1 Mayıs 2017 saat 22:42 – Bir aylık işkence özeti

Gönül isterdi ki bu güzel günde böyle dünyanın en b.ktan, en baş belası meselesiyle uğraşmayalım. Ama bu telegram/zihin kontrol günlüğüne devam etmem gerekiyor.

Son yazımdan itibaren aylar oldu yazmadım. Aradan geçen sırada telegramcı şerefsizler hayli heyecanlanmış olacak ki, yazıya başlamadan 1-2 saat öncesinden beri sitelerime yapılan ufak çaplı bir yavaşlatma saldırısının geçmesini bekliyorum. Ara ara verilen baş ağrısı ve kaşıntı da cabası… (Bunu yazarken şiddetli bir kaşıntı daha yedim). Henüz icraate başlamadan yıldırma taktikleri bunlar. Ben her zaman söylüyorum: Adamların elinde tehlikeli bir teknoloji var. Ama o kadar… Ötesi yok. Onu da hormonsuzlukları sebebiyle kullanıyorlar zaten. Anladığım kadarıyla telegram makinesiyle oynamak onlarda gerçek bir birey olarak yaşayamadıkları gençliklerinin, bastırılmış, hastalıklı beyinlerinin, topluma adapte olamamış şımarık, bencil zenginliklerinin tatminini sağlıyor. Bunlar blöfçünün teki sevgili mağdurlar. Geldiklerini taa Atlantik ötesinden bile belli ederler size. Onlara karşı somut adım atmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapamazlar. Baş ağrınızı, rüyalarınızı arttırmak dışında. Ona da zaten alıştık artık.

Neyse, aradan geçen zaman boyunca günlüğe ekleme yapmasam da yapılan işkence ve tacizleri, yaşanan olayları ana hatlarıyla not düştüm. Şimdi bu notları başlık haline getirip toparlama babında bir günlük oluşturacağım. Bunları yazıyorum ki; hem bana dinginlik versin. Hem de diğer mağdurların dosyası ile karşılaştırma fırsatı olsun. Hem de zihin kontrol ve yaşadışı tüm istihbari faaliyetlere karşı oluşturulacak literatüre, veritabanına bir katkımız olsun.

1) Telegram zihnimde O’nun ağzından konuşmaya çalışıyor

Daha önce bu psikolojik saldırıdan bahsetmiştim. Telegramın en meşhur taktiğidir: En sevdiğiniz, kendinizi güvende hissettiğiniz düşüncelerin yanına en nefret ettiğiniz şeyleri koyar. Böylece zihninizi kontrol etmeye, şartlanmaları kolaylaştırmaya çalışır. Bundan öncesi de dahil olmak üzere son birkaç haftadır zihnime o benimle konuşuyormuş gibi sesler gönderiyor. Onu düşünmediğim zamanlarda özellikle… Yani doğrudan telegram olduğunu belli edercesine, ani ve beynin tanımlayamadığı bir şekilde. Düşüncelerime cevap vermek, vs. suretlerle tahammül sınırlarımı zorlamaya çalışıyor. Dışarıda onunla ilgili devam eden imalarla ve sinir bozucu saldırılarla birlikte bir işkence yapmaya çalışıyor. Sonuç olarak; kendisiyle beraber onu kafamdan atmaya çalışıyor ya da zihnimi parçalamaya çalışıyor. Geçmişten kalan tek güzel hatırayı bir şakaya çevirip, beyninde insanlık onurunu aşağılayıp, sonra kendisinin beni kontrol ettiği gibi bir algı yaratmaya çalışıyor.

Telegramcının bu düşüncelerin beynimden atılması gereken bir hastalık olduğunu iddia ederek yaptığı işkencelere daha önceki yazılarımdan birinde de bahsetmiştim. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

“Bunu neden yapıyor?” diye soruyorsanız bunun net bir cevabı yok. Öncelikli amaç size işkence yapıp düşünce akışınızı bozmak, sürekli orada olduğunu belli etmek. Sonrasında ise aslında yaptıklarınızla siz telegramcılara yol gösterirsiniz. Mesela sevdiğiniz bir aktiviteye katıldığınızda da çevrenizdeki insanların zihnini kontrol ederek ve size tacizlerde bulunaraj rahat bırakmaz. Burada yapacağınız seçimler sayılıdır:

-Sevdiğiniz aktiviteden vazgeçerek kendinizi telegramın girdabına daha da çekersiniz.

-Aldırmamaya çalışıp aktiviteye devam eder ve katkıda bulunmaya devam edersiniz.

-Devam etmeniz halinde ya size daha fazla işkence yaparak deneylerine devam eder, ya da “Biz de senin gibi düşünüyoruz.” “Sana yardım edeceğiz.” gibi telkinlerle sizin onlara rağmen devam edip etmeyeceğinizi ya da onlar yüzünden sevdiğiniz işlerden soğuyup soğumayacağınızı test eder.

Size musallat olan dünyadışı bir varlık gibidir yani kısaca… Çözümü ise basit…:)

2)Dışarıda çalışırken şartlanmalar yaratarak işim engellenmeye çalışılıyor

Günlüğe ara verdiğimden beri sokak müzisyenliğine tekrar başladım. Az önce bahsettiğim tıpa tıp aynısı bir işkence metodu. Bu şartlanmalar çevrenizde bulunan etkenlere göre çok farklılık gösterebilir. Mesela kendiminkinden örnek vereyim: Köfte ile para kazanıp düzen kurmayı, pilav ile yeni bir eve taşınma kavramını birbirine bağlamayı dahi denediler. Ne kadar absürt gözüküyor değil mi? Ama öyle değil. Bunu nasıl yapıyorlar? Mesela rüyanızda bu şartlanmaları yaratacak şeyleri gönderebiliyorlar. Gündüzleri de sürekli olarak pilav yediğiniz zamanlarda ilgili kavramların ses olarak gönderilmesi, ya da ev, taşınma gibi vakalar sırasında pilavın aklınıza gönderilmesi sonucunda bu şartlanma oturur, sağlıklı bir şekilde düşünememeye başlarsınız ve oradan itibaren sizi adım adım kendilerine çekmeye çalışırlar. Zihninizin görüldüğünü bildiğiniz için o anlık şartlanmadan kaçamazsınız. Bu, karşı karşıya müzakere ettiğiniz bir insana zaafınızı belli etmemeye benzemez. Sonuç olarak da o şartlanmadan dolayı sağlıklı düşünmez ve kısır döngüye girersiniz.

İşte dışarıda yapılan saldırılar da buna yönelik. Siz bağlamayı çalıp insanların para bırakmasını beklerken, beyninize aniden gönderilen seslerle bağlama çalarken, yukarıdaki şartlanma gibi aklınıza sabit bir konunun gelmesini sağlamaya çalışırlar. Sonra da oturup izerler, hangi olasılık gerçekleşecek diye… Ama yemedi tabii..

Ayrıca; telegramın anlık dikkat dağıtma tacizlerinden birinde eski bağlamamı kırdım. Ekmek teknem elimden alındı. Yeni bir bağlama almak zorunda kaldım ve zarara girdim. Bu; telegramcıların bir mağdurun hayatında huzura yer bırakmamak ve kazançlarını baltalamak için yaptıkları çirkefliğin en iyi örneklerinden biridir. Yeni bağlama aldım, ama eskisi o kırık haliyle evde duruyor. Hapse girdiği zaman telegramcılara her bir telini hediye edeceğim.

NOT: 2. maddeyi yazarken inanılmaz bir kaşıntı, dikkat dağınıklığı ve yorgunluk hissi başladı. Ömrüm boyunca bu tacizler altında yazıyorum, bu tacizler altında hayatıma devam ediyorum.

3)Sosyal adalet, zengin-fakir mevzusuyla kişisel hayatı bağdaştırmaya çalışıyor

Telegramcı benim adalete, sosyo-ekonomik eşitsizliğe, kapitalizme karşı fikirlerimi bildiği için bir de buradan saldırmaya çalışıyor sık sık. Hala söylüyorum; zenginlere, patronlara mesafeli davranırım. Siyasi bir boyutu olmasa da sosyal adalete, herkesin aynı sosyo-ekonomik koşullara sahip olmasına katkıda bulunmaya yönelik bir hayat görüşüm var.

İşte o. çocuğu telegramcılar beni kendilerine çekmek için bu konuda da denemedik taktik bırakmıyor. Benim ve ailemin parasal sıkıntılarıyla alay etmeye çalışıp, bir de dünya üzerindeki tüm zenginler böyleymiş gibi algı yaratmaya çalışıyor. “Sana bunları seninle yaşıt, babadan burslu, çalışmadan parazit gibi yaşayıp giden şımarıklar yapıyor. Seni aşağılıyorlar. Senin maruz kaldığın zorlukları, boğuşmanı görüp telegram işkencesi aracılığıyla daha da çaresiz duruma düşmeni keyifle izliyorlar.” gibi kendi aşağılanma kriterlerinin ürünü olan düşünceleri dışarıda, uyumaktayken ya da rüyadayken beynime sokmaya çalışıyor.

En güzeli de ne biliyor musunuz? Bu yönden saldırmaya çalıştığı zaman ancak babayı alıyor. Gram etkilenme, dikkat dağılması hissetmiyorum. Tek aşkımla ilgili yaptıkları bana dünyayı zehir etti, uykularımı kaçırdı, hayat planlarımı değiştirerek bu adamları ifşa edip ortaya çıkarmama yemin etmeme sebep oldu. Onların o işkenceler yaparkenki iğrenç halleriyle karşımda olmalarını istedim defalarca. Elimden bir şey gelmemesi, sevdiğim bir insanın elim kolum bağlıyken öyle aşağılanması, bu hastalıklı ruhların elinde böyle şeylere maruz kalması beni şerefini koruyamamış,  korkak bir zavallı gibi hissettirdi.  O işkencelerin arttığı zamanlarda yaşadığım şeyleri bir ben biliyorum, bir de o işkenceyi yapan o. evlatları. Ve bunun intikamını hayal edilemez bir şekilde alacağım. Ama sosyal adalete yönelik her saldırısı, bana bu konudaki adanmışlığımın ne kadar sağlam ve yaş iken eğilmiş bir ağaç olduğunu gösteriyor.

Onun için bana çürük bir malı olduğun bu kast sistemini dayatmaya çalışma doktor. Hepsinin hıncı sadece, ama sadece sen ve sengillerden çıkacak. Ne yapmaya çalıştığını gayet iyi anlıyorum. Şu satırları yazarken de 8 yıllık deneğine “şerefsiz, o.evladı” gibi benzer küfürlerle sırıtıp dalga geçtiğine eminim.

4)Telegramın beynime verdiği zararlar azalma kaydederken bunu da kendisinin yarattığı bir şeymiş gibi gösterip beni tekrar girdabına çekmeye, iyileşmemi baltalamaya çalışıyor

Aylar boyunca yaratılan şartlanmalardan ama işe güce dalmam, ama bu sitedeki faaliyetler aracılığıyla kurtulurken, aynı yöntemlerle kurtulmamın telkinini aslında onun verdiğini söylemeye çalışıyor. Bu da tipik bir “iradeyi sorgulatma, özgür iraden yokmuş gibi hissettirme” harekatıdır. Sanki her şeyi onlar yönlendirdiği için yapıyormuşsunuz gibi düşünmenizi isterler. Fazla üzerinde durulacak bir şey değil. Tanrı kompleksi işte…

Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram kitabında Binbaşı İ.G.’nin söylediğini aktarması gibi: “Ben de Tanrı mıyım neyim? Sana her istediğimi yaptırıyorum. Yahu ben istemezsem sen ölemezsin bile.”

5)Sürekli kendisine ve eski dosta saygılı davranmamı söylüyor. Eski dost ile görüşmem için baskı yapıyor

Dayak yiyen çocuğun abisi misali. Bunu da sanırım hem beni sinir etmek, hem de bir umur değişen bir şey olur diye düşünerek yapıyor. Düşünsenize; beynime sesler, resimler gönderen; rüyalarımın uyku düzenimin içine eden, beynimin içinde sevdiğim, değer verdiğim her şeyi paçavraya çeviren ve bütün düşüncelerimi gören erkeksiler; onlara saygılı olmamı, hiçbir dediklerine hiçbir işkenceye ses çıkarmamamı bekliyorlar. Çevremdeki insanlarla telefonlarımı, bilgisayarlarımı, evimi, mahremimi dinleyen kişiyle hiçbir şey yokmuş gibi görüşmeye devam etmemi istiyorlar.

Fazla dikkate alınacak şeyler değil yani. Sülalelerine yedikleri küfürlerle kalıyorlar.

6)Birkaç kere trafik kazasının eşiğinden döndüm

Bu önemli bir mevzu. Çünkü daha önce rüyalar, sesler, fizyolojik, psikolojik tacizler dışında bir saldırı olmamıştı. İşe giderken ve işten dönerken birkaç gün, üst üste ve her gün birkaç kere olmak üzere arabalar, kamyonlar milimlik farklarla önümden geçti. Bir kere beynime gönderilen bir ses sonrasında yaşadığım dikkat dağılmasını takiben arkamda acı bir fren sesi duydum. Adam son anda durmuş, az daha biçiyordu yani. Hepsinde de olaydan öncesinde ya beynime gönderilen sesler ya da etraftaki ıslıkçılar vasıtasıyla benim dikkatim dağıtıldı.

Şimdiden söylüyorum: Bu; mecbur kalırlarsa telegramcıların canımıza kast etmeye çalışacaklarının ilk sinyalidir. Onları ifşa etmeye yaklaşılan her adımda bırakın suikastı, sıradan bir kazaya kurban giderek ölme riskinin farkındayım. Benim ruhum hazır doktor, ya seninki?

7)Evde dışarıdaki olaylar hakkındaki konuşmalarımız ve hayal ettiklerimiz mutlaka gerçek oluyor

Bu çok ilginç bir konu. Çünkü hem telegramın çevremdeki insanlara uyguladığı zihin kontrolüyle, hem de yakınlarıma telegram işkencesini anlatmamla ilgili… Bunu doğrudan olayları aktararak anlatıyorum:

Üst geçitte bağlama çalarken adamın biri gelip biraz ötemde durdu ve yolu seyretmeye başladı. Ama adam, lise yıllarımda oturduğum mahalledeki CD’ci abinin bire bir kopyası. Sarışın, sakallı, omzuna kadar uzun saçlı, göbekli bir tip. Üzerinde kırmızı bir mont vardı. Uzakları seyrederken adım adım yakınıma geldi. Benle bir göz teması kurmadı. Bir taraftan uzakları seyredip, bir taraftan çaldığımı dinliyormuş gibi bildiğin yarım saat falan orada bekledi. Ben çalmaya devam ediyorum ama dikkatim onda. Sonra yanına 18-22 yaşlarında biri geldi ve gittiler. Korkmayın paranoyak değilim. Buraya kadar aldırmadım. Sonrası asıl mesele… O günlük paydos edip benzinciye paraları bütünlemeye giderek aynı o adama benzeyen, ikizi gibi, ama yeşil montlu birinin arabanın yanında dükkana girene kadar beni izlediğini fark ettim. Buralardalar, bir şeyler oluyor diye kokusunu aldım. Aldırmadan eve doğru yol aldım. 

Birkaç gün öncesinde de şöyle bir olay oldu: Yine bağlamamı çalarken kuzenime çok benzeyen genç birisi yanıma geldi sohbet etmeye başladı. Tam yanıma otururken o ve o sırada geçmekte olan yaşlı bir amca para attı. Genç olan yanıma oturdu. Soruları, açtığı konular biraz manidardı ama normal ve güleryüzlü bir şekilde konuştum. Kalktığındaysa asıl sürprizi fark ettim: Yanıma çökmeden önce ikisi de para atıyormuş gibi yapmış. Saydığım zaman önümdeki paranın miktarı aynıydı.

Akşam bunları abime anlattım. Olaylar karşısında kayıtsız kalamadı. Muhabbet sonunda da “Sen arada parana falan dikkat et nolur nolmaz.” diye takıldı. Ben de “Nolcak ya çingeneler gelip hasılata mı çökecek?” diye takıldım. Ertesi gün, yani sadece bir gün sonra, her zaman gittiğim üst geçitlerden birinde tinerci bir çocuk bekliyordu. Biraz uzak bir mesafeden hafifçe süzdüm, yine de tezgahı açtım. 3-4 dk sonra yavaş yavaş yanıma geldi, fazla sigaram olup olmadığını sordu. Ben de yok dedim. Hakikaten yoktu zaten. Sonra da yavaş yavaş caddeye inerek uzaklaştı.

8)Diğer mağdurlar ve siviller ile konuşmalarımda da aynı şeyler oluyor

Aradan geçen zaman boyunca iletişime geçtiğim pek çok mağdur oldu. Sivillere de bunu anlattım bildiğiniz gibi. Yukarıdaki olaylara benzer bir şekilde konuşmalarda, hayat çizgisinde, yakın zamanda yapılan eylemlerde pek çok tesadüf söz konusu oluyor. Mesela dün yaptığınız bir eyleme bağlı olarak; ertesi gün konuştuğunuz bir mağdur sanki o olaydan haberi varmış da ima ediyormuş gibi bir üslupla konuşabiliyor farkında olmadan. Bir mağdur arkadaşla bunu konuştuğumuzda fark ettik, aynısını birkaç kez ben ona yapmışım ve o da şüphelenmiş.

Bunlar bahsettiğim o “yapay kader” meselesinin ta kendisi. Sitede de daha önce yazmışımdır. Ya da yazmak üzereyimdir.

9)Eski dost beni tahrik etme düşüncesiyle ortak olan yakınlarıma paranoid şizofren olduğum, depresyonda olduğum gibi dahiyane psikolojik teşhisler eşliğinde iş çevirmeye çalışıyor

Bundan daha önce de bahsetmiştim zaten. Öncelikle şunu söyleyeyim: Bu olayı kendi başına düşündüğünden eminim. Fakat zamanı geldiğinde geniş bir yazı olarak ele alacağım, tüm detaylarıyla. Şimdilik şunu aktarayım: Düşünce Polisi’ni açtığımdan beri önce yorum kısmına attığı birtakım yorumlarla bana çeşitli iftiralarda ve tehditlerde bulundu. Telefonlarımı dinlediğini ima edecek çeşitli iğnelemeler eşliğinde bana paranoid şizofreni gibi hastalık teşhislerinde bulunmaktan tutun da, benim şartlarımdaki birini işsizlikle, bunalımda olmakla, anlamsız paranoyaklıklarla suçladı. 

Sonrasında da her nedense benim bir ispiyoncu olduğumu söyleyip, sitede onunla ilgili bir şey yazarsam kapattırma kararı aldıracağını söyledi. Yalnız şikayette bulunmak değil, kapatma kararı aldırtmak… Kibire bak… Bir başka yorumda da beni bir ömür boyu hapis veya tımarhanede yaşatmakla tehdit etti. Sonrasında en yakın abilerimden T.’ye de bana bu tehdit dolu mesajları yazan o değil miş gibi “Feyyaz için çok endişeleniyorum. Ona iyi bak. Bol bol doğa gezmelerine götür.” gibi mesajlar yazdı. Bakın bu tehditlerle arkadaşlarıma beni düşünüyor ayağına atılan mesajlar eş zamanlı. Ergen mafya özentisi aklınca beni özelden tehdit ederken arkadaşlarıma verdiği izlenimle de beni gözden düşürecek. T. sağolsun fazla yüz vermeyince bu sefer onu da benimle beraber hapse attırmakla tehdit etti. Sonra liseden arkadaşım G.’ye de benzer bir mesaj atarak aynı şeyi denedi. Sürüngen beynine oradan da ekmek çıkmayınca geri döndü ve uzun süredir bir şey yazmıyor. Dikkat ettim de zaten bütün bu tehditlerin, alay etmelerin ardında asıl meseleden hiç bahsetmiyor bile.

10)Telegram, sadece düşünce akışını bozmak istediği zamanlarda “İnsanlarla kaynaş, koyun gibi yaşa, bir de o şekilde deney yapayım. mesajı yolluyor.

Bu tamamen sizin algılarınızı bozmak ve deneylere alet etmek için uygulanan bir taktik. Siz sanki çalışmıyormuşsunuz, normal bir hayat sürmüyormuşsunuz gibi beyninize sürekli telkinler verilir. Kelimelerin yetersiz kaldığı bir algı yönetimi. Fakirlikten ve adaletten bahsettiğiniz anda çevrenizdeki herkesin, her yayının, zihninize gönderilen seslerin tek bir merkezden programlanmış gibi “çalış, kariyer, bana ne, beni ilgilendirmiyor” gibi tepkilere yol açtığını fark edersiniz. Ama bu öyle böyle değil; sanki yanlış parola girdiğinizde sizi sisteme sokmayan bir bilgisayar gibidir. Sabrınız yetiyorsa tartışın, anlatın… Sanki aksi düşünceyi kabul etmek istemiyordur, varlığını görmek işine gelmiyordur, tanımsızdır ve seni bu algı yönetimini kabul etmeye zorluyordur o bilgisayar.

Bunlarla beraber “Bize saygı duy.” şeklindeki tanrı kompleksi ile “Bize karışma, biz arada yaparız öyle. Sen bize hayatını sergile yeter.” şeklindeki megalomanlığın birleşiminden oluşuyor. Bu telkinleri özellikle telegram üzerine araştırmalar yaparken alıyorum. Dikkat dağıtıyorlar. Telegram ile, para, yükseliş, düzen ve evliliği bağdaştırmaya çalışıyorlar. Çoğu zaman en mahreme inerek cinsellik konusunda bile telkinlerde bulunup sinir bozmaya, dikkat dağıtıp yavaşlatmaya çalışıyorlar. “2 saat telegram üzerine mi çalışacaksın, o zaman bedel: 2 saat mahremin aracılığıyla sinirin bozulacak.”  gibi bir sistem yapıyorlar.

11)Dışarıda bana bu işkenceyi yapanların etrafımda dolaştığına dair bir korku yaratılmaya çalışılıyor

Beni dışarıda herkese karşı paranoyaklaştırmaya çalışan saçma salak bir hareketten başka bir şey değil. Sonuç olarak ya onların sürüngenliğine benzeyerek rahatça dışarı çıkmayacağım, ya da etrafımdaki herkese paranoyakça davranıp gözden düşeceğim, olay psikolojik rahatsızlık şeklinde kılıf kazanacak.

Bu çoğu zaman çevremdeki insanlara da hafif zihin kontrolü uygulanmasıyla yapılıyor. Bana da aynı anda ses ve yapay hissiyat yollayarak yapıyor. Tacizlerin içeriğini ise benim düşüncelerimin bilindiğine değinerek baskı oluşturmaya, her hareketimin önceden bilindiği algısı yaratılarak özgür irademin olmadığı hissine veya mahremimi, beynimin o leş halini bilen insanların beni kanlı canlı izlediklerini ima edip korkutmaya çalışmaya dayanıyor.

ÖNEMLİ NOT:

Yazının ortalarında fakirlik, zihnen kapana kısılmışlık, hayat şartları, özel hayat gibi konularda çok sağlam bir saldırı yedim. 1-1,5 saattir beynimde gerçekleşen gereksiz reaksiyonu bastırmaya çalışarak yazıyorum. Bunlar böyle  a………. s……….. o……. evlatları işte.

SONUÇ:

Aylar süren olaylar ve bugün yazarken gerçekleşenler neticesinde emin olduğum bir şey var: Tedirginlikleri yavaş yavaş artıyor. Bunu ağırlaştırdıkları saldırılar, artan arsızlıkları ve durumu toparlama çabalarıyla iyice belli ediyorlar.

En önemlisi; bana sürekli eski dost ile görüşmeye devam etmemi ve onların sahasına girerek bu işi kendim çözmemi söylüyor. Yani onları ifşa etmeyeceğim de gerekirse suç işleyerek, gizli saklı işlere bulaşarak kurdukları zincire alet olacağım. Gizlice ifşa etsem bile kendim de onları ifşa edemeyecek kadar b.ka batmış olacağım…Gerizekalı bu herif. Aynı lisede her teneffüs test çözüp dersleri sünger gibi ezberleyen moron asosyallere benziyor.

Ben de her seferinde söylüyorum: Yasadışı zihin kontrol çalışmalarının ne kadarının ifşasına ömrümüz ve gücümüz yeter bilmem. Ama kesin olan bir şey: Türkiye’de bilinen tarih olarak 1998’lerden 2017’ye kadarki kobaylara bu insanlık suçunu işleyenler ifşa olacak ve cezalarını çekecekler. Onuruyla oynadıkları kobayların, sevdiklerini ve kutsal değerlerini kendi beyinlerinde paçavraya çevirdikleri insanların, bir Tanrı kompleksine girerek oyuncak gibi oynamaya çalıştıkları insanların bedelini ortaya çıkartılmış zihin kontrol makineleri, dinleme ve teknik takip kayıtları ve sevk edildikleri birkaç metrekarelik hapis hücreleri ile ödeyecekler.

O gün gelene kadar, sizin daha fazla Nazi doktorluğu taslamanıza izin vermeyeceğim. Size insan beynine dair daha fazla veri sunmayacağım, yasadışı deneylerinize malzeme olmayacağım.

TELEGRAMIN DİLİ, DİNİ, IRKI YOKTUR

ZATEN DÜŞÜNCE YOKSA YUKARIDAKİLER HİÇ YOKTUR

TELEGRAM HERKESİN ÖNCELİKLİ SORUNU OLMALIDIR

TELEGRAM İŞKENCESİ BİR İNSANLIK SUÇUDUR

 

Diğer günlük yazılarına buraya tıklayarak tam liste halinde ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

ELEKTROMANYETİK ZİHİN KONTROLÜ NEDEN VE KİMLERE UYGULANIR? AMACI NEDİR?

TELEGRAM ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK EDEBİLİRİZ? BELİRTİLERİ NELERDİR?

ŞÜPHELİ SÖYLEMLERİ BULUNAN T. HAKKINDA: ZİHİN KONTROLÜ İNCİRLİK ÜSSÜNDEN Mİ UYGULANIYOR?

BİRİNCİ YAZI: ESKİ DOST, SİBER TACİZLER VE ZİHİN KONTROLÜNÜN AYAK SESLERİ

İKİNCİ YAZI: ZİHİN KONTROLÜNÜ NASIL FARK ETTİM? TÜM İNSANLARA UYGULANDIĞINI NASIL GÖZLEMLEDİM?

Konuyla ilgili diğer yazılar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *