçlayacak. Hala hastalıklardan hastalık beğenecek

-Hastaymışım gibi, yardımcı olmaya çalışır gözüken klasik cümleler yazacak.

-Aynı kaldığı yerden devam etmeye çalışır nitelikte cümleler yazacak

-Dava açacak

-İlgi alakasını reddedip “Tamam sana inanıyorum. Ama benim bir alakam yok, arkadaşça yardım etmek isterim.” Şeklinde tereyağından kıl çekmeye çalışacak. Benim saf saf “Böyle böyle bir şey var” diye anlatmamı, kendisinin de “Evet.. Hadi ya.. Vay be..” diye salağa yatarak dinlemesini bekleyecek.

-“Oğlum benzer şeyler bana da yeni yeni olmaya başladı galiba var böyle bir şey” diye yeni fark ediyormuş gibi yapacak

-Yukarıdaki ilk 4-5 seçenekten birini tercih etmekle beraber telegram zihin kontrolü, siber takip ve telefon dinlemede somut adımlar atılınca “Vay be. Haklıymışsın.” Diye olası en iğrenç davranışı sergilemeye kalkacak. Her şey garanti olduktan sonra etliye sütlüye karışmadan kaymağını yemeye çalışacak.

-“Öyle didişiyorduk, sen bunu nerelere bağladın.” Diye belli bir yüzdelik dilimi kabul edecek.

-“Sen benim hakkımda bu kadar düşünüyor muydun?” diye inanılmaz bir pişkinlikle olaya girecek.

-“Kanka sen iyi değilsin.” Diye histerik bir şekilde olası benim için en endişelenmiş rolünü takınacak.

-Ya da benim de aklıma gelen, ama açıklamak, yazmak dahi istemediğim konu hakkında saldıracak..

Fakat Eski Dost; anlattığım bütün bu yaşanmışlıklar doğrultusunda telegram zihin kontrolüyle olan ilişkisini, yaptığı telefon ve siber takibi itiraf etmediği, telegram zihin kontrol mağduru olduğunu  ve neler yaşadığını kamuya açık olacak şekilde, her şeyin başladığı yerden itibaren soru sordurtmayacak, tartışmaya mahal vermeyecek, kendi ismiyle tek celsede olacak şekilde açıklayıp kendini aklamadığı, çektiği bataklıktan sonra yıllarımın zihin kontrol işkencesiyle harcanmasına ön ayak olmasının, dolayısıyla O’nun da muhtemel zihin kontrol tacizi yaşamasının sebebi olmasının hesabını vermediği sürece; vakti geldiğinde ilierleyebildiğimiz ve  elimizin uzanabildiği yere kadar kendisi bir iş birlikçi, en yakınının, kardeşinin üzerinde sözüm ona anlaşılamayacak pasif agresif işkencelerle güç kullanıp kafayı yedirmeye çalışan; insanları kobay olarak kullanan güruha hizmet eden, en yakınının üzerinde bütün ruh hastalıklarını ve tüm kainata sığmaz egosunu tatmin etmekten çekinmeyen acınası bir zavallı olarak bilinecektir.

 

Evet sevgili okurlar… Eğer ki ben boş beleş konuşuyor olsam, iftira, vs. amaç güdüyor olsam (oturup böyle bu kadar sayfa iftira yapacağım bir de, hiçbir kazancım olmadığı halde) , böyle küçük bir öykü olabilecek kadar uzun bir yazı yazmadım. Gidip para kazanacağım işlere devam ederdim. Ayrıca kendisine de “Evinde telegram cihazı var. Telegram işkencesi buradan sadece bana özellikle yapılıyor.” Diye olabilecek en saçma şeyleri söylerdim. Fakat tabii ki kendisinin hem yaşı hem de mesleği itibariyle telegramı kullananlardan olma ihtimali yoktur. Söylediğim şeyler üzerinde düşünülmüş ve mantıklı kanıya varılarak söylenmiştir. Söylediklerimin doğruluğuna, hiçbir abartı veya yalan olmadığına namusum, şerefim, aklınıza gelebilecek bütün kutsallar üzerine ant içerim.

Gördüğünüz gibi ben de pek alışkın olduğunuz tarzda bir insan değilim. Benim de hatalı yönlerim olmadı mı, oldu tabii ki.. Fakat bu normal insani sınırlar dahilindeydi. Düz, sarsak, biraz serseri  bir insanımdır en fazla ama üzerime aldığım işi hakkıyla yaparım. Bir hastalığı andıracak en ufak bir şeyim de  olmamıştır. Kolay kolay azarlayan, yaralayıcı söz ve davranışlarda bulunan biri de değilimdir. Sakinimdir genelde.  Eğer ki kişiliğimin negatif yönlerine bir saldırı yapılacaksa hepsi kabulümdür. Hepinizin amaç dolu hayaller kurduğu şu hayatta tek istediğim gemilerle denize açılıp, okyanuslarda kaybolmaktı. Ta ki bunu yapsam bile okyanusun ortasında dahi rahat bırakılmayacağımı, hareketleri, zihni manipüle edilen, hiçbir zaman özgür olamayan biri olacağımı fark edene kadar…

Bu yazıdaki hikayeyle yakınen alakalı olan diğer insan:):

Gördüğün gibi ben de pek normal kabul edilen sosyal normlara sahip olan bir insan değilim. Sütten çıkmış  ak kaşık da değilim, hiçbir zaman bu yönde iddiam olmadı. Evet, ben buyum… Hiçbir zaman kariyer ve emeklilik planları yapan, yaşlanınca kutu gibi bir dairede oturmak için ömrünü harcayan bir insan olamadım.  Kravatı yakası dümdüz, jilet gibi olan adamlardan olamadım. Denesem bile 5 dakika sonra kendiliğinden bozuluyordu zaten.:)

 Ve defalarca söylediğim gibi, kesinlikle dikkat çekmek gibi bir art niyet taşımıyorum. Psikolojik sağlığım gayet yerinde. Bir sağlık sorunum, moral bozukluğum, yardıma muhtaç bir vaziyetim yok merak etme.  Haklı olduğumun anlaşılması için sadece bu işkencelerin ve sivillere böyle şeyler yapılmasının kanıtlanması gerekli. Eğer ki dikkat çekmek isteseydim birincisi; bu kesinlikle telegram zihin kontrolünden çook farklı konularla olurdu. Zihin kontrolüyle neyin dikkatini çekebilirim? İkincisi, senden hiçbir şekilde hiçbir yerde bahsetmezdim. Geçmişteki tatlı bir yüz olarak gereken saygıyı göstererek o günlerin anısını kendimde saklardım. Yeni ben olarak yoluma devam ederdim. Geçmişimi karıştırmadan dikkat çekerdim.

Mezun olup gemilerde çalışmaya başlamayı düşünürken o kadar yıl sonra ben de geri dönmek istemezdim. Ayrıca geri dönecek yüzsüzlüğe ve gurursuzluğa da sahip değilim. Bu saatten sonra neyin mümkün olup neyin olamayacağının gayet farkındayım. Aklından böyle şeytani sebepler taşıdığıma dair şüpheler  varsa rahatlıkla silebilirsin.

Meselenin özü şu ki; bilinçaltımda çok sağlam ve sarsılmaz bir yerin olduğu için, sırf benim aklımda olduğun için zihin kontrolcüler seni de bir dereceye kadar mağdur etmiş ve ediyor olabilirler. Uzun süredir seninle ilgili imalar, tacizler, işkenceler yapıyorlar. Değil sana yaklaşmayı düşünmek, hesabın varsa bir Facebook resmine bile bakmadım. Hiçbir şekilde zihnimde seninle ilgili tepkime yaratacak, yeni bilgi yaratacak bir şey yapmadım. Zihnimde yaptıklarından ve yapmakta olduklarından sonra bunu yapanlardan hesap sormadan, intikam almadan değil seninle yüz yüze görüşmekten; uzaktan görme, resmine bakma düşüncesinden bile korkuyorum. Sana bakmaktan korkuyorum. Ve neden bana haber veriyorsun diyorsan; bilmiyorum… Öyle şeyler yapmışlar, öyle manipülasyonlar yapıp hayatlarımızı yönlendirmişler ki 7-8 sene boyunca, hatta kim bilir çocukluğumuzdan beri; sadece zihnim dahilinde olacak şekilde öyle işkenceler yaptılar ki, herkesin bilmesi gerekir, bilmek herkesin hakkı diye düşündüm. Benden dolayı senin de elektromanyetik taciz altında olma, nolur nolmaz diye bana doğru yaklaştırılmış olman ihtimali mevcut. Zihin kontrolünün farkında olan birisi olarak ben de her hareketimi, her düşüncemi kontrol edemiyorum. Kimse edemiyor. Onların manipülasyonlarının etkisinde kalabiliyorum. Ve buraya bunu yazarak sana bilgi vermem; her şeyi en temiz halleden, bütün olasılıkları garantiye alan yol olacak… Hissettiğim çaresizliği tam olarak hissedebilseydin mutlaka bana hak verirdin…

Aslında bunu yapmakla sana sormadan insiyatif kullanmış oldum biraz. Sana sorsaydım, ya da doğrudan konuşsaydım zaten her şey daha beter olacaktı sana yakınlaşacağım için, yalnız konuşmak için pek müsait bir ortam olmadığı her şekilde anlaşılıyordur… Eğer “Keşke hiç bahsetmeseydin.” diye düşünürsen nolur affet… Bilmiyorum, aynı zamanda tıpkı söylenen son sözler gibi bu kadar yoğun hissettiğim sevginin de yazıya geçmesini istedim…

Her şeyi sorgulayabilirim; ama sevdiğin, kalbinden bir parça olan bir insanın gözünün önünde doğal gözüken çeşitli mimikler, sözler ve imalarla aşağılanması ne demektir, bir kukla olmasını kendi gözlerinizle görmek ne demektir, nasıl bir şeydir, mahreminin ihlal edilmesi ne demektir bunu sorgulamak istemiyorum, bununla yüzleşmekten hiçbir şeyden korkmadığım kadar korkuyorum…

Ve bu somut olarak yanında olmamı gerektiren bir şey, seni kanlı canlı şekilde korumam gereken bir şey değil.  Durumdan haberdar olmak dışında korkmanı gerektiren hiçbir şey yok..Dediğim gibi, kendi kararımla sen gayet normal sivil hayatını yaşarken var olan, yıllardır üzerimizde uygulanan bir şeyi haber veriyorum sadece… Yeryüzünde böyle bir şey mevcut ve kanıtlanmayı bekliyor. Tam tersine, bana yaklaştığın ölçüde daha çok zihin kontrolüne maruz kalırsın. Daha savunmasız olursun. Bu şeyin içine daha beter çekilirsin. Bu yüzden; dayanamayacak gibi olman, ne bileyim, herhangi bir şekilde bir düşünce krizi, bir buhran, bir korku, çok çok kritik bir şey olmadığı sürece sakın bana yazma. Ki bu da olmaz zaten. Neden mi? Eğer ki mevzudan haberdarsan başına gelecekleri hemencecik söyleyeyim:

  • Yazıyı okuduktan sonra uzunca bir süre anlam veremediğin duygusal karmaşalar, sanki birisi uzaktan naklediyormuş, beyninde bir sanal bilgisayar varmış gibi anlamsız bunalımlar; gün içinde yüksek konsantrasyon seviyesinde olsan bile benimle ve bu meseleyle ilgili ani ve dikkat dağıtıcı düşünceler aklını kurcalayabilir. Ama bak; bu manipülasyonlar çok çok şiddetli olabilir, iradeni elinden alabilecek, ani kararlar verdirtecek şekilde. Zihninde yeni düşünceler oluşturmaya çalışır şekilde…
  • Ani duygusal tepkiler verebilirsin. Aslında hissetmediğin şeylerden dolayı kendini bir anda üzgün, sevinç dolu ya da ne bileyim aşırı bir duygu içerisinde bulabilirsin. Normalde sergilemeyeceğin davranışları sergileme isteği duyabilirsin. Dediğim gibi bilmeyen birisi için fark etmesi ve karşı koyması zor. Eğer bunları yaşarsan bu yazdıklarımı hatırla, o sıralardaki duygularına güvenme. Bir insanda aniden yarattıkları bir duyguyu, hatta bir baş ağrısını bile düğmeyle basılmış gibi, bilgisayar kapandığı zaman odada olan o sessizlik gibi  aniden sonlandırabilirler. Lafın gelişi söylüyorum; bir anda bana aşık olman ve ertesi gün aniden nefret etmen bile mümkün:)) Öyle bir şey olursa o duyguların seni yönlendirmesine izin verme.. Rüyalarını bile manipüle edebilirler…
  • Peki bu duygu ve düşünce manipülasyonları neyle ilgili? Bu siteyi, videoları ve zihin kontrolüyle ilgili her şeyi takip etmeye devam etmenle ilgili. Bu konuda karar tamamen senin olacak. Bu kararı verirken sende kafa karıştırıcı etki yaratmaya çalışacaklar. Mesela takip etmeme kararı aldın diyelim; her şey olağan seyrindeyken birdenbire beni senin aklına getirebilirler ve siteye bakmak isteyebilirsin, beni merak edebilirsin. Hatta bu yapay endişeye yenik düştükten sonra bu sefer beni ve bahsettiğim durumu unutman için tam tersi yönde manipülasyon da yapabilirler. Bu derece bir etki mevcut. Ve bir insan tam olarak böyle zihin kontrol mağduru yapılır. Yani ani kararlara güvenme, derin derin nefesler al, iç güdülerinin doğru olduğunu söylediği şeyi yap.:) Güçlü ol. Ya “Böyle bir şey varsa korkmadan ilgilenmek istiyorum. Sorgulayan ve fark eden olmak istiyorum” Diye kesin kararını verip takip et, ya da kesin ama çok kesin bir şekilde “Ben bilmek istemiyorum” de ve site olsun, videolar olsun, her konuyla ilgini kes. İlgini kestikten sonra pek çok kez; her gün, her akşam, her hafta aklına bu meseleye göz atmanı zorlayacak düşünceler  Eğer ki ilgilenmeme kararını verdiysen sakın ha vazgeçme. Bil ki onlardır… Sigarayı bırakmak gibi, kararı bir kere verdikten sonra müzakere etmemelisin. Aylar sonra aklına gelse bile… Ve benim tavsiyem ilgilenmemen yönünde. Biliyorum kararların konusunda herhangi bir sorumluluğa sahip değilim, bana sormak zorunda değilsin. Ama onlara daha çok yaklaşmış olursun. İma etmeden söylüyorum, mahremin daha çok ihlal edilebilir ve ben buna dayanamam… Ayrıca aynı karar mevzusu bilen varsa arkadaşların için de geçerli, bir etkileşim içerisinde olduğunuz için…
  • Başına gelebilecek bir diğer konu ise pek çok yerde anlattığım yapay kader ile ilgili… Özellikle “Telegram zihin kontrol işkencesi 8” videosunda  nasıl fark edebileceğimizi örneklerle anlattım. Etrafında yaşayabileceğin tesadüfler, vs. vs. Arkadaşlarınla olan konuşmalarda, çevrende gerçekleşen olaylarda, isimlerde falan böyle tesadüfler yaşayabilirsin. Eğer dikkatinizi çekecek şekilde bu yapay kadere örnek oluşturan şeyler olursa zihin kontrolcüler anlattıklarımın bir gerçek olduğunu size doğruluyorlar demektir. Olayı fark edin; sonra da takip etme ya da etmeme kararına göre günlük yaşantınıza devam edin.
  • Ve en önemlisi; hayatında hiçbir planı beni düşünerek yapma… Zihin kontrolcüler hayatını mahvetmek ve beni sıkıştırmak için kafanı karıştırabilir. Lütfen, beni en son gördüğün zamanda görmüş ve haberimi almış gibi davran ve bu şekilde hayatına devam et. Başkaları hakkındaki düşüncelerini, hatta onların düşüncelerini bile etkileyebilirler… Lütfen… Beni sadece eskiden hatırladığın gibi hatırla ve böyle şeylere maruz kaldığını bil yeter.
  • Aylar olsun, yıllar olsun eğer bu durumun çaresini bulursam; mutlaka özel olarak geri döneceğim. O vakte kadar korkacak bir şey yok, korkma, merak etme… Ben iyiyim ve yoluma devam ediyorum..:) Bazı şeyler uzun yıllar alabilir, bir önceki maddeyi o yüzden yazdım. Sakıncalı düşünceler, niyetler taşımıyorum. Öyle zihin kontrolü, izleme, takip, röntgencilik yöntemleri var ki hiçbir zaman mümkün olmayacak zaten….
  • Eğer takip etme, benim hakkımda endişelenme gibi düşüncelerinin sebebi bana acımaksa; bil ki bunu onlar yapıyordur. Sebep acımaksa kesinlikle merhametsiz ol ve bu konu hakkında en ufak bir düşünce tanesi bile olmasın kafanda, takibi bırak. Ayrıca; acınmaktan nefret ederim..:))
  • Son olarak; hikayenin tamamını biliyorsan bu mevzuların seninle ilgili yaptıklarından ötürü başladığını fark etmişsindir. Bu durumdan ötürü sende bir suçluluk gibi, müdahale etme mecburiyeti gibi bir düşünce yaratabilirler. Sakın bu fikre kulak verme… Sakın… Sorumluluk hissetmeni gerektiren hiçbir şey yok. Ortadaki tek suç benim seni sevmiş olmam… İsteseydim zihnimde seninle ilgili yaptıkları işkencelere de ses çıkartmayabilir, haysiyetsiz, onursuz, zihin kontrolünü bilen ama bütün zorbalıklara karşı ses çıkarmayan biri olarak bunu da sineye çekebilirdim. Bu benim kararım, benim sorumluluğum… Zaten bu meseleyle uğraşmayıp başımdan gitmelerini çaresizce umut etsem dahi; okyanusun ortasındaki bir gemide bile bana aynı işkenceleri yapmaya devam edebilirlerdi. Hem tarihe geçmiş koskoca Truva Savaşı bir prenses yüzünden çıkmış; halktan bir prenses için de bir mücadele başlasın çok mu?…:))

Özet olarak: Benim için bütün bunların başlangıcı olsan bile; bana yaklaşmadığın, sen de bu meseleyi aklından çıkardığın sürece birbirimizden uzaklaştığımız için zihni daha seyrek kontrol edilmesi gereken sıradan biri olacaksın. Benim tavsiyem; eğer haberin varsa olayları okuman, böyle bir şey olduğunu bilmen ve sonra unutman yönünde.. Arada sırada aklına düşersem, kafa karışıklığı, duygusal buhran gibi anlam veremediğin, yapay gibi gözüken şeyler yaşarsan ve unutmaya niyetliysen iradeni kullan, kendini tut ve başka şeylerle uğraş.. Arkadaşlarınla yapay kadere benzer durumlar fark edersen zihin kontrolünü size fark ettiriyorlar demektir. Duygu manipülasyonlarına, meydana gelen durumlara aldırmayın. Durumun gerçek olduğunu kendi gözlerinizle gördükten sonra aynı hayatınıza devam edin.  Seni her zaman seveceğimi bil. Bir manipülasyon sonucu kendini psikolojik olarak savunmasız hissedersen yazıda büyüklüğünü tarif etmeye çalıştığım sevgimi, ne kadar uzağında olsam da, kader çizgileri ayrılsa da varlığımı aklına getir..:) Ayrıca; BİLGİSAYAR VE TELEFON KAMERALARINI BANTLI TUT.

Dediğim gibi; hem 7-8 senedir maruz kaldığımız şeyi bilmen gerektiğini düşünerek öylesine bildirmek, hem de nolur nolmaz diye içimden gelen bir tedbirle sana olan aşkımı yazıya da dökmek istedim. Şimdi değil de, baya baya yıllar sonra esrarengiz, şüpheli, talihsiz bir kaza gibi, vesaire gibi, böyle aniden olacak bir şekilde, ya da genç yaşta kanser gibi şüpheli hastalıklarla bana bir şey olursa; o film şeridinde  en son hatırladıklarımın bu yazdıklarım, bu haykırışlarım olacağını bil. Değil acıyı hissetmek, seni hatırlayarak ve kahkaha atarak yavaşça, huzur içinde uykuya dalacağım..:)) Sağlığıma aşırı miktarda dikkat ediyorum; sırf doğal yollarla oluşabilecek hastalıklara mazeret bırakmamak, tek olasılığı zihin kontrolcülere yöneltmek için… Lütfen hayatını doya doya, ön yargılara aldırmadan, içinden nasıl geliyorsa yaşa, bana yapacağın en büyük iyilik bu olur..:))

Yok hiçbir şeyden haberin yoksa zaten her şey yolunda demektir.:)) İlerleyen yıllarda çat pat duyarsın, sana karşı en son ne hissettiğimi de bilirsin zaten… Hangi seçimi yaparsan yap, lütfen eğlenmene ve hayatın tadını çıkarmaya bak. Kendine iyi bak…:))

Telegram zihin kontrol işkencesini fark etmemden beri toparlanma sürecinden sonra kendime yeni hedefler koydum.. Hem telegram zihin kontrolü, hem de halihazırdaki uğraşlarım olacak şekilde zihin kontrolünün farkındalığıyla birlikte normal hayatımı idame ettirmeye devam ediyorum. Aileme geçiminde yardım ediyorum ve her geçen yıl olağan, daha yüksek sorumluluklar almaya başlıyorum.

Aklınıza gelebilecek herhangi bir şey, günlük hayatla ilgili her şey normal ve sağlıklı bir insan olduğumu kanıtlar niteliktedir. Sadece siz değerli insanlar bu telegram zihin kontrolünün ve çevrenizdeki devasa siber ağın bir gerçek olduğunu fark ettiğiniz zaman her şey çok güzel olacak…

Bana sorsanız; insani ve duygusal yönüm “Keşke bu olayı hiç fark etmeseydim. Keşke hiçbir kararımı değiştirmek zorunda kalmasaydım da bir zamanlar hayalini kurduğum gemilerime çıkıp açılsaydım diyor.” Zihin kontrolünün farkında olmasam da beş duyuyla hissedilecek şekilde, belli bir yere kadar özgürlüğüm olacaktı. Ama “Bilmek zorundayım. Bilmenin huzuru başkadır. Sorgulamak kutsaldır.” diye hunharca her şeyi düşünüp sorgulayan yönüm ise bu aydınlanmış durumumdan da teselli buluyor.. Özgür olduğunuzu sanırken birilerinin uzaktan sizi yönlendirerek dalga geçmesi daha aşağılayıcı bir şey olsa gerek…. Ayrıca risk alacak şekilde tanıdığım herkese bunu anlatmaktan da gayet memnunum…

Eski Dost’tan sonra ve dönen olaylar esnasında daha yaptığım pek çok iş, pek çok ortaklık oldu. Bahsettiğim olayların psikolojik bir sorun ya da bir kin olmama ihtimalini doğrulayacak şekilde arkadaşlık ve uyum babında hiçbir sorun yaşamadım. Hayatımın en rahat ortaklıklarıydı diyebilirim.

Söyleyeceklerim bu kadardır.Başından sonuna kadar okuyanlara sabırlarından ötürü teşekkür ederim.

Bu süreçten sonraki süreç için aşağıdaki linklerden “Zihin kontrolünü nasıl fark ettim? Tüm insanlara uygulandığını nasıl gözlemledim?” yazısını okuyabilirsiniz. Ayrıca; yapılan işkenceleri naklettiğim “İşkence ve Taciz Günlüğüm kategorisine de göz atabilirsiniz.

 

NOT: BU YAZI VE BUNDAN SONRAKİ HAYATIM; UYSAL BİR ATIN ÇİFTESİDİR. SABIRLI BİR İNSANIN ÖFKESİDİR…

 

VE DİĞER OKUYANLAR, LÜTFEN EĞLENMENİZE BAKIN…

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *