Ağustos-Eylül-Ekim 2018 zihin kontrol işkenceleri-ZİHNİMDE YAPILANLAR HARİCİNDE DIŞ KANITLAR MEVCUT, ÇOK ÖNEMLİ!…..

AĞUSTOS 2018

1-2 Ağustos 2018

-Birbirinden korkunç işkenceler devam ediyor. Analatamıyorum. Sadece kilitleniyorum. Geri planda bir şok geçiriyorum. 2 Ağustos biterken, şu günlüğü yazdığım saatlerde 45 dakikadır yaşadığım bombardımanı alışkın olmayan bir insan yaşasa büyük ihtimalle ya baygınlık geçirmiş ya da psikotik bir atak yaşamıştı.

3 Ağustos 2018

-Sinir krizi eşliğinde çalıştığım, artık benim için sıradan olmuş bir gün. En ağırlarından birini yaşadım, uzunca bir süre de grafik öyle olacak gibi gözüküyor. Çok kötü, kelimelerle anlatılamaz, çok kötü… Tıpkı bir damla sulama sistemi gibi, Çin işkencesi gibi, periyodik olarak, itinayla, tadını çıkara çıkara yapılan aşağılamalar….

-Sabah ilk saniyeden başlayan küfürler, sinir krizi geçirten her şey periyodik olarak devam ediyor. İşim başımdan aşkın, amaç doluyum, zihnimde, sosyal ilişkilerimde veyahut karşı cinse dair tutumumda ve dürtülerimde, beyin kimyamda bir sorun yok ama bütün işkenceler devam ediyor. Hasta değilim gelecekteki sevgili okur. Haberin olsun, gram psikolojik rahatsızlığım yok…

4 Ağustos 2018

-Çok kötü… Şimdiye kadarki en acımasız, en sert, en sansürsüz işkenceler.. Tarifsiz…

-Açma-kapama düğmesi gibi sinir stres durumumla oynuyorlar. Ufak tefek fiziksel saldırı da var.

-Daha nereye kadar sürecek, ne kadar dayanabileceğim bilmiyorum. Sınırlarım zorlanıyor… Tanımı, lügatta karşılığı yok bu işkencenin.

NOT: Yaklaşık Temmuz’un son günlerinden beri ve günlüğü naklettiğim şu tarihte bile Eski Dost iş yaptığım kanallar vasıtasıyla; fake isimlerle, yazıyı silmem, vs hususunda yine bir şeyler yazmaya başladı.

5Ağustos 2018

-Bugün ufak tefek tacizler dışında biraz daha hafifti ama yine de işkence sürecinin devam ettiği bir gün… (Yazıyı bu şekilde yazmamdan 30 saniye kadar sonra yine ağır işkenceler başladı.)

-Bir de mutlaka uykumu kaçırıyorlar her akşam.

6 Ağustos 2018

Bugün gerçek anlamda felaket bir gündü. Gerçi her günü birbirinden felaket diyorum ama gittikçe daha betere gidiyor olay… Her gün artık rutin işkenceye, sürekli sabit seviyede olan bir sinir, sanki bir bilinçaltımdan derinden derinden işliyormuş gibi patladı patlayacak hal artık normal durumum oldu… Sürekli vücudunuza bastırılan bir yanıkla beraber yaşamaya, siz yerleri silerken birinin geçerken hobi olarak karnınıza 2 dakikalık aralıklar tekme vurması; ve karşınızda kalkıp dövecek birinin olmaması, yediğiniz görünmez tekmeye aldırmadan çalışmaya devam etmek zorunda olduğunuz durumla aynı şey…

Ailemle dışarı çıkayım dedim kırk yılın başı. Normal zamanda, insanlarla iç içeyken, yolda yürürken sürekli yaptıkları işkenceleri daha çok yapıyorlar. Topluluk içinde sinir bozucu şeyleri yapmaya daha çok başladılar artık. Projelerin ilerlemekte olmasından ötürü sanırım. İnsanlarla her şey normalmiş gibi konuşmaya çalışırken sürekli gelen o voice to skull’lar, aniden neredeyse sizi yere kapaklatıp sinirden titreme krizi geçirtecek kadar ağır olan hipnotik-resimli-figürlü imgeler… Ve tabii bu teknikler kullanılarak yapılan ekstra psikolojik işkenceler… O dakikaları anlatamam, sadece ama sadece yaşayabilirsiniz. Ama yaşamayın. (Bu paragrafı yazarken de yedim bir tane…)

Neyse; ben artık her gün birilerinin hobisi olarak doğrudan beyninden düzenli olarak aşağılanan, camdan atlanılası psikolojik işkenceler eşliğinde mesaimi yaptığım bir hayata adapte oluyorum. Bilmiyorum ne olacak sonunda..

8 Ağustos 2018

Arada sırada sardırdıkları krizler, tutulmalar dışında göreli olarak daha sakin günler. (Tam olarak şu cümleyi yazdığım anda korkunç işkenceye başladılar!!) Böyle gün içinde birkaç saç baş yoldurtan olay yaşıyorum mutlaka.. Hala devam…

9 Ağustos 2018 06:23

Uyanalı 10-20 dakika oluyor. Saat 4’ten beri uyandırarak yaptıkları korkunç işkencelerle boğuşuyorum. Uzun bir süre yatağa kilitlendim. Yine o bağırmak isteyip bağıramadığınız, ağlamak isteyip ağlayamadığınız, dip dalgadan sinir krizlerini yaşıyorum. Bir uyandırıyorlar, işkence ediyorlar. Sonra uykuya dalma sinyali veriyorlar, tam uykula uyanıklık arasındaki anda olabileceklerin en kötüsünü yapıyorlar. Birkaç dakika düzenli nefes almakta, düzgün yatmakta bile zorlanıyorum. Şeytan çıkartıyormuş gibi istemsiz hareketlere girip kaskatı kesiliyorum. En savunmasın ve en derinden yapılan işkenceler geçtikten sonra sıfır kalitede bir uyku çekebiliyorum. Böylece işe güce dalmaktan, düzenli bir hayat yaşamaktan korkmanızı sağlamaya çalışıyorlar. Sağlıksız bir psikolojiniz olacak, dışarıdan hasta gibi gözükeceksiniz ki kimse yaşadıklarınızın elektromanyetik bir işkence olduğuna inanmayacak, sizi hasta sanacaklar..

Bu tam uyurken yapılan işkenceler birkaç gün sürüyordu. Bugün doğrudan kayıt düşecek kadar kötü oldu. Daha sonra da uyumanıza izin veriyorlar. Bu sefer de yapay rüyalarla işkence yapıyorlar.

Her zaman yapılan işkencelerin yanı sıra sağlam tehditler savurdular bu sefer. Geceki uyku sersemliğimden yararlanmak istediler.

Haa bir de bu tam uyuyacakken ya da tam böyle konsantre olacakken; aynı şekilde gülme, üzülme gibi bir duyguyu usulca algılamaya başlamışken itinayla yapılan bu işkenceler; Eski Dost’un daha önce bahsettiğim şu birdenbire yaptığı gibi trollemelerle uyuşuyormuş, kendileri söylediler. O hikayeyi yazıp siteye koyduğum için yapıyorlarmış. Daha pek çok işkence metodu da zaaflarım ile Eski Dost’un uyguladığı yöntemlerin savunmasız kalacağım şekilde direkt olarak beynime uygulanmasından oluşuyor.

….

Çok kötü bugün… En sinir bozucu aşağılamaları yapıyorlar O’nunla ilgili. Angarya işlerden sonra makale yazmak üzere PC başına oturuyorum. Kafamda cümle tasarlayıp, yazmaya başladığım “anda” aynı küfürlerden, vs. aşağılamalardan oluşan bir işkenceyi “Yaratıcılığını kullandığın için.” diyerek yapıyorlar.

21-22 suları

Her şey daha da kötüye gidiyor. Dışarıda biraz verimsiz geçen bir gün sonrasında eve dönerken otobüste yaptıkları akıl almaz işkenceler. Beynimin dibinden dibinden gelen ve otobüste ortalık yerde camı yumruklamamam için kendimi zor tuttuğum işkenceler ve aşağılamalar… Şimdiye kadarkilerin hiçbirine, ama hiçbirine benzemiyordu. Gerçekten, ne çektiğimi size mümkün değil tam olarak tasvir edemem. Sonra evde de devam etti işkence. Aynı şiddette olacak şekilde. Gece yarısı 4’te işkence görmek için uyandırıldım. Bütün gün berbat bir gün gerçekten. Önceki öncü saldırılar da cabası…

(Bu yazıyı yazarken “Yarın maaşın yatacak, bir bedeli olmalı bunun. Onun siftahı olsun.” diye ses de gönderdiler.)

10 Ağustos 2018 22:37

-Bugün çok, ama çok kötü. En ağırından; resimlerden seslerden oluşmayıp tamamen, saf, kuru bir sinir yaratan, size ne olduğunu dahi anlamanıza izin vermeden cinnet geçirten, inanılmaz, tahammülsüz, içinizde hapsolan o sessiz çığlıklar, o işkenceler… Böyle elleriniz kanayana kadar duvarları yumruklamayı, avazınız çıktığı kadar bağırmak istediğiniz, ama düşük perdeden yapılan bu işkencenin, bu tepkilere sebep olacak bir siniri içinize hapsettiğini ve öylece kilitlendiğinizi düşünün. Ne ağlayabiliyorsunuz, ne bir yeri yumruklayabiliyorsunuz, ne de başka bir şey… Sinir komple içinizde kalıyor. Tabii sonra en ufak bir sese, en ufak bir gıcırtıya bile kavga edebilecek hale gelmenize sebep olan o duyarlılık, o baş ağrısı. Ne geçmek bilmez saatler. Yandan gelen bir tıkırtıdan bile bir yerlere yumruk atasınız geliyor beyninizde açmış oldukları o sinir, ani seslere karşı uyandırdıkları o hassasiyet sebebiyle.

-Neler mi yapıyorlar? Tabii ki O’nu aşağılamaya devam ediyorlar. Bu sabah yine işkence yapmak için uyandırdılar. Bu da yeni moda. Aynı düşük dalga işkenceleri çekmeye devam etmem için, bana tehditler savurmak için gecenin bir yarısı uyandırıyorlar, hem işkence yapıyorlar hem de sizi hayatın akışından alıkoymaya çalışıyorlar.

Zihnimde döndürdükleri bazı diyaloglar:

-“Sabah erken uyanmak biraz pahalı bir eylem şu an.. İşkencesi var…”

-“Dur dur öyle değil, şunu da yapayım iyice ağrı saplansın başına..”

-“Az bekle bekle, yapıyorum işte kaçamazsın bundan… Ama işte bekle geçmesini.. Ya sorma işte niye yapıyorum diye cevabını veremem onu. Lan beklesene bekleeee. Geçicek şimdi.. Bak bekle diyorum hala….” (Bu esnada ben yazı yazmaya, yürümeye ya da o anki aktivitemi sürdürmeye devam ediyorum ama bağırıyor zihnimde, beni zorla diyaloğun içine katmak istercesine… O siniri hissediyorsunuz ama zamanla uzaktan bir tiyatro gibi bakmayı öğreniyorsunuz…

-“Bir işkence kotam var, Eski Dost’un ve bana ettiğin küfürlerin intikamını almam lazım. Sinirini bozmasam bile o işkence limitine ulaşmalıyım, hedeflenen sayıda küfür etmeliyim sana ve sinir etmeliyim.”

-Akşamüstü ise bir bombardıman daha yaşadım. Arada sırada gelen bir ağlamaklı sinir hali… Çok kötüyüm. Umarsızca, yapacak başka bir şey yokmuşçasına çalışmaya devam ediyorum. Beyin dalga seviyemi düşürdüğüm anda; Beta’dan Alfa’ya doğru düşmekte olduğum, gevşemekte olduğum anda başlıyorlar işkenceye. Uzanamıyorum, camdan bakıp iki dakika bir şey düşünemiyorum bile… Sadece uyurken izin var buna.. Ve dünyada kişiliği, kalbi, psikolojisi, erkekliği, gururu, karakteri bu kadar sistematik, bu kadar görünmez bir şekilde aşağılanan, hayatı hayatta olduğu halde s.kilen başka bir insan evladı var mı acaba merak ediyorum… Asgari ücretle kiralık evde oturan inşaat işçilerine, hatta voice to skull ve telegram zihin kontrolü yaşamadan sadece çeşitli paranoid senaryolara inanan mağdurlara dahi gıpta ediyorum.

11 Ağustos 2018 23:00

Her şey daha da kötü… Aynen devam ediyorlar. Sabah en derin uykudayken pata küte dövülerek uyandırılmaktan daha beter olacak şekilde en ağır, yapıldığı anda adeta sihirli değnek değmiş sizi sinir krizine sokan, aplatan, çığlık atıp cinnet geçirten, duvarları yumruklayan işkencelerle uyandırıyorlar.

Gün içinde yapılanlar ise çok daha kötü… Valla nereye kadar nasıl gidecek böyle bilmiyorum.

12-31 Ağustos 2018

Ağustos ayının ikinci yarısında günlükleri günü gününe yazmaya pek fırsat bulamadım. Onun yerine önemli olayları not aldım. Aldığım notları liste halinde şu şekilde aktarıyorum:

-Uyanır uyanmaz yapılan işkenceler, sabah kalkar kalkmaz dövmekten farksız bir hal aldı.

-Çok şiddetli fiziksel işkenceler başladı tekrardan. Tam spora başlama arefesinde. Tanıdığım, çevremde olan ne kadar sporcu, kaslı insan varsa onları kullanıp, zihin kontrolü yardımıyla kendi ezikliklerini katıp kötü işkenceler yapıyorlar. Bu da tabi spora başlayacağım için, her eylemin başında yaptıkları siftah oyununun bir parçası oluyor.

-Sabahları uyandığım 1 saat içerisinde güne başlamaya yönelik bütün enerjimi, zihnimde dönen kavgalarla emiyorlar.

-Konsantrasyonum berbat. Bir iş üzerinde 20-30 dakikadan fazla yoğunlaşamıyorum. Yapsam bile sonrasında 1 saat dolaşıyorum.

-Çalışmamı çok fena engelliyorlar.

Zihin kontrolü, insan beyninin her türlü elektromanyetik etkileşimi, vs. vs. derken bazen “Acaba karma gibi şeyler gerçekten olabilir mi?” gibi şeyleri bile düşünüyorum. Zihin kontrolünün, olmasına bizzat yaşamasam katiyen ve katiyen ihtimal vermeyeceğim şeyin olduğunu gördükten sonra… Bu sefer de her iyilik yapmamdan sonra “Karma” diyerek işkence yapmaya başlıyorlar. Evet… Ben bir hastayım ve küçük bir iyilik yaptıktan sonra zihnim “karma” diye ses yaratıp kendisine işkence ediyor. Bravo.. Kongrats…

-20/21 Ağustos’ta yapılanlar özellikle çok kötüydü.. 21 Ağustos’ta, o sıralar birkaç günlüğüne sigara içmeyişimin 13. günüydü. Tüm işkence çeşitlerinin karması olacak şekilde “Biz şeytanız.” diyerek 13. güne istinaden şiddetle işkenceler yaptılar. Çok şiddetli sigara isteği duydum. Evet, yine 13. günü zihnim kendi kendine yaratıyor, 3 senedir işim gücüm yok bu oyunu kendi kendime çeviriyorum böyle…

-27 Ağustos en felaket günlerde biriydi…

-Müzik zevkimi tersine çevirecek şekilde, müzik eşliğinde çok çok düşük perdeden tırmalayıcı, cinnet geçirten işkenceler… Küfürler ve sistematik işkenceler çok kötü bir hal aldı.

-Önce zihnime güzel bir şarkı melodisi gönderiyorlar. Sonra “Bu müzikten aldığın zevkin bedeli” diyerek aynı müziğin ritmini kullanarak işkence yapıyorlar. Dayanılmaz… Kafanıza damlamakta olan suyla yapılan Çin işkencesi gibi… Doğrudan zorbaca bir küfür de değil. Düşük perdeden, ince ince, nasıl olduğunu anlamadan bitiriyor sizi… Kafam şu an davul gibi halihzırda…

-Böyle sizin hastalığınızı bilip de hiç dikkat çekmeyecek şekilde o hastalığı körükleyecek şeyi yapıp, sizi ağır ağır öldüren sinsilikler gibi…

-Gece yatmadan önce halisünasyonlar, korku verici yapay sanrılar devam ediyor.

-İşkenceleri gece uyandırarak yapmaya başladılar.

-Sabah uyanır uyanmaz yapılan işkenceler devam ediyor.

-Bir seferinde zihnimde “Amerikaa” diye bir sesle, sonra dalgalanan Amerikan bayrağının önünde hayal meyal bir silüetin bana gülümsediği bir rüya ile uyandım.

-Arada sırada bana yaptıkları rakamlardan oluşan işkencelerle örtüşecek şekilde haberler de oluyor. Kaç gündür zihnime “Bu teknolojiden tamamen kaçmanın imkanı yok. Zihne ulaşamasak bile odanın içini, yer altını, su altını çok rahat görebiliyoruz. Uzayı söylemiyorum bile. Yeraltında henüz bulunmamış fosilleri bile görebiliyoruz. Birkaç yüz tanesi gayet duruyor yerli yerinde.” gibi konuşmalar gönderdiler. Bu furyadan bir hafta kadar sonra “Kanada’da 23 milyon yıllık bir fosilin bulunduğu” haberini okudum… 23’ün de işkenceye dair rakamlardan biri olduğunu hatırlatırım…

Büyük İstanbul Depremi’nin 2020’de olacağını sürekli hatırlatıp duruyorlar. Geçen hafta, yeni başlayacağım okulun yollarını keşfetmek için Fikirtepe yollarındaydım. Solumda son moda bir site inşaatı, sağımda bitişik gecekonduların olduğu sokaklardan geçtim. Kentsel dönüşüm falan filan. Yolda yürürken aniden “Bu gördüğün insanların çoğu 2020’de ölmüş olacak. Hep yıkılacak buralar. Müteahhitlerin önünü açacağız, ne sandın.” diye bir ses gönderdiler. Umarım dalga geçiyorlardır, gerçekten…

!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Bakın bu kısım çok çok önemli. Anlattıklarımın %100 doğruluğuna ve ne gördüğümden emin olduğuma yemin ederim.

Evimde tepesinde hayli kuvvetli fener ışığı olan bir radyo var. Odamda masada çalışıyorum her şey normal. Radyo solumda olacak şekilde vitrinde. Yansa o ışığı görebileceğim açıda. Yanmıyor tabii.. Sonra kalktım mutfağa su almaya gittim. Döndüğümde radyonun ışığı yanıyordu. Kendi kendime kaç defa sordum. “Işık yanıyor muydu iyi hatırla.” dedim. Gözümden kaçamayacak kadar parlak ve ortalık yerde duruyor radyo… “Düğmesine bastın da öyle bıraktın mı, iyi düşün…” Hayır, yanına bile yaklaşmadım. Yani odamdaki radyo kendi kendine yandı sevgili okurlar… Aynı gün gece vakti uyumak üzereyken zihnime bir devre şeması göndererek, devre anahtarının kapatılıp açıldığı bir animasyon yaptılar ve “Biz uzaktan kontrol edebiliyoruz o devreleri.” dediler…

-Özellikle mide, yorgunluk, sindirim olacak şekilde fiziksel işkenceler devam ediyor.

-Bir de son birkaç haftadır özellikle zihnime aynı anda birbirine zır isteklerin olduğu beyin haritalarının gönderilmesi gibi garip ve kendilerince dalga geçen bir şey başlattılar. Mesela uyumaya çalışıyorum. Sonra zihnime aniden hem çok şiddetli bir uyuma dalgası, hem de çok şiddetli bir tuvalet isteği geliyor. Çalışırken, ana kısmı bitirdikten sonra hem kalkıp çay koymam, hem de bir tane daha ufak tefek bir işi tamamlamam şeklinde telkin geliyor. Gerçekten insana işkenceden ziyade bir gıcıklık olan bu kısım “Manası yok” dedirtiyor. Eski Dost’un hikayesinde anlattığım şeylerin intikamını alırcasına böyle şeyleri sürekli yapıyorlar. O hikayede anlattığım ne varsa üzerinden 2 sene geçtikten sonra bu sefer de zihnimde oluyor.

-Beyin haritası hakkında konu açılmışken sigara ile ilgili yaptıkları efsane zaten.. Sigara içmediğim birkaç gün; canım hiç tütün çekmeyecek şekilde beyin haritası basmaları. Hiç olmadık zamanda aniden sigara isteği gelmesi. Ağır bir akşam yemeği yedikten sonra sigara içmiş hissiyatını bana göndermeleri ve canımın hiç mi hiç sigara istememesi…

-Bir de anlamadığım şekilde kaç gündür, geçen zamanlarda ifade vermesine bir gün kala sözüm ona kalp krizi geçirerek vefat eden Ankara İstihbarat Şube Müdürü Zeki Güven’in resmini, vs. gönderip duruyorlar. Zeki Güven’le konuşuyormuşum gibi şeyler yapıyorlar. Bazen komik, bazen terbiyesiz aşağılamalar eşliğinde animasyonlar yapıyorlar. Sanki kendilerinin öldürdüğünü vurgulamak ister gibi…

Zaten bununla ilgili yeni bir şey daha olmuştu. Birkaç gecedir oyun falan oynayarak sabahlıyordum. Geceleri genelde işkence yerine güldürecek şekilde bir zihin kontrolü yapıyorlar. Benim taa en başlardan beri aklıma aklıma “Acaba zihin kontrolcüler, yani bu cihazları kullanan insanlar nasıl böyle oldular? Malum, yapmanız gereken şeyler ortada. Her gün öldürdüğünüz birkaç kişi, sebep olduğunuz birkaç trafik kazası, kanser, musibet, vs. vs. Şeytanın ayak işlerini yapan gönüllüler gibiler herifler.. Ve çocukluklarından beri imkanı değil böyle psikopat olamazlar… Bir şeyin bunları böyle yaptığı kesin… Yani masonikmi desem FETÖ mi desem, o tarzda seçkin, bütün dünyayı kendisinin kölesi gibi gören megaloman bir ortamda yetiştikleri kesin… Ama dürtüleri nasıl gitti. Nasıl onlar için rutin bir olay oldu bu… Zihin kontrol makinelerine komutlar verip birini öldürürken neler hissediyorlar?… Acaba geçmişteki ve şu anki kişilikleri nasıl?… Önceden de bunun için yetiştiriliyorlar mıydı yoksa sonradan özel bir eğitime tabi tutulup değiştirildiler mi?” gibi… Oyun oynadığım gecelerden birinde “Aha böyle oluyor işte” diye başlayarak, makinelerin kullanıldığını ima eden bir dizi ses ve görüntülerden sonra “Good Bye Zeki… Evet.. Gereken yapıldı. Hadi öğle yemeğine…. Bu kadar…” şeklinde bir bildirimde bulundular… Ayrıca bize “Öldürün şunu.” demiyorlar. “Gerekeni yapın.” diyorlar. Yani biz de “Öldürmek tabirini pek kullanmıyoruz, gerekeni yapıyoruz.” şeklinde son bir cümle söylediler

(İlerleyen günlerde de ‘şımarttılar bizi buralarda ondan oldu.’ diye eklemeyaptılar.

 

-O’nunla ilgili yapılan işkenceler daha da pervasız, daha ileri giden, ağlatan, sinir krizine sokan bir hal aldı.

EYLÜL 2018

1-10 Eylül 2018

Genel itibariyle aynı işkenceler…

11 Eylül 2018

-Sabah uyanır uyanmaz yapılanlar daha hafifti. Sonrasını bilemeyeceğim…

-Akşam Türkiye-İsviçre maçı sırasında uyuyordum. Heyecanlı bir rüya görerek uyanmama ve 1 saniye sonra dışarıdan “Gool” diye bağırılan sesi duymam bir oldu. TV’ye baktım, maçta gol olacağı zamanla eş zamanlı uyandırmışlar…:) Bu cümledeki gizemi çözmeyi okuyucuya bırakıyorum…

-Öğlen vakti klasik tacizler oldu.

-Bir de şu sıralar hayvanlara da uygulanan zihin kontrolü ve hava olayları ile ilgili çok şey yaşıyorum. Tam bana bir şey söyledikleri anda gök gürlüyor falan… Bugün biraz komik bir şey oldu. Gittiğim spor salonunda bir köpek var. Sporu bitirdikten sonra benimle soyunma odasına girdi. Duş aldım. Üzerimi değiştirdim. Baktım sağda solda geziniyor hala. Sonra aynada kendime bakarken “Al lan” diye bir ses duydum. Bir döndüm baktım köpek poşette en üstte olan boxer’ımı çıkartmış onunla oynuyor. Neyse…

-Ayrıca 1-2 aydır söylemeyi unuttuğum, ha geçti ha geçer diyeceğim şekilde üzerimde sürekli mide ve bağırsak rahatsızlığı yaratıyorlar. Çok iyi besleniyorum, az sigara içiyorum ama nafile, kronik gibi…

12 Eylül 2018

-Sabah O’na yönelik klasik işkenceler dışında olağan bir gün…

-Derken; saat 10:00 cıvarında başladı yoğun süreç. Bu arada günlüğü detaylı yazmadığım zamanlarda olaylar aşağı yukarı aynı, değişen bir şey yok…

13 Eylül 2018

-İki gündür uyandırma alarmımın hemen öncesinde olacak şekilde uyandırıyorlar. Rüya manipülasyonuyla falan uyanıyorum, en fazla 20-30 saniye sonra alarm çalıyor.  Haftalardan beri istisnasız böyle… Sabah kalkar kalmaz yapılan ve aylardır hiç değişmeyenler de cabası…

Hatta yaklaşık yazdan beri sürmekte olan bir işkenceyi de anlatayım: Karşılaştığım telegramcılardan biriyle beni karakter suikastı olarak karıştırdılar. Yüz hatlarıyla ve mizacıyla bütün saklı komplekslerimi, zayıflıklarımı kullanarak ve Eski Dost hikayesindeki olay akışıyla birleştirerek şimdiye kadarki en acı verici işkenceleri yapmaya başladılar. Muhtemelen oradakilerden, cihazı kullananlardan biri ve kendisini normalde olduğunun en zıttı şekilde resmederek, insanların mahremleri üzerinden güçlü gözükmeye çalışarak en ağır işkenceleri yapıyor. Ben bir 12 Eylül mahkumuysam o da benimle ilgilenen gardiyan. Benzetme açısından o derece acı çekiyorum… Belki bir gün işkence biterse bu acıları sınıflandırmaya ve yazıya dökmeye uygun psikolojim olur… Bu işkencelerin yanı sıra alabildiğine bir duygu manipülasyonuyla sizi zorla olayın içine çekerek “Hem telegramcı, hem senin mizacına sahip, hem de senin sevdiğin her şeyde senden daha iyi” diye bir zihin kontrolüyle libidonuza saldırıyor. Cümlenin basit gözüktüğüne bakmayın. Yani sıradan bir ego yarışı gibi gözükür bu kısım ilk kez okuyan biri için. Fakat o ilk kez okuyana diyeceğim şu; sana da bir zihin kontrolü yapsınlar, bak bakalım karınca gördüğün zaman nasıl anlamsızca korkuyorsun, nasıl anlamsızca mavi hırka gördüğün zaman sinirleniyorsun…:)

Bir de olmayan erkekleiğini ancak ve ancak bana 15-20 dk işkence yapıp, birkaç hafif zihin kontrolüyle sinirimi bozup dikkatimi çektikten sonra, onu da beni sabote edip beni çalarak anca yaptığı bir süreçle yapabiliyor. Sürekli “Sen bir kişi değilsin oğlum, birey değilsin. Sen ya….sın benim.” diye ses gönderiyor. Kontrol altında olduğuma dair imalarla özgüven zedelemeye çalışıyor. Eee o zaman kendi kendini çökertmene sebep  olan ya….na sahip çıksana… 

Evet; sevgili perp’ler, telegram cihazı kullanmayıp da telegramcıların o…pusu olanlar. Sizinle muhtemelen böyle ciddi, James Bond özentisi bir imajla konuşan o saygıdeğer telegramcılarınız var ya.. Odadan içeri girdikleri zaman o makineleri İstanbul’da kendi halinde yaşayan, 25 yaşındaki birinin zihnine “Sen benim y….sın” diye ses göndermek için kullanıyorlar haberiniz olsun. Öyle beyinlerinizi yıkadıkları gibi yüce amaçları, kutsal emelleri olan soylu insanlar falan değiller. 

İşkence metodu pek anlamlanmamış olabilir zihninizde.. Aman Allah korusun ama zihninizi, bütün zayıflıklarınızı gören bir makine eşliğinde size has olacak şekilde benzer resimleri, sinyalleri düşük dalgadan bir göndersin. Bakın bakalım nasıl olduğunuz yerde volta atıyorsunuz, duvarı yumrukluyorsunuz. Tek bir surat ifadesiyle bile aniden 0’dan 10.000’e yükselen o sinirin tarifi yok, gerçekten.. Gerçekten… Sonra da onu telafi edecek versiyonunu bir yapıyor, normale dönüyorsunuz, 10.000’den 0’a geri düşüyor. Ayrıca; bu işkence metodu bittiğinde kelimelerle yeniden ve daha iyi olacak şekilde ifade edebilmeyi umuyorum.

-10/15 gündür aralıklı olarak kulak ağrısı yapıyorlar. Özellikle sağ kulağımdaki orta kulak iltihabını nüksettiriyorlar. Taklit bir ağrı oluyor. Özellikle bugün başlayan bir mide sancısı, psikolojik işkenceler ve O’nunla ilgili olanlar olacak şekilde yoğundu. Bugün ayın 13’ü olduğu içinmiş. 13 onların sayısıymış…

14 Eylül 2018

-Dünden beri inanılmaz bir mide-bağırsak sancısı çekiyorum. Zihinsel işkence bitmeye başladıkça fiziksele geçeceklerini söylüyorlardı ve olmaya başlıyor. İki akşam boyunca ne çektim o sancıdan, mide ağrısından. Hatta acıyı doğal sebeplerden değil, onlar yüzünden çektiğimi açıklar bir şekilde onu da düğmeye basılmış gibi yaptılar…

-Eski Dost’un hikayesinden itibaren bütün işkenceleri hikayeyle birleştirerek bir olay örgüsü çerçevesinde yapıyorlar.

-Yoldan geçen herkes üzerinden (özellikle yanımdan geçen bayanlar) O’nunla ilgili işkenceler yapıyorlar. 10-15 gündür çok yoğun. En çok bu zarar veriyor…

-O’nun yıllar yıllar öncesinden, bana yönelik olayın başlangıcından beri takip edildiğine, perp’lerin etrafında dolaştığına, gözetlendiğine dair alenen psikolojik ve mahremi kullanmak suretiyle işkence ve alenen tehdit yapıyorlar. Son 2 aydır O’nunla ilgili yapılanların derecesini ne siz sorun, ne ben söyleyeyim…

-Arkadaşlarımla görüşmeme tahammül edemiyorlar. Bir arkadaşımla bir sorunumu konuşup dertleştiğim zaman “Sen bunları sadece Eski Dost’la konuşurdun. Burada sadece Eski Dost’la otururdun. Eski Dost için..” diye işkenceye başlıyorlar.

15 Eylül 2018

-Son 2-3 aylık periyotta biraz fazladan para harcamama sebep oldular. “Eski Dost’tan aldığın para için” diye başlayıp psikolojik işkence yapıyorlar.

-Voice to Skull’lar eşliğinde. Çok yüksek sinir bozukluğu ve baş ağrısı var şu an. Hafta sonu yaparım dediğim işleri yapamıyorum. Bu sefer o düğmeye basılmış gibi aniden olanlardan değil. Sürekli devam ediyor ve çok şiddetli. Resmen bana garezi olan biri eline bir cihaz almış ve rastgele üzerimde deniyor. Tıpkı “İnsan ciğerlerinin basınca dayanma sınırını ölçmek için” ölünceye kadar basınca maruz bırakılıp, öldüğü zaman deney sonucu elde edilen Nazi esirleri gibi…

-Baş ağrısı için de “Ama dün eğlendin güzel vakit geçirdin Feyyaz. Bir bedeli var bunun.” diye bildirim de yapıyorlar.

16 Eylül 2018

-Sürekli ailemin, akrabalarımın ecelleri ile ilgili düşünceler sokuyorlar kafama. “Büyüklerine yetişemeyeceksin. Eninde sonunda ecelleri bizden olacak. Kaçamazsın.. Sen de hiçbir zaman tamamen kurtulamayacaksın. Senin ölümün de benim elimden olacak. “

“Ha bu arada; yaşlanarak öleceksin. Trafik kazası falan yok.”

“Böyle giderse öldürürüz ama seni biz…” gibi… Her telden…

-Sayılarla işkence devam ediyor. Bugün ayın 16’sı ve 9’uncu aymış. 16 ve 69 sayıları yan yana gelince kutsal bir gün oluyormuş. Eski Dost’un hikayesindeki tüm döngü ve O’nunla ilgili işkenceler hızlandırılmış bir şekilde sürüyor. Her şeyin bitmesi için Eski Dost’a gidip özür dilemem, yalvarmam gerekiyormuş…:D

-Geçtiğimiz aylardan beri sayılar olayını da dalga geçer gibi daha beter yapmaya başladılar. Önceden 7, 16, 69, 19 gibi rakamlarla yapıyorlardı. Bir ara “Sayılar olayını unutacaksın.” dediler. Sonra da her sayının bir eksiği ve fazlasıyla alakalı günlerde yapmaya başladılar aynısını. 16 yerine 15 ve 17 gibi.. Sonra da “Eee daha önceki sayılarla yapmıyorum, bitti işte..” diyorlar…

-Her şey gayet normal, kafam huzurlu, kuş gibi yaşadığım bir günden sonra; o 1 gün boyunca yaşananlar tüm işkenceyle birleştirilerek “şunun siftahı, bunun bedeli” diye bir anda önümdeki 2-3 sürecek dayanılmaz bir işkence başlıyor. Şu sıralar baş ağrısıyla falan da destekliyorlar. Yeryüzünde cehennemi yaşıyorum. Eskisinden çok daha kötüleşiyorlar.

-Sürekli annemin babamın yaşlılığını düşündürüyorlar. “Yalnız bırakma onları.”, “İlgilen.”, “Gitme bir yerlere.” gibi düşünceler. Bir de aslında ortada olmayan bir duyguya dair hissiyat varmış gibi yaşattıkları zihin kontrolüyle hüzünlü, evhamlı düşüncelerden kendimi alamıyorum. Zihnime bir USB takılıymış da biri yapay olarak enjekte ediyormuş gibi duyguları… Ve yazmayı unuttuğum ve 1-2 senedir maruz kaldığım bir durum olarak; olması gerektiği kadarıyla ailemle ne zaman vakit geçirmeye çalışsam inanılmaz bir zihin kontrolü yaşıyorum. Susmuyorlar. Bütün metotları kombin olarak uyguluyorlar. En son ne zaman zihin kontrolünden ötürü el ve ayak mimiklerimin arttığı bir tedirginlik olmadan konuştuğumu hatırlamıyorum onlarla… Zihin kontrolünden ötürü birer zombiler yani, birer cisimler…

-Bütün banyo boyunca, bir de dün gece 1-2 saat boyunca hiç bitmeyen voice to skull’lar. Çok şiddetli ama…

-O’nunla ilgili işkencelerin yoğun olduğu bir gün.

-Geçtiğimiz haftalarda şu voice to skull’ı nadir bir netlikte yaptılar bu arada, kelime kelime duydum:

“Hiçbir şey yaşatmayacağım oğlum sana. Ölmek isteyeceksin, ölemeyeceksin. Ağlamak isteyeceksin, ağlayamayacaksın. Hiçbir zaman yükselmene izin vermeyeceğim. Elinde olanları da bir bir alacağım. Benim siftah işkencem olmadan tek bir adım dahi atamayacaksın. Ömrün boyunca; ne zaman mutlu ve huzurlu olduğunu sandığın an olursa ben o anı mahvetmek için orada olacağım. Ciddiyim, korkutmaya çalışmıyorum.”

17 Eylül 2018

Okulun ilk günü olması sebebiyle O’nunla ilgili yapılan malum işkenceler…

20 Eylül 2018:

-Yine saat 16’da, yine o bahsettiğim karakter suikastı suretiyle yapılan, dayanılmz bir baş ağrısı, sinir, baş ağrısından dolaşmak zorunda kaldım şu an…

-Yapay olarak vücudumda bir ağrı, sızı yaratıyorlar, aldığım bir gıda yüzünden olduğu iddiasını voice to skull yapıyorlar duruyorlar.

21-22 Eylül 2018

-Sabah kalkar kalkmaz kendimi, duvarları yumrukluyorum sinirden. Hem krize girmemek hem de sesimi kimsenin duymaması için

23 Eylül 2018

Dün gece bana “Yine yaşıyorsun ki böyle”, “İntihar etsene.” gibi düşünceleri dikte ettirmeye çalıştılar. Hemen ardından “Oğluma okul pantolonu alamıyorum niye yaşıyorum ki” diye intihar eden babanın haberi çıktı medyada…


20 Eylül’den beri iptalim.. Sinirden, işkenceden içtiğim sigaranın haddi hesabı yok. “Okul başladı ya, spor yaptın ya. Bunların siftahını yaptım. Okutacağımı mı sanıyorsun oğlum seni. Yok öyle…” gibi tehditleri..

O’nunla ilgili gelmiş geçmiş en kötü işkenceler eşliğinde devam ediyor. Şu yazıyı yazarken bile kelimeleri devam ettirecek takati zor buluyorum. Ellerim titriyor, başım ağrıyor…

Okula başlamanın cezası imiş!…

-Spora başladım. Oramın buramın kırılacağı ile ilgili tehdit ediyor. Sağ beynimle uğraşmayı bırakacaklarmış, sonunda sağ kolum kırılacakmış.

-Enformasyon, beyin haritası bombardımanı!…..

30 Eylül 2018

-Arada geçen süre boyunca işkenceler devam etti.

-Bugün “Yaparım çünkü ben çomarım. Şartları zorlamayı seviyorum çünkü mükemmelim ben.” gibi konuşmalar eşliğinde çeşitli işkenceler devam ediyor.

-Siftah oyunu yine başladı.

-Saat 16 işkenceleri tüm hızıyla devam ediyor.

-Akşam vakti; O’nunla ilgili bütün ay boyunca istikrarlı bir şekilde devam eden işkencelerin en kötüsünü yaptılar. Şu an anlatamıyorum. Gittikçe daha da kötüleşiyor.

-Etrafta var olan ritmik sesler benim için bir işkence… Ritmik bir şekilde devam eden yürüme, koşma, alkış sesleriyle aynı anda yaptıkları işkenceler balyoz etkisi yaratıyor zihnimde. Önce bir voice to skull bombardımanı yapıp sonra ben mecburi olarak telkinleri dinlediğim, derinlere daldığım sırada evdekilerden birinin öksürmesi bile bir işkenceye dönüşüyor…

BİR GÜN BUNUN NASIL BİR ŞEY OLDUĞUNU ANLAYACAKSINIZ. PEKİ BU İNSANLIK HANGİ DURUMDAYKEN OLACAK, HER ŞEY GERİ DÖNÜLMEZ ŞEKİLDE BİTTİKTEN SONRA MI OLACAK, ONU ANLAMAK ZOR…

1 Ekim 2018

-Sabah uyanır uyanmaz yapılanlar bitti ama yapacakmış gibi korkutmaya başladı bu sefer… Sanki işkence başlayacakmış gibi bir hissiyat veriyor ve gölgenizden bile korkmanıza sebep olmaya çalışıyor. Uyandıktan 5 dakika sonra yapmaya başlıyor, bu sefer de “Ama uyanır uyanmaz yapmadım işte söz verdiğim gibi..” diyor.

-“Ama yemek yiyorsun bunun bir bedeli olmalı.” diye işkenceye başlıyor.

-Yapılan işkenceler sonrasında bana ettiğim yeminler hatırlatılıyor sonra da “Bak, hiç olmadı MİT’te, orduda falan çalışacaksın iyi bir maaşla, o da mı kesmedi, bir şekilde anlaşılacak seninle burada 50.000’lerle falan çalışacaksın, sonra da susacaksın tamam mı? Kendini kandırma, peşimden gelmeyeceksin, hiçbir şey yapmayacaksın.” diye telkinler yapıyorlar…:))

-Akşam yemeğinden sonra şu notu yazmak için defteri açıyorum. Sabahki “Ama ymek yedin bir bedeli olmalı.” cümlesini gördüğüm için diye işkencelere başlıyorlar bu sefer…

2 Ekim 2018

-Yaptığım her hareketten, dışarıdaki ritmik seslerden O’nunla ilgili işkenceler yapıyorlar. Dün gece bir sürü fiziksel saldırı eşliğinde O’nunla ilgili en ağır işkenceleri yaşadım. Ayın ilk günü olduğu içinmiş.

-Aldırmadan dümdüz devam ediyorum ama susmuyor. “Daha bitmedi hesap.” “Eski Dost’un beynini yediği gibi kaldığı yerden ben devam edeceğim böyle.” “İstemiyorum senin okumanı da, çalışmanı da, OKUMANI İSTEMİYORUM O BÖLÜMÜ” diye bağırarak voice to skull yapıyorlar.

1 Ekim’de yaptıkları konuşmalardan:

Sana işkence yapmamızın tek bir sebebi var. Tutulduk sana… Tipini, yürüyüşünü falan pek beğenmedim. Sana işkence yapmanın daha doğru olacağını düşündüm, toplum güvenliği açısından… E o esnada ben de eğleniyorum tabi.. Tek sebep bu yani başka bir şey yok…

9 Ekim 2018

-En son yazdığımdan beir yolda, otobüste, boş zaman olan, zihnimin gevşediği ne zaman varsa zihnimde yine O’na ve başka değerlere yönelik hakaretlerle uğraşıyorlar.

-İşim bittikten sonra ssat tam 16’da başladığım sporun da işkenceyle beraber başlaması.

-Burnum, başım, sindirimim, yorgunluk hissiyatı, vs. olacak şekilde fiziksel olarak da uğraşıyorlar.

-Neredeyse Haziran 2018 cıvarından beri sabah uyanır uyanmaz gördüğüm ilk şey O’nunla ilgili aşağılayıcı resimler oluyor. Haziran’dan beri… Yaklaşık 150 gün, farklı çeşitlerde yapılanları saymıyorum. Ama bir insanın en az 150 gün boyunca sabah uyandığı ilk saniyede neden uzaklarda sevdiği birisi aşağılanır ki…. Ve bir insan çektiği bu ultra sistematik, testere gibisinden bir psikopatın elinde amaçsızca çektiği bir işkenceye, anlattığın zaman ya komplocu, ya vatan haini, ya da bir şizofren ilacı verip sizi gönderip kimsenin inanmadığı bir işkenceyi çekip neden yaşamak ister ki?… Arada bu düşünceyi sokuyorlar kafama. Bir iki tanecik “Hayat o kadar güzel ki.” konulu yazı yazdığım içinmiş. Ama haklılar, ben de hiçbir zaman anlamadım kafayı yedirecek, baya baya kimseyle konuşturulmadan yıllarca bir odaya kapatılıp istismara uğramış insanlar gibi yaşıyor olmama rağmen neyin beni tuttuğunu… Sonra da buldum, intikam umudu… Günlerden bir gün bir şey olursa, hayatta olmak istiyorum… Bu kadar…

Sanırım bodoslama ilerliyor olmamın kökeninde yukarıdaki anlattığım durumun farkındalığı var. Yoksa korku hissederdim. Gerizekalılar beni en ufak bir emek tanesine kadar onlara karşı çalışacak, otomatik saldırılar düzenleyen bilgisayarlar gibi dümdüz kendilerine saldıracak şekilde hacklediler. Kendilerine zarar verecek şekilde. Bizim de bir self-yazılımımız var hani…:) Alacağınız diplomaya da, göreceğiniz eğitime de, 2200’den olan atarilerinize de sokayım gerçekten…

Velhasıl kelam.. Gerçekten çok kötü durumdayım. Buraya çığlık atan, hezeyan yaşayan kelimeler bulmak istiyorum dehşetimi tam olarak aktarması için ama elimden bu kadarı geliyor. Yazının yetersiz olduğu bir noktadayım ilk defa… Bir de bu her sabah 1. saniyede yapılan oyunlara ek olarak 2-3 senedir yapılan “Şunun bedeli. Ama bunu bunu yaptın bir bedeli var bunun. Şunun siftahı. Bedava değil hiçbir şey.” gibi şartlandırıcı faktörlerin duygularım, düşüncelerim üzerinde parçalayıcı etki yaratması… Bir insanın gülmeye, hüzünlenmeye bile işkence olacak diye korkacak, hatta yeni bir sokağa girdiğimde bile sinir krizinin eşiğine getirilmesi, bütün bunların zihin kontrolünden önceki hayatınızda siz farkında olmadan yaptıkları manipülasyonlara olan sinirinizle birleştiğini, aklınıza gelebilecek her gevşeme, duygu, dinlenme, yeni bir iş, yeni bir şekilde yeni bir ürün, en ufak bir yeni eylemde bunun yapılarak dışarıdan normal gözüken akışa rağmen algılarınızın size kafayı yedirecek şekilde manipüle edilmesi ve işeknce görmeniz, bir de bunun zengin, Yeni Dünya Düzenci, çomar, kibirli, megaloman, ayak takımı, eline güç geçmiş ezikler ve beyni kaldırım taşına vurula vurula parçalanası, tipini beğenmediğiniz için öldürülesi şımarıklar tarafından yapıldığını bilmek.. Böyle kişiler tarafından O’nun ne derece aşağılandığını yaşamak ve bilmek… Bitti, neden yaşadığımı ve hayatımdaki her şeyi şimdilik bu kadar anlatabiliyorum. Zamanla kelime dağarcığım genişleyecek…

14 Ekim 2018

Bugün yapılan işkenceler çok kötüydü.. Yine aynı aşağılamalar, magandalıklar, yine aynı şımarıklıklar…

Bir de tam 2 aydır devam eden bir işkence modeli daha var:

-“Yapayım mı lan? Yapayım mı!…” “İstesem yapabilirim biliyorsun değil mi?”, “Bak istesem şunu şunu yapabilirdim, şanslısın bence…” modeli… Yukarıda anlattığım işkenceleri çeşitli şekillerde yapıyorlar. Zarar verecek derecede yaptıkları bir işkenceyi yapmakla aynı anda daha fazlası için “Yapayım mı lan, yapayım mı?” diye bir bağırış sesi duyuyorsunuz. Bazen de yapayım mı lan derken en kötüsünü yapıyorlar zaten… Sonra yine aynı şekilde bir işkenceden sonra “Bak istesem daha kötüsünü yapabilirim biliyorsun… Bak istesem beynini patlatabilirim senin şanslısın bence.. Yahu daha az önce yemek yemene izin verdim ne kadar nankörsün, iki işkence gördü hemen küfür hemen…”  gibi bir muhabbet var.

-Dün geceden beri yoğun işkenceler devam etti. Bütün bu işkencelerle birlikte yine Eski Dost’u koruyorlar: “Sen onu yakalayıp tadını çıkartacaktın ya hani. Al işte tadı bak…” diye O’nunla ilgili en ağır işkenceleri yapıyorlar. Dün gece yine o acziyeti, sevdiğim aşağılanırken hiçbir şey yapamama duygusunu yaşadım ve çocuk gibi ağladım. Sesler görüntüler gelmesin diye refleks olarak ellerimle kafamı siper ettim ama tabii ki duymaya devam ettim. Her şey devam etti….

-Bugün yolda giderken, sitelerle ilgili bir sorun için webmaster sitelerinde araştırma yapmak aklıma geldi. Sonra da akıl almaz işkenceler başladı. “Eski Dost bilgi verdi sana, buralar onun, bilginin karşılığı, bedava mı oğlum bilgi.” diye işkenceye devam ettiler. Şu kelimeleri yazdığım anlarda bile patladım patlayacağım.

16 Ekim 2018

-İstesem şunu şunu yapabilirdim işkencesi devam ediyor.

-Bak işkencesiz olarak tuvalete gittin, işkencesiz olarak yemek yedin. şükretmelisin bence.. gibi cümleler.

-3 gündür yapılan bir voice to skull bombardımanı, hissizleştirme, ne düşüneceğini bilememe hali, psikolojik oyunlar işkenceler…

-“Zevkine yapıyorum bunu sana.”

-“Eğleniyorum şu an.”

-“Neden uğraşıyorum seninle biliyor musun? Canım istediği için.”

-“Acı çekmeni istiyorum acı…” diyor.

-Sıralı bir şekilde yaptıkları sinir krizleri, ilk yaptığını telafi edecek bir zihin kontrolünü eskisinden 2 kat sinirlendirecek bir şeyle beraber yapmasını şöyle açıklıyor: “Seni ille sinir edecek ya. Her şeyde bir kıllık yapacak ya. Hiçbir şeyi tam yapmayacak ya..”

19 Ekim 2018

-Günlerdir süren yoğun işkencelerle birlikte, Eski Dost’un fake yollarla O’na hakaretler eden yorumları başladı. Yorumları gördüğüm anda tüm telegram unsurları seferber olmuş; gülüp geçeceğim halde olmayan sinirleri yaratmaya çalışıyorlar. Erkekliğinize sokayım hepinizin, yıllardır böyle mi çalışıyordunuz beraber. Hayatta torpil kadar gurur kırıcı, aşağılayıcı, bir kişinin ömrü boyunca yarım kalmasını sağlayan bir şey var mı bilmiyorum…

-Arkadaşım olan bir zihin kontrol mağduruyla uzun uzun telefonda konuştuk. Telefonda ağlıyordu. Çocuklarıyla ilgili kendisine verdikleri hezeyanlardan, acı verici düşüncelerden ötürü… Öyle bir durumdaydı ki, o kadar çaresizdi ki; şu binlerce kelimelik yazdıklarımın hepsini unuttum… Anlatamıyorum, canları sıkıldığı için çocuklusundan bilmem kimin kadar insanların hayatlarını nasıl mahvettiklerini, hayatlarını nasıl Testere gibi bir seri katilin parkuruna çevirdiklerini anlatamıyorum, tam olarak olmuyor bir türlü.. And olsun ki hepsinin hesabı sizden en acı verici şekilde sorulacak, intikam yolundan bir an olsun cayarsak… İnsanın başına gelebilecek en kötü şey olarak size benzeyelim…

-Öldürüleceğim, faili mechul olacağım ile ilgili korkular vermeye çalışıyorlar.

20 Ekim 2018

Eski Dost’un hakaretleri ve benim cevabım olarak söylediğim şeyler kullanılarak bana işkenceyapılması şeklinde sabahtan beri işkence çekiyorum.

21-22 Ekim 2018

-İşkenceler, aşağılamalar aynı şekilde devam ediyor.

22 Ekim 2018 akşamı:

-“En kötüsünü yaparken yapayım mı lan?” diye tehdit etme olayını bu sefer çok kötü bir şekilde yaptılar. Daha öncesinde cevaben yazdığım “Yarışmayı kazansanız bile havuza atarlar.” tarzı bir paylaşımın intikamıymış..

-Bütün gün yapılanlardan sonra en ağırlardan birini yaşıyorum. Şu anda yine yine gönderilen resimlerle ne sinirli olabildiğim, ne aldırmadan devam edebildiğim o şoklardan birindeyim. Aklım almıyor.. Cumhurbaşkanının, kimsenin ruhu duymadan öldürülebileceği bir yerlerden, benim gibi birinin yıllar yıllar öncesinden var olan hatıraları neden böyle durduk yere aşağılanır? Benim suçum ne, onun suçu ne?…

Ömür boyu bana inanmayacak mısınız? Bana deli mi diyeceksiniz? Öldürülecek miyim? UMRUMDA DEĞİL…

Senin intikamını almazsam, almaya ömrüm yetmese bile ölmeden önceki son hamlem bile onlara zarar verecek şekilde olmazsa ve kendimi zorla öldürtmezsem erkek değilim. Bunları yapmazsam gerçek bir adam olarak ölemeyeceğim,  bu şekilde anılacağım ve her zaman böyle bilineceğim… Namusum, şerefim üzerine ant içerim…

-İşkence yaptıktan sonra “Kaç gündür çok yazıyorsun ya, öyle sinirlendim. Ondan yaptık. Niye çalışıyor ki bu? Ya istemiyorum çalışmasın ölsün açlıktan bırak..” diyorlar.

-Sürekli tehdit, her şey tehdit.

24 Ekim 2018 

-“Tatile gideceksin, bir an planını yaptın ya bir an panik oldum.” diye işkence yapıyor.

-“Sen kimsin oğlum, kimsin sen ya? Neyine senin tatil ya!…”

-“Ne hakkı var ki bunun tatil yapmaya, niye düşünüyor ki…”

Yaz tatili düşüncesinin aklımdan geçmesiyle bunlar oldu. Kaldı ki o düşünceyi de kışın ortasındayken onlar verdi zihnime..

-Sabahın ilk saatlerinden yattığım saatlere kadar günün sonunu nasıl getirdiğimi hala anlamadığım, gelmiş en zulüm dolu günlerden biri oldu.

-“Karın kızım, hepsi benim. Hakkım bu benim, yetkim var buna, ben istihbaratçıyım bunu yapabilirim. Hepinizin karısı kızı benim. İstediğimi istediğim şekilde de izlerim. İzlerim de, s…m de…”

-Soğuktan eve girince “Sıcak yediğin için…” diye, çay koymaya kalktığım zaman “ayağa kalktığın için.” diye yapılan işkenceler…

-O’nunla ilgili işkenceler

-Dışarı çıktığım zaman önümden geçen iki horozdan sonra kafası ben olan bir horoz resmi gönderip “Busun a…k busun, kümes hayvanımızsın bizim, napabileceğini sanıyorsun bize…” diye yapılan bir söylem…

-“Ben size ne yaptım?”

-“Hiiç nefes alıyorsun, sinirimizi bozdun…”

Diğer günlük yazılarına buraya tıklayarak tam liste halinde ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *